Akademik Arşiv Sistemine Hoş Geldiniz
Ankara Ünivrsitesi Akademik Arşiv Sistemi:
- Üniversitemiz Akademik ve Kültürel Mirasını toplama, saklama ve geniş kitlere duyurmak amacını taşır
- Üniversitemiz akademik çıktılarını uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar
- Etkisini artırmak için telif haklarına uygun şekilde Açık Erişime sunar
Ayrıca Üniversitemiz Önlisans, Lisans ve Yüksek Lisans ders notlarına Açık Ders Malzemeleri sistemi üzerinden erişebilirsiniz.
Akademik Arşiv Sistemi birçok farklı bölümden oluşur:
- Dergiler = Bu kategoride Ünivrsitemizde yayınlanan dergilere ulaşabilirsiniz
- Kitaplar= Üniversitemizde yayınlanan kitapları bu kategoride bulabilirsiniz.
- Gazeteler= Geçmişten günümüze bazı gazetelerin, bazı sayıları sizi tarihte bir yolculuğa çıkarıcak.
- Tezler= Yüksek Lisans, Doktora ve Uzmanlık Tezleri bu kategori altında yer almaktadır.

Recent Submissions
Item type:Item, Afganistan jeopolitiğinde küresel ve bölgesel aktörlerin rekabeti (1979 – 2021)(Ankara Üniversitesi, 2025) Dawlatyar, Ahmad KhanTez, SSCB işgalinden ABD'nin Afganistan'dan çekildiği dönemi (1979-2021) ele almıştır. İşgal ve savaşlardan dolayı Afganistan'da güvenlik, istikarar ve ulus devlet sağlanamamıştır. Afganistan'ın maruz kaldığı, işgal, savaş, güvensizlik, istikrarsızlık ve ulus devletin kurulmaması, "Afganistan sorunu" olarak adlandırılmıştır. Tezde, Uluslararası İlişkiler disiplini bakımından Afganistan sorunun ana nedenlerinin ne olduğu sorusu üzerine odaklanmıştır. Afganistan sorununun ana nedenlerinin Afganistan'daki hükümetlerin jeopolitik sınırlamaları dikkate almadan izlediği dış politika ile küresel ve bölgesel aktörlerin Afganistan jeopolitiği üzerindeki rekabetleri olduğu, tezin hipotezleri olarak sınanmaya çalışılmıştır. ABD, Rusya ve Çin küresel aktörler; Türkiye, Pakistan, Hindistan, İran ve Suudi Arabistan, bölgesel aktörler olarak tanımlanmıştır. Tezde iç aktörler; hükümet, işgalcilere ve hükümete karşı olanlar şeklinde iki grupta katagorize edilmiştir. Hükümet, statükodan yana iken; işgal ve hükümete karşı olanlar ise anti-statükücü aktörlerdir. Afganistan hükümetlerinin jeopolitik sınırlamaları dikkate almadan izlediği dış politika; egemenlik, bağımsızlık ve ulusal güvenliği sağlayamadığı ve maruz kaldığı işgal, savaş, güvensizlik ve istikrarsızlığa zemin oluşturduğu sonucuna varılmıştır. Afganistan sorunun bir diğer nedeninin Afganistan jeopolitiğinde küresel ve bölgesel aktörlerin iç aktörler üzerinden rekabeti ve yürüttüğü vekalet savaşı olduğu tespit edilmiştir. Tarafsızlık stratejisinin; küresel-bölgesel aktörlerin rekabetine son verilmesini sağlayarak, Afganistan sorununa çözüm olabileceği, tezde ulaşılan politika önerisidir.Item type:Item, Batı Afrika'da misyonerlik faaliyetleri: Mali, Burkina Faso ve Fildişi Sahili örneği(Ankara Üniversitesi, 2025) Sylla, OusmaneBatı Afrika'da misyonerlik faaliyetleri: Mali, Burkina Faso ve Fildişi Sahili örneği üzerine yapılan bu çalışması, Batı Afrika'da yürütülen Hristiyan misyonerlik faaliyetlerini tarihsel, sosyolojik ve kültürel boyutlarıyla ele almakta ve Mali, Burkina Faso ve Fildişi Sahili örnekleri üzerinden söz konusu faaliyetlerin bölgesel yansımalarını analiz etmektedir. Araştırmanın temel amacı, misyonerlik stratejilerini incelemek ve bu stratejilerin yerel toplumlar ile dinler arası ilişkiler üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Çalışmanın ilk bölümünde, Batı Afrika'nın tarihsel dinî yapısı kapsamlı bir şekilde incelenmiş ve bölgedeki geleneksel inanç sistemleri, İslam ve Hristiyanlık arasındaki etkileşim dinamikleri analiz edilmiştir. İlerleyen bölümlerde ise Hristiyan misyonerliğinin Batı Afrika'ya giriş süreci, üç ana dönem çerçevesinde sistematik biçimde ele alınmış, özellikle sömürgecilik dönemiyle birlikte hız kazanan misyonerlik hareketleri, Fransa'nın bölgeye yönelik politikaları bağlamında değerlendirilmiştir. Araştırmada, misyonerlik faaliyetlerinin eğitim, sağlık, insani yardım, medya ve siyaset gibi çeşitli toplumsal alanlardaki etkileri ayrıntılı şekilde incelenmiş ve bu faaliyetlerin yalnızca din değiştirme amacına hizmet etmediği, aynı zamanda Batılı değerlerin, kültürel normların ve toplumsal modellerin yaygınlaştırılmasında işlevsel bir araç olarak kullanıldığı tespit edilmiştir. Ayrıca, Hristiyan misyonerliğinin İslam'a yönelik eleştirel söylemleri ve dinler arası diyalog stratejileri de analiz edilerek bu süreçlerin bölgedeki toplumsal yapı üzerindeki etkileri ortaya konulmuştur. Mali, Burkina Faso ve Fildişi Sahili özelinde gerçekleştirilen karşılaştırmalı analizlerde, her bir ülkenin tarihsel, dinî ve sosyo-politik arka planının misyonerlik faaliyetlerinin etkisi üzerinde belirleyici olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Mali'de İslam'ın köklü tarihsel geçmişi nedeniyle Hristiyan misyonerliğinin etkisinin sınırlı kaldığı görülürken; buna karşın, Burkina Faso ve Fildişi Sahili'nde İslam'ın sömürge öncesi dönemde daha sınırlı bir yayılım göstermesi ve geleneksel dinlerin güçlü bir şekilde varlığını sürdürmesi, Hristiyan misyonerliğinin bu ülkelerde daha belirgin sonuçlar doğurmasına zemin hazırlamıştır. Çalışmada ayrıca, Fransa'nın sömürge politikaları, Batı Afrika'da ortaya çıkan direniş hareketleri ve günümüzde Türkiye ve Rusya gibi küresel aktörlerin bölgede artan etkileri de ele alınarak, Batı Afrika'daki dinî ve kültürel dönüşüm süreçlerinin güncel boyutları değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, bu araştırma, Hristiyan misyonerliğinin Batı Afrika'daki varlığının yalnızca dinî bir dönüşüm süreci olarak ele alınamayacağını, aksine bu faaliyetlerin Batılı değerlerin, kültürel normların ve sosyal modellerin bölgeye aktarılmasında çok boyutlu ve stratejik bir rol oynadığını ortaya koymaktadır. Ayrıca, yerel halkların misyonerlik faaliyetlerine yönelik tepkileri ve bu bağlamda şekillenen ilişkiler, sosyolojik bir perspektiften ele alınarak bölgedeki toplumsal dinamikler bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmiştir. Bu bağlamda, çalışama Batı Afrika hükümetleri, din özgürlüğüne dayalı laiklik anlayışları ve Hristiyanların bölgedeki siyasi gücü nedeniyle misyonerlik faaliyetlerini desteklemektedir. Halkın bir kısmı misyonerliği sadece dinî bir faaliyet olarak değil aynı zamanda sosyal hizmet odaklı bir faaliyet olarak görürken, dindar Müslümanlar ise bu faaliyetleri İslam'a karşı bir tehdit olarak değerlendirmektedir. Bu nedenle, dinler arası uyumun sağlanabilmesi için devletin dini tarafsızlığı ilkesine dayalı daha kapsayıcı bir yönetim anlayışı geliştirilmelidir.Item type:Item, Kösreli sulama birliği alanında sulama suyunun etkin kullanımının değerlendirilmesi(ANKARA ÜNİVERSİTESİ, 2024) Eroğlu, ErdemBu çalışma, Kösreli sulama alanında su kullanımının verimliliğini artırmak, tarımsal üretimde su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimini sağlamak ve ekonomik etkinliği geliştirmek amacıyla sulama performansını kapsamlı bir şekilde değerlendirmeyi hedeflemektedir. Sulama performansının değerlendirilmesinde su kullanım etkinliği, ekonomik etkinlik, tarımsal etkinlik ve birim alan başına düşen su miktarı analiz edilmiştir. 2012-2018 yılları arasındaki saha verileri kullanılarak yapılan analizlerde, birim alan başına düşen su miktarının yıllar içinde azaldığı gözlemlenmiştir; 2012 yılında hektar başına 10.814 m³ kullanılan su miktarı, 2018'de 8.525 m³'e düşmüştür. Bu azalma, su yönetiminde iyileştirmeler yapıldığını ve suyun daha verimli kullanıldığını ortaya koymaktadır. Aynı dönemde, su kullanım etkinliği açısından sulama randımanı % 45,5'ten % 61,7'ye yükselmiştir. Ekonomik etkinlik açısından, yatırım geri dönüşüm oranı 2012'de % 52,35 iken 2018'de %116,62'ye ulaşarak, sulama projelerinin ekonomik sürdürülebilirliğinin iyileştiğini göstermektedir. Bununla birlikte, işletme ve bakım masraflarındaki artışlar ekonomik verimlilik üzerinde baskı yaratmıştır. Tarımsal etkinlik kapsamında ise birim alandan elde edilen tarımsal gelir 2012'de hektar başına 6.681 TL'den 2018'de 9.182 TL'ye yükselmiştir. Bu artış, sulamanın tarımsal verimliliğe olan katkısını göstermektedir. AquaCrop modeli ile yapılan analizler sonucunda, kısıntılı sulamanın (% 50) su verimliliğini 2,89 kg/m³'e çıkardığı, optimum sulamanın ise bitki verimini 13,60 ton/ha seviyesine ulaştırdığı tespit edilmiştir. Ayrıca, 15 Şubat ekimi ve 218 mm/ha sulama seviyesinin optimum sulama senaryosu olduğu belirlenmiştir. Bu senaryoda hem su verimliliği (3,02 kg/m³) hem de bitki veriminde (13,72 ton/ha) en yüksek değerlere ulaşılmıştır. Çalışma, sulama yöntemlerinin optimize edilmesi ve su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi için önemli kılavuz bilgiler sunmakta olup, iklim değişikliği senaryoları altında sürdürülebilir yönetim politikalarına katkı sağlamaktadır.Item type:Item, Rize/Pazar koşullarında yetiştirilen 'Hayward' kivi çeşidi meyvelerinde derim zamanı ile soğuk muhafaza ve raf ömrü sırasındaki bazı meyve kalite parametreleri arasındaki ilişkiler(ANKARA ÜNİVERSİTESİ, 2022) Bakoğlu, Nazan'Hayward' kivi (Actinidia deliciosa (A.Chev) C.F. Liang ve A.R. Ferguson 'Hayward') çeşidinde 2017-2018 yıllarında yürütülen bu çalışmada, meyveler %5-6 (Derim I, D1), %6.1-7.0 (Derim II, D2), %7.1-8.0 (Derim III, D3) ve %8.1-9.0 (Derim IV, D4) suda çözünür kuru madde (SÇKM) değerlerinde derildikten sonra 0±1 °C sıcaklık, %85-90 oransal nem (ON) koşullarında 6 ay depolanmıştır. Birer aylık aralıklar ile alınan meyve örneklerinde meyve et rengi, meyve eti sertliği, SÇKM, kuru madde diktarı, titre edilebilir asitlik (TEA), şeker kapsamı, askorbik asit (C vitamini), antioksidan aktivite, toplam fenolik madde kapsamı, duyusal değerlendirme, pazarlanabilir ürün miktarı ve ağırlık kaybında oluşan değişimler izlenmiştir. Ayrıca raf ömrü belirlemeleri iki hafta 20±2 °C sıcaklık ve %60-70 ON koşullarında tutulan meyvelerde haftalık aralıklarda aynı parametrelerin incelenmesi ile gerçekleştirilmiştir. Kivi meyvelerinde derim zamanlarının ilerlemesine paralel olarak, meyvelerin C vitamini, toplam fenolik bileşik ve antioksidan kapasitesi gibi insan sağlığına yararlı bileşikler içeriğinde artış gözlenmiştir. Bununla birlikte erken (D1) ve geç (D4) derim zamanları, depolama sürecinde meyvelerin daha hızlı yumşamasına, önemli düzeyde titre edilebilir asitlik ve SÇKM kaybı ile yüksek ağırlık kaybına yol açmıştır. Bu derim zamanlarında derilen meyvelerin duyusal değerlendirme puanları da daha düşük olmuştur. Diğer derim zamanlarına göre D2 (SÇKM, %6.1-7.0) ve D3. (SÇKM, %7.1-8.0) derim zamanlarında derilen meyveler depolama ve raf ömrü süreçlerinde en az kalite kaybı göstermiş ve 4 aya kadar başarılı bir şekilde depolanmıştır. Duyusal değerlendirme sonuçlarına göre bu meyvelerde en iyi yeme kalitesi her iki yılda da raf ömrü sürecinde 60+14. günde oluşmuştur. Derim zamanlarına ait veriler üzerinde yapılan Pearson korelasyon testleri her iki yılda da derim zamanları ile SÇKM, meyvenin şeker bileşimi arasında pozitif, meyve eti L* değeri arasında negatif ilişkinin varlığını göstermiştir. Ayrıca, depolama ve raf ömrü süreçlerinde ise her iki yılda da derim zamanları ile SÇKM, TEA, antioksidan aktivite (FRAP), askorbik asit ve glikoz kapsamı ile tatlılık arasında pozitif ilişkiler belirlenmiştir. Çalışma sonunda Rize/Pazar koşullarında yetiştirilen 'Hayward' çeşidi meyvelerinde minimum kalite ve ürün kaybı ile en uzun depolama ve raf ömrü süreçlerine olamak sağlayan uygun derim zamanında meyvedeki SÇKM değerlerinin %6.1-8.0 (D2 ve D3) arasında olduğu belirlenmiştir.Item type:Item, Theravada Budizm'i ve Güneydoğu Asya'da yaygın olduğu ülkeler: Sri Lanka örneği(Ankara Üniversitesi, 2025) Demir, Tayyip FurkanTezimizde Güneydoğu Asya ülkelerindeki Theravada Budizm'i Sri Lanka örneği üzerinden konu edilmiştir. Tezimiz giriş, üç bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın önemi, amacı, yöntemi ve kaynaklarından bahsedilmiştir. Birinci bölümde Buda'nın hayatından başlayarak Budizm'in gelişim süreci ve Theravada mezhebinin doğuşuna giden süreç ana hatlarıyla ele alınmıştır. İkinci bölümde Theravada mezhebine; temel kavram ve öğretileri, kutsal metinleri ve yaygın olduğu Güneydoğu Asya ülkeleri ekseninde temel bir bakış açısı sunulmuştur. Üçüncü ve son bölümde ise Güneydoğu Asya ülkelerinden olan Sri Lanka'daki Theravada Budizm'i; siyasi ve tarihi arka planı, gelişim süreci, önemli dini yapıları, dini bayram, gün ve festivalleri, literatürü ve güncel durumu başlıkları altında ayrıntılı olarak incelenmiştir. Sonuç bölümünde ise Sri Lanka'nın Theravada Budizm'inin merkez ülkesi olduğuna, bunun yanında kendi içerisinde özgün kabul edilebilecek özellikler taşıdığına değinilmiştir.
