Akademik Arşiv Sistemine Hoş Geldiniz
Ankara Ünivrsitesi Akademik Arşiv Sistemi:
- Üniversitemiz Akademik ve Kültürel Mirasını toplama, saklama ve geniş kitlere duyurmak amacını taşır
- Üniversitemiz akademik çıktılarını uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar
- Etkisini artırmak için telif haklarına uygun şekilde Açık Erişime sunar
Ayrıca Üniversitemiz Önlisans, Lisans ve Yüksek Lisans ders notlarına Açık Ders Malzemeleri sistemi üzerinden erişebilirsiniz.
Akademik Arşiv Sistemi birçok farklı bölümden oluşur:
- Dergiler = Bu kategoride Ünivrsitemizde yayınlanan dergilere ulaşabilirsiniz
- Kitaplar= Üniversitemizde yayınlanan kitapları bu kategoride bulabilirsiniz.
- Gazeteler= Geçmişten günümüze bazı gazetelerin, bazı sayıları sizi tarihte bir yolculuğa çıkarıcak.
- Tezler= Yüksek Lisans, Doktora ve Uzmanlık Tezleri bu kategori altında yer almaktadır.

Recent Submissions
Item type:Item, Yaşa bağlı kalp fonksiyon değişiklikleri ve mirna’lar(Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2021) Olgar, Yusuf; Billur, Deniz; Turan, BelmaAmaç: Kalp fonksiyonundaki değişimler ile gen ifadelerindeki değişimler arasında yakın ilişkiler olduğu ve özellikle gen ifadesi sonrası modifikasyonların bu değişimlerde başta rol aldığı bilinmektedir. Ancak kalpteki mikroRNA’ların (miRNA) yapısal değişimlerle ilişkisi henüz tam olarak aydınlatılamamıştır. Bu çalışmada yaşa bağlı seyreden yapısal değişimlerin miRNA gen ifade düzeyleriyle olan ilişkisinin araştırılması hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada Wistar türü erkek sıçanlar kullanılmıştır. Sıçanlar 3 aylık genç-yetişkin ve 12 aylık ileri-yaş-yetişkin olarak gruplandırılmıştır. Kalp doku kesitleri hematoksilin ve eozin ve masson trikrom boyama protokolü uygulanarak ışık mikroskobunda incelenmiştir. Kalp dokusu homojenatından miRNA izolasyonu hazır kitler kullanılarak yapılmış, ifade düzeyleri ise qt-PCR ile ölçülmüştür. Bulgular: Histolojik bulgular kalbin sol ventrikül kısmında kalp kası liflerinde hipertrofi ve özellikle endomisyal alanda artan sayıda fibroblastlar ve bağ dokusu elemanlarının olduğunu göstermiştir. Öte yandan yaşlanmayla birlikte endomisyum kılıfı lif yoğunluğunda belirgin bir fibroz yapılanması gözlenmiştir. Biyokimyasal sonuçlar miRNA-1 miRNA-133a ve miRNA-133b gen ifade düzeylerinin azaldığını göstermektedir. Sonuç: Çalışma sonuçları, sıçan kalp dokusunda yaşa paralel olarak miRNA gen ifade düzeylerindeki azalmanın yapısal ve fonksiyonel değişimlere aracılık ettiğini düşündürmektedir. Bu sonuçlar, yaşlanmanın etiyolojisini anlamak için miRNA’larla ilgili yeni tanı-tedavi hedeflerinin gerçekleştirilmesi açısından önemli olduğunu işaret etmektedir. Objectives: Since changes in cardiac function are closely related to alterations in cardiac gene-expression, post-gene expression modifications exert an important role in these changes. However, the relationship between cardiac miRNAs and structural changes has not been fully elucidated yet. In this study, we aimed to investigate the relationship between structural changes and miRNA gene expression levels in senescent heart. Materials and Methods: Wistar type male rats were used in this study. Rats were grouped as 3-month-old young-adults and 12-month-old adults. Cardiac tissue sections were examined under a light microscope using hematoxylin and eosin and masson trichrome staining protocol. Isolation of miRNA from cardiac tissue homogenate was performed using commercial kits and expression levels were determined by qt-PCR. Results: Histological findings showed that there was hypertrophy in muscle fibers, and an increasing number of fibroblasts and connective tissue elements, especially in the endomysial area in left ventricular tissue. On the other hand, a marked fibrosis was observed in the endomysium fiber density during aging. Biochemical results showed that miRNA-1 miRNA-133a and miRNA-133b gene expression levels were significantly decreased. Conclusion: It suggests that the decrease in miRNA gene expression levels with aging mediates structural and functional changes. These results are important in terms of achieving new treatment-diagnostic goals related to miRNAs to understand the etiology of aging.Item type:Item, Elastofibroma dorsi: tek merkez deneyimi(Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2021) Sezer, Hüseyin Fatih; Eliçora, Aykut; Topcu, Salih; Abdullayev, GalbinurAmaç: Elastofibroma dorsi nedeniyle opere edilen hastalarımızda tanı, takip, cerrahi tedavi ve sonuçları konusundaki deneyimlerimizi ortaya koymayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Cerrahi rezeksiyon uygulanan elastofibroma dorsi tanılı 25 hastanın verileri retrospektif olarak incelendi. Yaş, cinsiyet, taraf, semptom, özgeçmiş, meslek, boyut, dren takip zamanı ve postoperatif komplikasyonlar analiz edildi. Hastalar ayrıca patoloji raporunda yer alan lezyon boyutlarının üçünün (en, boy, yükseklik) çarpımı sonucu elde edilen hacim baz alınarak, <200 cm3 (Grup 1) ve 200 cm3 ≤ (Grup 2) olarak 2 gruba ayrıldı. Bulgular: Ortalama yaş 54,62±7,02 idi. Yirmi bir hastanın 4’ü (%19) erkek, 17’si (%81) kadındı. On bir (%52,4) kişi ev hanımı, 6 (%28,6) kişi işçi idi, 4 (%19) kişi kol kuvveti gerektirmeyen meslek yapmaktaydı. Lezyon hacim artışı ile dren sonlandırma zamanı arasında istatistiksel olarak anlamlı olmayan (p=0,563, r=0,134) doğru orantı vardı. Hiçbir hastamızda nüks gözlenmedi. Hiçbir hastamızda ağrı dışında postoperatif komplikasyon gözlenmedi. Sonuç: Semptomatik elastofibroma dorsi olgularının tedavisinde total cerrahi rezeksiyon etkili ve yeterli bir tedavi yöntemidir. Objectives: We aimed to reveal our experience in diagnosis, follow-up, surgical treatment and results in our patients who were operated for elastofibroma dorsi. Materials and Methods: The data of 25 patients diagnosed with elastofibroma dorsi, who underwent surgical resection, were retrospectively evaluated. Age, gender, side, symptom, disease history, job, size, drain follow-up time and postoperative complications were analyzed. The patients were also divided into 2 groups as <200 cm3 (Group 1) and 200 cm3 ≤ (Group 2) based on the volume obtained by multiplying three (width, height, height) of the lesion sizes in the pathology report. Results: The mean age was 54.62±7.02 years. 4 (19%) of 21 patients were male, 17 (81%) were female. Eleven (52.4%) people were housewives, 6 (28.6%) people were workers, 4 (19%) people were doing professions not requiring manual force. There was a non-statistically significant (p=0.563, r=0.134) direct proportion between lesion volume increase and drain termination time. No recurrence was observed in any of our patients. No postoperative complications were observed in any of our patients, except pain. Conclusion: Total surgical resection is an effective and sufficient treatment method in the treatment of symptomatic cases of elastofibroma dorsi.Item type:Item, Meme başı adenomu histopatolojik ve i̇mmünhistokimyasal bulguları(Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2021) Kırmızı, Ayça; Sak, Serpil DizbayAmaç: Meme başı adenomu, meme başında erozyon ve kanlı meme başı akıntısı ile prezente olan, klinikte Paget hastalığı şüphesine yol açan, histopatolojik olarak kompleks bir morfolojik paternin izlenmesi nedeniyle tanı güçlüğü yaratan benign meme tümörüdür. Çalışmamızda nadir görülen bu tümörün histopatolojik ve immünhistokimyasal özelliklerinin irdelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu amaçla Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı’nda 2005-2020 yılları arasında tanı almış 11 meme başı adenomu çalışmaya dahil edilmiştir. Klinik bilgilere hasta dosyalarından ulaşılmıştır. Tümörlerin histomorfolojik özellikleri ve immünhistokimyasal olarak p63, SMA, kaldesmon, ER ve CK5/6 immünhistokimyasal boyanma paternleri değerlendirilmiştir. Eşlik eden duktal karsinoma in situ veya invaziv karsinom oranları kaydedilmiştir. Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 44,1 yıl (minimum: 25, maksimum: 59) olarak saptanmış ve tümünün kadın cinsiyette olduğu gözlenmiştir. Klinik olarak kanlı, seröz meme başı akıntısı, subareolar nodül ve palpabl kitle ile prezentasyon saptanmıştır. Ortalama tümör çapı 0,9 cm (minimum: 0,4 cm, maksimum: 1,2 cm) olarak ölçülmüştür. Büyüme paterni olarak sklerozan papillomatozis (%36,4), mikst (%36,4) ve papillomatozis (%27,2) paternleri gözlenmiştir. %36,4 oranında epidermiste erozyon saptanmıştır. %18,2 oranında florid hiperplazi alanlarında nekroz ve sitolojik atipi gözlenmiştir. %18,2 oranında memenin başka bir alanında eşlik eden invaziv duktal karsinoma, %9,1 oranında adenom içerisinde düşük nükleer dereceli duktal karsinoma in situ ve %9,1 oranında memenin başka bir alanında invaziv lobüler karsinoma saptanmıştır. İmmünhistokimyasal analizde tüm olgularda adenom alanlarında p63, SMA, kaldesmon ile myoepitelyal hücre varlığı, ER ile atipisiz duktal proliferasyonlarda beklenen heterojen pozitiflik saptanmış ve CK5/6 ile ekspresyon kaybı izlenmemiştir. Sonuç: Meme başı adenomları, klinik ve patolojik olarak malignite ayırıcı tanısı gerektiren nadir tümörlerdir. Ayrıca eş zamanlı veya sonrasında adenom içerisinde veya memede başka lokalizasyonda in situ veya invaziv meme karsinomunun gözlenebilmesi nedeniyle hastaların yakın klinik takibi yapılmalıdır. Objectives: Nipple adenoma is a benign breast tumor presenting with nipple erosion and bloody nipple discharge, causing the clinical suspicion of Paget’s disease, and creating difficulty in diagnosis due to the histopathologically complex morphological pattern. In our study, we aimed to examine the histopathological and immunohistochemical features of this rare tumor. Materials and Methods: For this purpose, 11 nipple adenomas diagnosed in Ankara University Faculty of Medicine, Department of Pathology between 2005 and 2020 were included in the study. Clinical information was obtained from patient files. Histomorphological and immunohistochemically p63, SMA, kaldesmon, ER and CK5/6 staining properties of the tumors were evaluated. Accompanying ductal carcinoma in situ or invasive carcinoma rates were recorded. Results: The mean age of the patients was determined to be 44.1 years (minimum: 25, maximum: 59) and it was observed that all of the patients were female. Clinical presentation was with bloody or serous nipple discharge, subareolar nodule or a palpable mass. The average tumor diameter was measured as 0.9 cm (minimum: 0.4 cm, maximum: 1.2 cm). Sclerosing papillomatosis (36.4%), mixed (36.4%) and papillomatosis (27.2%) growth patterns were observed. Erosion was detected in the epidermis at a rate of 36.4%. Necrosis and cytological atypia were observed in areas of florid hyperplasia with a rate of 18.2%. Concomitant invasive ductal carcinoma (18.2%), low nuclear grade ductal carcinoma in situ (9.1%) and invasive lobular carcinoma (9.1%) were seen. Immunohistochemical analysis revealed the presence of p63, SMA, caldesmon positive myoepithelial cells in adenoma areas, heterogeneous positivity with ER and expression loss was not observed with CK5/6. Conclusion: Nipple adenomas are rare tumors that clinically and pathologically require the differential diagnosis of malignancy. In addition, close clinical follow-up of the patients should be performed, since breast carcinoma can be observed in the adenoma or in another location in the breast simultaneously or afterwards.Item type:Item, İnsülin-dirençli memeli kalp fonksiyon bozukluğunda mitokondrihedefli antioksidan mitotempo uygulamasının pozitif etkileri(Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2021) Bitirim, Ceylan Verda; Olgar, Yusuf; Billur, Deniz; Akçalı, Kamil; Turan, BelmaAmaç: Karbonhidrat ve/veya yağ ağırlıklı beslenme bireylerde insülin direnci ile karakterize metabolik sendrom (MetS) gelişmesine neden olmaktadır. Yaşam süresinin uzaması da toplumlarda ileri yaş grubu oranının hızla yükselmesi ile sonuçlanmakta ve yaşlanan popülasyonun önemli bir oranında ise insülin direnci gelişebilmektedir. İnsülin direnci ve kalp fonksiyonu bozukluğu arasında en azından reaktif oksijen türlerinin kontrolsüz üretimi yoluyla yakın ilişki olduğu ve bu ilişkide mitokondri bozulmasının rol oynadığı ileri sürülmektedir. Bu nedenle bu çalışmada, izole sıçan kardiyomiyositlerinde mitokondriyon-hedefli bir antioksidan uygulamasının olası pozitif etkilerinin elektrofizyolojik ve histolojik olarak incelenmesi hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 24 aylık Wistar türü erkek sıçanlar (yaşlı grup; 7 adet), %32 oranında sukroz-beslenmesi ile MetS-grup oluşturulan erişkin (6 aylık; 7 adet) ve standart yemle beslenen erişkin (kontrol grup; 6 aylık ve 7 adet) sıçanlar kullanılmıştır. MetS, yüksek kan şekeri, oral glikoz tolerans testi ve serum insülin seviyeleri ile doğrulandı. Sol ventrikülden enzimatik yolla hücre izole edilerek, mitokondriyonların yapısal incelemeleri, hücrelerde fonksiyonel parametreler ve adenozin trifosfat (ATP)-duyarlı K+-kanal akımları (IKATP) (patch-clamp ile) incelenmiştir. Bulgular: İnsülin direnci gelişen sıçan kardiyomiyositlerinde, mitokondride fragmantasyonun arttığı, mitokondriyon-membran-potansiyelinin depolarize olduğu ve reaktif oksijen türleri miktarının arttığı gözlenmiştir. Yaşlı-sıçan kardiyomiyositlerinde IKATP’nin deprese olduğu (p<0,05) ve ATP miktarının azaldığı (p<0,05) görülmüştür. MitoTEMPO uygulaması (0,1 μM ve 4-5 saat 37°C’de inkübasyon) tüm bu bozulmalarda pozitif etkiler oluşturmuştur (p<0,05). Sonuç: Çalışma sonuçlarımız, mitokondriyon-hedefli antioksidan uygulamasının insülin direnci gelişmiş memeli MetS veya yaşlı sıçan kalp fonksiyon bozukluğunda koruyucu etkiler oluşturabildiğini ve ilaç tasarımlarında mitokondriyonların hedef olabileceğini işaret etmiştir. Objectives: Overfeeding with a high carbohydrate and/or high-fat diet induces metabolic syndrome (MetS) in humans, which is characterized by insulin-resistance. Long life span leads to increases in the ratio of aged humans in populations and an important percentage of the aged humans has insulin-resistance. There is a close relationship between insulin resistance and cardiac dysfunction, at least, via uncontrolled production of reactive oxygen species, while mitochondrial dysfunction plays an important role in that relation. To explore that relation, we aimed to examine the possible cardioprotective effect of a mitochondria-targeting antioxidant by using electrophysiological and histological examinations. Materials and Methods: We used Wistar male rats in three groups as; those that were 24-month-old (elderly group; n=7), adults fed with 32% sucrose diet (MetS-group; 6-month-old; n=7), and adults fed with standard food (Control group; 6-month-old, n=7). MetS was confirmed with high blood glucose, oral glucose tolerance test, and serum insulin levels. Cardiomyocytes either treated with an antioxidant MitoTEMPO were isolated from the left ventricle by enzymatic method, and the ultrastructure and function of mitochondria as well as adenosine triphosphate (ATP)- dependent K+-channel currents (IKATP; patch-clamp technique) were evaluated. Results: There were marked increases in the fragmentation of mitochondria, depolarization in the membrane potential, and the production of ROS in insulin-resistant cardiomyocytes. There were significant decreases in IKATP and ATP level (p<0.05) in the aged-cardiomyocytes. Incubation of those insulin-resistant or aged-cardiomyocytes with a mitochondria-targeting antioxidant MitoTEMPO (0.1 μM, 4-5 h at 37°C) provided marked reverses in those parameters. Conclusion: Overall, the present data strongly indicate that mitochondria-targeting antioxidant application can exert cardioprotective effects in either insulin-resistant MetS or aged mammalians, providing strong implications on mitochondria as a novel strategy for prevention/treatment of cardiovascular diseases.Item type:Item, Anorektik ajan sibutraminin metabolik sendromlu sıçan ventrikül hücrelerinin elektriksel aktivitesine toksik etkilerinin konsantrasyona bağlı i̇ncelenmesi(Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2021) Olgar, Yusuf; Alyu, Feyza; Öztürk, Yusuf; Turan, BelmaAmaç: Son yıllarda kısa sürede kilo kaybetmek için kullanılan sibutraminin (SBT) sistemik etki mekanizmaları arasında kahverengi yağ dokusu termogenezi, önemli yan etkileri arasında ise kalp fonksiyonunu bozucu etkileri öne çıkmaktadır. Çeşitli klinik bulgulara karşın, SBT’nin hücre seviyesindeki etkilerini gösteren çalışmalar çok sınırlıdır. Bu çalışmada SBT’nin metabolik sendrom (MetS) gelişmiş kilolu ve kalp fonksiyonları bozulmuş olan sıçan kardiyomiyositlerinin elektriksel aktivitesine olası etkilerinin incelenmesi hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: Wistar türü 2 aylık erkek sıçanlar standart yeme ek olarak %32 oranında sükroz içeren çeşme suyu ile (yüksek karbonhidrat içerikli diyet modeli) beslenerek (20-22 hafta) MetS oluşturulmuş ve vücut ağırlığı, açlık kan şekeri ile glukoz tolerans test verileri kullanılarak MetS gelişimi doğrulanmıştır. Kalp doku kesitleri masson trikrom ile boyanarak ışık mikroskobu ile incelenmiştir. İzole edilen ventrikül hücrelerinde aksiyon potansiyelleri patch-klamp yöntemi tüm hücre modunda ve akım-kenetleme konfigürasyonunda, voltaj-kapılı K+-kanal akımları volta-kenetleme konfigürasyonunda kaydedilmiş ve SBT etkileri in vitro konsantrasyona (10-8-10-5 M) bağlı olarak incelenmiştir. Bulgular: Belirgin kollejen artışı ile karakterize MetS kalplerden izole edilen kardiyomiyositlerde uzamış olan aksiyon potansiyeli süresinin SBT uygulaması sonunda konsantrasyona bağlı olarak daha da uzadığı, aritmik bir davranış sergilediği gözlenmiştir. Bu uzamanın altında yatan nedenlerden olan voltaj-kapılı K+-kanal akımları incelendiğinde SBT’nin bu akımları doza bağlı olarak inhibe ettiği gözlenmiştir. Sonuç: SBT’nin kilolu MetS kalp fonksiyonları üzerindeki zararlı ve aritmik etkileri arasında ventrikül hücrelerinde aksiyon potansiyelini uzatması ve bu uzamadan inhibe olan voltaj-kapılı K+-kanal akımları olduğu bu çalışmada gösterilmiştir. Objectives: Sibutramine (SBT) has been intensely used for losing weight over the past decades. In addition to the known mode of its action through brown adipose tissue thermogenesis, systemic actions reveal some side effects including alterations in cardiac function. Despite various clinical findings, the effect of SBT on cellular levels remains elusive. This study aimed to investigate the possible effects of sibutramine on the electrical activity of the cardiomyocytes from freshly isolated metabolic syndrome (MetS) rat hearts. Materials and Methods: Wistar type 2-month-old male rats were used. The animals were fed (20-22 weeks) with tap water containing 32% sucrose in addition to standard feed (20-22 weeks). MetS were confirmed using higher body weight, higher fasting blood glucose, and impaired glucose tolerance test. Heart tissue sections were stained with Masson Trichrome and examined under light microscopy. All patch-clamp experiments were performed in whole-cell mode, but action potentials were recorded in current-clamp configuration and voltage-gated K+-channel currents in voltage-clamp configuration from freshly isolated MetS cardiomyocytes. Acute SBT treatment was performed in a concentration-dependent manner (10-8-10-5 M) for all cardiomyocytes. Results: Histological examinations reveal that MetS hearts are characterized by a marked increase in collagen depositions. Electrophysiological findings show the significant prolongation in action potential duration, indicate pro-arrhythmic action for SBT treatment in a concentrationdependent manner. As voltage-gated K+-channel currents (IK ) are responsible for changes in the repolarization of the action potentials (AP) in ventricular cardiomyocytes acute SBT treatment reduced IK channels significantly. Conclusion: This study showed that the effects of SBT on prolongation of action potential and reduction in IK channel density include proarrhythmic and detrimental outcomes in overweighed MetS hearts.
