Akademik Arşiv Sistemine Hoş Geldiniz

Ankara Ünivrsitesi Akademik Arşiv Sistemi:

  • Üniversitemiz Akademik ve Kültürel Mirasını toplama, saklama ve geniş kitlere duyurmak amacını taşır
  • Üniversitemiz akademik çıktılarını uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar
  • Etkisini artırmak için telif haklarına uygun şekilde Açık Erişime sunar

Ayrıca Üniversitemiz Önlisans, Lisans ve Yüksek Lisans ders notlarına Açık Ders Malzemeleri sistemi üzerinden erişebilirsiniz.

Akademik Arşiv Sistemi birçok farklı bölümden oluşur:

  • Dergiler = Bu kategoride Ünivrsitemizde yayınlanan dergilere ulaşabilirsiniz
  • Kitaplar= Üniversitemizde yayınlanan kitapları bu kategoride bulabilirsiniz.
  • Gazeteler= Geçmişten günümüze bazı gazetelerin, bazı sayıları sizi tarihte bir yolculuğa çıkarıcak.
  • Tezler= Yüksek Lisans, Doktora ve Uzmanlık Tezleri bu kategori altında yer almaktadır.
  • ve daha binlerce kaynak; açık, ücretsiz, bir tık yakınızda...
  • Communities in DSpace

    Select a community to browse its collections.

    Now showing 1 - 5 of 8

    Recent Submissions

    • Item type:Item,
      İnsan kaynakları yönetiminde eğitim süreçleri ve önemi
      (Ankara Üniversitesi, 2025) Şeker, Aslıhan
      Düşünce tarihi boyunca insan kavramı hakkında farklı tanımlar ortaya konmasına rağmen bu kavram üzerinde hala net bir tanım bulunamamıştır. Aynı şekilde insan kaynağı ile ilgili de genel ve ortak bir tanım yapmak zor olmaktadır. İnsan Kaynağı kavramı çağdaş dünyada kapitalizmin gelişmesi ile şekillenmeye başlamıştır. Özellikle iş hayatında farklı sınıfların ortaya çıkması ile birlikte yöneten ve yönetilen arasındaki ayrım keskinleşmiştir. Bu ayrımın neticesinde de işleri yönetmek ve çalışanlar ile ilişkileri kurmak anlamında insan kaynağı kavramı oluşmuştur. Buna göre insan kaynağı kavramı gerek yöneticileri gerekse de çalışanları aynı hedef doğrultusunda birleştirmeye ve bu süreçleri rasyonel anlamda kullanma potansiyeline işaret etmektedir.
    • Item type:Item,
      Türkiye'de neoliberal popülist siyaset ve yükselen inşaat: 2000'li yıllarda TOKİ
      (Ankara Üniversitesi, 2024) Bülbül, Özlem
      Bu çalışma 2000'li yıllarda Türkiye'nin iktisadi siyasi yapılanmasında belirleyici konuma gelen inşaat ve konut sektörünün temsilcisi konumundaki Toplu Konut İdaresi'ni (TOKİ), Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarının neoliberal popülist siyaseti ile ilişkisi çerçevesinde incelemektedir. Tezin temel iddiası, inşaat ve konut sektöründe kilit bir kamu kuruluşu olan TOKİ'nin AKP iktidarında uygulamaya konulan neoliberal otoriter popülist politikaların açığa çıktığı bir siyasi aygıt olduğudur. Kavramsal muğlaklığına karşın, popülizm zaman ve mekân boyutlarını aşan bir esnekliğe sahiptir. Aynı zamanda farklı iktisadi siyasi yapılanmalarla da uyum içerisindedir. Bu noktada popülizmin araçsal doğası öne çıkmaktadır. Günümüzde popülizmin neoliberalizmle olan ittifakının sonucu olarak neoliberal popülizme dönüşümü popülizmin araçsallığının yansımasıdır. Bu yönüyle, çalışmada popülizm siyasal strateji olarak ele alınmaktadır. Bu ise, popülist liderin iktidar olma ve iktidarda kalma doğrultusunda başvurduğu siyasal yöntemleri ve araçları göz önüne almayı gerektirir. 2008 Finans kriziyle birlikte, neoliberalizmin dönüşümünün sonucu olarak otoriterleşen devlet aygıtının pek çok alanda yansımaları olmuştur. Bu bağlamda kent siyaseti de neoliberal otoriterleşme ekseninde belirgin bir dönüşüm geçirmiştir. Bu dönemde neoliberal otoriter devlet inşasına bağlı olarak artan merkezileşme ve piyasa odaklı yeniden kurumsallaşma, konut sektörü açısından da belirleyici olmuştur. Neoliberal etkin devlet inşasının sonucu olarak, TOKİ konut sektöründe piyasa kurucu ve düzenleyici konuma gelmiştir. Konutta yaşanan yoğun metalaşmanın etkisi ve inşaat finans birlikteliği ile bu yıllarda konut sektörü sermaye için çok daha cazip hale gelmiş ve bu durumun yansıması olarak, TOKİ üzerinden ihaleler ve ortaklıklar yoluyla AKP iktidarına yakınlığıyla bilinen birtakım İslami muhafazakâr sermaye çevrelerine yüksek rant aktarımları gerçekleştirilmiştir. Bu süreçte ortaya çıkan rant mekanizması sadece konut üzerinden değil, aynı zamanda iktidar tarafından her fırsatta milli gurur meselesi haline getirilen mega projeler, namıdiğer çılgın projeler, üzerinden de işlemiştir. Bu dönemde başta megakentler olmak üzere, kentler en ücra köşelerine kadar şantiye alanı ve rant alanı haline getirilmekle kalmamış, aynı zamanda mevzuatta yapılan değişikliklerle hayata geçirilen kentsel dönüşüm uygulamaları üzerinden de gecekondu bölgeleri yeniden piyasaya kazandırılmıştır. Bu durum konutta metalaşmanın yanı sıra, beraberinde mülksüzleştirmeye dayalı sermaye birikimini de getirmiştir. Öte yandan, toplumun yoksul kesimlerinin TOKİ tarafından yapılan kentsel dönüşüm projeleri aracılığıyla konut sahibi olma amacıyla uzun yıllara dayalı olarak borçlanarak finansal sisteme dahil edilmeleri ve ağır çalışma koşullarına maruz kalarak sisteme kazandırılmaları sağlanmaktadır. Bu ise, toplumsal çelişkilerin üstünü örten, sınıfsal eşitsizlikleri göz ardı eden, toplumu uyum içinde gösterme çabası içinde olan bir siyasi anlayışı yansıtmaktadır. Bütün bunlara ek olarak, TOKİ'de açığa çıkan neoliberal otoriter siyaset anlayışının bir başka yansıması da, kitlelerin İslami muhafazakâr değerler üzerinden mobilizasyonudur. Bu ise, TOKİ tarafından inşa edilen toplu konutlarda ortaya konulan mekân kurgusu, kurumsal mimari anlayışı ve semboller üzerinden İslami muhafazakâr esaslara dayalı bir hayat tarzının sunumunu ve bu hayat tarzı üzerinden Osmanlıya referansla Kemalizmle hesaplaşmayı içermektedir.
    • Item type:Item,
      1974 Kıbrıs barış harekatı sonrası savunma sanayii reformları
      (Ankara Üniversitesi, 2025) Bilgiç, Mehmet
      1974 Kıbrıs Barış Harekâtı, Türkiye’nin savunma sanayisinde köklü bir dönüşümün başlangıcı olmuştur. Harekât sırasında uygulanan ABD silah ambargosu, Türkiye’nin dışa bağımlılığının yarattığı stratejik riskleri ortaya koymuş ve bu durum yerli savunma sanayisinin geliştirilmesi gerekliliğini açıkça göstermiştir. Bu süreç, Türk savunma politikalarında ve ekonomik yapısında önemli reformlara yol açmıştır. Ambargo sonrası dönemde Türkiye, dışa bağımlılığı azaltmak için yerli savunma sanayi projelerine hız vermiştir. Bu çerçevede ASELSAN, HAVELSAN, ROKETSAN, ASPİLSAN ve TUSAŞ gibi kritik şirketler kurulmuş ve bu şirketler Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) haberleşme, elektronik, yazılım, füze ve enerji gibi çeşitli ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik stratejik adımlar atmıştır. Ayrıca, 1985 yılında kurulan Savunma Sanayii Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (daha sonra Savunma Sanayii Başkanlığı - SSB), sektörü düzenleyen ve koordine eden önemli bir kurum haline gelmiştir. Türkiye, yerli üretimi artırma ve ulusal güvenlik için stratejik ürünlerin bağımsız şekilde üretimini sağlama hedeflerine odaklanmıştır. ASELSAN telsiz ve radar sistemlerinde, HAVELSAN yazılım ve simülasyon teknolojilerinde, ROKETSAN füze ve roket sistemlerinde, ASPİLSAN batarya ve enerji çözümlerinde, TUSAŞ ise havacılık ve uzay teknolojilerinde öncü kuruluşlar olarak önemli bir yer edinmiştir. 2000’li yıllarda Türkiye, savunma sanayisinde milli projelere ağırlık vermiş ve yerli üretim kapasitesini artırmıştır. İnsansız hava araçları (İHA), zırhlı muharebe araçları, füze sistemleri ve özgün hava platformları gibi alanlarda gerçekleştirilen projeler, Türkiye’nin uluslararası alanda rekabet gücünü artırmıştır. Savunma sanayisi ihracatı 2002 yılında 248 milyon dolardan 2022 yılında 4.4 milyar dolara ulaşarak bu alandaki başarının ekonomik boyutunu da gözler önüne sermiştir. Savunma sanayisi, sadece güvenlik alanında değil, aynı zamanda ekonomik ve teknolojik gelişim açısından da önemli katkılar sağlamıştır. Ar-Ge yatırımları ve teknoloji transferleri, sivil sektörlere de yansımış; yerli sanayinin gelişimine öncülük etmiştir. Türkiye’nin savunma sanayi altyapısı, Milli Savunma Bakanlığı’na bağlı kuruluşlar, Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı ve özel sektör kuruluşlarından oluşan güçlü bir ekosistemle desteklenmektedir. Bu yapı, hem askeri hem de sivil alanlarda ulusal güvenliği destekleyen, ekonomik büyümeyi tetikleyen ve Türkiye’nin uluslararası alandaki itibarını güçlendiren bir dinamizm yaratmıştır. Sonuç olarak, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası savunma sanayisinde başlatılan reformlar, Türkiye’yi uluslararası alanda önemli bir savunma sanayi oyuncusu haline getirmiştir. Yerli üretime verilen önem, stratejik ürünlerde bağımsızlık sağlanması ve savunma ihracatının artırılması, Türkiye’nin ulusal güvenlik ve ekonomik kalkınma hedeflerine ulaşmasında kritik bir rol oynamıştır.
    • Item type:Item,
      İslam felsefesinde nevabit kavramı: Farabi ve İbn Bacce örneği
      (Ankara Üniversitesi, 2025) Köse, Hatice Kübra
      Çalışmamızda "Nevabit" kavramının İslam Felsefesi Öncesi Grek Siyaset Felsefesi ve İslam felsefesi siyasi düşüncesindeki yeri ele alınmış ve incelenmiştir. Sözlükte "Yeni yetişmiş, sonradan ortaya çıkan, tecrübesiz" anlamına gelen Nevabit kavramı aynı zamanda ayrık otu anlamına da gelir. Kavramsal anlamı ise inançlarını rasyonel temellere oturtamayan, yaşadığı çağın farkında olmayan, dini metinleri yüzeysel yorumlayan kişileri ifade eder. Sırasıyla İslam Öncesi Grek siyaset felsefesinde Nevabit kavramını ele aldığımız çalışmamızda öncelik olarak kavramın tanımlamasını yaptık daha sonra Platon, Aristoteles, Farabi ve İbn Bacce'de Nevabit kavramının nasıl ele alındığını inceledik. Platon ve Aristoteles'e göre Nevabit kavramı adil toplum tasavvurlarında erdemli olmayanı temsil eder. Platon, ahlaki çöküş yaşayan ve erdemden uzaklaşan hükümetlerdeki kişileri nevabit olarak değerlendirir. Daha sonrasında Mu'tezili Âlimler, muhalif grupları eleştirmek ve aşağılamak için kullanmış olduğu bu kavramı Farabi sosyo-politik bir bağlama oturtarak, şehrin düzenini bozan ve hiçbir erdemi olmayan insanlar olarak tanımlamıştır. Ona göre, nevabitler sosyal yapılardaki yozlaşmış insanlardır ve toplum için tehdit unsuru oluştururlar. Farabi, nevabitleri kontrol altına almak için şehirden uzaklaştırma, cezalandırma ve işe yönlendirme gibi yöntemler önerir. Farabi'ye göre iyi bir toplumun temeli; teorik, entelektüel, ahlaki ve pratik olmak üzere dört temel erdemin uygulanmasıdır. Farabi cahil şehirleri alçaklık, şeref, tagallüp ve demokratik şehirler olarak sınıflandırır. Demokratik şehirlerde çeşitliliğin iyi insanların ortaya çıkmasına yardımcı olabileceğini belirtir. Farabi'ye göre zaruret, onur ve demokratik şehirlerin iyi şehirlere dönüşme olasılığı daha yüksektir. Farabi, toplumun bozulabileceğini ancak ideal toplumun erdemli toplum olduğunu ifade eder. Farabi toplumsal mutluluğa odaklanır. İbn Bacce ise Nevabit kavramını erdemli olmayan şehirlerde yaşayan insanlar için kullanır. Çünkü İbn Bacce, Farabi'nin aksine erdemli bir toplumda nevabitlere yer olmadığını savunur. İbn Bacce'ye göre erdemli olmayan toplumlarda yaşayan nevabitler, toplumu daha iyi bir yer haline getirmeye çalışanlardır. Ona göre, erdemli olmayan bir toplumda kişi erdemlerini koruyarak erdemli bir hayat yaşayabilir. İbn Bacce'de "Mütevahid" kavramı, erdemli olmayan bir toplumdan uzaklaşan ve bireysel erdemlerini koruyan kişiyi ifade eder. İbn Bacce, mutluluğun bireysel olarak elde edilebileceğine inanır. Farabi'ye göre Nevabitler, toplumsal düzeni bozan ve kontrol altında tutulması gereken unsurlardır. Aynı zamanda erdemli olmayan toplumlarda dönüşüme katkıda bulunabilecek kişilerdir. İbn Bacce'ye göre ise erdemli olmayan toplumlarda, toplumu daha iyi bir yer yapmaya çalışan kişiler nevabitlerdir.
    • Item type:Item,
      Türk kamu yönetiminde liyakat uygulaması
      (Ankara Üniversitesi, 2025) Cansu, Murat
      Türk kamu yönetimi liyakat uygulamalarında; memurlara sicil uygulamasının kaldırılması, kamu yönetiminde liyakat ilkesine işlerlik kazandırılamaması, kariyer sisteminin gerektiği gibi uygulanamaması ve memurlara ilişkin düzenlemelerin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi (CBK) ve Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile yapılması problemleri tanımlanmıştır. Bu çalışma yukarıda belirtilen problemlerin çözümüne katkı sağlamak ve liyakat sisteminin oluşturmasına yönelik öneriler sunmaktır. Bu çalışma yapılırken doküman analizi (literatür tarama) yöntemi uygulanmıştır. Bu çalışmada Türk kamu yönetiminde Cumhuriyetin ilk yıllarından günümüze anayasa ve kanunlarda liyakat uygulamalarına değinilmiş, bazı Avrupa ülkelerindeki liyakat sistemleri örneklendirilmiş, son yıllarda mahkemeler tarafından mülakatlarla ilgili verilen iptal kararları da göz önüne alınarak kamuda istihdam edilecek personelin atama ve terfilerinin; eğitim durumları, bilgi ve becerileri, kişisel tecrübe ve deneyimlerinin değerlendirilmesiyle liyakat sisteminin oluşturulması gerektiği önerilmiştir.