Akademik Arşiv Sistemine Hoş Geldiniz
Ankara Ünivrsitesi Akademik Arşiv Sistemi:
- Üniversitemiz Akademik ve Kültürel Mirasını toplama, saklama ve geniş kitlere duyurmak amacını taşır
- Üniversitemiz akademik çıktılarını uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar
- Etkisini artırmak için telif haklarına uygun şekilde Açık Erişime sunar
Ayrıca Üniversitemiz Önlisans, Lisans ve Yüksek Lisans ders notlarına Açık Ders Malzemeleri sistemi üzerinden erişebilirsiniz.
Akademik Arşiv Sistemi birçok farklı bölümden oluşur:
- Dergiler = Bu kategoride Ünivrsitemizde yayınlanan dergilere ulaşabilirsiniz
- Kitaplar= Üniversitemizde yayınlanan kitapları bu kategoride bulabilirsiniz.
- Gazeteler= Geçmişten günümüze bazı gazetelerin, bazı sayıları sizi tarihte bir yolculuğa çıkarıcak.
- Tezler= Yüksek Lisans, Doktora ve Uzmanlık Tezleri bu kategori altında yer almaktadır.

Recent Submissions
Item type:Item, Kolektif yatırım kuruluşlarının pay sahibi oldukları halka açık anonim ortaklıkların yönetimine katılmaları(Ankara Üniversitesi, 2025) Deliktaş, Emre AliKolektif yatırım kuruluşları, pay sahibi olarak veya pay sahibinin vekili olarak halka açık anonim ortaklıkların yönetimine katılma hakkı elde etmektedirler. 2000'li yılların başlarına kadar, kolektif yatırım kuruluşlarının faaliyetlerinin portföy işletmekten ibaret olduğu, dolayısıyla kolektif yatırım kuruluşlarının pay sahibi oldukları halka açık anonim ortaklıkların yönetimini kontrol amacı gütmemeleri, yönetimine müdahale etmemeleri gerektiği kabul edilmekteydi. Ancak kolektif yatırım kuruluşlarının portföy işletmeciliği faaliyetini yerine getirirken pay sahibi oldukları halka açık anonim ortaklıkların yönetimine katılmamaları gerektiğine ilişkin bu yaklaşımdan 2007-2009 yılları arasında yaşanan küresel ekonomik krizle birlikte vazgeçilmiştir. Ekonomik kriz sonrasında kolektif yatırım kuruluşlarının da içerisinde bulunduğu pay sahiplerinin büyük bir kısmının halka açık ortaklıkların uzun vadede elde edebilecekleri başarılara ve karşılaşabilecekleri risklere yeteri kadar önem vermedikleri, ortaklık paylarını kısa vadede alıp satarak aradaki fark üzerinden kâr elde etmeyi tercih ettikleri gözlemlenmiştir. Pay sahiplerinin kısa vadeci davranmaları halka açık anonim ortaklıklar, kısa vadeci davranmayan diğer pay sahipleri, ortaklık yöneticileri, genel ekonomi ve çevre bakımından birtakım olumsuz sonuçları da beraberinde getirmektedir. Pay sahipliğinde kısa vadeciliğe karşı birçok çözüm önerisi getirilmiştir. Bu önerilerden biri de halka açık anonim ortaklıklarda pay sahibi olan kolektif yatırım kuruluşlarının, oy hakkı, bilgi alma ve inceleme hakkı, dava hakkı gibi pay sahipliği haklarını ve kişisel görüşmeler, kamuoyu baskısı ve diğer pay sahipleriyle iş birliği gibi hukuken düzenlenmemiş bazı araçları ortaklıkların uzun vadeli daha iyi yönetilmesi için kullanarak ortaklıkların yönetimine katılmasını ifade eden katılımcı pay sahipliğidir (shareholder engagement). Katılımcı pay sahipliği kolektif yatırım kuruluşlarının, pay sahipliği haklarını ve diğer yöntemleri aktif bir şekilde kullanarak ortaklığın işleyişini sağlayan iş ve işlemleri gözetmesi anlamına gelmektedir. Kolektif yatırım kuruluşlarının pay sahibi oldukları halka açık anonim ortaklıkların yönetimine katılmasını sağlamak için çeşitli düzenleme önerileri sunulmuş ve bunlar arasından kolektif yatırım kuruluşlarının halka açık anonim ortaklıkların yönetimine katılmaları konusunda kamuyu aydınlatması yaklaşımı tercih edilmiştir. Kamuyu aydınlatma düzenlemeleri aracılığıyla kolektif yatırım kuruluşlarının, katılım politikalarını, katılım politikalarını nasıl uyguladıklarını ve yatırım stratejilerini kamuya açıklamaları beklenmektedir. Kolektif yatırım kuruluşlarının pay sahibi oldukları halka açık anonim ortaklıkların yönetimine katılması için, SPKr Kurul Karar Organı 16.02.2024 tarihinde Sorumlu Yönetim İlkeleri'ni (SYİ) kabul etmiştir. Ayrıca SPKr Kurul Karar Organı'nın 21.11.2024 tarihli kararıyla Sorumlu Yönetim İlkeleri Rehberi (SYİ Rehberi) kabul edilerek, sorumlu yönetim ilkelerine ilişkin uygulamaların raporlanmasında esas alınacak raporlama standartları söz konusu rehberde açıklanmıştır. Kolektif yatırım kuruluşlarının hukuken düzenlenen ve düzenlenmeyen araçları kullanarak halka açık anonim ortaklıkların yönetiminde, sahip oldukları sınırlı pay ve oy hakkının ötesinde bir etki yaratmaya çalışmaları ticaret hukukunda ve sermaye piyasası hukukunda geçerli olan bazı kuralları ve ilkeleri ihlal edebilecek niteliktedir. Bu kapsamda hakkın kötüye kullanılması yasağı, eşit işlem ilkesi, pay alım teklifinde bulunma zorunluluğunun doğması ve bilgiye dayalı piyasa dolandırıcılığı suçunun oluşması kolektif yatırım kuruluşlarının halka açık anonim ortaklıkların yönetimine katılırken kullandıkları pay sahipliği hakları bakımından genel bir sınır oluşturmaktadır. Bu çalışmada söz konusu hukuki sınırlar detay bir şekilde ele alınmaktadır. Türk hukukunda SYİ'nin kabul edilmesinin halka açık anonim ortaklıkların kurumsal yönetimi, Türk sermaye piyasalarında kolektif yatırım kuruluşlarına yatırım yapan yatırımcılar ve ülke ekonomisi bakımından yararlı olacağı kanaatindeyiz. Zira ülkemizin ekonomik gücünde önemli bir çarpan olan halka açık anonim ortaklıkların, pay sahibi olan kolektif yatırım kuruluşlarınca gözetilmesi ortaklıkların daha iyi yönetilmesini amaçlamaktadır. Halka açık anonim ortaklıkların iyi yönetilmesi ortaklıklar ve pay sahiplerinin yanı sıra çalışanların, ortaklık alacaklılarının, ülke ekonomisinin yararınadır. Buna karşılık, SYİ'ye yönelik bazı eleştirilerimiz ve önerilerimiz de bulunmaktadır. Bu çalışmada söz konusu eleştirilerimiz ve önerilerimiz açıklanmaktadır.Item type:Item, Dünya ekonomilerinde imalat sektörü üretkenlik yakınsaması: Global panel veri analizi(Ankara Üniversitesi, 2025) Danışman, YelizMakro iktisat literatürü, istikrarlı ve hızlı iktisadi büyümenin, üretkenlik artışı ve teknolojik gelişmeden geçtiğini teorik ve ampirik olarak ortaya koymaktadır. Bu nedenle, "hangi ekonomiler üretkenlik artışı kaydedebiliyor ve nasıl başarabiliyor?" sorularının sorulmaya devam edilmesi önemlidir. Bu saikle bu çalışmada, 1990-2021 dönemi (32 yıl) ve yaklaşık 50 dünya ekonomisi için imalat sektörü geneli ve orta ve yüksek teknolojili seçilmiş alt endüstrilerinde işgücü üretkenliği üzerinden ekonomik yakınsama analizi yapılmıştır. Analiz yöntemi olarak, panel veriyle tahmindeki üstünlüğü nedeniyle, Sabit Etkiler Modeli kullanılmıştır. Farklı ekonomi grupları, zaman dilimleri ve farklı alt endüstriler için çok sayıda regresyon yürütülmüştür. Regresyonların tamamı, koşullu yakınsamanın varlığını ortaya koymuştur. Kontrol edilen değişken sayısı arttıkça yakınsamanın gücünün arttığı görülmüş ve böylece koşullu yakınsama tespiti kuvvetlenmiştir. Gelişmekte olan ekonomiler grubu yakınsama hızları, gelişmiş ekonomiler grubuna kıyasla daha yüksektir. Gelişmiş ekonomiler grubu, yüksek ve orta teknolojili alt endüstrilerin hepsinde ortalama bir yakınsama kaydederken gelişmekte olan ekonomilerde yüksek yakınsama belirli endüstrilerde yoğunlaşmaktadır. Sabit Etkiler Modeli'nin birim ve zaman kukla değişkenli formları kullanılarak, olumlu ve olumsuz ayrışan ekonomi ve yıllar tespit edilmiştir. Söz konusu ayrışmaların nedenleri, mevcut literatür ışığında ortaya konmuştur. Hızlı üretkenlik artışında, ekonomilerin izledikleri seçici sanayi politikaları ile beşeri sermaye ve teknoloji gelişiminin önceliklendirilmesinin olumlu ayrışma getirdiği görülmüştür. Çalışmanın tespitleri, gelecek çalışmalar için; ayrışan ekonomi ve yılların arkasındaki yapısal ve dönemsel özelliklerin araştırılması ve üretkenlik artışını engellemede bu faktörlerin etkisinin ölçülmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.Item type:Item, Geçmişten Günümüze Komşuluk(ANKARA ÜNİVERSİTESİ, 2025) Akbulut, Zehra BetülBu araştırmanın bulguları, katılımcıların önemli bir bölümünün komşuluk ilişkilerinin geçmişe kıyasla belirgin şekilde değiştiğini ve bu ilişkilerin günümüzde anlam ve işlev açısından değer kaybettiğini düşündüğünü ortaya koymaktadır. Özellikle COVID-19 pandemisinin etkisiyle zorunlu sosyal izolasyon süreçlerinin, ev içi ve dışı sosyal ilişkileri – özellikle de komşuluk ilişkilerini– olumsuz yönde etkilediği; hem yazılı kaynaklarda hem de yapılan bireysel görüşmelerde açıkça gözlemlenmiştir. Katılımcılar arasında geçmişe yönelik bir özlem dikkat çekmektedir. Günümüzde teknolojik gelişmeler ve sosyal medya kullanımının artması, insanlar arasındaki yüz yüze etkileşimi azaltmış ve komşuluk ilişkilerinin yerini dijital platformlarda sürdürülen iletişim biçimleri almıştır. Yoğun iş temposu ve bireyselleşen yaşam tarzı, insanların geleneksel sosyal ilişki biçimlerine daha az zaman ayırmalarına neden olmuştur. Ancak tüm bu dönüşümlere rağmen, katılımcıların büyük çoğunluğu komşuluğun hâlâ ihtiyaç duyulan ve zor zamanlarda ilk başvurulan destek kaynaklarından biri olduğunu vurgulamıştır. Bu durum, komşuluk ilişkilerinin dönüşüm geçirse de tamamen işlevsizleşmediğini, aksine belirli bağlamlarda önemini koruduğunu göstermektedir. Bu çalışma sürecinde yapılan mülakatlar, katılımcılar nezdinde komşuluk kavramının tekrar düşünülmesine, hatırlanmasına ve öneminin fark edilmesine katkı sağlamıştır. Bazı katılımcıların görüşmelerin ardından komşularıyla daha fazla etkileşimde bulunma yönünde niyet beyan etmeleri, bu araştırmanın sosyal farkındalık yaratma yönünden olumlu sonuçlar doğurduğunu göstermektedir. Katılımcıların, “Bugün komşuma kahveye gitmeyi düşündüm, hatırlattığınız iyi oldu” gibi dönüşleri, hem araştırmanın amacına ulaştığını hem de sosyal psikoloji açısından olumlu bir etki yarattığını ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, komşuluk ilişkilerinin dönüşen sosyal yapılar içerisinde yeniden anlamlandırılması ve bu ilişkilerin güncel yaşam pratikleri içinde nasıl sürdürülebileceğine dair daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulduğu söylenebilir. Geleneksel değerlerin korunması ve sosyal dayanışmanın artırılması adına, komşuluk gibi yerel kültür ögelerinin yaşatılması önem arz etmektedirItem type:Item, Erdel krizi çerçevesinde 1660 Varad Kuşatması(ANKARA ÜNİVERSİTESİ, 2025) Ülküer, HakanErdel Prensliği, Gábor Bethlen'in iktidarının ardından nüfuz alanını komşu devletler aleyhine alabildiğine genişletmiş ve Erdel, literatürdeki deyimiyle, "altın çağı"na girmiştir. I. Rákóczi'nin iktidarıyla birlikte Erdel'de kurulan merkezî hükümet ve kalıtsal hanedanlığın bayraktarı olan II. Rákóczi, nüfuz alanını bir adım daha genişletmek arzusuyla II. Kuzey Savaşı'na (1655-1660) İsveç tarafında dahil olmuştur. Osmanlı yönetimi prensin başarısız 1657 Seferi sonrasında, II. Rákóczi'nin Lehistan üzerine sefere çıkarken "padişahın rızasını almadığı" savını öne sürerek, Erdel ve müttefikleri Eflak ve Boğdan'a yıkıcı harekâtlar düzenleyecektir. Bu harekâtların sonucunda 1659'da Eflak ve Boğdan tekrar merkezî idareye bağlanmıştır. Sürecin sonunda Erdel'in en önemli kalelerinden biri olan Varad, 14 Temmuz 1660'ta Serdar Ali Paşa komutasındaki büyük bir Osmanlı ordusu tarafından kuşatılmış ve 45 günlük çetin bir mücadelenin ardından kale vire ile teslim alınmıştır. Erdel'e 1658'den itibaren yapılan sert Osmanlı-Tatar müdahaleleri Habsburg İmparatorluğu ve Krallık Macaristanı'ndaki Macar soyluları nezdinde de akis bulmuş ve "yaklaşan Osmanlı tehdidine karşın" ne yapılabileceği birçok kez görüşülmüştür. 1658-1660 Harekâtları ile Osmanlılar, serhad beyleri ve Kırım Hanlığı gibi Rákóczilerden rahatsız olan diğer grupların da mücadeleyi kararlıkla sürdürmesi sayesinde Doğu Avrupa'daki hâkimiyetlerine yönelik "Rákóczi tehlikesi"ni bertaraf edebilmişlerdir. Tezin ilk bölümü, Osmanlı-Erdel-Habsburg üçgeninde yaşanan siyasi ilişkilere odaklanmıştır. İkinci bölüm, Erdel'in Lehistan'da yaşanan karışıklıklara olan müdahalesi ve buna karşın Osmanlı yönetiminin sert tepkisini ele almaktadır. Bu tepki, 1658-1660 "cezalandırma harekâtları" ile vücuda gelecektir. Üçüncü ve son bölüm, monografik olarak 1660 Varad Kuşatması'na hasredilmiştir.Item type:Item, Rekabet yasağı sözleşmesi(Ankara Üniversitesi, 2025) Eken, CengizÇalışmamızda, işçi ile işveren arasında akdedilen "Rekabet Yasağı Sözleşmesi" teorik ve uygulamaya ilişkin yönleriyle kapsamlı bir şekilde irdelenmiştir. Günümüzde işverenler, iktisadi menfaatlerini koruma amacıyla rekabet yasağı sözleşmesine sıkça başvurmaktadır. Bu bağlamda rekabet yasağı sözleşmesi, bir taraftan işverenin meşru iktisadi menfaatlerinin korunmasına hizmet ederken; diğer taraftan, iktisadi ve sosyal yönden zayıf konumda bulunan işçinin çalışma ve sözleşme özgürlüğünü önemli ölçüde sınırlandırmaktadır. Bu nedenle, çalışmamızda rekabet yasağı sözleşmesi ele alınırken tarafların karşılıklı menfaatleri özellikle göz önünde bulundurulmuştur. Çalışmamız; giriş, üç ana bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Bu kapsamda çalışmamızın birinci bölümünde, rekabet yasağı sözleşmesinin tanımı, hukuki niteliği, tarafları ve diğer hukuki kurumlarla ilişkisi gibi genel özellikleri açıklanmıştır. İkinci bölümde ise, rekabet yasağı sözleşmesinin kurulması, geçerlilik koşulları ve kapsamı, güncel yargı kararları ışığında incelenmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise, rekabet yasağı sözleşmesine aykırılığın hüküm ve sonuçları, sözleşmenin sona ermesine yol açan özel ve genel sebepler ile rekabet yasağı sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklarda görevli ve yetkili mahkeme sorunu, güncel yargı kararları ve öğretideki tartışmalar ışığında değerlendirmeye tabi tutulmuştur.
