Akademik Arşiv Sistemine Hoş Geldiniz

Ankara Ünivrsitesi Akademik Arşiv Sistemi:

  • Üniversitemiz Akademik ve Kültürel Mirasını toplama, saklama ve geniş kitlere duyurmak amacını taşır
  • Üniversitemiz akademik çıktılarını uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar
  • Etkisini artırmak için telif haklarına uygun şekilde Açık Erişime sunar

Ayrıca Üniversitemiz Önlisans, Lisans ve Yüksek Lisans ders notlarına Açık Ders Malzemeleri sistemi üzerinden erişebilirsiniz.

Akademik Arşiv Sistemi birçok farklı bölümden oluşur:

  • Dergiler = Bu kategoride Ünivrsitemizde yayınlanan dergilere ulaşabilirsiniz
  • Kitaplar= Üniversitemizde yayınlanan kitapları bu kategoride bulabilirsiniz.
  • Gazeteler= Geçmişten günümüze bazı gazetelerin, bazı sayıları sizi tarihte bir yolculuğa çıkarıcak.
  • Tezler= Yüksek Lisans, Doktora ve Uzmanlık Tezleri bu kategori altında yer almaktadır.
  • ve daha binlerce kaynak; açık, ücretsiz, bir tık yakınızda...
  • Communities in DSpace

    Select a community to browse its collections.

    Now showing 1 - 5 of 8

    Recent Submissions

    • Item type:Item,
      Orthopaedics and traumatology in covid-19 pandemic
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2021) Karaca, Mustafa Onur; Kalem, Mahmut; Özyıldıran, Mustafa; Başarır, Kerem; Armangil, Mehmet; Kocaoğlu, Hakan; Merter, Abdullah; Akmeşe, Ramazan; Özbek, Emre Anıl; Erdemli, Bülent; Yıldız, Hüseyin Yusuf; Kınık, Hakan
      Objectives: We aimed to convey our pandemic observations and experience as orthopedics and traumatology clinic in the period from the formal declaration of the first case in Turkey to the descending trend of the number of active cases. Materials and Methods: The first Coronovirus disease-2019 (COVID-19) case in Turkey was seen on March 11 and all elective surgeries were postponed as of March 17th. The number of active cases entered a downward trend with the number of patients recovering daily exceeding the number of new cases daily on April 24. The numbers and categories of surgeries performed in our clinic between March 17 and April 24, 2020 were examined and analyzed by comparing to the same period of 2019. Results: A total of 105 surgical operations were performed in our clinic between March 17 and April 24, 2020. Of these operations, 33.3% were trauma, 25.7% were hand and finger injury, and 14.3% were orthopedic oncology cases. During the same period of 2019, a total of 436 operations were performed, of which 19.3% were trauma, 16.5% were arthroscopy, 12.6% were arthroplasty, 11.9% were hand and finger injuries, and 8.9% were oncological surgery cases. It was seen that the number of surgeries decreased by 76% during the pandemic. Conclusion: The COVID-19 pandemic has profoundly affected daily life and work practice in the field of orthopedics and traumatology. It is important to create an administrative organizational chart during crisis periods like a pandemic and to implement the measures to be taken immediately. Amaç: Türkiye’de ilk olgunun resmi olarak ilan edilmesinden aktif olgu sayısının iniş trendine geçmesine kadarki süreçte, ortopedi ve travmatoloji kliniği olarak pandemi gözlem ve tecrübelerimizin aktarılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Türkiye’de ilk Koronavirüs Hastalığı-2019 (COVİD-19) olgusu 11 Mart tarihinde görülmüş, 17 Mart itibariyle tüm elektif ameliyatlar ertelenmiştir. 24 Nisan 2020 tarihinde günlük iyileşen hasta sayısının günlük yeni olgu sayısını geçmesiyle birlikte, aktif olgu sayısı iniş trendine geçmiştir. 17 Mart - 24 Nisan 2020 tarihleri arasında kliniğimizde uygulanan ameliyat sayıları ve kategorileri incelenmiş, 2019 yılının aynı periyodu ile mukayese edilerek analiz edilmiştir. Pandemi sürecinde hastanemizde ve bölümümüzde alınan önlemler incelenmiştir. Elektif olguların iptal edilmesiyle birlikte oluşan yeni ameliyathane düzeni ve öncelik algoritmaları değerlendirilmiştir. Pandemi sürecinde preoperatif ve postoperatif olarak servisimizde COVİD-19 tanısı alan hastaların tedavi yönetimi incelenmiştir. Bulgular: 17 Mart - 24 Nisan 2020 tarihleri arasında kliniğimizde toplam 105 ameliyat uygulanmıştır. Bu ameliyatların %33,3’ü travma, %25,7’si el ve parmak yaralanması, %14,3’ü ise ortopedik onkoloji olgularıdır. 2019 yılının aynı periyodunda 436 ameliyat uygulanmış olup bunların %19,3’ü travma, %16,5’i artroskopi, %12,6’sı artroplasti, %11,9’u el ve parmak yaralanmaları, %8,9’u onkolojik cerrahi olgularıdır. Pandemi sürecinde ameliyat sayısının %76 oranında düştüğü görülmektedir. Sonuç: COVİD-19 pandemisi ortopedi ve travmatoloji camiasının günlük hayatını ve çalışma pratiğini derinden etkilemiştir. Pandemi gibi kriz dönemlerinde yönetimsel organizasyon şemasının oluşturulması ve vakit kaybetmeden alınacak önlemlerin uygulanması önem arz etmektedir.
    • Item type:Item,
      Conversion to hip arthroplasty after cut-out complication of proximal femoral nailing (pfn) in pertrochanteric fractures
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2021) Merter, Abdullah; Başarır, Kerem; Kocaoğlu, Hakan; Karaca, Mustafa Onur; Özbek, Emre Anıl; Kalem, Mahmut
      Objectives: A failed intertrochanteric fixation often leads to functional disability and pain. The most commonly observed complication is “cut-out”, which frequently requires hip arthroplasty in the subsequent period. In this study, we aimed to compare the results of total hip arthroplasty (THA) and hemiarthroplasty (HA) after cut-out complication of proximal femoral nailing (PFN). Materials and Methods: Forty patients who were treated with THA (20 patients) and HA (20 patients) due to cut-out complication following PFN were included in our retrospective study. Age, gender, classification of the pertrochanteric fracture (AO/OTA classification), time to arthroplasty surgery, operative time, total blood loss, and complications were reviewed. The clinical results were evaluated by the ambulatory status, Harris hip score (HHS) and visual analog scale (VAS) score at the second year follow-up. Results: The amount of blood loss and the operative time were significantly higher in the THA group (p=0.001). Post-operative second year VAS score and HHS were similar in both groups (p=0.989 and p=0.820, respectively). There was no significant difference between the two groups in terms of complications rate (p=0.294). Conclusion: Converting to hip arthroplasty is a successful choice in the treatment of cut-out complications following PFN. Both THA and HA groups had similar clinical results, with the HA group being more advantageous regarding cost, operative time, amount of blood loss, and rate of infection. However, the only valid option for those with acetabular defects during cut-out is THA. Amaç: İntertrokanterik fiksasyon cerrahisinin başarısız sonuçlanması sıklıkla ağrı ve fonksiyon kaybına yol açmaktadır. En sık görülen komplikasyon “cut-out” olup, sıklıkla artroplasti ile tedavi edilir. Bu çalışmada, proksimal femur çivileme (PFÇ) cerrahisi sonrası “cut-out” komplikasyonu gelişen olgularda uygulanmış olan total kalça artroplastisi (TKA) ve parsiyel kalça artroplastisi (PKA) sonuçlarını araştırmayı hedefledik. Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif çalışmaya, PFÇ sonrası “cut-out” gelişen 40 hasta (20 hasta-TKA, 20 hasta PKA) dahil edildi. Gruplar yaş, cinsiyet, var olan pertrokanterik kırık tipi (AO/OTA sınıflaması ile), artroplastiye geçiş zamanı, ameliyat süresi, toplam kan kaybı ve komplikasyonlar açısından karşılaştırıldı. Klinik sonuçlar hastaların ikinci yıldaki hareket edebilme kabiliyetleri, Harris kalça skoru (HKS) ve görsel analog ölçeği (VAS) skoru kullanılarak elde edildi. Bulgular: TKA grubunda ameliyat süresi ve toplam kan kaybı istatiksel olarak anlamlı bir şekilde daha fazlaydı (p=0,001). Grupların ikinci yıldaki HKS ve VAS skorları benzerdi (p=0,989 ve 0,820). Artroplasti sonrası gelişen komplikasyonlar açısından ise istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p=0,294). Sonuç: PFÇ sonrasında oluşan “cut-out” komplikasyon tedavisinde artroplastiye geçiş başarılı sonuçlar veren bir tedavi seçimidir. Hem TKA hem de PKA grupları benzer klinik sonuçlara sahip olup, PKA maliyeti ameliyat süresi, kan kaybı ve postoperatif enfeksiyon yönünden daha avantajlı görülmektedir. Ancak, asetabulum defekti mevcut olan hastalarda tek geçerli tedavi yöntemi ise TKA’dır.
    • Item type:Item,
      Yoğun bakım ünitesine travmaya bağlı kabuller: majör travma i̇çin tek merkez deneyimi
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2021) Erkoç, Süheyla Karadağ; Karabak, Pınar; Boytaş, Volkan; Yılmaz, Ali Abbas; Bayar, Mustafa Kemal
      Amaç: Majör travma, komplikasyonlar ve mortalite artması ile birlikte yoğun bakım ünitesine (YBÜ) kabul edilmenin ana nedenleri arasında yer almaktadır. Bu çalışmanın amacı, YBÜ’ye kabul edilen majör travma hastalarında gözlenen komplikasyonların ve hasta özelliklerinin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 2015 ile 2018 yılları arasında YBÜ’ye kabul edilen “hasarlanma şiddet skoru” (ISS)>15 olan majör travma hastalarının verileri retrospektif olarak değerlendirildi. Yaş, cinsiyet, yaralanma tipi, komplikasyon oranları, 30 günlük mortalite oranları, YBÜ ve hastanede kalış süresini içeren demografik ve klinik veriler belirlendi. Akut fizyoloji ve kronik sağlık değerlendirmesi (APACHE II) skoru, ISS, travma ve hasarlanma şiddeti skoru (TRISS), revize travma skoru (RTS) ve Glasgow koma skalası (GCS) hesaplandı. Hastalarda mortalite ve komplikasyonlara neden olan risk faktörleri araştırıldı. Bulgular: Çalışma dönemi içerisinde yoğun bakım ünitemize, yaşları 15-88 yıl arasında (ortalama 42,6±19,2 yıl) değişen 61 hasta [19 (%31,1) erkek ve 42 (%68,9) kadın] kabul edilmiştir. Künt travma oranı (%86,8) penetran hasarlanma oranına (%13,1) göre daha yüksekti. Travma hastalarının %67,2’sinde komplikasyon geliştiği ve bunların görülme sıklıklarına göre sırasıyla akut böbrek hasarı (ABH, %45), pnömoni (%34,4), ağır sepsis veya septik şok (%32,8) ve pulmoner emboli (PE, %9,8) olduğu saptandı. Mortalite oranları, YBÜ ve hastanede kalış sürelerinde komplikasyon gözlenenlerde komplikasyon gözlenmeyen hastalara göre anlamlı olarak daha yüksekti (p<0,05). Tek değişkenli lojistik regresyon analizine göre komplikasyon gelişimi için istatistiksel olarak anlamlı risk faktörü yoktu (p>0,05). Otuz günlük ölüm oranı %27,8 idi. Mortalite için risk faktörleri; tek değişkenli Cox regresyon analizi ile yaş, APACHE II, RTS, GCS, ISS, TRISS, ABH, PE ve çok değişkenli Cox regresyon analizi ile yaş, RTS, GCS, ABH, PE olarak bulundu (p<0,05). Sonuç: Majör travma hem kendisi ile ilişkili hem de yoğun bakım tedavisi sırasında ortaya çıkan komplikasyonlar nedeni ile önemli bir mortalite nedenidir. ABH ve PE’nin mortaliteyi artıran komplikasyonlar olduğu gözlendi. Objectives: Major trauma is one of the main reasons for admission to the intensive care unit (ICU) with the increase in complications and mortality. The aim of this study is to investigate the complications and characteristics of major trauma patients admitted to ICU. Materials and Methods: In this study, we retrospectively analyzed major trauma patients with an “injury severity score” (ISS)>15 who were admitted to ICU between 2015 and 2018. Demographic and clinical data including age, sex, type of injury, rates of complications and 30-day mortality, length of stay (LOS) in ICU and hospital were determined. Acute physiology and chronic health evaluation (APACHE II) score, ISS, trauma revised injury severity score (TRISS), revised trauma score (RTS) and Glasgow coma scale (GCS) score were calculated. Risk factors causing mortality and complications in patients were investigated. Results: Sixty-one patients [19 (31.1%) males and 42 (68.9%) females] aged between 15 and 88 years (mean 42.6±19.2 years) were admitted to our intensive care unit during the study period. Blunt trauma rate (86.8%) was higher than the penetrating injury rate (13.1%). Complications developed in 67.2% of trauma patients, and acute kidney injury (AKI, 45%), pneumonia (34.4%), severe sepsis or septic shock (32.8%) and pulmonary embolism (PE, 9.8%) were detected respectively according to their prevalence. Mortality rates and LOS in ICU and hospital were higher in patients with complications than in those without complications (p<0.05). There were no statistically significant risk factors for the development of complications according to univariate logistic regression analysis (p>0.05). The 30-day mortality rate was 27.8%. Risk factors for mortality were determined as age, APACHE II, RTS, GCS, ISS, TRISS, AKI, PTE by univariate Cox regression analysis and age, RTS, GCS, AKI, PE by multivariate Cox regression analysis (p<0.05). Conclusion: Major trauma is an important cause of mortality due to both itself and complications occurring during ICU treatment. AKI and PE were observed to be complications that increased mortality.
    • Item type:Item,
      Deneysel parsiyel hepatektomi modelinde yorucu egzersizin karaciğer rejenerasyonu üzerine etkisi
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2021) Kırımker, Elvan Onur; Çelik, Süleyman Utku; Ersöz, Seyit Mehmet Sadık; Karayalçın, Mehmet Kaan
      Amaç: Bu çalışmada amacımız yorucu egzersizin karaciğer rejenerasyonu üzerine etkisini parsiyel hepatektomi yapılan bir hayvan modeli üzerinde incelemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya ağırlıkları 225-275 g olan 24 Wistar albino sıçan dahil edildi. Deney grubuna (n=12) %70 hepatektomiden sonra iki defa yorucu egzersiz yaptırılırken; kontrol grubuna (n=12) herhangi bir egzersiz yaptırılmadı. Ardından deneklerin hepsinde parsiyel hepatektominin 72 saat sonrasında remnant karaciğerin rezeksiyonu gerçekleştirildi. Gruplar rejenerasyon indeksi, histopatolojik incelemede gözlenen rejeneratif değişiklikler, Ki-67 boyanma yoğunlukları ve mitoz sayısı açısından karşılaştırıldı. Bulgular: Gruplar, parsiyel hepatektomi ile elde edilen örneklerde yapılan incelemede rejeneratif değişiklikler benzer bulundu. Ki-67 boyanma yoğunluğu ve mitoz sayıları yönünden de gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmadı. Egzersiz sonrasında sıçanların rejenerasyon indeksleri deney grubunda 1,93±0,34; kontrol grubunda ise 2,42±0,21 olarak hesaplandı (p=0,001). Gruplar arasında total hepatektomi sonrasında ölçülen rejeneratif değişiklik puanları (p=0,842) ve Ki-67 boyanma yoğunlukları (p=0,200) bakımından istatistiksel fark saptanmadı. Ancak mitoz sayıları, kontrol grubuna göre deney grubunda daha düşük olarak hesaplandı (11,5’e karşı 26,0; p=0,010). Sonuç: Bu sonuçlar ışığında yorucu egzersizin modelinde oluşturulan karaciğer rejenerasyonu hızını mitoz sayısı ve kütle artışı parametreleri bakımından olumsuz etkilediği, rejeneratif değişiklikler ve Ki-67 boyaması bakımından ise anlamlı olarak etkilemediği belirlendi. Konuyla ilgili daha detaylı plazma incelemeleri ve immünohistokimyasal analizler yapılarak daha nesnel ve daha geniş kapsamlı ve keskin sonuçlar sağlamak için ve farklı egzersiz yöntemleriyle egzersizin etkilerini ortaya koymak için konuyla ilgili daha ileri araştırmalar gerekmektedir. Objectives: To investigate the results of exhaustive exercise on hepatocyte hyperplasia in an animal experiment consisting of partial hepatectomy. Materials and Methods: The experimental study was conducted with 24 Wistar Albino rats weighing between 225 and 275. Whereas exhaustive exercise was performed twice after 70% hepatectomy in the experimental group (n=12); the control group (n=12) did not perform an exercise. Then, rats underwent total hepatectomy 72 hours after partial hepatectomy. Groups were compared in terms of regeneration index, regenerative changes in hepatocytes, mitosis, and Ki-67 staining levels. Results: The groups were similar at baseline (at the time of 70% liver resection) regarding regenerative changes, mitosis count, and Ki-67. Regeneration index after exercise were 2.02±0.40 in the experimental group; and 2.42±0.21 in the control group (p=0.007). There was no difference between the groups in terms of regenerative scores (p=0.842) and Ki-67 staining (p=0.200) measured after total hepatectomy. However, mitosis was lower in the experimental group than the control group (11.5 vs. 26.0; p=0.010). Conclusion: It was showed that effect of exhaustive exercise on liver regeneration is negative according to mitosis count and liver mass increase but did not affect histologic changes of regeneration and Ki-67 staining. Blood tests and detailed immunohistochemical studies may reveal mechanisms of effect of exercise on liver cell hyperplasia and its potential clinical benefits.
    • Item type:Item,
      Nötral oral kontrast maddelerin performansının değerlendirilmesi: bilgisayarlı tomografi enterografi çalışması
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2021) Çolak, Aslıhan Onay; Bakır, Barış
      Amaç: Bu çalışmada iki nötral oral kontrast maddenin, polietilen glikol (PEG) ve laktuloz çözeltisinin, performanslarını karşılaştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Laktuloz çözeltisi veya PEG kullanan ardışık 54 hastanın bilgisayarlı tomografi enterografi (BT-E) verileri retrospektif olarak değerlendirildi ve 2 radyoloğun karşılıklı anlaşması ile ölçümler yapıldı. Ayrıca, hastaların talimatlara uyumuyla ilgili teknisyen notları ve oral kontrast maddeyle ilgili rahatsızlıkları hakkında hastalar tarafından doldurulan bir anketi içeren radyolojik kayıtlar da araştırıldı. İnce barsak distansiyonu ve hasta toleransı açısından laktuloz çözeltisi ve PEG grubu karşılaştırıldı. Laktuloz çözeltisi ve PEG grupları arasındaki ilişki, normal dağılım gösteren sürekli değişkenler için Student’s t-test, normal dağılım göstermeyen sürekli değişkenler için Mann-Whitney U testi kullanılarak analiz edildi. Laktuloz çözeltisi grubu ve PEG grubu arasında, hasta toleransı açısından ilişki ise ki-kare testi kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Duodenal segmentlerde laktuloz çözeltisi grubu tarafından sağlanan barsak distansiyonu PEG grubundan daha üstündü (p<0,001). Oral kontrast maddeler arasında, jejunum ve ileumda anlamlı fark saptanmadı (p=0,747 ve p=0,662). Laktuloz çözeltisi, PEG ile karşılaştırıldığında daha iyi tolere edildi (olabilirlik oranı=7,38 ve p=0,025). Sonuç: Laktuloz çözeltisi, duodenal distansiyondaki başarısı ve daha iyi tolere edilmesi nedeniyle BT-E çalışmalarında tercih edilen oral kontrast maddedir. Objectives: We aimed to compare the performances of two neutral oral contrast agents, polyethylene glycol (PEG) and lactulose solution. Materials and Methods: The computed tomography enterography (CT-E) data of 54 consecutive patients that either used lactulose solution or PEG were retrospectively analyzed and measurements were made by the mutual agreement of 2 radiologists. The radiological records of patients were also evaluated by including technician’s notes regarding patient compliance with instructions and a questionnaire to be filled out by the patients about oral contrast agent related discomfort. The intestinal distension and patient’s tolerance were compared between the lactulose solution and PEG groups. The relationship between the lactulose solution and PEG groups was analyzed using the Student’s t-test for continuous variables with normal distribution, and the Mann-Whitney U test for continuous variables without normal distribution. The relationship between the lactulose group and the PEG group in terms of patient tolerance was evaluated using the chi-square test. Results: The intestinal distention provided by the lactulose group in the duodenal segments was superior to that of the PEG group (p<0.001). We observed no significant difference in the jejunum and ileum between two oral contrast agents (p=0.747 and p=0.662). Lactulose was better tolerated when compared to PEG (likelihood ratio=7.38, p=0.025). Conclusion: Lactulose is the preferred oral contrast agent for CT-E studies due to its achievement in duodenal distension and its better tolerance.