Akademik Arşiv Sistemine Hoş Geldiniz

Ankara Ünivrsitesi Akademik Arşiv Sistemi:

  • Üniversitemiz Akademik ve Kültürel Mirasını toplama, saklama ve geniş kitlere duyurmak amacını taşır
  • Üniversitemiz akademik çıktılarını uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar
  • Etkisini artırmak için telif haklarına uygun şekilde Açık Erişime sunar

Ayrıca Üniversitemiz Önlisans, Lisans ve Yüksek Lisans ders notlarına Açık Ders Malzemeleri sistemi üzerinden erişebilirsiniz.

Akademik Arşiv Sistemi birçok farklı bölümden oluşur:

  • Dergiler = Bu kategoride Ünivrsitemizde yayınlanan dergilere ulaşabilirsiniz
  • Kitaplar= Üniversitemizde yayınlanan kitapları bu kategoride bulabilirsiniz.
  • Gazeteler= Geçmişten günümüze bazı gazetelerin, bazı sayıları sizi tarihte bir yolculuğa çıkarıcak.
  • Tezler= Yüksek Lisans, Doktora ve Uzmanlık Tezleri bu kategori altında yer almaktadır.
  • ve daha binlerce kaynak; açık, ücretsiz, bir tık yakınızda...
  • Communities in DSpace

    Select a community to browse its collections.

    Now showing 1 - 5 of 8

    Recent Submissions

    • Item type:Item,
      Cartilage specific mr sequences in assessment of lunate types and their impact on triangular fibrocartilage
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2022) Akkaya, Zehra; Peker, Elif; Gülpınar, Başak; Çoruh, Ayşegül Gürsoy; Ünal, Sena; Çelebi, Mehmet Mesut; Şahin, Gülden
      Objectives: Our purpose was to investigate the effects of different lunate morphologies on triangular fibrocartilage (TFC) using cartilage specific magnetic resonance imaging (MRI) sequences. Secondarily, we aimed to define better parameters to discriminate two lunate types on MRI and posteroanterior wrist radiographs. Materials and Methods: Wrist MRIs of 118 cases with neutral ulnar variance were retrospectively assessed for lunate types based on the presence of abutting articular cartilage between lunate and hamate on coronal 3D dual echo steady state and 2D multi-echo data image combination images. Posteroanterior radiographs were assessed separately. TFC and cartilage lesions on hamate and lunate were assessed on MRI. Lunate-hamate (L-H) and capitate-triquetrum (C-T) distances were measured on coronal MRI and radiographs. Relationship between lunate types and cartilage lesions were evaluated using X2, Fisher’s exact test, t-test or Mann-Whitney U test. ROC analysis was used to determine cut-off values to best discriminate the two lunate types. Results: Mean age was 38.5±13.4 (M:F=33:85). TFC or lunate cartilage lesions showed no correlation with lunate types. L-H/C-T ratio of 0.907 on MRI and 0.75 on radiographs yielded the highest sensitivity and specificity for discrimination of lunate types. Type 2 morphology was correlated with cartilage degeneration on hamate (p=0.003). Cartilage lesions on hamate, lunate and TFC were significantly correlated with age (p=0.008, p=0.003, p<0.001 respectively). Conclusion: Lunate types had no impact on degenerative changes of TFC or lunate-sided cartilage damage in wrists with neutral ulnar variance, however type 2 morphology was highly correlated with hamate-cartilage degeneration. Age was correlated with degenerative findings on all cartilage surfaces. Amaç: Amacımız, kıkırdağa özgün manyetik rezonans görüntüleme (MRG) sekansları kullanarak değişik lunat morfolojilerinin triangüler fibrokartilaj (TFK) üzerindeki etkilerini araştırmaktı. İkincil olarak MRG ve posteroanterior el bilek grafilerinde lunat tiplerini ayırmada daha iyi parametreler tanımlamayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Koronal 3B dual echo steady state ve 2D multi-echo data image combination MR görüntüleri kullanılarak 118 nötral varyanslı el bileği MR incelemesinde lunat ve hamat kemiklerin karşılıklı temas eden kıkırdak yüzeyi olup olmamasına göre lunat tiplendirmesi yapıldı. Ayrı bir seansta posteroanterior el bilek grafilerinde lunat tipleri değerlendirildi. MRG’de TFK, hamat ve lunat eklem kıkırdak lezyonları değerlendirildi. Koronal MRG ve grafilerden lunat-hamat (L-H) ve kapitat-trikuetrum (K-T) mesafeleri ölçüldü. Lunat tipleri ile kıkırdak lezyonları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesinde X2, Fisher’s exact test, t-test veya Mann-Whitney U testleri kullanıldı. İki lunat tipini ayırmada en iyi eşik değeri tespit etmede ROC eğrisi analizi kullanıldı. Bulgular: Ortalama yaş 38,5±13,4 (E:K=33:85) idi. TFC ve lunat kıkırdak lezyonları ile lunat tipleri arasında ilişki saptanmadı. MR’de L-H/K-T MR için 0,907, direct grafilerde 0,75 lunat tiplerini ayırmada en yüksek duyarlılık ve özgüllüğü gösterdi. Tip 2 morfoloji hamatta kıkırdak dejenerasyonu ile korele bulundu (p=0,003). Yaş, hamat, lunat ve TFC kıkırdak lezyonları ile ilişkili bulundu (sırasıyla p=0,008, p=0,003, p<0,001). Sonuç: Nötral varyanslı el bileklerinde lunat tiplerinin TFC ve lunat kıkırdak üzerinde etkisi gözlenmezken tip 2 lunat morfolojisi hamat kıkırdak dejenerasyonu ile korele bulundu. Yaş, her üç kıkıdak yüzeydeki dejeneratif değişiklikler ile koreleydi.
    • Item type:Item,
      Kritik covid-19 hastalarında hepsidin, d vitamini ve enflamasyon belirteçlerinin i̇lişkisi ve yoğun bakım ünitesi sonuçlarına etkisi
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2022) Ferliçolak, Leyla; Bildiren, Nur Seren; Doğan, Özlem; Yüksel, Merve; Yüksel, Meltem Kurt; Altıntaş, Neriman Defne
      Amaç: Bu çalışmada amacımız kritik koronavirüs hastalığı-2019 (COVID-19) hastalarında hepsidin düzeylerinin değişimi ve D vitamini düzeylerinin, enflamatuvar belirteçler, yoğun bakım ünitesi (YBÜ) yatış süresi ve yoğun bakım sonucu ile ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: 1 Mart 2021 ile 17 Mayıs 2021 arasında hastanemiz pandemi YBÜ’de yatışı yapılan yetişkin hastalar prospektif olarak çalışmaya dahil edildi. Hastaların 1, 2, 3 ve 7. gün hepsidin düzeyleri ve diğer enflamatuvar belirteçleri, kabul vitamin D düzeyleri, yoğun bakım yatış süreleri ve yoğun bakım sonuçları kaydedilerek incelendi. Bulgular: Hastaların ortanca yaşı 60,5 (52,50-71,25) ve 20’si (%66,7) erkekti. Hepsidin ve lenfosit sayısının 1. günden 7. güne olan süre içerisinde anlamlı olarak yükseldiği gözlendi (p=0,01 ve p<0,01, sırasıyla). C-reaktif protein (CRP) ve prokalsitonin seviyelerinin ise 1. günden 7. güne olan süre içerisinde gerilediği gözlendi (p<0,01 ve p<0,01, sırasıyla). Hastaların YBÜ’ye kabulünde çalışılan hepsidin düzeyi ile enflamatuvar parametreler [IL-6 (p=0,61), CRP (p=0,82) ve ferritin (p=0,27)], D vitamini (p=0,13) ve demir düzeyi (p=0,90) arasında korelasyon saptanmadı. Hepsidin düzeyleri ile yoğun bakım mortalitesi arasında ilişki tespit edilemedi (p=0,95). Sonuç: Bu çalışma ile kritik COVID-19 hastalarında hepsidin düzeylerinin normal sınırlar üzerinde seyrettiği tespit edilmiştir. Ancak bulgularımız, hepsidin, IL6, serum ferritin ve D vitamini düzeylerinin COVID-19 mortalite tahmininde kullanımını destekler nitelikte değildir. Objectives: Aim of this study was to evaluate hepcidin levels and its correlation with inflammatory markers, vitamin D levels as well as its effects on intensive care unit (ICU) mortality in critically ill coronavirus disease-2019 (COVID-19) patients. Materials and Methods: Adult patients those were admitted to pandemic ICU between March 1st, 2021 and May 17th 2021 were prospectively included to the study. Hepcidin levels and inflammatory markers on day 1, 2, 3 and 7, admission vitamin D levels, length of ICU stay and ICU mortality were recorded and analysed. Results: Median age of patients was 60.5 (52.50-71.25) and 20 (66.7%) of them was male. It was observed that hepcidin levels and lymphocyte counts were increased significantly from day 1 to day 7 (p=0.01 and p<0.01, respectively). In contrast, C-reactive protein (CRP) and procalsitonin levels were decreased from day 1 to day 7 (p=0.01 and p<0.01, respectively). In the analysis admission hepcidin levels and inflammatory markers [IL-6 (p=0.61), CRP (p=0.82) and ferritin (p=0.27)], vitamin D (p=0.13) and iron level (p=0.90) was not correlated. There was no correlation between hepcidin levels and ICU mortality (p=0.95). Conclusion: In this study, hepcidin levels were above normal limits in critically ill COVID-19 patients. However, our findings do not support the use of hepcidin, IL6, serum ferritin, and vitamin D levels in predicting COVID-19 mortality.
    • Item type:Item,
      Berrak hücreli over kanserlerinin retrospektif analizi; tek merkez çalışması
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2022) Kavak, Engin Eren; Gürbüz, Mustafa; Utkan, Güngör
      Amaç: Over kanserlerinin büyük kısmı epitelyal kökenlidir. Epitelyal over kanserlerinin özel bir alt grubu olan ve nadir görülen berrak hücreli tip over kanserlerinin özellikleri, klinik yaklaşım ve sağkalımlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Onkoloji Anabilim Dalı’nda 01.01.2010-31.12.2020 tarihleri arasında histopatolojik olarak berrak hücreli tip epitelyal over kanseri tanısı alan takipli hastaların kayıtları geriye dönük olarak incelendi. Hastaların yaşları, tanı anındaki evreleri, cerrahi sonrası histopatolojik tanıları, aldıkları kemoterapi rejimleri, genel sağkalım (GSK) ve progresyonsuz sağkalım (PSK) süreleri incelendi. Bulgular: Çalışmaya alınan 11 hastanın ortanca yaşı 53 (22-70) yıl olarak saptandı. Hastaların 4’ü cerrahi evrelemeye göre evre I’de tanı alırken diğer 7 hasta evre 3c olarak saptandı. Hastaların tanı anında ortanca CA 125 düzeyi 86 IU/mL (10-3122) iken, 3 hasta normal CA 125 düzeylerine sahipti. Üç hastada eşlik eden endometriozis saptandı. Sadece bir hasta neoadjuvan kemoterapi alırken, tüm hastalara debulking cerrahi uygulandı. Hastaların hepsi adjuvan kemoterapi aldılar. Hastaların takip süreleri sonunda PSK ve GSK incelendiğinde; ortanca PSK adjuvan tedavi sonrası uzak metastaz ile nüks olan 7 hasta için 9 ay ortanca GSK 37 ay olarak saptandı. Sonuç: Erken evre berrak hücreli tip epitelyal over kanserleri diğer erken evre epitelyal over kanserleriyle benzer sağkalıma sahip olmalarına rağmen, ileri evrelerde daha kötü sağkalım görülmektedir. Objectives: Most ovarian cancers are of epithelial origin. The purpose of this study was to evaluate clinical characteristics, clinical approach and survival of the rare clear cell type epithelial ovarian cancers, which are a special subgroup of epithelial ovarian cancers Materials and Methods: The records of the patients who were followed up with a histopathological diagnosis of clear cell type epithelial ovarian cancer between 01.01.2010 and 31.12.2020 in the Department of Medical Oncology at Ankara University Faculty of Medicine were reviewed retrospectively. The patients’ ages, stages at the time of diagnosis, histopathological diagnosis after surgery, chemotherapy regimens, overall survival (OS) and progression-free survival (PFS) were assessed. Results: The median age of 11 patients included in the study was 53 (22-70) years. While 4 of the patients were diagnosed at stage I according to surgical staging, the other 7 patients were found to be stage 3c. At the time of diagnosis, the median CA125 level of the patients was 86 IU/mL (10-3122), while 3 patients had normal CA125 levels. Three patients had concomitant endometriosis. While only one patient received neoadjuvant chemotherapy, all patients underwent debulking surgery. All patients received adjuvant chemotherapy after surgery. When the progression-free survival and overall survival of the patients at the end of the follow-up period were examined, the median progression-free survival (mPFS) was 9 months for 7 patients who relapsed with distant metastases after adjuvant therapy. The median overall survival (mOS) was 37 months. Conclusion: Although early-stage clear cell epithelial ovarian cancers have similar survival to other early-stage epithelial cancers, worse survival is observed in advanced stages.
    • Item type:Item,
      Beş faktör kişilik özelliklerinden siberkondriye giden yollar: kadınlarda üstbilişsel inanışların ve hpv kaygısının seri aracı rolü
      (Ankara Üniversitesi, 2026) Sayar, Görkem
      Modern dijital çağda bireylerin sağlıkla ilgili bilgi arayışlarını internete taşıması, siberkondri fenomenini giderek yaygınlaştırmaktadır. Bu tez çalışmasının temel amacı, beş faktör kişilik özelliklerinden siberkondriye giden yolda sağlık kaygısı hakkındaki üstbilişsel inanışlar ile HPV farkındalık ve endişe düzeyinin seri aracı rollerini test etmektir. İkinci olarak, söz konusu araştırma değişkenlerinin katılımcıların yaş ve eğitim düzeyiyle ilişkisini incelemek amaçlanmıştır. Örneklem, 18-65 yaş aralığında olan 383 yetişkin kadından oluşmaktadır. Çevrimiçi anket bataryası halinde Demografik Bilgi Formu, Beş Faktör Kişilik Özellikleri Ölçeği, Sağlık Kaygısı Hakkında Üstbilişsel İnanışlar Anketi, Human Papilloma Virüsü Farkındalık ve Endişe Düzeyi Ölçeği, Siberkondriya Ölçeği katılımcılara uygulanmıştır. Veriler IBM SPSS Statistics 27 ve AMOS 24 programları kullanılarak analiz edilmiştir. Ön analizlerde eksik veri olmadığına, verinin normal dağıldığına ve uç değer olmadığına karar verilmiştir. Korelasyon analizi sonucunda yaş ile nevrotiklik arasında negatif yönlü ve anlamlı; uyumluluk, dışadönüklük ve sorumluluk arasında pozitif yönde ve anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Eğitim düzeyi ile gelişime açıklık, dışadönüklük ve sorumluluk arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Yapısal eşitlik modellemesi kapsamında yol (path) analizi gerçekleştirilmiştir. Yol analizleri sonucunda nevrotiklik kişilik özelliğinin sırasıyla sağlık kaygısıyla ilgili üstbilişsel inanışlar ve HPV farkındalığı ve endişesi aracılığıyla siberkondriyi pozitif yönde yordadığı bulunmuştur. Sorumluluk kişilik özelliğinin ise sağlık kaygısına ilişkin üstbilişsel inanışları azaltarak HPV farkındalık ve endişesini azalttığını ve dolaylı olarak siberkondri düzeyini düşürdüğü tespit edilmiştir. Gelişime açıklık, uyumluluk ve dışadönüklük kişilik özellikleri modelde anlamlı etki yaratmamıştır. Sonuç olarak bu çalışma, klinik psikoloji alanına katkı sağlamayı hedeflemektedir. Siberkondri veya cinsel yolla bulaşan hastalık korkusuna yönelik tasarlanabilecek terapötik müdahalelerin bireyin kişilik özelliklerini ve sağlığa ilişkin üstbilişsel inanışları göz önünde bulundurmasının gerekli olduğu düşünülmüştür.
    • Item type:Item,
      Bruselloz olgularında nötrofil lenfosit oranı, platelet lenfosit oranı ve eritrosit dağılım genişliğinin enflamasyon göstergesi olarak rolü
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2022) Gülten, Ezgi; Üçer, Sengül; Kazancıoğlu, Sümeyye
      Amaç: Bruselloz zoonotik bir enfeksiyon hastalığıdır. C-reaktif protein (CRP) bruselloz tanı ve tedavi takibinde yaygın bir biçimde kullanılmaktadır. Ancak, CRP özgül bir test değildir. Bu çalışmada nötrofil lenfosit oranı (NLO), platelet lenfosit oranı ve eritrosit dağılım genişliğinin (RDW) brusellozda enflamasyon göstergesi olarak rolünün araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza 1 Ocak 2017 ve 1 Ocak 2019 tarihleri arasında takip edilen ≥18 yaş ve üzeri bruselloz hastaları dahil edildi. Hastaların verileri hastane bilgi sistemleri vasıtasıyla elde edildi. Başlangıç ve aylık ardışık nötrofil, lenfosit ve platelet sayıları, RDW ve CRP değerleri kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya 136 hasta dahil edildi. Olguların %63,2’si (n=86) erkekti. Hastaların %7,4’ünde kültürde Brucella spp. ürediği saptandı. Hastalara ortanca 7 (6-40) hafta süreyle antibakteriyel tedavi verildi. CRP ve NLO tedavi altında anlamlı biçimde geriledi (p<0,05). RDW birinci ve ikinci ay sonunda anlamlı değişiklik göstermekteyken (p<0,05), aynı ilişki üçüncü ay sonunda saptanamadı (p=0,059). CRP değerleri ve değişimiyle yalnız NLO ve değişimi arasında anlamlı korelasyon bulundu (p<0,05). Sonuç: Bruselloz olgularında NLO ve RDW değerlerinin tedavi yanıtının izleminde yararlı olduğu sonucuna varılmıştır. Bu değerler otomatize tam kan sayımıyla, hızlı bir şekilde ve ek maliyet ve iş gücü gerekmeksizin ölçülebildiğinden avantaj taşımaktadırlar. Objectives: Brucellosis is a zoonotic infectious disease. C-reactive protein (CRP) is widely used in the diagnosis, treatment and follow-up of brucellosis. However, CRP is not a specific test. In this study, it is aimed to investigate the role of neutrophil to lymphocyte ratio (NLR), platelet to lymphocyte ratio and red cell distribution width (RDW) as inflammatory markers in brucellosis. Materials and Methods: In our study, ≥18 year old brucellosis patients followed between January 1st, 2017 and January 1st, 2019 were included. Patients’ data were obtained through hospital information systems. Initial and monthly consecutive values of neutrophil counts, lymphocyte counts, platelet counts, RDW and CRP levels were recorded. Results: One hundredand thirty-six patients were included in the study. 63.2% (n=86) of the cases were male. It was determined that Brucella spp. was cultured in 7.4% of the patients’ samples. The patients were given antibacterial treatment during the median period of 7 (6-40) weeks. Under treatment, CRP and NLR declined significantly (p<0.05). At the end of the first and second months, RDW declined significantly but the same association could not be detected at the end of the third month (p=0.059). It was found that only NLR was correlated with CRP levels and its declining trend (p<0.05). Conclusion: It is concluded that the values of NLR and RDW are useful to monitor treatment response in brucellosis patients. These values provide advantage since they can speedily be measured via automated complete blood count analyzer with no necessity for additional cost and human capital.