Akademik Arşiv Sistemine Hoş Geldiniz
Ankara Ünivrsitesi Akademik Arşiv Sistemi:
- Üniversitemiz Akademik ve Kültürel Mirasını toplama, saklama ve geniş kitlere duyurmak amacını taşır
- Üniversitemiz akademik çıktılarını uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar
- Etkisini artırmak için telif haklarına uygun şekilde Açık Erişime sunar
Ayrıca Üniversitemiz Önlisans, Lisans ve Yüksek Lisans ders notlarına Açık Ders Malzemeleri sistemi üzerinden erişebilirsiniz.
Akademik Arşiv Sistemi birçok farklı bölümden oluşur:
- Dergiler = Bu kategoride Ünivrsitemizde yayınlanan dergilere ulaşabilirsiniz
- Kitaplar= Üniversitemizde yayınlanan kitapları bu kategoride bulabilirsiniz.
- Gazeteler= Geçmişten günümüze bazı gazetelerin, bazı sayıları sizi tarihte bir yolculuğa çıkarıcak.
- Tezler= Yüksek Lisans, Doktora ve Uzmanlık Tezleri bu kategori altında yer almaktadır.

Recent Submissions
Item type:Item, Türkiye’de bölgesel kalkınma planlaması(Ankara Üniversitesi, 2025) Tarhan, Elvin1980’li yıllarla birlikte, merkezi yönetimin rolünün azaltılması gerektiği savunulmuş, serbest piyasa ekonomisi ön plana çıkarılmış ve devletin ekonomik müdahalelerinin kısıtlanması gerektiği düşünülmüştür. Bu anlayış doğrultusunda, ülkelerin kamu yönetimlerinde çeşitli değişim ve dönüşümler meydana gelmeye başlamıştır. Dünyada hâkim olan bu yeni anlayış çerçevesinde, uluslararası örgütler, üyeliğe aday ülkelere küresel düzenin devam etmesi adına birtakım ortak kriterler getirmiştir. Bu noktada, Avrupa Birliği’ne aday ülke konumunda olan Türkiye de birleşik ve bütünleşik bir Avrupa yaratma çabasında olan AB’nin üyelik kriterlerine uyum sağlamaya çalışmıştır. Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinin bir gereği olarak ülkemizde, İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırması (İBBS veya NUTS) yoluyla üç kategoriden (Düzey I, II ve III) oluşan bir sınıflandırma yapılmış ve bu kapsamda 26 adet kalkınma ajansı kurulmuştur. Yerel aktörlerin harekete geçirilmesiyle, sermayenin bölgelere girişi kolaylaştırılmış, bölgelerin rekabet gücünün arttırılması ana hedef olmuş, bölgesel kalkınma çalışmaları yabancı yatırım ve teşviklerin ülkeye girişi ile doğru orantılı bir şekilde yürütülmüştür. Birçok medeniyete ev sahipliği yapması, kültürel mirası, tarihi ve elverişli topraklarıyla oldukça büyük bir öneme sahip olan Güneydoğu Anadolu Bölgesi, birtakım nedenlerden ötürü dezavantajlı olarak anılmakta ve kalkınmada öncelikli bölgelerden biri olarak sınıflandırılmaktadır. Bölgedeki dezavantajların ortadan kaldırılması ve var olan yerel potansiyellerin ortaya çıkarılması adına bölgede, temelleri Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar uzanan birçok planlama uygulanmaya başlanmıştır. 1977 yılında, Bölgede bulunan havzalara ilişkin su projelerinin birleştirilmesiyle oluşturulan Güneydoğu Anadolu Projesi, 1989 yılında hazırlanan “Master Plan” ile birçok alanda kalkınmayı hedefleyen entegre bir bölgesel kalkınma planlamasına dönüşmüştür. Çalışmada, Güneydoğu Anadolu Projesi, bölgesel kalkınma planlaması örneği olarak ele alınmış, Projenin gelişim sürecine ulusal ve uluslararası faktörlerin etkisi açıklanmaya çalışılmıştır. Burada, asıl ele alınmak istenen husus, 1980’li yıllarla birlikte, bölgesel kalkınma planlamasına farklı bir boyut kazandırılması ve ulus üstü faktörlerin bu alandaki etkisi olmuştur.Item type:Item, Yapay zeka ve kamu yönetimine etkisi(Ankara Üniversitesi, 2025) Arslan, BurçeTeknoloji her zaman değişime ve gelişime açık bir alan olmuştur. Bu gelişim son yılların en etkili teknolojisi yapay zeka ile tanışmamızı sağlamıştır. Yapay zeka, insan zihninin işleyişini analiz ederek akıllı bilgisayar programlarının oluşturulması fikrinden ortaya çıkan bir kavramdır. Dijital dönüşümün bir parçası olan ve devrim niteliğinde yenilikleriyle öne çıkan bu teknolojik gelişme hayatın her alanında kullanılırken sosyal bilimlerinde ilgi alanına girmeye başlamasıyla bu teknolojinin yaratacağı gelişim ve değişimin hangi boyutlara ulaşacağı merak konusu haline gelmiştir. Bu doğrultuda devletler, teknoloji şirketleri ve bilim adamları yapay zeka teknolojisinin uygulandığı her alanda yarattığı olumlu/olumsuz sonuçları ele almaya başlamışlardır. Bu çalışmanın ana amacı da günümüzün en dikkat çekici teknolojisi olan yapay zekayı tanıtmak ve bu teknolojinin kamu yönetimine etkisini incelemektir. Bu doğrultuda çalışmada önceki çalışmalar incelenerek yapay zekaya genel bir çerçeveden bakılmış, tanımı, tarihsel süreci ve özellikleri değerlendirilmiştir. Daha sonra ise çalışmanın da ana konusu olan yapay zeka teknolojisinin kamu yönetimine entegrasyon sürecinde yaratmış olduğu değişimin ve dönüşümün yanında Türkiye’nin bu teknoloji ile ilgili attığı adımlar ele alınmaya çalışılmıştır.Item type:Item, İnsan kaynakları yönetiminde eğitim süreçleri ve önemi(Ankara Üniversitesi, 2025) Şeker, AslıhanDüşünce tarihi boyunca insan kavramı hakkında farklı tanımlar ortaya konmasına rağmen bu kavram üzerinde hala net bir tanım bulunamamıştır. Aynı şekilde insan kaynağı ile ilgili de genel ve ortak bir tanım yapmak zor olmaktadır. İnsan Kaynağı kavramı çağdaş dünyada kapitalizmin gelişmesi ile şekillenmeye başlamıştır. Özellikle iş hayatında farklı sınıfların ortaya çıkması ile birlikte yöneten ve yönetilen arasındaki ayrım keskinleşmiştir. Bu ayrımın neticesinde de işleri yönetmek ve çalışanlar ile ilişkileri kurmak anlamında insan kaynağı kavramı oluşmuştur. Buna göre insan kaynağı kavramı gerek yöneticileri gerekse de çalışanları aynı hedef doğrultusunda birleştirmeye ve bu süreçleri rasyonel anlamda kullanma potansiyeline işaret etmektedir.Item type:Item, Türkiye'de neoliberal popülist siyaset ve yükselen inşaat: 2000'li yıllarda TOKİ(Ankara Üniversitesi, 2024) Bülbül, ÖzlemBu çalışma 2000'li yıllarda Türkiye'nin iktisadi siyasi yapılanmasında belirleyici konuma gelen inşaat ve konut sektörünün temsilcisi konumundaki Toplu Konut İdaresi'ni (TOKİ), Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarının neoliberal popülist siyaseti ile ilişkisi çerçevesinde incelemektedir. Tezin temel iddiası, inşaat ve konut sektöründe kilit bir kamu kuruluşu olan TOKİ'nin AKP iktidarında uygulamaya konulan neoliberal otoriter popülist politikaların açığa çıktığı bir siyasi aygıt olduğudur. Kavramsal muğlaklığına karşın, popülizm zaman ve mekân boyutlarını aşan bir esnekliğe sahiptir. Aynı zamanda farklı iktisadi siyasi yapılanmalarla da uyum içerisindedir. Bu noktada popülizmin araçsal doğası öne çıkmaktadır. Günümüzde popülizmin neoliberalizmle olan ittifakının sonucu olarak neoliberal popülizme dönüşümü popülizmin araçsallığının yansımasıdır. Bu yönüyle, çalışmada popülizm siyasal strateji olarak ele alınmaktadır. Bu ise, popülist liderin iktidar olma ve iktidarda kalma doğrultusunda başvurduğu siyasal yöntemleri ve araçları göz önüne almayı gerektirir. 2008 Finans kriziyle birlikte, neoliberalizmin dönüşümünün sonucu olarak otoriterleşen devlet aygıtının pek çok alanda yansımaları olmuştur. Bu bağlamda kent siyaseti de neoliberal otoriterleşme ekseninde belirgin bir dönüşüm geçirmiştir. Bu dönemde neoliberal otoriter devlet inşasına bağlı olarak artan merkezileşme ve piyasa odaklı yeniden kurumsallaşma, konut sektörü açısından da belirleyici olmuştur. Neoliberal etkin devlet inşasının sonucu olarak, TOKİ konut sektöründe piyasa kurucu ve düzenleyici konuma gelmiştir. Konutta yaşanan yoğun metalaşmanın etkisi ve inşaat finans birlikteliği ile bu yıllarda konut sektörü sermaye için çok daha cazip hale gelmiş ve bu durumun yansıması olarak, TOKİ üzerinden ihaleler ve ortaklıklar yoluyla AKP iktidarına yakınlığıyla bilinen birtakım İslami muhafazakâr sermaye çevrelerine yüksek rant aktarımları gerçekleştirilmiştir. Bu süreçte ortaya çıkan rant mekanizması sadece konut üzerinden değil, aynı zamanda iktidar tarafından her fırsatta milli gurur meselesi haline getirilen mega projeler, namıdiğer çılgın projeler, üzerinden de işlemiştir. Bu dönemde başta megakentler olmak üzere, kentler en ücra köşelerine kadar şantiye alanı ve rant alanı haline getirilmekle kalmamış, aynı zamanda mevzuatta yapılan değişikliklerle hayata geçirilen kentsel dönüşüm uygulamaları üzerinden de gecekondu bölgeleri yeniden piyasaya kazandırılmıştır. Bu durum konutta metalaşmanın yanı sıra, beraberinde mülksüzleştirmeye dayalı sermaye birikimini de getirmiştir. Öte yandan, toplumun yoksul kesimlerinin TOKİ tarafından yapılan kentsel dönüşüm projeleri aracılığıyla konut sahibi olma amacıyla uzun yıllara dayalı olarak borçlanarak finansal sisteme dahil edilmeleri ve ağır çalışma koşullarına maruz kalarak sisteme kazandırılmaları sağlanmaktadır. Bu ise, toplumsal çelişkilerin üstünü örten, sınıfsal eşitsizlikleri göz ardı eden, toplumu uyum içinde gösterme çabası içinde olan bir siyasi anlayışı yansıtmaktadır. Bütün bunlara ek olarak, TOKİ'de açığa çıkan neoliberal otoriter siyaset anlayışının bir başka yansıması da, kitlelerin İslami muhafazakâr değerler üzerinden mobilizasyonudur. Bu ise, TOKİ tarafından inşa edilen toplu konutlarda ortaya konulan mekân kurgusu, kurumsal mimari anlayışı ve semboller üzerinden İslami muhafazakâr esaslara dayalı bir hayat tarzının sunumunu ve bu hayat tarzı üzerinden Osmanlıya referansla Kemalizmle hesaplaşmayı içermektedir.Item type:Item, 1974 Kıbrıs barış harekatı sonrası savunma sanayii reformları(Ankara Üniversitesi, 2025) Bilgiç, Mehmet1974 Kıbrıs Barış Harekâtı, Türkiye’nin savunma sanayisinde köklü bir dönüşümün başlangıcı olmuştur. Harekât sırasında uygulanan ABD silah ambargosu, Türkiye’nin dışa bağımlılığının yarattığı stratejik riskleri ortaya koymuş ve bu durum yerli savunma sanayisinin geliştirilmesi gerekliliğini açıkça göstermiştir. Bu süreç, Türk savunma politikalarında ve ekonomik yapısında önemli reformlara yol açmıştır. Ambargo sonrası dönemde Türkiye, dışa bağımlılığı azaltmak için yerli savunma sanayi projelerine hız vermiştir. Bu çerçevede ASELSAN, HAVELSAN, ROKETSAN, ASPİLSAN ve TUSAŞ gibi kritik şirketler kurulmuş ve bu şirketler Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) haberleşme, elektronik, yazılım, füze ve enerji gibi çeşitli ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik stratejik adımlar atmıştır. Ayrıca, 1985 yılında kurulan Savunma Sanayii Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (daha sonra Savunma Sanayii Başkanlığı - SSB), sektörü düzenleyen ve koordine eden önemli bir kurum haline gelmiştir. Türkiye, yerli üretimi artırma ve ulusal güvenlik için stratejik ürünlerin bağımsız şekilde üretimini sağlama hedeflerine odaklanmıştır. ASELSAN telsiz ve radar sistemlerinde, HAVELSAN yazılım ve simülasyon teknolojilerinde, ROKETSAN füze ve roket sistemlerinde, ASPİLSAN batarya ve enerji çözümlerinde, TUSAŞ ise havacılık ve uzay teknolojilerinde öncü kuruluşlar olarak önemli bir yer edinmiştir. 2000’li yıllarda Türkiye, savunma sanayisinde milli projelere ağırlık vermiş ve yerli üretim kapasitesini artırmıştır. İnsansız hava araçları (İHA), zırhlı muharebe araçları, füze sistemleri ve özgün hava platformları gibi alanlarda gerçekleştirilen projeler, Türkiye’nin uluslararası alanda rekabet gücünü artırmıştır. Savunma sanayisi ihracatı 2002 yılında 248 milyon dolardan 2022 yılında 4.4 milyar dolara ulaşarak bu alandaki başarının ekonomik boyutunu da gözler önüne sermiştir. Savunma sanayisi, sadece güvenlik alanında değil, aynı zamanda ekonomik ve teknolojik gelişim açısından da önemli katkılar sağlamıştır. Ar-Ge yatırımları ve teknoloji transferleri, sivil sektörlere de yansımış; yerli sanayinin gelişimine öncülük etmiştir. Türkiye’nin savunma sanayi altyapısı, Milli Savunma Bakanlığı’na bağlı kuruluşlar, Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı ve özel sektör kuruluşlarından oluşan güçlü bir ekosistemle desteklenmektedir. Bu yapı, hem askeri hem de sivil alanlarda ulusal güvenliği destekleyen, ekonomik büyümeyi tetikleyen ve Türkiye’nin uluslararası alandaki itibarını güçlendiren bir dinamizm yaratmıştır. Sonuç olarak, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası savunma sanayisinde başlatılan reformlar, Türkiye’yi uluslararası alanda önemli bir savunma sanayi oyuncusu haline getirmiştir. Yerli üretime verilen önem, stratejik ürünlerde bağımsızlık sağlanması ve savunma ihracatının artırılması, Türkiye’nin ulusal güvenlik ve ekonomik kalkınma hedeflerine ulaşmasında kritik bir rol oynamıştır.
