Akademik Arşiv Sistemine Hoş Geldiniz
Ankara Ünivrsitesi Akademik Arşiv Sistemi:
- Üniversitemiz Akademik ve Kültürel Mirasını toplama, saklama ve geniş kitlere duyurmak amacını taşır
- Üniversitemiz akademik çıktılarını uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar
- Etkisini artırmak için telif haklarına uygun şekilde Açık Erişime sunar
Ayrıca Üniversitemiz Önlisans, Lisans ve Yüksek Lisans ders notlarına Açık Ders Malzemeleri sistemi üzerinden erişebilirsiniz.
Akademik Arşiv Sistemi birçok farklı bölümden oluşur:
- Dergiler = Bu kategoride Ünivrsitemizde yayınlanan dergilere ulaşabilirsiniz
- Kitaplar= Üniversitemizde yayınlanan kitapları bu kategoride bulabilirsiniz.
- Gazeteler= Geçmişten günümüze bazı gazetelerin, bazı sayıları sizi tarihte bir yolculuğa çıkarıcak.
- Tezler= Yüksek Lisans, Doktora ve Uzmanlık Tezleri bu kategori altında yer almaktadır.

Recent Submissions
Item type:Item, Farklı depolama koşullarının soğanın hasat sonrası fizyolojisine etkisi(Ankara Üniversitesi, 2025) Rawofi, SamiullahÇalışmada, farklı depolama koşullarının kuru soğan çeşitlerinde hasat sonrası fizyolojik özelliklerine etkileri araştırılmıştır. Bitkisel materyal olarak, Afganistan'ın Kunduz bölgesine özgü iki yerel soğan çeşidi olan ''Kunduz Beyazı'' ve ''Kunduz Kırmızısı'' ile Türkiye menşeli ''Soçi'' ticari çeşidi kullanılmıştır. Bu çeşitler, hasat sonrası kürleme işlemine tabi tutulduktan sonra iki farklı depolama koşulunda (soğutmalı depolama: 0 ± 2 °C sıcaklık, %55-65 oransal nem; soğutmasız depolama: ortam koşulları) altı ay süreyle muhafaza edilmiştir. Depolama süresi boyunca soğan başlarında solunum hızı, ağırlık kaybı, suda çözünür kuru madde, filizlenme oranı, köklenme oranı, çürüme oranı, görsel dinlenme indeksi ve pazarlanabilir ürün oranı gibi temel fizyolojik ve kalite parametreleri incelenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, soğutmalı depo koşullarında depolanan soğanlarda filizlenme ve ağırlık kaybı gibi temel kalite kayıplarının anlamlı düzeyde azaldığı tespit edilmiştir. Özellikle ''Kunduz Kırmızısı'' ve ''Soçi'' çeşitleri, düşük sıcaklık ve yüksek oransal nem koşullarında daha stabil fizyolojik özellikler göstermiş, yüksek pazarlanabilir ürün oranı ile dikkat çekmiştir. Buna karşılık, ''Kunduz Beyazı'' çeşidi, soğutmasız depo koşullarına karşı daha duyarlı olup, bu koşullarda solunum hızı ve filizlenme oranlarında belirgin artışlar gözlenmiştir. Suda çözünür kuru madde değerlerinde depolama süresi boyunca genotipe ve depolama şekline bağlı olarak anlamlı değişimler meydana gelmiştir. Elde edilen bulgular, soğuk depolama sistemlerinin kuru soğanda kalite kaybını önlemede ve raf ömrünü uzatmada etkili olduğunu doğrularken, özellikle yerel çeşitlerin bu koşullara verdiği fizyolojik yanıtların bölgeye özgü depolama stratejilerinin geliştirilmesi açısından önemli olduğunu göstermektedir. Bu tez, Afganistan gibi modern depolama altyapısının sınırlı olduğu bölgelerde uygulanabilir muhafaza yöntemleri ve çeşit-seçim stratejileri açısından yol gösterici niteliktedir.Item type:Item, Kırmızı ışık soğurma oranı ölçüm yöntemi ile sebze tohumlarının kalite ayrımının yapılması(Ankara Üniversitesi, 2025) Şahin, GözdeBu çalışma kırmızı ışık soğurma oranı (KISO) ile 14 adet biber ve domates, 11 adet hıyar, 13 adet patlıcan tohum partisinde tohum çimlenmesi ve tohum gücü (hızlı yaşlandırma sonrası çimlendirme) ile ilişkisini saptamak amacıyla yürütülmüştür. Geliştirilen KISO cihazı ile tohum partileri 660 nm dalga boyunda ışığa maruz bırakılmış ve kırmızı ışık absorbsiyon değerleri mikrosaniye (µs) cinsinden ölçülmüştür. Tohum çimlenmesi ISTA (2022) kurallarına göre yapılmıştır. KISO değerleri biberde 545 ile 575 µs, domateste 600 ile 850 µs , hıyarda 392 ile 447, patlıcanda ise 605 ile 645 arasında değişmiştir. Yaşlandırma testi öncesi, toplam ve normal çimlenme değerleri sırasıyla biberde %62-100 ve %55-95, domateste %56-97 ve %39-97, hıyarda %88-100 ve %88-99, patlıcanda ise %92-100 ve %83-98 olarak saptanmıştır. Ortalama çimlenme zamanı biberde 2.6 ile 5.1 gün, domateste 3 ile 7.4 gün, hıyarda 2.5 ile 3 gün patlıcanda ise 3.5 ile 6 gün arasında değişmiştir. Biberde regresyon analizleri sırasıyla yaşlandırma öncesi R²=0.473-0.685,; sonrası R²=0.569-0.702, (p<0.01–0.001) olarak tespit edilmiştir. Domateste yaşlandırma öncesi R²=0.46-0.90 sonrası R²=0.56-0.77; hıyarda ise hızlı yaşlandırma öncesi R²=0.70-0.72 ve sonrası R²=0.72-0.73 (p<0.01–0.001) değerleri saptanmıştır. Patlıcanda anlamlı ilişki bulunamamıştır. Sonuçlar, KISO ölçümlerinin sebze türlerinde tohum kalitesini belirlemede etkili olabileceğini göstermiştir.Item type:Item, Heteroatom katkılı grafen kuantum nokta içeren nanokompozitlerin enerji depolama performanslarının incelenmesi(Ankara Üniversitesi, 2025) Sevinç, Bengü GetirenBu tez çalışmasında, enerji depolama sistemlerine yönelik olarak yüksek özgül kapasitans, enerji ve güç yoğunluğu ile uzun döngü ömrüne sahip dört bileşenli nanokompozit elektrot malzemelerinin sentezlenmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, hidrotermal yöntemle N-GKN yapıları sentezlenmiş; ardından bu yapılar üzerine Au, MnO₂ ve iletken polimer olarak PANI entegre edilerek, N-GKN–Au–MnO₂–PANI nanokompozitleri tez çalışması kapsamında geliştirilen iki farklı yaklaşımla hazırlanmıştır. Yöntem I'de tüm bileşenler tek adımda eşzamanlı olarak sentezlenmiş; Yöntem II'de bileşenler kontrollü bir biçimde kademeli olarak yapılandırılmıştır. Hazırlanan nanokompozitlerin yapısal ve morfolojik karakterizasyonları FTIR, UV-Vis, XRD, XPS, SEM, TEM ve BET analizleri ile gerçekleştirilmiştir. Elektrot malzemelerinin elektrokimyasal performansları ise iki elektrotlu sistemde, CV, GŞD ve EIS yöntemleri kullanılarak belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, Yöntem II ile sentezlenen nanokompozit, 1 A/g akım yoğunluğunda 471.2 F/g özgül kapasitans değeri göstermiş; 10 A/g akım yoğunluğunda gerçekleştirilen 10000 döngü sonunda ise kapasitansının %93.1'ini korumuştur. Bu elektrot, CV analizine göre diğer elektrotlara (PANI, N-GKN-PANI, MnO₂–PANI, Au-MnO₂–PANI) kıyasla %11.4 ile %47.6; GŞD analizine göre ise %10.9 ile %88.7 oranında daha yüksek özgül kapasitans sergilemiştir. Ayrıca, enerji yoğunluğu açısından %10.8'le %88.5 arasında daha yüksek performans göstermiştir. Bu sonuçlar, nanokompozitlerin sentez stratejisinin ve bileşenlerin bir araya getirilme sırasının, elektrotların elektrokimyasal performansını doğrudan etkilediğini ortaya koymuştur. Özellikle Yöntem II'le bileşenlerin arayüzey etkileşimleri ve yüzey özellikleri daha kontrollü biçimde optimize edilmiş; bu sayede yük aktarım direnci azaltılmış ve iyon taşınımı etkin biçimde artırılarak elektrokimyasal performans geliştirilmiştir. Tez kapsamında geliştirilen N-GKN–Au–MnO₂–PANI nanokompozitleri, sentez parametreleriyle yapı–morfoloji–performans ilişkisi üzerindeki belirleyici rolü açık biçimde ortaya koymuştur.Item type:Item, Bilgi güvenliği sistemleri: risk yönetimine stratejik bir yaklaşım(Ankara Üniversitesi, 2025) Altınöz, DiclehanGünümüzün hızla dijitalleşen dünyasında bilgi güvenliği, yalnızca teknik bir zorunluluk olmanın ötesine geçerek; kurumsal sürdürülebilirliğin sağlanması, itibarı koruma ve rekabet üstünlüğü elde etme açısından stratejik bir öncelik haline gelmiştir. Artan siber tehditler, veri ihlalleri, mevzuatlara uyum gereklilikleri ve kamuoyunun güven beklentisi, kurumların bilgi varlıklarını sistematik biçimde korumasını her zamankinden daha kritik bir gereklilik haline getirmiştir. Bu nedenle, bilgi güvenliği sistemleri ile risk yönetimi süreçlerinin entegre ve stratejik bir yaklaşımla ele alınması zorunlu hale gelmiştir. Bu çalışma, bilgi güvenliği sistemleri kapsamında risk yönetiminin hem yapısal hem de stratejik boyutlarını ayrıntılı biçimde ele almayı amaçlamaktadır. Riskin tanımlanması, analiz edilmesi, kontrol altına alınması ve düzenli olarak izlenmesi gibi süreçler; bilgi güvenliğinin temel ilkeleri olan gizlilik, bütünlük ve erişilebilirlik ekseninde değerlendirilmiştir. Aynı zamanda, uluslararası düzeyde kabul görmüş ISO/IEC 27001 standardı, NIST ve ENISA rehberleri ile 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) ve Genel Veri Koruma Tüzüğü (GDPR) gibi yasal düzenlemeler doğrultusunda kurumların güvenlik politikalarını nasıl oluşturmaları gerektiği ele alınmıştır. Çalışmada, kamu ve özel sektöre ait çeşitli vaka analizleri üzerinden başarılı ve başarısız uygulamalar karşılaştırmalı biçimde incelenmiştir. Elde edilen bulgular, bilgi güvenliği risk yönetiminin yalnızca teknik kontrollerle sınırlı kalmadığını; bunun ötesinde kurumsal liderlik, güçlü bir güvenlik kültürü, çalışan farkındalığı ve stratejik planlama gibi unsurlarla doğrudan ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bu yönüyle çalışma, bilgi güvenliği yönetişimini bütüncül ve stratejik bir bakış açısıyla ele almak isteyen uygulayıcılara ve karar vericilere kapsamlı bir rehber sunmayı hedeflemektedir.Item type:Item, Başarısız devletlerde aşırılıkçı hareketler: Somali ve Afganistan örnekleri(Ankara Üniversitesi, 2025) Ardoğa, ArmağanBu tezin temel sorunsalı, başarısız devlet vakaları ile aşırılıkçı örgütler arasındaki ilişkinin ne olduğudur. Temel varsayımı ise, devlet başarısızlığının yarattığı koşulların, aşırılıkçı örgütler için uygun ortamı sağladığıdır. Varsayım, Somali ve Afganistan örnekleri üzerinden karşılaştırmalı olarak sınanmıştır. Bu iki ülkenin kültürel ve tarihsel birikiminin devlet başarısızlığının nedenlerini barındırdığı gösterilmiştir. Eş-Şebab ile Taliban’ın bu başarısızlıktan istifadeyle nasıl zemin kazandığı açıklanmaya çalışılmıştır. Bu çerçevede, öncelikle devlet ve başarısız devlet kavramlarına ilişkin literatür taraması yapılmıştır. Ardından, Eş-Şebab ve Taliban’ı akademik açıdan en iyi şekilde tanımlayacak ifade araştırılmış, ayrıca devlet başarısızlığı ile aşırılıkçılık arasındaki bağlantıya dair literatürdeki tartışmalara yer verilmiştir. Somali ve Afganistan’daki devlet başarısızlığının, özellikle yolsuzluk, yoksulluk ve istikrarsızlık olarak ortaya çıktığı gösterilerek, yolsuzluğun neden olduğu eğitim, adalet ve güvenlik alanlarındaki boşluğu iyi değerlendiren Eş-Şebab ve Taliban’ın, her iki ülkedeki yaygın yoksulluk ve istikrarsızlıklardan istifadeyle gelişebilecekleri ve güçlenebilecekleri uygun ortamı buldukları anlatılmıştır. Böylece, temel varsayım kanıtlanmıştır. Öte yandan, Somali’de yeterli ve güvenilir saha araştırmalarının bulunmaması, bu tezin daha da derinleştirilmesine mani olmuştur.
