Akademik Arşiv Sistemine Hoş Geldiniz

Ankara Ünivrsitesi Akademik Arşiv Sistemi:

  • Üniversitemiz Akademik ve Kültürel Mirasını toplama, saklama ve geniş kitlere duyurmak amacını taşır
  • Üniversitemiz akademik çıktılarını uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar
  • Etkisini artırmak için telif haklarına uygun şekilde Açık Erişime sunar

Ayrıca Üniversitemiz Önlisans, Lisans ve Yüksek Lisans ders notlarına Açık Ders Malzemeleri sistemi üzerinden erişebilirsiniz.

Akademik Arşiv Sistemi birçok farklı bölümden oluşur:

  • Dergiler = Bu kategoride Ünivrsitemizde yayınlanan dergilere ulaşabilirsiniz
  • Kitaplar= Üniversitemizde yayınlanan kitapları bu kategoride bulabilirsiniz.
  • Gazeteler= Geçmişten günümüze bazı gazetelerin, bazı sayıları sizi tarihte bir yolculuğa çıkarıcak.
  • Tezler= Yüksek Lisans, Doktora ve Uzmanlık Tezleri bu kategori altında yer almaktadır.
  • ve daha binlerce kaynak; açık, ücretsiz, bir tık yakınızda...
  • Communities in DSpace

    Select a community to browse its collections.

    Now showing 1 - 5 of 8

    Recent Submissions

    • Item type:Item,
      Atipik bir lokalizasyonda ekrin porokarsinom
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2019) Özden, Necip Sefa; Özdemir, Arda; Babayev, Nijat; Heper, Aylin Okçu; Kaya, Burak
      Ekrin porokarsinom, ekrin ter bezlerinin intraepidermal duktal kısmından gelişen nadir görülen malign adneksiyel tümörüdür. Sıklıkla alt ekstremitelerde ve nadiren saçlı deri, yüz, kulak, gövde ve üst ekstremitede görülür. Benign bir lezyon olan ekrin poromadan geliştiği düşünülmektedir. Olguların sıklığının az olması nedeniyle cerrahi tedavi protokolü kesin olarak belirlenmemiştir. Bu olgu sunumunda saçlı deride atipik olarak pariteal bölge yerleşimli bir ekrin porokarsinom olgusu sunulmaktadır. Eccrine porocarcinoma is a rare malignant adnexal tumor that develops from the intraepidermal ductal part of eccrine sweat glands. It is commonly seen in the lower extremity and rarely in the scalp, face, ear, body and upper extremity. The surgical treatment of eccrine porocarcinoma is controversial as this is a rare tumor. In this case report, a 38-year-old patient of eccrine porocarcinoma on atypical localization of the scalp is presented.
    • Item type:Item,
      Biphasic stridor related to a congenital vallecular cyst
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2019) Günay, Fatih; İlarslan, Nisa Eda Çullas; Özcan, Serhan; Kendirli, Tanıl; Akaslan, Alican; Beton, Süha; Çobanoğlu, Nazan
      Congenital vallecular cyst (VC) is a rare but potentially fatal pathology in neonates and infants. It usually manifests with symptoms such as stridor, apnea and cyanosis that develop shortly after birth. Stridor is the most common encountered symptom. VC is frequently accompanied by laryngomalacia (LM) and LM is the most common cause of stridor in infants. Diagnosis can be made by flexible laryngoscopy or bronchoscopy. Surgery is the mainstay for VC treatment. Here we present an infant who had respiratory distress, biphasic stridor and cyanosis worsened during feeding and crying, and diagnosed VC. The respiratory symptoms of the patient recovered rapidly after surgical resection. Konjenital vallekula kisti (VK) yenidoğanlarda ve bebeklerde nadir görülen ancak potansiyel olarak ölümcül bir patolojidir. Genellikle doğumdan kısa bir süre sonra ortaya çıkan stridor, apne ve siyanoz gibi semptomlarla kendini gösterir. Stridor en sık karşılaşılan semptomdur. VK’ye sıklıkla laringomalazi (LM) eşlik eder ve LM, bebeklerde en sık görülen stridor nedenidir. Teşhis fleksible laringoskopi veya bronkoskopi ile yapılabilir. Cerrahi, VC tedavisinin temelini oluşturur. Burada solunum sıkıntısı olan, beslenme ve ağlama sırasında bifazik stridor ve siyanozu kötüleşen ve VK tanısı konan bir süt çocuğu sunulmuştur. Cerrahi rezeksiyon sonrası hastanın solunum semptomları hızla düzelmiştir.
    • Item type:Item,
      Hirschsprung hastalığında transanal endorektal pull-through ve martin-modifiye duhamel ameliyatlarının sonuçlarının karşılaştırılması
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2019) Günal, Yasemin Dere; Aslan, Mustafa Kemal; Karaman, Ayşe; Karaman, İbrahim; Erdoğan, Derya; Çavuşoğlu, Yusuf Hakan
      Amaç: Hirschsprung hastalığı (HH) tanısıyla transanal endorektal pull-through (TEPT) ve Martin-modifiye Duhamel ameliyatları yapılmış olan hastalarımızın sonuçlarının karşılaştırması. Gereç ve Yöntem: Kliniğimizde 2002-2007 yılları arasında HH nedeniyle TEPT (grup 1, n=24), transanal yolla başlanıp laparotomi gerektiren endorektal pull-through (grup 2, n=12) ve Martin modifiye Duhamel (grup 3, n=17) uygulanan 53 hasta değerlendirildi. Bu hasta grupları yaş, cinsiyet, aganglionik segment uzunluğu, intraoperatif detaylar, postoperatif erken dönem komplikasyonlar ve uzun dönem fonksiyonel sonuçlar açısından değerlendirildi ve karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmamızda grup 1 hastaların ortalama ameliyat yaşı, ameliyat süresi, oral beslenmeye başlama zamanı, ilk gaita çıkarma zamanı ve hastanede kalış süresi grup 2 ve grup 3 hastalarla karşılaştırıldığında anlamlı olarak az veya kısa bulundu (p<0,001). Ameliyat sırasında kan transfüzyonu ihtiyacı yüzde olarak grup 1 hastalarda daha az olmasına rağmen aradaki bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0,05). Serimizde postoperatif enterokolit oranı grup 3’te yüzde olarak daha yüksek bulunmasına rağmen aralarındaki bu fark anlamlı bulunmadı (p>0,05). Her üç düzeltici tekniğin uzun dönem fonksiyonel sonuçları (kontinans, fekal soiling, kabızlık) değerlendirilip karşılaştırıldığında aralarında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Sonuç: TEPT tekniği kolay uygulanabilen güvenli bir tekniktir. Özellikle erken dönemde tanı konmuş, enterokolit öyküsü olmayan, henüz bağırsak dilatasyonu gelişmemiş, rektosigmoid tutulumlu HH’lerde TEPT ilk tercih olabilir. Objectives: We compared the results of patients who underwent transanal endorectal pull-through (TEPT) and Martin-modified Duhamel operations for Hirschsprung’s disease (HD). Materials and Methods: Between 2002 and 2007, we evaluated 53 patients with HD treated with TEPT (group 1, n=24), endorectal pull-through with a laparotomy requirement after an initiated transanal approach (group 2, n=12) and Martin-modified Duhamel (group 3, n=17). Age, gender, length of aganglionic segment, intraoperative details, postoperative early complications and long term functional outcomes are evaluated and compared among these patient groups. Results: In this study age at the time of the operation, duration of the operation, time to first oral feeding, time to first stool and hospital stay in the patients the group 1 were significantly less or shorter than those ones in group 2 and group 3 (p<0.001). Blood transfusion requirement during operation in group 1 was less than the other groups, but this difference didn’t reach statistical significance (p>0.05). Postoperative enterocolitis had a higher incidence in group 3, but there was also no significant difference (p>0.05). There was no difference in the long-term functional results (continence, fecal soiling, constipation) of all three procedures (p>0.05). Conclusion: TEPT is both a feasible and safe technique. It may be the first choice particularly in patients with early diagnosed rectosigmoid HD patients without enterocolitis or bowel dilatation.
    • Item type:Item,
      Cerrahide kohort çalışmalarının raporlanması i̇çin bir kılavuz; strocss kriterlerinin türkçe uyarlaması
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2019) Demir, Emre; Yavuz, Yasemin; Ateş, Can; Tekindal, Mustafa Agah; Şahiner, İbrahim Tayfun; Doğan, Gül; Doğan, Güvenç; Muslu, Ümran; Erkent, Murathan
      Amaç: Bu çalışmada, cerrahi alanında kohort çalışmalarının raporlama kalitesini iyileştirmek ve bir standart oluşturmak amacıyla uzmanlardan oluşan bir grup tarafından 2017 yılında yayınlanan 17 maddelik (37 alt madde) STROCSS (Cerrahide Kohort Çalışmaların Raporlanmasının Güçlendirilmesi) kriterlerinin Türkçeye uyarlanmasının yapılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: STROCSS kriterleri, üç yazar (E.D., C.A., M.A.T.) tarafından birbirlerinden ayrı olarak Türkçeye çevrilmiş ve Y.Y.’nin liderliğinde son taslak olarak belirlenmiştir. Türkçeye uyarlanmış kontrol listesi kullanılarak 2010-2018 yılları arasında TR dizinde yayınlanan 10 cerrahi kohort araştırmasının raporlanma kalitesi beş farklı cerrahi branştaki akademisyen hekim (İ.Ş.T., G.D., Ü.M., G.D., M.E.) tarafından değerlendirilmiştir. İstatistiksel değerlendirmelerde sınıf içi korelasyon katsayısı ve Bland-Altman grafikleri kullanılmıştır. Bulgular: Cerrahi branşlardaki ikili değerlendirmeler arasında anlamlı uyum olduğu görülmüştür (p<0,001; p<0,001; p=0,007; p=0,001). En yüksek uyum iki farklı Genel Cerrah arasında bulunmuştur; 0,963 (0,857-0,991). Tüm Akademisyen Hekimler arasında ise 0,947 (0,858-0,985) uyum düzeyi bulunmuştur (p<0,001). Bland-Altman grafiklerine göre genel olarak tüm gözlemciler arasında uyuşma bulunmuştur. Sonuç: Birçok uluslararası yayıncı tarafından cerrahi alanındaki makalelerin incelemeye alınması için zorunlu hale gelen bu kılavuzun çevirilmesi ile ülkemizdeki araştırmacılara çalışmalarının raporlanmasında kolaylık sağlayacağı ve ulusal yayınlarda bir standart oluşturulacağı düşünülmektedir. Objectives: In this study, it was aimed to adapt the 17-item (37 sub-items) STROCSS (Strengthening the Reporting of Cohort Studies in Surgery) criteria published in 2017 by a group of experts to improve the reporting quality of cohort studies in the surgical field and to establish a standard. Materials and Methods: STROCSS criteria were translated to Turkish by three authors (E.D., C.A., M.A.T.) separately, and a consensus was reached for the final version with Y.Y.’s guidance. The quality of reporting of 10 surgical cohort studies published in the TR index between 2010 and 2018, using a Turkish-adapted checklist, was evaluated by an academic physician (İ.Ş.T., G.D., Ü.M., G.D., M.E.) in five different surgical specialties. For the statistical evaluations, intraclass correlation coefficient and Bland-Altman graphs were used. Results: There was a significant correlation between pairwise evaluations in surgical specialties (p<0.001; p<0.001; p=0.007; p=0.001). The highest agreement was found between two different general surgeons; 0.963 (0.857-0.991). Among all academic physicians, the level of agreement was 0.947 (0.858-0.985) (p<0.001). According to the Bland-Altman graphs, there was a correlation between all observers. Conclusion: The adaptation of this checklist, which has become mandatory for the review of articles in the field of surgery by many international publishers, is intended to facilitate the reporting of studies in our country and to establish a standard in national publications.
    • Item type:Item,
      Çok düşük doğum ağırlıklı yenidoğanlarda konjenital hipotiroidi ve respiratuvar distres sendromu i̇lişkisinin araştırılması
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2019) Çakır, Ufuk; Tayman, Cüneyt; Bekmez, Buse Özer; Büyüktiryaki, Mehmet; Yarcı, Ebru
      Amaç: Respiratuvar distres sendromu (RDS) akciğerde surfaktan yapımında azalmanın neden olduğu ciddi morbidite ve mortalitelerle ilişki klinik bir durumdur. Çalışmamızda çok düşük doğum ağırlıklı (ÇDDA<1500 g) prematürelerde konjenital hipotiroidinin (KH) RDS üzerine etkisi ve RDS için risk faktörlerine bakılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız Ocak 2013 ile Ağustos 2017 arasında yatan ÇDDA bebeklerde geriye dönük tıbbi kayıtların değerlendirilmesi neticesinde gerçekleştirildi. Hastalar KH tanısı alan ve almayan ile ayrıca surfaktan gereksinimine göre RDS olan ve olmayan olmak üzere gruplara ayrıldı. Bulgular: Çalışmaya 729 hastadan 670 hasta (gebelik haftası: 27,5±1,3 hafta, doğum ağırlığı: 1014±219 g) dahil edildi. Beşinci günde tiroid fonksiyon testi sonucu elde edildi. KH’si olan grupta (n=28) RDS oranı %71,4 (n=20), KH olmayan grupta (n=642) RDS oranı %61,3 (n=394) olarak tespit edildi. KH’si olan grupta RDS oranı (%71,4) ve KH olmayan (%61,3) gruba göre istatistiksel anlamlı yüksek bulundu (p=0,000). KH sıklığı (sırasıyla %5,3 vs %2,3, p=0,015) RDS olanlarda daha yüksek bulundu. KH’si olanlarda RDS oranı ve RDS olanlarda KH oranı daha yüksek bulundu. Sonuç: Bu bulgular göz önüne alındığında tiroid hormonlarının akciğer gelişim ve dinamiğini etkileyebileceği düşünülmüştür. Objectives: Respiratory distress syndrome (RDS) is associated with severe morbidity and mortality, which occurs due to surfactant deficiency in the lung. In the present study, we aimed to determine the risk factors for RDS and the effect of congenital hypothyroidism (CH) on RDS in very low birth weight (VLBW<1500 g) infants. Materials and Methods: The study was completed between January 2013 and August 2017. Data of eligible infants were obtained from hospital medical records. Patients were divided in to groups with and without CH, and those with and without RDS according to requirement of surfactant therapy. Results: Six hundred and seventy patients of 729 patients (gestational age: 27.5±1.3 weeks, birth weight: 1014±219 g) were included in the study, and thyroid function test results were obtained on day 5th respiratory distress syndrome ratio was 71.4% (n=20) in the CH group (n=28) and 61.3% (n=394) in the non-CH group (n=642). Respiratory distress syndrome ratio (71.4%) was found to be statistically higher in CH group than those in non-CH group (61.3%) (p=0.000). The frequency of CH (5.3% vs 2.3%, p=0.015, respectively) was higher in patients with RDS. RDS ratio in those with CH and CHD in those with RDS were found to be higher. Conclusion: Based on these findings, it is thought that thyroid hormones may affect lung development and dynamics.