Akademik Arşiv Sistemine Hoş Geldiniz
Ankara Ünivrsitesi Akademik Arşiv Sistemi:
- Üniversitemiz Akademik ve Kültürel Mirasını toplama, saklama ve geniş kitlere duyurmak amacını taşır
- Üniversitemiz akademik çıktılarını uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar
- Etkisini artırmak için telif haklarına uygun şekilde Açık Erişime sunar
Ayrıca Üniversitemiz Önlisans, Lisans ve Yüksek Lisans ders notlarına Açık Ders Malzemeleri sistemi üzerinden erişebilirsiniz.
Akademik Arşiv Sistemi birçok farklı bölümden oluşur:
- Dergiler = Bu kategoride Ünivrsitemizde yayınlanan dergilere ulaşabilirsiniz
- Kitaplar= Üniversitemizde yayınlanan kitapları bu kategoride bulabilirsiniz.
- Gazeteler= Geçmişten günümüze bazı gazetelerin, bazı sayıları sizi tarihte bir yolculuğa çıkarıcak.
- Tezler= Yüksek Lisans, Doktora ve Uzmanlık Tezleri bu kategori altında yer almaktadır.

Recent Submissions
Item type:Item, İkincillik ilkesi(Ankara Üniversitesi, 2024) Kaçan, Pınarİkinci Dünya Savaşı'na kadar olan dönemde hâkim olan egemenlik anlayışı uyarınca ulusal düzeyde yaşanan insan hakları ihlallerine müdahale mümkün değilken; İkinci Dünya Savaşı sonrasında uluslararası mekanizmaların kurulması ile bu egemenlik anlayışında kırılma yaşanmıştır. Ulus-üstü örgütlerin kurulması ile yeni kurulan bu düzende üye devletleri sistemle bütünleştirmek amacıyla uluslararası mekanizmaların sisteme ikincil olarak katılacağı kabul edilerek ikincillik ilkesi uluslararası hukuka aktarılmıştır. İkincillik ilkesi, Taraf Devletin, ulusal hukuk düzeni içerisinde insan haklarını koruma konusunda birincil yetki ve göreve sahip olduğunu belirtmektedir Bu ilke gerek Avrupa Birliği sisteminde gerek uluslararası insan hakları sistemlerinde temel ilkelerden birisidir. Bu kapsamda uluslararası ve bölgesel insan hakları koruma sistemlerinde ikincillik ilkesinin işleyişi görülebilmektedir. Birleşmiş Milletler insan hakları koruma sistemi, ikincillik ilkesine uygun şekilde inşa edilen küresel bir sisteme işaret ederken bölgesel bir örgüt olan Avrupa Konseyi düzeyinde ise Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin uygulamasında bu ilke önemli bir yer teşkil etmektedir. Bu çalışma, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi düzeyinde ikincillik ilkesini ve bu ilkenin yansıdığı sözleşme ve mekanizmalar ile usul ve ilkeleri ele almayı amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: İkincillik İlkesi, Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi.Item type:Item, Avrupa Birliği’nin (ab) güvenlikçi göç politikaları ve göçmen karşıtlığı’nın federal Almanya özelinde incelenmesi(Ankara Üniversitesi, 2025) Algün, GamzeBirinci Dünya Savaşı’nın ardından Avrupa ülkeleri, emek yoğun nispeten azgelişmiş ülkeler bakımından daha iyi yaşam koşulları sağlayacağı inancıyla bir çekim merkezi olmaya başlamıştır. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Batı Avrupa ülkeleri demografik yapının değişmesi nedeniyle göçü teşvik edici yasalar çıkarmış ve emek yoğun ülkelerle işgücü anlaşmaları imzalamıştır. 1990’lı yılların başlarında Yugoslavya’nın dağılması Avrupa’ya ilk kitlesel göç deneyimini yaşatmıştır. 21.yüzyılda itibaren ise Avrupa ülkeleri, bölgesel çatışmalardan kaçan sığınmacıların hedefi haline gelmiştir. Bölgesel savaşlardan yol açtığı sığınma talepleri karşısında Avrupa Birliği (AB) ülkeleri ılımlı açıklamalarda bulunmalarına rağmen güvenlik tedbirlerini artırmıştır. AB, göçün uluslararası bir gündem haline gelmesi ve bir güvenlik tehditi olarak algılanmaya başlanmasına rağmen örgüt bünyesinde ortak bir göçmen politikası belirleyememiş olup, konu ülkelerin kendi ulusal düzenlemeleriyle sonuçlandırılmıştır. Suriye iç savaşı ve ardından Rusya-Ukrayna savaşından kaynaklanan göçmen krizi coğrafi konumu nedeniyle ülkemizi de etkilemiştir. Yakın dönemde Avrupa Birliği ülkelerinin kitlesel sığınmacı taleplerini geri çevirmesi ve zaman zaman kuvvet kullanımına başvurması, insan hakları ihlallerinde bulunduğu gerekçesiyle eleştirilmeye başlanmıştır. Kitlesel güç hareketlerinin AB sınırlarının dışında tutulmak arzusuyla hayata geçirilen hukuki düzenlemeler sorunun çözümü için yeterli olmamıştır. AB bünyesinde halihazırdaki göçmen gruplarının entegrasyonlarını kolaylaştırıcı sosyal ve ekonomik programlar geliştirilmesi ve düzensiz göç sorunun nedenlerinin kaldırılmasına yönelik işbirliği çalışmalarının gerçekleştirilmesi en uygun çözüm olarak görünmektedir. Öte yandan, AB ülkelerinin demografik yapılarının, yaşlı nüfusun artması ve azalan büyüme hızı gibi olumsuzluklar yüzünden değişmesi nedeniyle önümüzdeki dönemde de göçmen istihdamına ihtiyaç duyacaklarını göstermektedir. Bu çalışma, AB ülkelerinde göçmenlerin siyasi ve sosyal haklarının tarihsel süreç içerisindeki gelişimini, Almanya özelinde, güncel siyasi gelişmelerin göçmen karşıtlığına olan etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada, nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. AB'nin göç politikasının güvenlik kaygılarıyla sınırların kontrolüne ağırlık verilmesi (dışsallaştırma), yurttaşlık haklarının verilmesi ile sosyal politikaların uygulanmasının zorlaşması, göçmenlerin varolan ekonomik, kültürel ve sosyal sorunların sorumlusu olarak gösterilmeye başlanması, göçmen karşıtı tutumların artması doküman analizi yapılarak irdelenmiştir. Batı Avrupa ülkelerinde tarihsel süreç içinde de genellikle karşılık bulduğu gözlemlenen göçmen karşıtlığı, aşırı sağ partilerin popülist yaklaşımlarıyla (seçim vaatlerinde dile getirilen göçmenlere verilen sosyal hakları geri alma ve sınırdışı işlemlerini kolaylaştırma v.b) oy potansiyellerini artırmaları, ülkelerdeki ana akım diğer siyasi partilerin de göçmenlere yönelik politikalarda olumlu adım atmalarına engel olmaktadır. Son dönemlerde, AB’nin göçmen politikalarının yeterli olmadığı, nitelikli genç göçmene ekonomik açıdan ihtiyacın sürecek olması, entegrasyonu kolaylaştıracak sosyal politikaların, bürokratik ve yasal düzenlemelerin iyileştirilmesine odaklanılmasını adeta zorunlu kılmaktadır. AB ülkelerinin refahının devamı için ihtiyaç duyduğu nitelikli genç göçmenler başarılı ve etkili insani politikalarıyla bulundukları topluma katkı sağlayacaklardır.Item type:Item, Sebeplilik çerçevesinde eşyanın tabiatı sorunu Gazali'nin on yedinci meselesi bağlamında bir inceleme(Ankara Üniversitesi, 2022) Türkmen, EsmaBu çalışma, el-Ġazālī'nin Tehāfutu'l-Felāsife adlı eserinde eşyanın tabiatı ve sebeplilik meselelerini felsefî ve kelâmî bir bütünlük içinde ele almaktadır. Felsefe tarihinde eşyanın kendine özgü bir doğasının bulunup bulunmadığı meselesi, özellikle Tanrı–âlem ilişkisi bağlamında ilâhî irade ile kozmik düzen arasındaki gerilimi görünür kılmıştır. Araştırma, eşyanın kendine özgü bir tabiatının mevcut olup olmadığı ve bu tabiatın zorunlu nedensellik ilkesi çerçevesinde temellendirilip temellendirilemeyeceği sorularına odaklanmaktadır. İslam düşüncesinde felāsife, doğadaki düzeni zorunlu sebep–sonuç ilişkileri temelinde açıklarken kelamcılar, bu düzeni Tanrı'nın sürekli yaratma fiiline dayandırmışlardır. El-Ġazālī, bu iki yaklaşım arasındaki gerilimi kendi bakış açısına göre yeniden yorumlayarak sebep ile sonuç arasındaki bağın zorunlulukla değil alışkanlıkla anlaşılabileceğini savunur. Ona göre doğa yasaları, zorunlu ontolojik yapılar değil, Tanrı'nın süreklilik arz eden iradesinin alışkanlık biçimleridir. Bu bağlamda mucize, doğa düzeninin askıya alınması değil, aynı ilâhî iradenin farklı bir tarzda tezahür etmesidir. Böylelikle el-Ġazālī, zorunlu nedensellik anlayışını reddederek gerçek failin yalnızca Tanrı olduğunu sebeplerin ise ancak vesile konumunda bulunduğunu ileri sürer. Bu yaklaşım, vesilecilik olarak bilinen metafizik görüşün İslam düşüncesindeki en olgun ve sistematik ifadesi haline gelir. Sonuç olarak çalışma, el-Ġazālī'nin bu yaklaşımının yalnızca teolojik bir refleks değil, aynı zamanda epistemolojik bir strateji olduğunu ortaya koymaktadır. Zira el-Ġazālī'ye göre doğadaki düzenin teminatı tabiatta değil, Tanrı'nın sürekli iradesindedir.Item type:Item, Japon edebiyatında ekonomi romanları ve Saburō Shıroyama'nın eserleri üzerine inceleme(Ankara Üniversitesi, 2025) Aydın, TelatBu tez çalışması, Japonya'nın II. Dünya Savaşı sonrası ekonomik dönüşümünü ve bu dönüşümün edebî yansımalarını incelemektedir. Çalışmada, Japon edebiyatında 1960'lı yıllardan itibaren gelişen; şirket yapıları, ekonomik ilişkiler, bürokrasi, kurumsallaşma ve etik sorunları konu alan ekonomi romanı ele alınmıştır. Türün tarihsel gelişimi, savaş sonrası Japon modernleşmesiyle ilişkisi ve toplumsal işlevi ayrıntılı olarak tartışılmıştır. Japonya'da ekonomi romanı türünün öncüsü kabul edilen Saburō Shiroyama'nın üç eseri – Made in Japan (1959), Bürokratların Yazı (1975) ve Restoran Kralının Açlığı (1982) – Lucien Goldmann'ın Oluşumsal Yapısalcılık Kuramı çerçevesinde analiz edilmiştir. Yöntem kapsamında, eserlerin önce içsel bütünlükleri ve anlamlı yapıları (anlama aşaması), ardından tarihsel-toplumsal bağlamları ve ideolojik anlamları (açıklama aşaması) değerlendirilmiştir. Analizler, bu eserlerde birey-toplum ilişkisi, kolektif bilinç, dünya görüşü, ekonomik kalkınma ve ideolojik gerilim temalarının öne çıktığını ortaya koymuştur. Tez, ekonomi romanlarının Japon toplumunun tarihsel hafızasını, ekonomik zihniyet dönüşümünü ve ahlaki sorgulamalarını görünür kılan çok katmanlı bir edebî tür olduğunu vurgulamaktadır.Item type:Item, Piracy in copyright law: Policies and proposed solutions for prevention(Ankara Üniversitesi, 2025) Yıldırım, Asya ElaThis study examines copyright piracy, which increasingly affects copyright, and possible solutions to prevent it. Copyright is a right granted to the author to protect and benefit from their original and distinctive works, and such works may only be used with the author's permission. Infringement of these rights may not only damage the author's honour and reputation but also restrict their economic benefits. One of these infringements is piracy. However, despite being a global issue, there is no uniform definition of copyright piracy under national or international regulations. With the constant development of new technologies, copyright piracy continues to resurface through new methods every other day, which hampers creativity and cultural development by discouraging authors from producing new works. Moreover, it causes substantial economic losses to authors, the cultural sector, and the state. Due to these and other damages to be discussed, preventing piracy in the field of copyright has remained a priority on the global economic agenda for many years. Legal systems that fail to keep pace with the emerging forms of copyright piracy contribute to increasing losses, and due to the resulting legal ambiguity, individuals often do not even realise that many of their actions may constitute copyright infringement. In countries like ours, where awareness of intellectual property rights is still in its early stages, such rights are often undervalued, leading to more misunderstandings. Consequently, although legislators have introduced relevant legal provisions, there is often a lack of genuine effort in their implementation. While finding a definitive solution to copyright piracy under these circumstances appears unlikely, this study will explore various measures and potential regulatory approaches that may at least contribute to its reduction. Bu çalışma, telif haklarını her geçen gün daha fazla etkisi altına alan telif hakkı korsanlığı ve olası korunma yöntemlerini ele almaktadır. Eser sahibine kendi yaratımı olan ve hususiyetini taşıyan eserlerini koruması ve onlardan yararlanması için bahşedilmiş olan telif hakları yalnızca onun izni ile kullanılabilecektir. Bu hakların ihlali, eser sahibinin onurunu ve saygınlığını zedeleyebileceği gibi, ekonomik gelirlerini de kısıtlayabilecektir. Bu ihlallerin bir görünümü de korsanlıktır. Ancak, korsanla mücadele global bir sorun olmasına rağmen ulusal ya da uluslararası düzenlemelerde yeknesak bir telif hakkı korsanlığı tanımlaması bulunmamaktadır. Her geçen gün yeni teknolojilerin sunduğu imkanlarla gelişen farklı yöntemler ile yeniden canlanan telif hakkı korsanlığı, eser sahiplerinin üretme heveslerine balta vurması nedeni ile yaratıcılık ve kültürel gelişmenin önüne geçmektedir. Ayrıca, eser sahibinin, kültür sektörünün ve devletin akıl almaz ekonomik kayıplara uğramasına da sebep olmaktadır. Bunlar ve açıklanacak tüm zararları sebebi ile telif haklarında korsanın önlenmesi uzun yıllardır global ekonominin gündeminden düşmemektedir. Telif hakkı korsanlığının her yeni görünümüne ayak uyduramayan hukuk sistemleri sebebi ile kayıplar daha da artmakta, ortadaki anlam karışıklıkları sebebi ile insanlar korsana neden olan bir çok eylemlerinin hukuka aykırı olabileceğini dahi algılayamamaktadırlar. Özellikle ülkemiz gibi fikri mülkiyet bilinci yeni yeni yerleşmeye başlayan ülkelerde bu haklar çok daha geri planda tabiri caizse değersiz görüldükleri için, bahsedilen karışıklıklara daha fazla rastlanılmaktadır. Bunun sonucu olarak kanun koyucu gerekli önlemlere ilişkin düzenlemeler yapmış olsa bile bunların uygulanması için samimi bir çaba gösterilmemektedir. Bu ortamda telif hakkı korsanlığı problemine kesin bir çözüm bulunması mümkün görünmemekle birlikte, bu çalışma kapsamında korsanın hiç değilse azaltılabilmesi için alınabilecek çeşitli önlemler ve getirilebilecek düzenlemelere yer verilecektir.
