Akademik Arşiv Sistemine Hoş Geldiniz

Ankara Ünivrsitesi Akademik Arşiv Sistemi:

  • Üniversitemiz Akademik ve Kültürel Mirasını toplama, saklama ve geniş kitlere duyurmak amacını taşır
  • Üniversitemiz akademik çıktılarını uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar
  • Etkisini artırmak için telif haklarına uygun şekilde Açık Erişime sunar

Ayrıca Üniversitemiz Önlisans, Lisans ve Yüksek Lisans ders notlarına Açık Ders Malzemeleri sistemi üzerinden erişebilirsiniz.

Akademik Arşiv Sistemi birçok farklı bölümden oluşur:

  • Dergiler = Bu kategoride Ünivrsitemizde yayınlanan dergilere ulaşabilirsiniz
  • Kitaplar= Üniversitemizde yayınlanan kitapları bu kategoride bulabilirsiniz.
  • Gazeteler= Geçmişten günümüze bazı gazetelerin, bazı sayıları sizi tarihte bir yolculuğa çıkarıcak.
  • Tezler= Yüksek Lisans, Doktora ve Uzmanlık Tezleri bu kategori altında yer almaktadır.
  • ve daha binlerce kaynak; açık, ücretsiz, bir tık yakınızda...
  • Communities in DSpace

    Select a community to browse its collections.

    Now showing 1 - 5 of 8

    Recent Submissions

    • Item type:Item,
      GAYRİMENKUL YATIRIM ORTAKLIKLARININ KURUMSAL YÖNETİM İLKELERİNE UYUM DERECELERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
      (Ankara Üniversitesi, 2024) Sadak, Cihan
      Dönem Projesi GAYRİMENKUL YATIRIM ORTAKLIKLARININ KURUMSAL YÖNETİM İLKELERİNE UYUM DERECELERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Cihan SADAK Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Gayrimenkul Geliştirme ve Yönetimi Anabilim Dalı Danışman: Prof. Dr. Harun TANRIVERMİŞ Gayrimenkullere, gayrimenkul projelerine, gayrimenkule bağlı hak ve faydalara ve gayrimenkule dayalı sermaye piyasası enstrümanlarına yatırım yapan en önemli kurumsal yatırımcılar arasında yer alan ve bir kollektif yatırım kuruluşu olan gayrimenkul yatırım ortaklıkları giderek büyüyerek, gayrimenkullerin sermaye piyasası aracı olarak menkulleştirilmesine katkı sağlayarak gayrimenkul yatırım sektörüne yön vermektedir. Sermaye piyasası mevzuatı gereği halka arz edilmesi zorunlu olan dolayısıyla yaptığı gayrimenkul yatırımlarının önemli bir kısmını halka arz ettiği hisseler aracılığıyla fon toplayarak finanse eden gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kurumsal yönetim ilkelerine uymaları menfaat sahipleri için önem arz etmektedir. Bu çalışmada, gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kurumsal yönetim ilkelerine uyum derecelerinin değerlendirilmesi amaçlanmakta olup, çalışma Borsa İstanbul’da halka arz edilen gayrimenkul yatırım ortaklıkları ile sınırlandırılmıştır. Çalışmada tarihsel süreç içerisinde kurumsal yönetim derecelendirme notu alan ve almayan GYO’lar incelenip sınıflandırılmış ve verilen notlar değerlendirilmiştir. SPK tarafından yetkilendirilmiş 48 GYO bulunmakta ve bu GYO’ların sadece 7 tanesi SPK tarafından yetkilendirilmiş kredi derecelendirme kuruluşları tarafından kurumsal yönetim derecelendirme notu almıştır. Diğer taraftan 2007 yılından itibaren hesaplanan BIST Kurumsal Yönetim Endeksi’nde 73 şirket işlem görmekte bu şirketlerden sadece beşi GYO’dur. Sonuç olarak GYO’ların SPK’nın Kurumsal Yönetim Tebliği’nde yer alan ilgili düzenlemelere yasal olarak uymaları mecburiyken, Kurumsal Yönetim İlkelerine Uyum Derecelendirme notu almaları isteğe bağlı olduğundan GYO’ların büyük bir çoğunluğunun Kurumsal Yönetim İlkelerine Uyum Derecelendirmesi notu almadıkları gözlemlenmiştir. Şubat 2024, 30 sayfa Anahtar Kelimeler: Kurumsal yönetim, gayrimenkul yatırım ortaklığı, kurumsal yönetim derecelendirme, kurumsal yönetim ilkeleri.
    • Item type:Item,
      Yabancı Unsurlu Ortak Girişim Sözleşmelerinde Culpa In Contrahendo Sorumluluğuna Uygulanacak Hukuk
      (ANKARA ÜNİVERSİTESİ, 2025) Caner, Mustafa Doğan
      Büyük çapta sermaye ve uzmanlık alanı gerektiren riskli işlerde, bir iş birliği modeli olarak ortak girişime başvurulmaktadır. Ortak girişim ister sözleşmeye dayalı isterse sermayeye katılımlı olsun, nihayetinde ortak girişim sözleşmesi ile kurulmaktadır. Ortak girişim sözleşmesi, adi ortaklık sözleşmesi olarak nitelendirilmektedir. Bu sözleşmenin görüşmelerinde; kusurlu davranışlar ile görüşmelerin yarıda kesilmesine, geçersiz veya elverişsiz bir sözleşmenin kurulmasına, kişi veya malvarlığında zarara neden olunursa culpa in contrahendo sorumluluğu gündeme gelir. Türk hukukunda culpa in contrahendo sorumluluğu, olay gruplarına bağlı olarak çoğunlukla sözleşmeden doğan sorumluluk hükümlerine tabi tutulmaktadır. Culpa in contrahendo sorumluluğu, Türk kanunlar ihtilafında doğrudan düzenlenen bir sorumluluk türü değildir. Yapılan vasıflandırma ile culpa in contrahendo olay grupları kişiye ve mala verilen zararlar haricinde sözleşme statüsünde kabul edilmektedir. Bu açıdan ortak girişim sözleşmelerinde culpa in contrahendo sorumluluğuna uygulanacak hukuk, MÖHUK m. 24 çerçevesinde belirlenir. Taraflar culpa in contrahendo sorumluluğunun bizzat kendisine yönelik hukuk seçimi yapabilirler. Sözleşme için yapılan hukuk seçimi, örtülü olarak culpa in contrahendo sorumluluğu için de geçerli olur. Hukuk seçiminin yokluğunda, uygulanacak hukuk karakteristik edim borçlusunun hukuku olur. Ortak girişim sözleşmelerinde karakteristik edim genellikle tespit edilememektedir. Bu durumda uygulanacak hukuk, bütün irtibatların gösterdiği sözleşmeyle en sıkı ilişkili olan hukuktur. Bu çalışma ile ortak girişim sözleşmelerinde culpa in contrahendo sorumluluğuna uygulanacak hukukun tespit edilmesi amaçlanmıştır.
    • Item type:Item,
      Yahudi dini literatüründe İbrahim'in değişim ve dönüşümü: Tarihsel ve teolojik perspektiften bir inceleme
      (ANKARA ÜNİVERSİTESİ, 2025) Yasdıman, Hacer
      İbrahim geçmişten günümüze hep Yahudi inanç sisteminin merkezinde yer almıştır. Yahudilik'te Tanrı inancının öncüsü, insanlığın kurtarıcısı, peygamberlerin atası ve en büyüğü olarak bilinen İbrahim, dinsel metinlerdeki farklı anlatımlar nedeniyle, Yahudi tarihi boyunca kimlik, işlev, konum, anlam gibi pek çok alanda dikkate değer değişim ve dönüşümler geçirmiştir. Tanah, İbrahim'i tarihsel bir figür ve Tanrı ile yapılan ahdin temel taşı olarak sunarken, Mişna ve Talmud gibi rabbinik literatür onun rolünü yasal, etik ve toplumsal boyutlarla derinleştirmiştir. Midraşik metinler İbrahim'in hikâyesini alegorik ve teolojik boyutlarla zenginleştirmiş, tarihsel bir şahsiyet olmanın yanı sıra tek tanrılı inancın ve ahlaki erdemin modeli olarak yüceltmiştir. Felsefi yazılar İbrahim'in ilahi bilgi arayışını öne çıkararak, ilahi gerçeğe yönelik rasyonel arayışını vurgulamış ve inancını aklıyla bütünleştiren bir bilge olarak tanımlamıştır. Mistik gelenekler ise İbrahim'e daha farklı açıdan bakarak, ilahi niteliklere bağlı kozmik bir arketip olarak yorumlamış, kişiliğine ruhsal ve evrensel işlevler yükleyerek, onu ilahi niteliklerin ve mistik süreçlerin merkezine yerleştirmiştir. Bütün bu farklı yaklaşım ve tanımlamalardan, İbrahim'in Yahudi geleneğindeki temsilinin sabit değil, tarihsel, kültürel ve teolojik koşullar doğrultusunda sürekli yeniden yapılandırıldığı tespit edilmiştir. Bu çalışmanın amacı, Yahudi literatüründe İbrahim figürünün zaman içerisinde çok yönlü, kalıcı bir inanç, kimlik ve manevi sembole dönüşerek, çok katmanlı bir temsile nasıl büründüğünü kapsamlı bir şekilde analiz etmektir. Bu doğrultuda, Tanah'tan rabbinik literatüre, rabbinik ve midraşik yorumlardan felsefi ve mistik metinlere kadar geniş bir yelpazede İbrahim figürünün geçirdiği dönüşümleri inceleyerek, Yahudi düşüncesinde onun hangi yollarla sürekli yeniden anlamlandırıldığını ve çok yönlü bir figüre dönüştüğünü ortaya koymaktır. İbrahim'in yalnızca tarihî bir şahsiyet değil, aynı zamanda Yahudi kimliğinin, inanç sisteminin ve ahlaki dünyasının sembolik taşıyıcısı olarak konumlandırılış sürecini farklı katmanları ve boyutlarıyla irdelemektir. Bunun için de temel kaynaklardaki temsillerinin tarihsel, teolojik ve edebi bağlamlarını sorgulamaktır. Çalışmada, İbrahim'in Yahudi kaynaklarındaki çok yönlü tasviri ve hayatı farklı açılardan incelenmiştir. Doğumundan ölümüne kadar geçen süreç anlatısal, yasal, teolojik, mistik, edebi vb. bağlamda gözden geçirilmiş, yaşamı, inancı, kişiliği, tarihsel ve dinsel rolü sistematik bir biçimde ele alınmıştır. Metinlerdeki benzerlikler ve farklılıklar izlenerek, İbrahim'in imajının Yahudilik içinde gelişen dini, etik ve manevi ihtiyaçları karşılamak için nasıl yeniden şekillendirildiği, Yahudi geleneğindeki gelişen temsilinin farklı kalıplara nasıl uyum sağladığı üzerinde durulmuştur. Böylece hem karakteri hem de Yahudi geleneğindeki yeri ve önemi birden fazla perspektiften gözden geçirilerek, onun yalnızca tarihî bir figür değil, aynı zamanda inanç sisteminin kurucu öznesi olduğu ortaya konulmuştur. Çalışma, nitel bir araştırma yöntemi izleyerek, metin çözümlemesi (hermenötik/yorumlayıcı analiz) temelinde yapılandırılmıştır. Tanah, Mişna, Talmud, Midraş, Zohar ve diğer rabbinik metinler karşılaştırmalı olarak incelenmiş, anlatılar arasındaki tematik, sembolik ve teolojik bağlantılar gözden geçirilmiştir. Metinler hem kendi bağlamları içinde hem de aralarındaki süreklilik ve dönüşümler açısından karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Ayrıca çağdaş akademik literatürden yararlanılarak, geleneksel yorumların tarihsel ve düşünsel bağlamları açıklanmıştır. Çalışmamız objektif ve deskriptif kriterler gözetilerek hazırlanmıştır. Daha önce Türkçe'de Yahudi dini literatürü ışığında İbrahim konulu kapsamlı ve özgün bir araştırma yapılmadığı için bu çalışma alanında ilktir. İbrahim'in Yahudi geleneğindeki gelişen imajını derinlemesine inceleyen tez hem klasik metinlerin işlevini hem de inanç sistemlerinin sembolik yapısını anlamaya katkı sunacak niteliktedir. Aynı zamanda, bir dinî figürün farklı tarihsel bağlamlarda nasıl yeniden anlamlandırıldığını ortaya koyduğu için, Yahudi düşüncesinin değişen ve gelişen yapısını yansıtır mahiyettedir. Tez giriş, dört bölüm ve sonuçtan oluşmuştur. Girişte araştırmanın konusu ve önemi üzerinde durulmuş, amacı ile yöntemi belirtilmiş, problem ortaya konulmuş, sınırlılıklar zikredilmiş ve kaynaklar hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde İbrahim'in ailesi, doğduğu yer, dönem, çevre ve kültür ele alınmış, bu çerçevede soyu, anne ve babası ile ilgili tartışmalara yer verilmiş, doğduğu coğrafya ve şartlar ile ilgili iddialar araştırılmıştır. İkinci bölümde doğumuna, çocukluk ve gençlik yıllarına odaklanılmıştır. Doğum öncesinde, doğum sırasında ve doğum sonrasında yaşanan olaylar, erken dönem çocukluk yılları ve gençlik döneminde başına gelenler ve Tanrı'yı arayışı bu bölümde mercek altına alınmıştır. Üçüncü bölümde seçilmesi, peygamber olarak görevlendirilmesi, mücadelesi, yaşadığı zorluklar ve yapmak zorunda kaldığı göçleri incelenmiştir. Dördüncü bölümde ise evliliklerine, çocuklarına, son yıllarına ve ölümüne yoğunlaşılmıştır. Sonuçta araştırma süresince elde edilen bilgiler ışığında değerlendirme yapılmış, ulaşılan kanaat ve öneriler belirtilmiştir.
    • Item type:Item,
      Depremden etkilenen yapılara ilişkin hasar tespit raporlarının hukuksal niteliği ve yargısal denetimi
      (Ankara Üniversitesi, 2025) Özten, Uğur
      "Hasar tespiti", bir idari faaliyet türü olarak özel idari kolluk faaliyetidir. 7269 sayılı Kanun'un m.13 hükmünde öngörülen hasar tespiti, anılan Kanun'un kapsamındaki kolluk tedbirleri arasındadır. Genel hayata etkili afetlerin ardından yürütülen bu idari faaliyet sonucunda, bireysel bir idari işlem olarak "hasar tespit raporu" düzenlenmektedir. Hasar tespit raporu, birçok temel hak ve özgürlük ile bağlantılı bir idari işlem olması nedeniyle önem arz etmektedir. Deprem afeti özelinde, gerek idari usul gerek yargısal denetim aşamasında özellikli durumlar arz eden hasar tespit raporu, diğer afet türlerinin gerçekleşmesinin ardından da düzenlenmektedir. Çalışmamızda, depremden etkilenen yapıların konu olduğu hasar tespit raporunun hukuksal niteliğinin yanı sıra idari usul ve yargısal denetim aşamaları irdelenerek hukuksal rejiminin açığa kavuşturulması amaçlanmaktadır. Bu bağlamda, tezin "Birinci Bölüm"ünde; öncelikle, hasar tespitine ilişkin teknik terimlerin kavramsal çerçevesi çizilmektedir. Ardından, hasar tespitinin idari faaliyet türleri arasındaki, hasar tespit raporunun ise idari işlem türleri arasındaki yeri kamu hizmeti ve idari işlem teorisi bağlamında saptanarak bahse konu kavramlara ilişkin hukuksal çerçeve çizilmektedir. Tezin "İkinci Bölüm"ünde; idari usul kavramına ilişkin genel açıklamaların ardından hasar tespit raporuna ilişkin öncelikle 7269 sayılı Kanun'da, ardından ise Hasar Tespit Genelgesinde öngörülen idari usul kurallarının, idari yargı içtihadındaki görünümleri ile birlikte tahliline yer verilmiştir. Böylelikle, bir idari işlem olarak karşımıza çıkan hasar tespit raporunun oluşum aşaması izlenmekte ve hukuksal niteliği belirlenen hasar tespit raporunun idari usul aşamasına ilişkin sorunlara çözüm önerileri getirilmektedir. Tezin son ve "Üçüncü Bölüm"ünde ise, bireysel kolluk işlemlerinden olduğu kanaatine varılan hasar tespit raporunun iptal davası özelinde arz ettiği özellikli durumlar aktarılmaktadır. Bu yolla, idari yargılama usulü kurallarına deprem afeti sonucu düzenlenen hasar tespit raporları penceresinden bir bakış sağlanmaktadır. Böylelikle, hasar tespit raporunun hukuksal niteliği aydınlığa kavuşturulmakla beraber, deprem afetinden idari yargı kararının kesinleşmesine değin idari usul ve yargısal denetim sürecinin izi sürülmektedir.
    • Item type:Item,
      Vergi hukukunda serbest ticaret anlaşmaları
      (Ankara Üniversitesi, 2025) Biçici, Özgenur Özyalçın
      Bu çalışma, uluslararası ticaretin serbestleştirilmesine yönelik hukuki ve ekonomik yapıların STA çerçevesinde incelenmesine yöneliktir. Serbest ticaret anlaşmaları, uluslararası ticaretin serbestleşmesine destek olmalarının yanı sıra, taraf devletler arasında ekonomik entegrasyonu teşvik etmektedir. Serbest ticaret anlaşmaları ile, taraflar arasında geçerli gümrük vergilerinin ve eş etkili mali yükümlülüklerin, ayrıca tarife dışı ticaret engellerinin azaltılması veya tamamen kaldırılması sağlanmaktadır. Serbest ticaret anlaşmalarının uygulama aşamasında karşılaşılan en önemli zorluklardan biri, ulusal hukuka entegrasyon sürecinde yaşanan hukuki belirsizlikler ve uyumsuzluklardır. Bu bağlamda; serbest ticaret anlaşmaları müzakerelerinde şeffaflık, hukuki öngörülebilirlik ve tüm tarafların görüşlerinin alınması gibi durumların gözetilmesine ihtiyaç bulunmaktadır. Zira; serbest ticaret anlaşmaları, bel kemiğini oluşturan vergi düzenlemeleri ve tarife taahhütleri, küresel ticaretin düzenlenmesinde de belirleyici bir rol oynamaktadır. Serbest ticaret anlaşmaları ile çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları arasındaki ilişki de uluslararası vergi ilişkileri bağlamında öneme sahiptir. Çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları çifte vergilendirmeyi önlemeyi amaçlarken, serbest ticaret anlaşmaları; tarifeler ve tarife dışı engellerle ilgili düzenlemeleri ve vergi kolaylıkları, taraf devletler arasında adil bir ticaret ortamı yaratma amacını taşır. Serbest ticaret anlaşmaları ile çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları arasında yaşanabilecek olası çakışmalar, hukuki belirsizlik yaratma ve ticaretin serbestleşmesini tehdit etme ihtimali taşımaktadır. Bu nedenle; serbest ticaret anlaşmalarının vergi hükümleri ile çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları arasındaki eşgüdümün sağlanması ve her iki anlaşma ile güdülen ekonomik çıkarların dengeye oturtulması gereklidir. Serbest ticaret anlaşmalarının kapsamı zamanla genişlemiş; çevre düzenlemeleri, dijital varlıkların vergilendirilmesi, bilgi değişimi anlaşmaları, vergi cennetleri ve küresel asgari kurumlar vergisi gibi güncel konularla etkileşim içerisine girmiştir. Bu gelişmeler, serbest ticaret anlaşmalarının yalnızca ticaret politikası aracı olmanın ötesine geçerek, vergi politikalarıyla kesişen çok boyutlu işlevler üstlenmeleri sonucunu doğurmuştur. Dolayısıyla vergisel düzenlemelerin uluslararası normlara uyumu, ticaretin serbestleştirilmesi hedefiyle birlikte değerlendirilmek durumundadır. Özetle; DTÖ ilkelerinin ve vergi hukukuna hâkim ilkelerin serbest ticaret anlaşmaları için uygulanabilir olması, uluslararası ticaretin sürdürülebilir kılınmasını sağlamada önemli yere sahiptir. Serbest ticaret anlaşmaları, efektif biçimde uygulandığında, ticaretin serbestleştirilmesine destek olmanın yanı sıra devletlerin ekonomik çıkarlarını koruyacak ve adil rekabetin önünü açacaktır. Bu bağlamda; STA'ların hazırlık ve müzakere süreçlerinde hukuki danışmanlıkların güçlendirilmesi, özellikle vergi hukuku, ticaret hukuku ve uluslararası hukuk uzmanlarının sürece dahil edilmesi bir ölçüde çözüm olabilecektir. Zira anlaşmaların daha etkili ve uyumlu bir şekilde uygulanması, küresel ticaret engellerini zayıflatmayı ve ekonomik iş birliğini güçlendirmeyi sağlayacaktır.