Roma Krallık ve Cumhuriyet döneminde (MÖ 753-31) hukuk ve din ilişkisi
Loading...
Date
Authors
Journal Title
Journal ISSN
Volume Title
Publisher
ANKARA ÜNİVERSİTESİ
Abstract
Roma, tarihsel süreç içerisinde başlangıçta bir krallık olarak ortaya çıkmış, daha sonra cumhuriyet ve nihayetinde imparatorluk hâline gelmiştir. Bu dönüşüm sürecinde Avrupa, Afrika ve Asya'nın önemli bir bölümünü hâkimiyeti altına almıştır. Roma uygarlığı, hâkimiyeti altındaki topraklarda birçok alanda derin etkiler yaratmış; bu etkiler arasında belki de en kalıcı ve önemli olanı, günümüzde pek çok ülkenin hukuk sisteminde izlerine rastlanan Roma Hukuku olmuştur. Romalılar tarafından şehirlerinin kurucusu olarak kabul edilen Romulus ve onun ardından gelen Numa Pompilius başta olmak üzere, Roma'yı yöneten kralların ortaya koyduğu makam ve kurallar, değişen ihtiyaçlar ve sorunlara yanıt niteliğinde olmuş, cumhuriyet dönemindeki idari ve hukuki sistemin temellerini atmıştır. Krallık döneminde ortaya çıkan bu yapıların neredeyse tamamı dini bir karakter taşıdığından, söz konusu dini etki cumhuriyet döneminde de varlığını sürdürmüştür. Krallık döneminde teşekkül eden Collegium Pontificum, Collegium Augurum ve Collegium Fetialium gibi kurumlar, dini yapının ayrılmaz bir parçası olmanın yanı sıra, Roma'nın idari ve hukuki yapısını da derinden etkilemiştir. Collegium Pontificum, sacra ve caerimoniae'nin korunması ve denetlenmesinden sorumluydu. Bu görev, Roma devletinin ve toplumunun ilahi güçlerle yapmış olduğu antlaşmalar ile bu antlaşmalar doğrultusunda dini hayatın bir parçası hâline gelen tören ve şölenlerin belirlenen biçimde, herhangi bir değişiklik ya da eksiklik olmaksızın sürdürülmesini sağlamayı kapsıyordu. Son derece dindar bir toplum olan Romalılar, devletlerinin varlığını ve refahını tanrıların lütfu ve onayıyla sürdürebileceklerine inanıyorlardı. Bu inanç, yaşamlarının neredeyse her alanında dini kurallara bağlı kalmalarına neden olmuştur. Öyle ki takvimlerini dahi dini inançlara göre düzenlemişler; bu bağlamda, takvimlerinde dies ater (kara/uğursuz gün) olarak tanımladıkları, hiçbir beşeri ya da ilahi işlemin uygun görülmediği günlerin olduğunu kabul etmişlerdir. Bu durum, sosyo-ekonomik ve hukuki bağlamda büyük önem taşıyan takvimlerinin Collegium Pontificum tarafından hazırlanmasına neden olmuştur. Bu suretle Collegium Pontificum, meclis toplantılarının, seçimlerin, dini törenlerin ve kurban ritüellerinin ne zaman icra edileceğine karar veren yegâne kurum olmuş; ayrıca bireyler arası yapılan akitlerin hangi günler içerisinde yapılıp yapılmayacağı konusunda da belirleyici rol üstlenmiştir. Bu durum, M.Ö. IV. yüzyılda Gnaeus Flavius'un dies ater günlerini açıkça belirten bir levha hazırlamasıyla son bulana dek devam etmiştir. Gnaeus Flavius'un bu bilgileri kamuya açık hâle getirmesi, Collegium Pontificum'un bu alandaki etkisini zayıflatmış görünse de, devlet işlerinin gerçekleştirilmesinde pontifex ve augur'ların onayına duyulan ihtiyaç, bu iki kurumun idari ve hukuki yapı üzerindeki etkisinin devam ettiğini göstermektedir. Romalıların dine atfettikleri yüksek değer, sacra kavramını idari ve hukuki birçok meseleyle doğrudan ilişkilendirir hâle getirmiştir. Her familia ve gens'in sahip olduğu dini sorumlulukları yerine getirmesi tanrılarla Romalılar arasındaki antlaşmanın devamı için hayati bir önem taşıdığı düşünülmüştür. Bu nedenle devletin tanrılara karşı yükümlülüklerinden biri olarak görülmekteydi. Bu nedenle, familia veya gens'in sacra içerisindeki sorumluluklarını etkileyebilecek miras, evlat edinme ve evlenme gibi hukuki işlemler, aynı zamanda ius sacrum kapsamında değerlendirilmiştir. Böylece, sacra ile bağlantılı hususların ius pontificium'a göre yorumlanması gerekli hâle gelmiştir. Örneğin, bir kişinin adoptio işleminin ius pontificium'a uygun olup olmadığı, o kişinin değişen hukuki statüsü sonrası elde ettiği makamların geçerliliğini belirleyen temel unsurlardan biri olmuştur. Bu nedenle, kamuya ve şahıslara ilişkin birçok işlem, Collegium Pontificum tarafından verilen responsum ve decretum aracılığıyla hükme bağlanmıştır. Cumhuriyet döneminde dahi Senatus'un, özellikle evlenme, evlat edinme, miras ve adaklara ilişkin konularda karar almak için pontifex'lerden görüş istemesi, bu kurumun yetkisini koruduğunu ortaya koymaktadır. Öyle ki, ceza hukuku kapsamında yer alması gereken incestus yargılamaları dahi sacra et caerimoniae'ya tehdit oluşturduğu gerekçesiyle doğrudan Collegium Pontificum'un denetimine bırakılmıştır. M.Ö. 133 yılında çıkarılan lex Peducaea ile incestus suçuna ilişkin yargılama yetkisi kamu mahkemelerine devredilmişse de, bu uygulama uzun süreli olmamış ve İmparatorluk döneminde söz konusu yetki tekrar Collegium Pontificum'a verilmiştir. Bir yerin beşeri alandan ilahi alana geçişini sağlayan dedicatio ve consecratio işlemlerinin ius sacrum'a uygunluğunu belirleyen yegâne kurum da Collegium Pontificum olmuştur. Bu işlemlerin uygunluğunun tespitinden sonra, söz konusu yerlerin hukuki statüsü, Collegium Augurum tarafından yönetilen karmaşık ritüeller aracılığıyla değişmiş ve ius civile ile ius publicum'un kapsamındaki yerler, ius sacrum'un parçası hâline gelmiştir. Böylece her iki collegium, pek çok işlemin gerçekleştirilmesinde birbirini tamamlayan roller üstlenmiştir. Roma dini hukukunun idari ve hukuki yapıyı etkileyen bir diğer önemli unsuru ise inauguratio işlemidir. Bu işlem, Roma toplumunu temsil etmek üzere seçilen kişilerin görevlerine başlamalarının ön koşuludur. Dini hukuk kurallarına göre elde edilen alametlerin değerlendirilmesiyle bu kişilerin görevleri ya meşrulaştırılır ya da seçimler tekrarlanırdı. Romalılar, augurlar aracılığıyla elde ettikleri alametlere büyük önem atfetmiş; meclis toplantıları, ordu sevkiyatı gibi birçok devlet işinde tanrılardan gelen işaretlerin belirleyici rol oynamasını sağlamışlardır. Krallık döneminde ortaya çıkan bir diğer önemli dini kurum olan Collegium Fetialium ise Romalıların savaşlarda zafer elde edebilmek için tanrıların desteğine ihtiyaç duydukları inancına dayalı olarak Roma dini sistemine dâhil edilmiştir. Roma'nın, Latium'daki diğer Latin şehirleriyle gerçekleştirdiği foedus (antlaşma) ve votum (yemin) gibi işlemlerde, bu antlaşmalara sadık kalınacağı ilahi varlıklar huzurunda taahhüt edilmiştir. Fetialis makamı, Roma'nın bu antlaşmalara riayet edeceğini göstermekle kalmamış; aynı zamanda, Latin kentlerine karşı yürütülen savaşların hem dini hem hukuki açıdan meşru olduğunu ispatlama işlevi görerek, Roma'nın yayılmacı politikalarını dini hukuk aracılığıyla meşrulaştırmıştır.
