Akademik Arşiv Sistemine Hoş Geldiniz

Ankara Ünivrsitesi Akademik Arşiv Sistemi:

  • Üniversitemiz Akademik ve Kültürel Mirasını toplama, saklama ve geniş kitlere duyurmak amacını taşır
  • Üniversitemiz akademik çıktılarını uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar
  • Etkisini artırmak için telif haklarına uygun şekilde Açık Erişime sunar

Ayrıca Üniversitemiz Önlisans, Lisans ve Yüksek Lisans ders notlarına Açık Ders Malzemeleri sistemi üzerinden erişebilirsiniz.

Akademik Arşiv Sistemi birçok farklı bölümden oluşur:

  • Dergiler = Bu kategoride Ünivrsitemizde yayınlanan dergilere ulaşabilirsiniz
  • Kitaplar= Üniversitemizde yayınlanan kitapları bu kategoride bulabilirsiniz.
  • Gazeteler= Geçmişten günümüze bazı gazetelerin, bazı sayıları sizi tarihte bir yolculuğa çıkarıcak.
  • Tezler= Yüksek Lisans, Doktora ve Uzmanlık Tezleri bu kategori altında yer almaktadır.
  • ve daha binlerce kaynak; açık, ücretsiz, bir tık yakınızda...
  • Communities in DSpace

    Select a community to browse its collections.

    Now showing 1 - 5 of 8

    Recent Submissions

    • Item type:Item,
      Kalp hastalıkları olan gebelerin değerlendirilmesi: bir üniversite hastanesinin üç yıllık deneyimi
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2018) Ayçiçek, Sertaç; Akkaya, Süleyman; Ede, Hüseyin; Polat, Cegerğun; Gül, Talip
      Bu çalışmanın esas amacı üçüncü basamak referans hastanesindeki kalp hastalığı olan gebeleri incelemek ve bunların fetal ve maternal özelliklerini değerlendirmektir. Gereç ve Retrospektif olarak 2013 ile 2015 yılları arasında daha önce kardiyak hastalığı olan 20 hafta veya daha üstü gebeliği olan gebeler incelendi. Fetal ve maternal klinik veriler uygun biçimde elde edildi. Hastanemizde toplam 6599 doğum gerçekleştirildi. Kardiyak hastalığı olan 120 gebe vardı. Gebeler arasında en sık görüleni romatizmal kalp hastalığı (n=66, %55) idi; ikinci en sık olan kalp ritim bozuklukları idi (n=15, %12,5). On iki hastada konjestif kalp yetmezliği, 12 hastada konjenital kalp hastalığı, 8 hastada aort kapak veya aort patolojisi, dört hastada pulmoner hipertansiyon, iki hastada koroner arter hastalığı ve bir hastada perikardiyal efüzyon vardı. Üç gebenin sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu (LVEF) %35’in altında iken 6 gebenin LVEF değeri %35 ile %50 arası, diğer gebelerin LVEF’si ise >%50 idi. Maternal ölüm görülmedi ancak 22 hasta (%18,3) postoperatif dönemde kardiyoloji yoğun bakım ünitesinde takip edildi. İki olguda (%1,66) neonatal mortalite gelişirken 6 olguda (%5) neonatal morbidite oluştu. En sık doğum yöntemi sezeryan yoluyla doğumdu (n=97, %81). Prematür doğum oranı %37,5 idi (n=45). Kalp hastalığı olan gebeler, bu alanda deneyimli kardiyoloji, anestezi ve doğum uzmanından oluşan bir takımın yakın takibi olduğu sürece maternal veya neonatal riskin azaltılmasıyla sağlıklı doğum yapma şansına sahiptirler The main purpose of our study is to examine cases of pregnant patients with heart diseases in our tertiary referral hospital and to evaluate fetal and maternal outcomes. Pregnants with gestational age of 20 weeks or more and with any previous cardiac diseases were examined between 2013 and 2015 retrospectively. Fetal and maternal clinical data were collected accordingly. In total, 6599 live births were carried out in our hospital. Of them, there were 120 pregnants with cardiac disease. Rheumatic valvular heart disease was the most common (n=66, 55%) disorder among the pregnants, followed by the heart rhythm disorders respectively (n=15; 12.5%). Twelve patients had congestive heart failure; twelve patients with congenital heart disease, eight patients with aort valve or aorta pathology; four with pulmonary hypertension, two with coronary artery disease and one with pericardial effusion. Three pregnants had left ventricular ejection fraction (LVEF) of less than 35%, six pregnants had LVEF between 35 to 50% and the rest of the pregnants had LVEF of >50%. Maternal death was not encountered, 22 patients (18.3%) were followed in cardiology intensive care unit postoperatively. Neonatal mortality was developed in 2 cases (1.66%) and the neonatal morbidity was developed in 6 cases (5%). The most common form of delivery was caesarean section (n=97, 81%). Premature birth ratio was 37.5% (n=45). Pregnants with heart disease have chance to give healthy births with low risk for maternal or neonatal complications provided close follow-up by a team of cardiologist, anesthetist, and obstetrician experienced in this field.
    • Item type:Item,
      How competent is computed tomography in characterization and grading of renal malignancies: our experience
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2018) Akkaya, Zehra; Çoruh, Ayşegül Gürsoy; Peker, Elif; Atasoy, Kayhan Çetin; Gökmen, Derya; Yağcı, Cemil
      Accurate diagnosis of renal tumors is critical for obtaining the best treatment and longest possible survival. The purpose of this study is to evaluate computed tomography (CT) parameters of renal masses in order to assess benign and malignant nature as well as accurate grading. Fifty three cases with multiphasic abdominal CTs between 2006 and 2011 were included. Precontrast, corticomedullary, nephrographic postcontrast phase images were retrospectively examined for lesion characteristics, enhancement degrees with regard to the normal renal parenchyma and abdominal aorta, blinded to the surgical results. To compare independent groups for categorical variables chi-square, for metric variables Mann-Whitney U tests were used. Receiver operating characteristics curve analysis was performed to group renal tumor subtypes and when applicable the cut-off values were determined, “Youden” index was calculated. p<0.05 was considered as statistically significant. Forty six of 53 lesions were malignant, 32 (57.1%) of them clear cell renal cell carcinomas (CCRCC), 5 (9.4%) papillary and 1 (1.9% chromophobe cell RCC. Cystic changes, calcifications and larger size were more pronounced in CCRCC (p< 0.05). The mean sizes of Fuhrman grade I and grade 4 tumors were 31.2±10.9 mm and 63.8±29.8 mm respectively. Fuhrman grades were significantly correlated with the lesion size at diagnosis (p<0.05). To discriminate CCRCC from other masses and CCRCC from other RCC subtypes, 44.5 HU cut-off as the early wash-in showed 81.3%-76.2 % and 81.3%-87.5% sensitivity and specificity, respectively. To discriminate CCRCC among other subtypes the threshold levels calculated from early wash-in, tumor/aorta, tumor/renal parenchyma densities at corticomedullary and nephrographic phases showed equal sensitivity and specificity (83.5% and 75% respectively). Large size at diagnosis, cystic changes and calcifications were useful parameters to discriminate CCRCC from other tumors and other RCC subtypes. A cut- off value of 44.5 HU for early wash-in could discriminate CCRCC with high sensitivity and specificity. Size and cystic changes showed significant correlation with RCC subtypes and Fuhrman grades. Uygun tedavi ve mümkün olan en uzun sağkalım için böbrek tümörlerinde doğru tanı kritik önem taşır. Bu çalışmanın amacı böbrek kitlelerinde benign-malign ayrımı ve doğru dereceleme için bilgisayarlı tomografi (BT) parametrelerinin ayrıntılı incelenmesidir. Çalışmaya 2006-2011 yılları arasında ünitemizde multifazik BT incelemesi gerçekleştirilmiş 53 hasta dahil edilmiştir. Prekontrast, kortikomedüller ve nefrografik faz görüntülerinde kitle, normal parankim ve abdominal aorta kontrastlanma dereceleri ile lezyonların görüntüleme bulguları, retrospektif ve cerrahi sonuçlara kör olarak değerlendirilmiştir. İstatistiksel analizde bağımsız gruplarda kategorik değişkenler için kikare, ölçülebilir değişkenler için Mann-Whitney U testi, kullanılmış, renal tümör tiplerini ayırmada alıcı işletim karakteristiği eğirisi analizleri gerçekleştirilmiştir, uygun parametrelerde eşik değer belirlemede “Youden” indeksi hesaplanmıştır. p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Elli üç lezyondan 46 tanesi malign olup bunların 32’si (%57,1) berrak hücreli renal karsinom (BHRK), 5’i (%9,4) papiller ve 1 tanesi (%1,9) kromofob hücreli renal karsinomdu. İntralezyoner kistik değişiklikler, kalsifikasyonlar ve büyük boyut BHRK’de daha fazlaydı (p<0,05). Furhman derece 1 tümörlerde ortama boyut 31,2±10,9 mm iken, derece 4 tümörlerde 63,8±29,8 mm olarak saptandı. Tanı anındaki kitle boyutları ile Fuhrman dereceleri arasında anlamlı ilişki gözlendi (p<0,05). Erken wash-in eşik değeri olarak 44,5 HÜ alındığında BHRK’leri diğer renal kitlelerden ve diğer renal karsinom alt tiplerinden ayırmada duyarlılık ve özgüllük değerleri sırasıyla %81,3-%76,2 ile %81,3-%87,5 olarak bulundu. Tüm renal karsinomlar arasında BHRK’lerin ayrımı için bakılan parametrelerden elde edilen eşik değerlerine göre erken wash-in, kortikomedüller ve nefrografik fazlarda tümör/ aorta ve tümör/ normal renal parankim dansite oranları eş duyarlılık ve özgüllükte bulundu (sırasıyla; %83,5 ve %75). Tanıda büyük boyut, kistik değişiklikler ve kalsifikasyon BHRK’leri diğer renal kitelerden ve diğer renal karsinom alt tiplerinden ayırmada kullanışlı parametreler olarak bulundu. Ayrıca erken wash-in eşik değeri olarak 44,5 HÜ alındığında BHRK’ların yüksek duyarlılık ve özgüllükle doğru tespit edilebileceği saptandı. Büyük boyut ve intralezyoner kistik değişiklikler, BHRK alt tipi ve yüksek Fuhrman derecesi ile korele bulundu.
    • Item type:Item,
      Bosniak tip 3 ve tip 4 kistlerin multifazik bilgisayarlı tomografi ile kantitatif değerlendirilmesi
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2018) Çoruh, Ayşegül Gürsoy; Avcı, Orhan; Peker, Elif
      Bu çalışmada multifazik bilgisayarlı tomografide (BT) ortalama dansite-net kontrastlanma değerlerinin ve net kontrastlanma yüzdelerinin Bosniak tip 3 ve 4 kistlerin ayırımındaki tanısal değerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Hastanemizin Görüntü Arşivleme ve İletişim Sisteminde (PACS) “Bosniak kist” anahtar kelimesi kullanılarak hasta popülasyonunu belirlemek için arama yapıldı. Çalışmaya multifazik BT incelemesi bulunan Bosniak tip 3 ve 4 renal kiste sahip yirmi dokuz hasta dahil edildi. Kontrastsız, kortikomedüller ve nefrogram fazlarında ortalama dansite değerleri ölçüldü. Bu lezyonların net kontrastlanma değerleri ve net kontrastlanma yüzdeleri hesaplandı. Kist duvarı/septada kalsifikasyon varlığı, renal ven trombozu veya lenfadenopati varlığı ve bu kompleks kistik lezyonların ortalama çapı değerlendirildi. Bosniak tip 4 kistler, kortikomedüller ve nefrogram fazlarında Bosniak tip 3 kistlere göre anlamlı derecede daha yüksek ortalama kontrastlanma değerine sahipti (sırasıyla; 167,2±53,6 HU, 99,8±43 HU; p=0,001, p=0,023). Bosniak tip 3-4 lezyonları ayırmada net kontrastlanma değerleri ve yüzdesi açısından anlamlı farklılık saptandı (sırasıyla; p=0,003, p=0,015). ROC eğri analizinde Bosniak tip 4 kistlerin ayrımında kortikomedüller fazda >131 HU kontrastlanma değeri için %82 duyarlılık %83 özgüllük oranları hesaplandı. Bu eşik değer için eğri altında kalan alan 0,848±0,081 (%95 güven aralığı: 0,68-1) olarak bulundu. Bosniak tip 4 kistler, tip 3 kistlere göre daha fazla net kontrastlanma değeri ve net kontrastlanma yüzdesine sahiptirler. Kortikomedüller fazda >131 HU değeri, Bosniak tip 4 kistlerinin tanımlanmasında belirleyici değer olacaktır. The aim of this study is to evaluate the diagnostic value of mean and net enhancement attenuation values, net enhancement percentage in discrimination of Bosniak category 3 and 4 lesions on multiphasic computed tomography (CT). : A search was performed through the PACS system using the key word “Bosniak cyst” to identify candidates for the study population. Twenty nine patients with Bosniak category 3 and 4 were enrolled in the study. Enhancement values were measured on precontrast, corticomedullary and nephrogram phases. Net enhancement attenuation value and net enhancement percentage were calculated. The presence of calcification on cyst wall/septa, renal vein thrombosis or lymphadenopathy and mean diameter of these complex cystic lesions were utilized.Bosniak category 4 cysts had a significantly higher mean attenuation value compared with that of Bosniak category 3 cysts on corticomedullary and nephrogram phases (167.2±53.6 HU, 99.8±43 HU; p=0.001, p=0.023; respectively). Significant differences were observed between two pathologies with regard to net enhancement value and net enhancement percentage (p=0.003, p=0.015; respectively). By the use of ROC curve analysis, the cut off value of 131 HU for the mean attenuation value of Bosniak category 4 cyst on corticomedullary phase had the appropriate combination of sensitivity of 82% and specificity of 83% with the area under the cure being 0.848±0.081 (95% CI: 0.68-1). Bosniak category 4 cysts had larger net enhancement value and enhancement percentage. A value of >131 HU on corticomedullary phase can be a predictor value for Bosniak category 4 cysts.
    • Item type:Item,
      Production of graphene oxide/poly (lactic acid)-based nanofibers for neural regeneration
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2018) Öztatlı, Hayriye; Ege, Duygu
      Peripheral nerve injury is a serious health problem and it significantly affects the patients’ quality of life. Short gap of the peripheral nerve damage recover very slowly and if the gap between transected nerve ends is large, self- recovery becomes impossible. Hence, repair and regeneration strategies of peripheral nerve injuries have taken a great deal of consideration. n this study, a novel neural scaffold was produced by combining graphene oxide (GO) with polylactic acid (PLLA) to produce electrospun nanofibers to enhance physical, chemical and biological properties of currently used scaffolds. The produced GO/PLLA nanofibers had a tensile modulus of 381 MPa and 10 MPa tensile strength. These values were found to be similar to the mechanical properties of peripheral nerve tissue. Biocompatibility studies also demonstrated that the produced biomaterials contributed to nerve tissue growth. This study shows that GO/PLLA based nanofibers show potential for the regeneration of nerve tissue. Periferal sinir hasarı ciddi bir sağlık sorunu olup hastanın hayat kalitesini ciddi olarak etkilemektedir. Periferal sinir hasarı çok yavaş iyileşir ve iki sinir ucu arasında mesafe çoksa, hiç iyileşemez. Bu sebeple, sinir hasarının tedavisi için farklı stratejiler geliştirilmektedir. Bu çalışmalar grafen oksit (GO)/polilaktik asit (PLLA) bazlı sinir iskelelerinin gelişmesini sağlamıştır. Bu iskeleler ile biyomalzemenin fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerinin geliştirilmesi hedeflenmiştir. Bu çalışmada, GO PLLA içerisine ilave edilmiştir ve elektroeğirme yöntemiyle matlar üretilmiştir. Daha sonra üretilen malzemelerin mekanik özellikleri ve biyouyumlulukları test edilmiştir. Üretilen GO/PLLA nanofiberler 381 MPa çekme modülüne ve 10 MPa çekme kuvvetine sahiptir. Bu değerler sinir dokusunun mekanik özelliklerine çok yakındır. Biyoyumluluk çalışmaları da üretilen biyomalzemelerin sinir hücresi gelişimine katkı sağladığını göstermiştir. Yapılan çalışmalar GO/PLLA bazlı nanofiberlerin sinir dokusu rejenerasyonu için ümit vaad ettiğini göstermiştir.
    • Item type:Item,
      Effect of concentration of citric acid on the rheological properties of methylcellulose hydrogels
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2018) Oğuz, Öznur Demir; Ege, Duygu
      In this study, the influence of sodium citrate dehydrates (SC) salts on the rheological properties of a thermoresponsive hydrogel was investigated. The hydrogel was prepared by combining 8 w/v % methylcellulose (MC) and 2.5 w/v % gelatin with various SC concentrations. Synthesized hydrogels were characterized by using Fourier Transform Infrared Spectroscopy and Scanning Electron Microscopy. Subsequently, the effect of 1, 2 and 3 w/v % of SC on the gelation temperature was investigated by test tube tilting method. Time and temperature dependent variations of loss (G’’) and storage (G’) modulus and complex viscosity (Pa.s) of hydrogels were investigated by using oscillation rheometer. The sharp increase of G’ and Pa.s indicates the gelation temperature and gelation time. The results show that the addition of SC to the MC/gelatin blend decreased the gelation temperature from 32 °C to ~27 °C. There are no significant differences between gelation time of hydrogel samples for the prepared concentrations. However, the complex viscosity and gel strength clearly increased by incorporation of SC salts. Overall, the results suggest that incorporation of citric acid to methylcellulose based hydrogels significantly affects their rheological properties. Bu çalışmada, sodyum sitrat tuzunun (SC) ısıya duyarlı hidrojellerin reolojik özelliklerine etkisi incelenmiştir.Hidrojeller 8 ağırlık oranında metilselüloz ve 2,5 ağırlık oranında jelatine farklı oranlarda SC ilave ederek hazırlanmıştır. Daha sonra 1, 2 ve 3 ağırlık oranında SC eklenen örnekler üretilmiştir. SC oranının jelleşme sıcaklığına etkisi test tüpü çevirme yöntemiyle analiz edilmiştir. Sentezlenen hidrojeller Fourier Dönüşümlü Kızılötesi Spektroskopi ve Taramalı Elektron Mikroskobu ile analiz edilmiştir. Hidrojellerin zamana ve sıcaklığa dayalı, viskoz modülü (G’’), depo modülü (G’) ve kompleks vizkozite değerleri salınımlı reometre cihazı ile ölçülmüştür. G’ ve vizkozite değerlerindeki ani artış jelleşme sıcaklığı ve süresini göstermektedir. Bulgular: Çalışmada elde edilen bulgular SC ekleyerek jelleşme sıcaklığının 32 °C’den 27 °C’ye düştüğünü göstermektedir. Jelleşme süresinde ise örnek grupları arasında farklılık görülmemektedir. Kompleks viskozitenin ve jel kuvvetinin ise SC ilave edildiğinde arttığı gözlemlenmiştir. Metilselüloz bazlı hidrojellere sitrik asit ilave edilmesi, hidrojellerin reolojik özelliklerini belirgin olarak etkilemektedir.