Akademik Arşiv Sistemine Hoş Geldiniz
Ankara Ünivrsitesi Akademik Arşiv Sistemi:
- Üniversitemiz Akademik ve Kültürel Mirasını toplama, saklama ve geniş kitlere duyurmak amacını taşır
- Üniversitemiz akademik çıktılarını uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar
- Etkisini artırmak için telif haklarına uygun şekilde Açık Erişime sunar
Ayrıca Üniversitemiz Önlisans, Lisans ve Yüksek Lisans ders notlarına Açık Ders Malzemeleri sistemi üzerinden erişebilirsiniz.
Akademik Arşiv Sistemi birçok farklı bölümden oluşur:
- Dergiler = Bu kategoride Ünivrsitemizde yayınlanan dergilere ulaşabilirsiniz
- Kitaplar= Üniversitemizde yayınlanan kitapları bu kategoride bulabilirsiniz.
- Gazeteler= Geçmişten günümüze bazı gazetelerin, bazı sayıları sizi tarihte bir yolculuğa çıkarıcak.
- Tezler= Yüksek Lisans, Doktora ve Uzmanlık Tezleri bu kategori altında yer almaktadır.

Recent Submissions
Item type:Item, Türk din mûsikîsi geleneğinde temcid(Ankara Üniversitesi, 2025) Tengiz, SametBu çalışmada Türk Din Mûsikîsi geleneği içerisinde temcîd; tarihsel ve kavramsal açı ile uygulama boyutu bakımından ele alınmıştır. Temcîdin, kelime ve terim anlamları, tarihsel gelişimi ve Türk Din Mûsikîsi'ndeki yeri değerlendirilmiştir. Ayrıca bu geleneğin Anadolu coğrafyasında devam eden uygulamalarına dair incelemeler yapılmıştır. Temcîdin tarihi ve günümüzdeki yerini anlamak için çeşitli kaynaklar taranmış, konuya dair tarihi belgelere, tefsir ve hadis kaynaklarına ulaşılmıştır. Ayrıca, Anadolu'da, yakın tarihteki ve günümüzdeki icraların kayıt altına alınması ve notaya aktarılması sayesinde sözlü gelenek yoluyla gelen bu mûsikî türünün unutulmasının önüne geçilmesi hedeflenmiştir. Araştırma boyunca daha önce görev yapmış ve hali hazırda görev yapan din görevlileri, üniversite öğretim elemanları ve bu görevlerde bulunmayıp dinî mûsikî alanına ilgi duyan kişiler ile görüşmeler yapılarak güncel uygulamalar değerlendirilmiştir. Temcîd, sözlükte "yüceltmek, senâ etmek" anlamlarına gelirken, dinî mûsikî terimi olarak, sabah vakitlerinde minârelerden okunan, Allah'ın büyüklük ve kudretini ifade eden eserleri kapsamaktadır. Çalışmada, temcîdlere dair daha önce yapılan bütün tanımlar incelenmekle beraber günümüzde uygulanan icralar da göz önünde bulundurularak bu türe dair yeni bir tanım önerisi sunulmuştur. Temcîd geleneği, Hz. Peygamber Dönemi'nde Bilâl-i Habeşî tarafından ezân formunda icra edilerek uygulamaya temel teşkil etmiş; tarihsel süreç içerisinde farklı biçimlerde icra edilerek günümüze kadar varlığını sürdürmüştür. Kaynaklarda, Emevî, Abbâsî ve Osmanlı dönemleri'nde temcîd türünün uygulandığına dair bilgilere ulaşılmıştır. Tespit edilemeyen diğer dönemlerde bu icranın kesinlikle olmadığı sonucu ortaya çıkmamaktadır. Zira önceki ve sonraki dönemlerde olan bu uygulamanın devam etmiş olma ihtimali daha yüksektir. Özellikle Osmanlı döneminde bu gelenek, dinî ve sosyal hayatın önemli bir parçası haline gelmiş, özellikle Ramazan ayında şehir ve kasabalarda yaygın bir biçimde icra edilmiştir. Bu çalışma ile Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde bu geleneğin halen yaşatıldığı ortaya konulmuştur. Anadolu'nun birçok yöresinde farklı makamlarda icra edilen temcîd kayıt altına alınmış ve notaya aktarılmıştır. Temcîd geleneğinin dinî mûsikîde ne denli köklü bir yere sahip olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca icra edilen eserlerin unutulmaması ve gelecek nesillere aktarılması için bu konuda yapılacak akademik çalışmaların önemine dikkat çekilmiştir. Bu çalışma ile, temcîdin tarihsel, kavramsal ve uygulama boyutları bir araya getirilerek, Türk Din Mûsikîsi icracıları ve araştırmacıları için değerli bir kaynak oluşturması hedeflenmiştir.Item type:Item, Karşılaştırmalı anayasa hukukunda kültürel kimlik hakkı(Ankara Üniversitesi, 2025) Kurt, TahaKültürel kimlik hakkı kişilerin ve toplulukların paylaştığı, sıklıkla değer verdikleri ve kolektif kimliklerini şekillendiren ve tanımlayan kültürel değerlerden oluşur. Kültürel kimlik hakkı, bir taraftan bu değerleri paylaşmayan topluluk ve kişilerin kültürel değerlerine saygı gösterilmesi anlamına gelir. Diğer taraftan herkesin tek başına veya başkalarıyla birlikte bir topluluk içinde dil, din, miras ve gelenekler gibi çeşitli yönleriyle kendi kültürel kimliğini özgürce seçebilmesi olarak anlaşılır. Bu bağlamda kültürel kimlik hakkı kültürel kimliğini özgürce seçme, bir topluluğa ait olup olmama, kültürel uygulamalarını ve yaşam tarzlarını hayata geçirme ve kültürel seçimlere saygı duyulmasını isteme hakkı olarak tanımlanabilir. Kültürel kimlik hakkının karşılaştırmalı olarak incelendiği bu çalışmada giriş bölümünde kültür, kimlik, kültürel kimlik ve kültürel haklar kavramları açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde kültürel kimlik hakkının öncelikle doğmuş olduğu uluslararası hukukta hakkın dar ve geniş anlamda bir incelemesi yapılmıştır. İlk aşamada Birleşmiş Milletler düzeyinde, ikinci aşamada bölgesel düzeyde kültürel kimlik hakkının nasıl düzenlendiği ele alınmıştır. Akabinde yerele inilerek ulusal düzeyde ulusal hukuklarda kültürel kimlik hakkının anayasa, kanun ve yargı yoluyla tanınması incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise kültürel kimlik hakkının hukuksal çerçevesi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda kültürel kimlik hakkının konusu ele alınmış; hakkın yararlanıcıları (özneleri), yükümlüleri incelenmiş; diğer kültürel haklar ve siyasal, sosyal ve ekonomik haklarla ilişkisi ortaya konulmuş; kültürel kimlik hakkının sınırlanması, kötüye kullanılamaması ve korunması karşılaştırmalı olarak incelenerek değerlendirilmiştir.Item type:Item, Ziya Paşa'nın Hürriyet Gazetesindeki yazıları (1868-1870)(Ankara Üniversitesi, 2024) Özbey, MehtapTanzimat Dönemi'nin en önemli devlet adamlarından biri olan Ziya Paşa 1829 senesinde İstanbul'da dünyaya gelmiş önemli şair ve yazardır. Çalışkan yapısı, cesur karakteri, vatanseverliği, açık sözlü ve eleştirel kişiliği ile yaşadığı döneme damga vuran önemli bir şahsiyettir. Ziya Paşa'nın doğup büyüdüğü seneler Osmanlı Devleti'nin çok ciddi iç ve dış meseleler ile uğraşıyor olması Ziya Paşa'yı derinden etkilemiş ve hayatını şekillendiren gelişmeler devleti kurtarmak fikri etrafında gelişmiştir. 1839 yılında Tanzimat Fermanı ilan edilmiş ve bu fermanla Babıâli kalemlerinde çalışacak yetenekli gençlere ihtiyaç duyuldu. Ziya Paşa da bu isimlerden biridir ve henüz 17 yaşında iken Sadaret Mektubi kalemine girer ve burada devlet terbiyesinin yanında bürokratik işlerle ilgili bilgi edindi. Ayrıca bu kalemde kendini Mustafa Reşit Paşa'ya ispatlama şansı elde etti aynı zamanda birçok önemli şahsiyetle tanıştı. Abdülaziz zamanında ise Mabeyn'de dördüncü kâtip oldu. Bu kalemde iken Fransızca öğrenmesi onu Batı kültürüne de yakınlaştıracak ve Osmanlı kültürü ile Avrupa kültürünü kıyaslama şansı bulacaktı. Ancak Sadrazam Ali Paşa ile arasındaki çekişme yüzünden İstanbul dışında tutulmaya çalışılacak ve farklı görevlerle merkezden uzak tutuldu. Mesela Kıbrıs Mutasarrıflığı, Amasya Mutasarrıflığı ve Canik Mutasarrıfı olarak görevlendirilmesi hep bu sebepledir. Ancak gönderildiği yerlerde yaşadığı siyasi, sosyal ve psikolojik sorunlar yüzünden tekrar İstanbul'a döndü, İstanbul'da 1865'de Meclis-i Vala üyesi olarak atandı. Ancak bu sıralarda Sırbistan, Suriye, Girit gibi yerlerde çıkan azınlık ayaklanmaları neticesinde Osmanlı Devleti'nin başarısız olması Ziya'nın hükümete cephe almasına sebep oldu. Bu sırada Ali Paşa Ziya Paşa'yı daha önce görev yaptığı yer olan Kıbrıs'a tekrar görevlendirmek istedi. Aynı zamanda Mısır hidivliği yüzünden abisi İsmail Paşa ile arası açık olan eski Maliye Nazırı Mustafa Fazıl Paşa Avrupa'ya gitmişti. Mustafa Fazıl Paşa, Ziya Paşa'nın da içinde olduğu Yeni Osmanlıları Avrupa'ya davet etti. Ziya Paşa, Namık Kemal ile beraber Paris'e gider. Bir süre sonra kendilerine Ali Suavi'de dâhil olur. Mustafa Fazıl Paşa iki yıldır Paris'de Camp Elyees'de oturmaktadır ve geniş bir çevresi vardı. Böylece Yeni Osmanlılar gittikleri ilk andan itibaren kendilerine Mustafa Fazıl'ın etrafında seçkin bir topluluğun içinde buldular. Mustafa Fazıl başkanlığında toplanan Yeni Osmanlılar yaptıkları toplantı sonucu Avrupa'da iki gazete çıkarma kararı aldılar. Bunlardan biri Muhbir diğeri Hürriyet Gazetesi idi. Muhbir'i Ali Suavi çıkaracaktı. Hürriyet'i ise Kemal ve Ziya çıkardı. Muhbir çıkarılmaya başlandı ancak Ali Suavi Muhbir'de Kemal ve Ziya'nın hoşuna gitmeyen yazılar kaleme alınca Muhbir'de yer alan Yeni Osmanlılar ibaresinin kaldırılmasını istediler. Suavi ibareyi kaldırmadı ancak Kemal ve Ziya Hürriyet'i 29 Haziran 1868'de Yeni Osmanlılar ibaresi ile Londra'da çıkarmaya başladılar. Ziya Paşa Hürriyet'ten önce Ulum, İnkılab, İttihad, Fecir ve Muhbirde de yazılar yazdı. Ama en çok üzerine düştüğü sahiplendiği, düzenli olarak yazdığı ve en güçlü muhalefeti yaptığı gazete Hürriyet oldu. Hürriyet Gazetesi adeta Kemal ve Ziya'nın milletine içlerini döktüğü aynı zamanda dönemin siyasi olaylarını ele alıp eleştirip, eleştirdikleri konular ile alakalı çıkış yolları aradıkları ve devleti parçalanmaktan nasıl kurtaracaklarını anlattıkları, vatanseverliği en üst seviyede gösterdikleri bir fikir arenası olmuştur. Hürriyet Gazetesi, Yeni Osmanlılar Cemiyeti tarafından, onların damgası ile çıkarılan ve cemiyetin fikirlerinin gazeteye yansıtıldığı bir yayın organıdır. Osmanlı Devleti'nde yenileşme hareketlerinin en çok yapıldığı, ayrıca azınlık ayaklanmalarının en yoğun yaşandığı döneme denk gelmesi Yeni Osmanlılar denilen entelektüellerinde birçok konuya kafa yormasına ve bu konularla ilgili fikirlerini en iyi yansıttıkları alan olan Hürriyet Gazetesi'nin yayınlanmasına sebep oldu. Hürriyet Gazetesi'nin taze haber olarak halka ulaştırdığı bilgiler ve konulara baktığımız zaman bugünün Türkiyesi ile benzerlik gösterir. Özellikle ekonominin kötü olması maliyenin durumu ve Avrupa'dan sürekli alınan borçlar meselesi dikkat çekicidir. Hürriyet kendi devrinde olduğu gibi sonraki devirlere de ışık tutacak birinci elden önemli bir kaynaktır. Özellikle Abdülaziz devri iç ve dış meseleleri ile ilgili önemli detaylar yer almaktadır. Hürriyet Gazetesi'nde Ziya Paşa'nın en önemli hedeflerinden biri haklarını bilmediğini iddia ettiği halkı aydınlatmak ve gazete aracılığı ile yapılacak yenilikler konusunda bir kamuoyu oluşturmaktır. Adaletsizlik, artan rüşvet ve iltimas olayları, azınlıkların devlete isyanı özellikle Girit meselesinde yapılan yanlışlar, Ali Paşa'nın aldığı kararlar sebebi ile uzayıp giden Mısır meselesi gazete de geniş yer tutar. Yeni Osmanlıların ana hedefleri yapılacak bir değişikliği ile Babıâli'nin yanlış uygulamalarına Avrupa'ya sürekli taviz veren yaklaşımlarına ve Ali Paşa'nın devlet üzerindeki etkilerine son vermektir. Gazete'de en çok yer alan konuların başında meclisler gelmektedir. Avrupa tarzı parlamenter sistem oluşturmak en temel hedeftir bunu yaparken Padişahın da olduğu bir sistem üzerinde kafa yordular. Osmanlı'nın gerileme sebepleri, Yeni Osmanlıların amacı, Yunan Meselesi, Balkanlar'ın durumu, Mısır Meselesi, Tanzimat ve Girit Meselesi bunların yanında Eğitim'in içinde bulunduğu durum, Müslümanlar ve Gayrimüslimlerin durumu gazetede en çok yer alan konular arasındadır. Osmanlı'nın ekonomisinin kötü oluşu, mali sorunlar ve borçlar da gazetede en çok yer alan konular arasındadır. Osmanlı Devleti'nin 19. yüzyıl başından itibaren geçirdiği değişim ve bunun gazeteye yansıması ve yaptıkları tespitler sayesinde bizlerde bugün en güzel şekilde ulaştıran Namık Kemal ve Ziya Paşa'yı bugün minnetle anılan iki şahsiyet olarak karşımıza çıkmaktadır. Gazete ilk olarak Mustafa Fazıl Paşa finanse ettiği için onun istediği yönde yazılar yazıldı ve daha sonra Mısır Hidivi İsmail Paşa'nın finanse etmesiyle İsmail Paşa'nın istediği doğrultuda yazılar kaleme alınmıştır. Ancak her iki finansör zamanında da ortak olan düşünceler ve hedef tahtasına oturtulan Babıâli olmuştur. Yeni Osmanlılar tarihini anlamak için Hürriyet Gazetesi'ni iyi tahlil edip anlamak gerekir. Hürriyet Gazetesi Yeni Osmanlıların Babıâli'ye karşı verdiği mücadele ve muhalefetin en somut örneğidir. Gazete'nin en önemli hedefi halkı hakları konusunda bilinçlendirerek istedikleri yöne kanalize edebilmektir. Çünkü idari sistemin değişmesini isterken öngörülen cumhuriyet rejimi, parlamenter sistemin halka sağlayacağı faydaları en çok halkın bilmesi gerekiyordu. Hürriyet Gazetesi yeni Osmanlıların yayın organı olduğu için onların görüş ve fikirlerini içermektedir. Meşveret usulü, kanunların değişmesi gerektiği ve meclis konuları Avrupa'dan örnekler verilerek anlatılmaktadır. Ancak Ziya Paşa bütün bunları yaparken İslami esaslardan ayrılmadan Avrupa'yı kuru taklitten çok ötesini anlatmaktadır. Bürokrasiye, Babıâli'ye yapılan eleştirilerden en çok Ali ve Fuat Paşalar nasibini aldı. Gazete'nin en önemli gündem maddeleri devletin kronikleşmenin de çok ötesini geçmiş problemleridir. Devlet işlerinin rüşvet, iltimas ve uygunsuz şekillerde yürütülmesi, Avrupa'dan sürekli alınan borçların devlet işlerine ve halkın menfaatine harcanmaması ve kişilerin elinde ziyan edilmesi en çok rahatsızlık duyulan durumdur. Eğitimin, ilmin gerilemesi ile niteliksiz devlet adamlarının yetişmesi yine devletin en önemli problemlerinden biridir. Türk milletinin ilk defa karşılaştığı bazı terimler, hukuk-u milliye, parlamento, cumhuriyet gibi kavramlar bugünün siyasi ve sosyal terminolojisi oluşturulurken bunun ilk adımları olmuştur. Hürriyet Gazetesi'nde yer alan konular hem iç hem dış meseleleri kapsayacak şekilde yer aldı. Olaylar sıcağı sıcağına yazıldığı için birinci elden önemli bir kaynaktır. Hürriyetin amacı iç ve dış meselelerin çözümü için yol haritası sunmaktır. Şahıslar ile problemlerinin olmadığını ileri sürerler ancak Ziya Paşa Ali Paşa'ya olan nefretini çok açık bir şekilde ifade ediyor olması bu sözlere biraz ters düşmektedir. Ziya Paşa 11. sayıda Şiir ve İnşa makalesi ile 68. ve 69. sayıda yayınlandığı Rüya adlı makalesi gazeteye ayrıca edebi bir kimlik kazanmıştır. Bütün Avrupa hayatı Hürriyet Gazetesi etrafında geçen Ziya Paşa, İstanbul'a döndükten sonra da farklı görevlerde yer almıştır. Ancak hayatını genel olarak değerlendirdiğimiz zaman yaşarken amaçlarına tam olarak ulaşamamıştır. Ama uzun vadede değerlendirildiğinde cumhuriyet, meşveret, basın yayın yolu ile kamuoyu oluşturmak, rüşvet ve iltimasları korkusuzca ortaya çıkarmak gibi kavram ve durumları kendisinden sonraki aydın kişilere korkusuzca aktarmış ve yol gösterici olmuştur. Bu anlamda baktığımız zaman Ziya Paşa ölümsüzdür. Eserleri ve fikirleri ile kendi dönemine damga vurmuş ve kendinden sonraki dönemlere de ışık tutmuştur.Item type:Item, Tanzimat'tan II. Meşrutiyet'e Ermenilere verilen madencilik imtiyazları(Ankara Üniversitesi, 2025) Demirbilek, Birkan"Tanzimat'tan II. Meşrutiyet'e Ermenilere Verilen Madencilik İmtiyazları" adlı bu çalışmada Osmanlı'da yaşayan Ermenilerin, Osmanlı toplumunda nasıl bir yaşam sürdükleri ve XIX. yüzyılda Anadolu coğrafyasında işlettikleri madencilik faaliyetleri incelenmiştir. Ermenilerin almış oldukları maden imtiyazlarının temel kaynağını Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü'nden alınan belgeler oluşturmaktadır. Arşivde, XIX. yüzyılı kapsayan yılların arşiv taraması yapılmış ve gerekli bilgilere ulaşılmıştır. Maden imtiyazı arşiv kayıtlarına ulaşırken, imtiyazlar şahıslara, şirketlere ve devletlere verildiği için, Ermeni kişi adları üzerinden tarama yapılmıştır. Ulaşılan belgeler üzerinden dönemsel olarak Ermenilere verilen maden imtiyazlarının istatistiği çıkarılmıştır. İlerleyen süreçlerde yeni belgelerin ortaya çıkması ve yeni belgelere ulaşılması durumunda ise, istatistiksel verilerin yeniden şekillenmesi pek muhtemeldir. Tezin taslak planı, ulaşılan belgelerin düzenine göre dizayn edilmiş ve Osmanlı Devleti'nin vilayet sistemi baz alınarak oluşturulmuştur. Üç bölümden oluşan bu tezin birinci bölümünde, Osmanlı Devleti'nde madenciliğin tarihsel olarak gelişimi, Osmanlı'nın madencilik üzerinde uygulamış olduğu politikalar, maden hukuku ve maadin nizamnameleri hakkında bilgi verilmiştir. Tezin ikinci bölümü, Tanzimat Fermanı'nın ilanından I. Meşrutiyet'e kadar olan süreçte Ermenilerin işletmiş oldukları maden imtiyazlarını kapsamaktadır. Tanzimat Fermanı'nın ilan edilmesiyle birlikte, yaşanan gelişmeler ışığında, Ermenilerin, içeride ve dışarıda yürütmüş olduğu ticari faaliyetler değerlendirilmiştir. Bu faaliyetler içerisinde Ermenilerin vilayetlerde işletmiş oldukları madenlerin değerlendirilmesi yapılmıştır. Ayrıca, Osmanlı Devleti kadrolarında ve memurluklarında almış oldukları görevler hakkında da bilgi verilmiştir. Tezin üçüncü ve son bölümünde ise I. Meşrutiyet'ten II. Meşrutiyet'e kadar Ermenilere verilen madencilik imtiyazları değerlendirilmiştir. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nda doğuda yaşayan bir grup Ermeni'nin Rusya tarafında yer alması ve savaş sonunda Ayastefanos Anlaşması'nın imzalanması ve sonrasında toplanan Berlin Konferansı'nda Ermeniler ile ilgili durumun bir maddeye konulması; Ermenilerin uluslararası bir toplantıda ilk kez yer aldığını göstermesi bakımından önemlidir. Bundan sonra yaşanan gelişmelerde ise Ermenilerin faaliyete geçirmiş olduğu komitelerin de kışkırtmalarıyla, Anadolu'da isyanlar çoğalmış ve bu isyanlar sürecinde Osmanlı Devleti'nde Ermenilerin maden işletme imtiyazı almaya devam ettiği görülmüştür.Item type:Item, İkinci Meşrutiyet döneminde Ermenilere verilen madencilik imtiyazları(Ankara Üniversitesi, 2025) Erdoğan, Celaleddin"İkinci Meşrutiyet Döneminde Ermenilere Verilen Madencilik İmtiyazları" başlıklı doktora tezinin amacı, Ermeni tebaasına 1908-1918 yılları arasında madencilik sektöründe hangi koşullar altında imtiyazlar verildiğini araştırmak ve konuya ilişkin örnekleri arşiv belgelerine dayalı analiz yöntemiyle incelemektir. Bu doğrultuda, Osmanlı Devleti'nde madencilik sektörü ele alınmış ve bu sektörde Ermeni tebaasının konumu tarihsel bir perspektifle ve arşiv belgeleri ışığında değerlendirilmiştir. Osmanlı Devleti'nde madencilik sektöründe imtiyaz verilen Ermeniler, millet sistemi içinde yönetilmiş ve bu çerçevede ekonomik, hukuki ve dinî alanlarda onlara çeşitli imtiyazlar verilmiştir. Ekonominin önemli bir parçası olan maden cevherleri, Tanzimat Fermanı ilan edilene kadar şeri hükümler ve örfi nitelikteki kanunnamelerle işletilmesine rağmen 1861'den itibaren madencilik sektörüne özgü nizamnamelerle işletilmiştir. Daha sonra 1869, 1887 ve 1906 yıllarında yeni maden nizamnameleri yürürlüğe girmiş ve çalışmanın sınırları olan 1908-1918 yılları arasında 1906 Maadin Nizamnamesi'nin hükümlerine göre madencilik faaliyetleri yürütülmüştür. Ayrıca 1906 Maadin Nizamnamesi, 1913 ve 1915'te yapılan değişikliklerle Osmanlı Devleti yıkılana kadar geçerliliğini korumuştur. Birinci bölümde Osmanlı Devleti madenciliğinin tarihsel gelişimine, madencilik sektörüne etki eden faktörlere ve maden hukukunda yaşanan değişiklere değinilmiştir. Batılı devletlerin, Osmanlı Devleti'ni emperyalist bir anlayışla ve ekonomik çıkarlar doğrultusunda kullanmaya yönelik takip ettikleri yöntem ve girişimler; kapitülasyonlardan yararlanma biçimleri ve bunların sebepleri ele alınmıştır. İkinci bölümde İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra ekonomi alanında ortaya çıkan yeni politikalar ve madencilik alanında meydana gelen gelişmeler incelenmiştir. 1908-1914 yılları arasında Ermenilere verilen madencilik imtiyazları başta olmak üzere, bu dönemde imtiyazların hangi bölgelerde ve hangi maden türlerinde, ne tür şartlar altında kimler tarafından talep edildiği ve kimlere izin verildiği açıklanmıştır. Ayrıca bu bölümde imtiyaz verilen vilayetlerin idari, sosyoekonomik ve demografik açıdan değişimi ele alınmıştır. Bu bölümde son olarak maden türlerinin teknik olarak tanımlarına, tarihsel süreç içinde dünya genelinde ortaya çıkışına ve bunların Osmanlı tarihi açısından önemine dair bilgiler paylaşılmıştır. Üçüncü bölümde ise Birinci Dünya Savaşı yıllarında millî ekonomi politikalarına ve Osmanlı madencilik faaliyetlerine, 1914-1918 yılları arasında, özellikle 1915 yılından sonra madencilik alanında Ermeni tebaasına verilen imtiyazlar değerlendirmeye alınmıştır. İkinci ve üçüncü bölümlerde madencilik sektöründe Ermenilere verilen imtiyazların ek süreleri konusundaki izinlere, Ermenilerin mevcut imtiyazlarını devir ve ferağ yöntemiyle başkalarına satmalarına dair bilgilere yer verilmiştir. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı madencilik sektöründe millî sermayenin eksikliği sebebiyle dışa bağımlı bir yapı gözlemlenmiş; bu sektörde cevherlerin işletilmesi için yabancı sermayenin etkisi söz konusu olmuştur. Yabancı sermayenin maden bölgeleri arasındaki dolaşımını yönlendirmek amacıyla, Ermeni tebaası aracılık rolü üstlenmiştir. Sonuç olarak İkinci Meşrutiyet'in ilanından Birinci Dünya Savaşı sonuna kadar olan dönemde gerçekleşen siyasi, askerî ve hukuki gelişmelere rağmen Ermeni tebaasına madencilik sektöründe imtiyaz verildiği tespit edilmiştir.
