Abd başkanlarının dış politika doktrinlerinin Abd-iran ilişkilerine etkisi
No Thumbnail Available
Date
2024
Authors
Journal Title
Journal ISSN
Volume Title
Publisher
Ankara Üniversitesi
Abstract
Petrolün 1920’li yıllardan itibaren dünya enerji piyasasında kavuştuğu ağırlık ve İran’ın
Batılı müttefikleriyle olan ilişkileri bu dönemde belirleyici bir unsur olarak ABD’nin İran’a
olan bakış açısını da etkilemiştir. 1950’li yıllara damga vuran İran milliyetçisi Musaddık’ın
ABD istihbaratının yönlendirmesiyle bir darbe neticesinde görevi bırakması, Eisenhower ve
Nixon dönemlerinde bölgeye özel önem atfedilerek özellikle Süveyş Krizi sonrası İran ile
ilişkilerin çok yönlü bir biçimde ele alınması, bu dönemdeki Doktrinlerin ikili ilişkilerdeki
belirleyiciliğinin görülmesi açısından önemli gelişmelerdir.
1979 yılında meydana gelen İran İslam Devrimi süreci ise ABD’nin İran’a yönelik
bölgesel stratejisinde ciddi bir kırılmaya yol açarak, o zamana kadar bölgesel müttefik
konumundaki İran’ı küresel bir güvenlik riski yaratabilecek düzeyde bir etkiye sahip kronik bir
düşman devlet konumuna sokmuştur. Devrimin iç dinamikleri de İran kamuoyunun ABD’ye
bakışını radikal düzeyde değiştirmiş, bölgesel dengelerin yeniden kurulmasına sebep olmuştur.
Soğuk Savaş döneminde Sovyetlere karşı üstünlüğü yitirmemek ABD açısından tüm
politikalarının temelini oluşturan ciddi bir strateji olarak korunmuş, bu politikanın sürdürülmesi
bakımından bölgedeki en kritik ülkelerden biri de kuşkusuz İran olmuştur. 1990’lı yıllar ise
önce Clinton, sonra Bush doktrinlerinin uygulanmaya başlanmasıyla İran’ın ABD açısından
düşman algısının oldukça pekiştirildiği yeni bir dönemin kapılarını açmıştır.
İran-Irak Savaşı ve ABD’nin 11 Eylül saldırılarını müteakip İran’ın bölgesel ağırlığının
artması ikili ilişkilerin seyrini de büyük ölçüde etkilemiştir. 2009’da göreve gelen Obama
döneminde ise İran’ın nükleer kapasitesinin ortaya çıkışı, Batı dünyasından aktörlerin de dahil
olduğu bir nükleer müzakere sürecinin ortaya çıkmasını sağlayarak, ABD-İran ilişkilerinde
2010’lu yıllar boyunca dönem dönem gerginlik, kimi zaman da müzakere ve uzlaşmanın ön
planda olduğu bir stratejik politika döneminin yaşanmasına vesile olmuştur.