Akademik Arşiv Sistemine Hoş Geldiniz

Ankara Ünivrsitesi Akademik Arşiv Sistemi:

  • Üniversitemiz Akademik ve Kültürel Mirasını toplama, saklama ve geniş kitlere duyurmak amacını taşır
  • Üniversitemiz akademik çıktılarını uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar
  • Etkisini artırmak için telif haklarına uygun şekilde Açık Erişime sunar

Ayrıca Üniversitemiz Önlisans, Lisans ve Yüksek Lisans ders notlarına Açık Ders Malzemeleri sistemi üzerinden erişebilirsiniz.

Akademik Arşiv Sistemi birçok farklı bölümden oluşur:

  • Dergiler = Bu kategoride Ünivrsitemizde yayınlanan dergilere ulaşabilirsiniz
  • Kitaplar= Üniversitemizde yayınlanan kitapları bu kategoride bulabilirsiniz.
  • Gazeteler= Geçmişten günümüze bazı gazetelerin, bazı sayıları sizi tarihte bir yolculuğa çıkarıcak.
  • Tezler= Yüksek Lisans, Doktora ve Uzmanlık Tezleri bu kategori altında yer almaktadır.
  • ve daha binlerce kaynak; açık, ücretsiz, bir tık yakınızda...
  • Communities in DSpace

    Select a community to browse its collections.

    Now showing 1 - 5 of 8

    Recent Submissions

    • Item type:Item,
      Hipoksi-reoksijenasyon ile i̇ndüklenen kardiyak mitokondriyal disfonksiyon
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2018) Şimşek, Gül; Kandilci, Hilmi Burak
      Hücrelerin azalan oksijen konsantrasyonuna verdikleri yanıt hipoksinin şiddeti ve süresine göre değişiklik göstermektedir. Bu konuda oldukça fazla çalışma yapılmış olmasına karşın, hipoksi ile indüklenen fonksiyonel yanıtların altında yatan mekanizmalar büyük ölçüde aydınlatılamamıştır. Bu çalışmada, kardiyak kökenli HL-1 hücrelerinin, uzun süreli (48 saat) kesintisiz hipoksiye verdikleri yanıtta mitokondrinin hücresel enerji ve reaktif oksijen türevleri (ROS) dengesindeki rolü araştırılmıştır. Bu çalışmada memeli atriyum kökenli hücre serisi HL-1 hücrelerinde uzun süreli hipokside (48 saat, %1 O2 ) ve normoksik (48 saat, %21 O2 ) şartlarda kültür edilmiştir. Normoksik kontrol ve hipoksik hücrelerden mitokondri membran potansiyeli ve ROS miktarı floresan boyalar ile konfokal mikroskopta ölçülmüş, GAPDH protein seviyeleri western blot yöntemi ile belirlenmiştir. Sonuçlarımıza göre, kardiyak HL-1 hücrelerinde 48 saat hipoksi bazal mitokondri membran potansiyeli ve oksijenli solunum kapasitesini değiştirmedi. Bununla birlikte hipoksik hücrelerin reoksijenasyon sırasında ortamdan tekrar oksijen uzaklaştırılmasına olan mitokondriyal depolarizasyon yanıtları normoksik kontrol hücrelere göre yavaştı. Hipoksik hücrelerde bazal ROS miktarında artış gözlenirken, hidrojen peroksite olan yanıtlar normoksik kontrol grubuna göre azaldı. GAPDH protein seviyesinde gruplar arası bir fark saptanmadı. Bu sonuçlar, uzun süreli hipoksi ile indüklenen mitokondriyal oksidatif fosforilasyon kenetindeki kalıcı disfonksiyonun hücresel ROS artışından sorumlu olabileceğini düşündürmektedir. Cellular response to low oxygen tension is altered by severity and duration of hypoxia. Although the subject has been studied extensively, mechanisms leading to hypoxia-reoxygenation damage remain undefined. Here, we investigated the effect of long term continuous hypoxia (48 hours) on cardiac derived HL-1 cells, mainly the role of mitochondria in cellular energy and reactive oxygen species homeostasis. In this study, mammalian atrium derived HL-1 cells were cultured either in long term hypoxia (48 hours, 1% O2 ) or in normoxia (48 hours, 21% O2 ) conditions. Mitochondrial membrane potential and reactive oxygen species (ROS) level was measured using florescent dyes in a confocal microscope. GAPDH protein levels were detected by western blotting in normoxic control and hypoxic cells. Present results demonstrate that, 48 hours of hypoxia did not alter baseline mitochondrial membrane potential and its oxidative respiration capacity in cardiac HL-1 cells. The mitochondrial depolarization response to in reoxygenation period of oxygen deprived cells was slower in hypoxic cells. In hypoxic cells, basal ROS levels were higher whereas hydrogen peroxide response was smaller when compared with the normoxic control group. GAPDH protein levels were unaltered between groups. Present results indicate that, persistent mitochondrial oxidation phosphorylation uncoupling may lead to an over production of ROS.
    • Item type:Item,
      Kronik subdural hematomlu hastalarda cerrahi tedavi sonuçlarımız: yetmiş altı hastanın analizi
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2018) Hamzaoğlu, Vural; Özalp, Hakan; Avcı, Emel; Bağdatoğlu, Celal; Dağtekin, Ahmet
      Kronik subdural hematomlar (KSH) genellikle orta ve ileri yaşta görülen intrakraniyal kanamalardır. Serebral atrofi nedeniyle gerilen parasagital köprü venlerin kanaması sonucu görülmektedirler. Kliniğimizde KSH nedeniyle cerrahi olarak tedavi edilen hastaların sonuçları araştırılmıştır. 2008-2016 yılları arasında Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi, Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı’nda KSH tanısı alarak cerrahi yöntemle tedavi edilen 76 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Hastalar burr hole ile hematom drenaj ve kraniyotomi ile hematom drenajı olmak üzere iki gruba ayrılarak klinik sonuçlar açısından retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Hastaların 52’si erkek, 24’ü ise kadın ve ortalama yaş 64,8 olarak tespit edildi. Hastalarda görülen en sık başvuru şikayeti baş ağrısı olarak saptandı (%52,6). Yirmi sekiz hastada (%36,8) geçirilmiş bir kafa travması olduğu belirlendi. Antikoagülan ilaç kullanımı 18 hastada (%23,6) tespit edilirken, 38 hastada (%50) komorbiditeye neden olabilecek en az bir hastalık belirlendi. Hematomun en sık görüldüğü lokalizasyon ise 26 hastada (%34,2) sol frontoparietooksipital bölge olarak saptandı. Altmış beş olguda (%85,5) burr hole ile 11 olguda ise (%14,5) kraniyotomi ile hematom boşaltıldığı tespit edildi. Tüm hastalardaki ortalama hematom kalınlıkları 22,0 mm iken, ortalama orta hat şiftleri 6,8 mm olarak tespit edildi. Burr hole ile hematom drenajı yapılan hastalarda komplikasyon oranı %26,6 iken kraniyotomi ile opere edilen hastalarda bu oran %0,9 olarak belirlendi. Mortalite burr hole grubunda 3 olguda (%4,6) ve kraniyotomi grubunda ise 2 olguda (%18,1) saptandı. İleri yaş grubunda oldukça sık görülen ve cerrahi tedavi yöntemleri geniş oranda morbidite ve mortaliteye yol açabilen KSH’de tedavisinde seçilecek cerrahi yöntem hala tartışmalıdır. Burr hole ile hematom drenajı daha yüksek komplikasyon oranları ile sonuçlanırken kraniyotomi uygulanan olgularda ise mortalite oldukça yüksek oranda tespit edilmiştir. Chronic subdural hematomas (CSH) are generally the intracranial hematomas seen in the middle and elder aged group. The hemorrhage is formed as a result of stretched parasagittal bridge veins due to cerebral atrophy. The patients’ outcome that underwent surgery because of CSH was investigated in our clinic. Seventy-six operated CSH patients were included to the study in the University of Mersin, Faculty of Medicine between 2008 and 2016. The patients were divided into two groups with the drainage of burr-hole and craniotomy and evaluated in terms of clinical outcome retrospectively. There are 52 male, 24 female patients with the mean age of 64.8 detected in the group. The most common initial symptom at admission is headache (52.6%). The head trauma was reported in 28 (36.8%) patients. The use of anticoagulant drug in 18 patients (23.6%) and also at least one comorbid disease in 38 patients (50%) were detected among CSH. The most common localization for the hematoma was left fronto parietooccipital in 26 patients (34.2%). Burr-hole in 65 (85.5%) patients, craniotomy in 11 (14.5%) patients were performed for the evacuation of the CSH. The mean thickness of all the hematomas was detected as 22.0 mm and the mean midline shift was measured as 6.8 mm. The complication rate was 26.6% in the group with burr-hole whereas it was 0.9% in the group with craniotomy. The mortality was 4.6% (3 cases) in the burr-hole group, 18.1% (2 cases) in the craniotomy group. The choice of surgical treatment modality was still controversy in the management of CSH that leads to morbidity and mortality which is most commonly seen in elder patient group. While the complication rate was being resulted as high in the group evacuated with burr-hole, the mortality was particularly high in the group with craniotomy.
    • Item type:Item,
      An undesirable post-thyroidectomy surprise for the surgeon: inadvertent parathyroidectomy
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2018) Dural, Ahmet Cem; Akarsu, Cevher; Çelik, Muhammet Ferhat; Büyükaşık, Süleyman; Ünsal, Mustafa Gökhan; Turgut, Hüseyin; Okuturlar, Yıldız; Alış, Halil
      This study aims to report the incidence of inadvertent parathyroid gland removal during thyroidectomies, as documented by pathology reports, and investigate its association with hypocalcemia. The patients who underwent thyroidectomy at our department between 2009 and 2013 were retrospectively reviewed. The patients who had standard total thyroidectomy were included in the study. Data on patient demographics, surgical reports, experience of surgeons, anatomical localization of excised parathyroid glands (PG) and laboratory results were evaluated. Patients were divided into two groups according to the presence or absence of an excised PG in the histopathology report (group P: presence of PG, and group T: absence of PG). A total of 343 patients were included to study. Of these, 26 patients were in group P, and 317 in group T. Post-operative hypocalcemia was encountered in 37 patients. Hypocalcemia rates were similar between two groups (p=0.45). Surgical experience was found to decrease the rate of Inadvertent parathyroidectomy (IP) (p=0.04), however, it wasn’t associated with post-operative hypocalcemia (p=0.72). IP is an undesirable finding that can be encountered by surgeons. Our findings showed that IP was found to be associated with surgical experience. However, these results were not associated with post-operative hypocalcemia. Bu çalışmada tiroidektomi sırasında istenmeden çıkartılan ve patoloji raporlarında saptanan paratiroid bezlerinin insidansının saptanması ve hipokalsemi gelişimi ile ilişkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Kliniğimizde 2009 ile 2013 yılları arasında tiroidektomi uygulanan hastalar retrospektif olarak değerlendirildi. Standart total tiroidektomi yapılan olgular çalışmaya dahil edildi. Hastalara ait demografik veriler, ameliyat raporları, cerrahların deneyimi, eksize edilen paratiroid bezinin (PB) anatomik lokalizasyonu ve laboratuvar sonuçları değerlendirildi. Hastalar histopatoloji raporunda paratiroid bezi saptanan ve saptanmayanlar olmak üzere iki gruba ayrıldı. (grup P: PB saptananlar, and group T: PB saptanmayanlar). Çalışmaya toplam 343 hasta dahil edildi. Bunlar içerisinden, 26 hasta grup P’de, 317’si ise grup T’de yer aldı. Otuz yedi hastada postoperatif dönemde hipokalsemi saptandı. Hipokalsemi oranları her iki grupta benzerdi (p=0,45). Cerrahi deneyimin istemeden yapılan paratiroidektomi (İP) oranını düşürdüğü görüldü (p=0,04), ancak postoperatif hipokalsemi ile ilişkisi saptanmadı (p=0,72). İstemeden yapılan paratiroidektomi cerrahlar açısından hoş sonuçlanmayan bir durumdur. Çalışmamıza ait sonuçlar cerrahi tecrübe arttıkça İP oranının azaldığı yönündedir. Ancak bu durum postoperatif hipokalsemi ile ilişkisiz bulunmuştur.
    • Item type:Item,
      Psychological impact of non-therapeutic circumcision on school boys
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2018) Özkıdık, Mete; Sayın, Zeliha Ersoy; Coşkun, Alper; Asutay, Mehmet Kazım; Bahçeci, Tuncer; Bozacı, Ali Cansu
      Numerous studies have confirmed high stress levels associated with undergoing an operation in children. In this study we aimed to evaluate perceived stress levels of non-therapeutic circumcision in school boys. One thousand hundred patients aged between 9 and 12 years have been invited to the study. The participants are divided into two groups as circumcised and non-circumcised. Socio-economical level and place of residence are also evaluated. Self administered Turkish Validation of Perceived Stress Scale for Children (PSS-C) was used to assess the perceived stress levels due to undergoing circumcision. One hundred and twenty-eight patients filled in the questionnare completely. Results confirmed a significantly higher score of perceived stress in circumcised population (p<0.001). There was no correlation with place of residence or socio-economical leve but the younger the patient, the higher the sum score of PSS-C (p<0.05). Circumcision should be considered as a traumatic experience such as any surgical intervention for pediatric population. Despite religious and social beliefs, patients and parents should be informed about and be conscious of psychological effects of male circumcision. Çocuklarda ameliyat olmanın ciddi strese yol açtığına dair çok sayıda çalışma bulunmaktadır. Biz bu çalışmada okul çağındaki erkek çocuklarda sünnetin yarattığı algılanan stres düzeyini değerlendirmeyi amaçladık. Çalışmaya 9 ve 12 yaş arası toplam 1500 hasta çağrıldı. Katılımcılar sünnet olan ve olmayan olarak iki gruba bölündü. Sosyoekonomik düzey ve ikamet yeri de ayrıca değerlendirildi. Çocuklarda Algılanan Stres Düzeyi Ölçeği’nin (PSS-C) Türkçe validasyonu kullanılıp, kendilerinin doldurması şartıyla sünnet olmaya bağlı stres düzeyleri değerlendirildi. Sünnet, çocukluk çağındaki her ameliyat için olduğu gibi travmatik bir tecrübe olarak görülmelidir. Dinsel ve kültürel değerlere rağmen, hastalar ve ebeveynleri sünnetin psikolojik etkilerinin farkında olmalı ve konu hakkında bilgilendirilmelidir. Bin yüz yirmi sekiz hasta anketi tamamen doldurdu. Algılanan stres düzeyi sünnetli çocuklarda anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p<0,001). İkamet yeri veya sosyo-ekonomik düzey ile bir ilişki bulunmadı ama çocuklarda yaş azaldıkça PSS-C skorunun arttığı görüldü (p<0,05).
    • Item type:Item,
      Lineer skalp i̇nsizyonlarının i̇ntraoperatif ve postoperatif morbiditeye etkisi: retrospektif klinik çalışma
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2018) Özgüral, Onur; Mammadkhanli, Orkhan; Doğan, İhsan; Eroğlu, Ümit; Yakar, Fatih; Sayacı, Emre Yağız; Uğur, Hasan Çağlar
      Skalp insizyonunun şekli ve lokalizasyonu cerrahi başarıyı etkileyen faktörlerden birisidir. Gelişen teknolojinin de yardımıyla insizyonların küçülmesi ve morbiditenin azaltılması hedeflenmektedir. İdeal insizyon şekli ve uzunluğu skalp’in beslenmesini en az bozacak ve yara iyileşmesini en iyi biçimde sağlamalıdır, aynı zamanda ameliyat sahasına yeterli hakimiyeti sağlaması gerekir. Çalışmamızda lineer skalp insizyonu yapılan hastalarda; bu insizyon şeklinin cerrahi konfor ve yara iyileşmesi üzerine etkilerini gözlemlemeyi amaçladık. Çalışmamızda 2017-2018 yıllarında supratentoryal kortikal-subkortikal yerleşimli tümörü olan 34 hastada yapılan lineer skalp insizyonlarını retrospektif olarak değerlendirdik. Tüm hastalarda ameliyat öncesinde nöronavigasyon yardımıyla tümör yerleşimi tespit edilip bu lokalizasyona uygun lineer insizyon hatları planlandı. Yüzeyel yerleşimli tümörlerin boyutu 5 cm veya daha küçüktü. İnsizyon ortalama 9,2 cm uzunluğunda ve koronal sütüre paralel gelecek biçimde yapıldı. İnsizyon uzunluğu veya yerleşimi açısından lezyona ulaşmada problem yaşanmadı. Tüm hastalarda tümör dokusuna ulaşıldı ve total olarak çıkartıldı. Postoperatif dönemde iki hastada geçici parezi dışında ciddi bir morbidite ve/veya mortalite görülmedi. Hastaların hiçbirinde kesi yeri problemi veya enfeksiyonu görülmedi. İpek sütürler ortalama 7,4 günde alındı. Otuz dört hastanın 32’si postoperatif 3. günde taburcu edildi. Nöronavigasyon sisteminin yardımıyla derin yerleşimli olmayan ve uygun boyutlu (≤5cm) supratentoryal bölge tümörlerinde lineer insizyon diğer insizyon tiplerine alternatif olarak tercih edilebilir. The shape and localization of the scalp incision are the factors that affect surgical outcome. With the help of developing technology, it is aimed to decrease the size of incisions and decrease the morbidity. The ideal shape and length of the incision should not disrupt the scalp feeding and provide the best possible wound healing, but also have to provide adequate control of the surgical field. In our study, we aimed to observe the effects of linear scalp incision on patients’ surgical comfort and wound healing. In our retrospective study, we evaluated linear scalp incision in 26 patients with supratentorial cortical-subcortical tumors between 2017 and 2018. Tumor location was determined by neuronavigation and linear incision lines were planned pre-operatively in all patients. The size of superficially located tumors was equal or less than 5 cm. The average length of incision was 9.2 cm and was parallel to the coronal suture. No difficulties were seen in reaching the lesion in terms of incision length or location. There was no significant morbidity and mortality in the postoperative period, except of patients which were temporary paresis. No complications were seen in wound healing. Silk sutures were taken on average for 7.4 days. Thirty four of the thirty two patients were discharged on the 3 postoperative day. rd A linear incision can be applied as an alternative to other incisions in superficially localized and to adequate size (≤5 cm) supratentorial region tumors which were determined with neuronavigation.