Bilgi Toplumu ve Toplumun Bilgilenmesinde
Kütüphanelerin Rolü
Information Society and Libraries’ Role of Informating
Society
Fatih Rukancı*
Hakan Anameriç**
Öz
Kütüphaneler
bilgiyle var olan, bilginin nitelik ve nicelik özelliklerine göre
gelişim-değişim gösteren kurumlardır. Kütüphaneler, son onbeş yıldır
özellikleri, değişkenleri ve dinamikleri belirlenen “bilgi toplumu” kavramı ile
bilgi toplumunun bilgiye dayalı üretim, üretilen bilginin depolanması ve üretim
için yeni bilgi üretilmesi temel ilkeleriyle doğru orantılı kurumlar olarak ön
plana çıkmıştır. Bunun yanı sıra “bilgi toplumu”nun yapı taşları olan bilişim
teknolojileri, kütüphanelerin hizmet ve politikalarında da değişimlere neden
olan önemli faktörler olarak göze çarpmaktadır. Ancak bu hızlı ve köklü değişim,
kütüphaneleri ve kütüphanecileri değişime itmesinin yanı sıra bazı
olumsuzlukları da beraberinde getirmiştir. Bu olumsuzlukların aşılabilmesi için
kütüphanelerin, kütüphanecilerin ve mesleki derneklerin yeni politikalar
geliştirmesi ve uygulamaya koyması gerekmektedir.
Abstract
Libraries
are the institutions that exist with information and evolve and change
according to the quality and quantity features of knowledge. These
institutitions have come to front with principles such as creating products
using information, producing information to reproduction after storing produced
information by means of information society, along with its defined parameters
and dynamisms for last fifteen years. Additionally, comunication and
information technology as the backbones, as well as the key features of
information society that lead to the changes in policies and services of
libraries. However, such a radical and quick movement have brought some
disadvantages in addition to some changes concerning both libraries and
librarians. To cope with those challenges it is necessary that libraries and
librarians, and professional associations should develop new policies and
applications.
Giriş
Geride bıraktığımız son elli yılda tüm
insanlık büyük bir ekonomik, sosyal, teknolojik ve kültürel dönüşüme ve gelişime
şahit olmuştur. Bu dönüşüm ve gelişim süreci, insanlığın kendini yetiştirmesi,
koruması, gücünü kanıtlaması, rahat yaşaması, bilgilenmesi vb. amacıyla
geliştirdiği ve doğaya karşı bu amaçlarına ulaşmak için kullandığı teknoloji
sonucunda meydana gelmiştir. Önceleri basit işlemler için kullanılan bu
nesneler topluluğu, insanoğlu bilgilendikçe ve deneyim kazandıkça genişlemeye,
tarihin her döneminde insanlara yeni gereksinimleri olduğunu hatırlatmaya
başlamıştır. İnsanlar teknoloji üretme çabalarında yaşamlarını sürdürürken doğadan
elde ettikleri bilgileri kullanmışlardır. Böylelikle doğa bilgisini daha hızlı
ve doğru yöntemlerle elde eden, elde ettiği bu bilgiyi yaşamını kolaylaştırmak,
yeni bilgi üretmek için etkin bir biçimde kullanan ve ürettiği bilgiyi
sistematik olarak saklayan toplumlar diğerlerine göre daha üst düzeyde gelişme
göstermişlerdir. Bu gelişim sürecinde bilginin üretim ve aktarılma yöntemleri
de önemli rol oynamıştır.
Bilgi toplumu tanımının en
karakteristik özelliği iletilebilen ve erişilebilen bilgi hacmindeki radikal
artış olarak gösterilebilir. Dünyada son otuz yılda üretilen toplam bilgi
hacmi, bundan önceki 5000 yılda üretilenden daha fazladır. Günümüzde yüksek
tirajlı günlük bir gazetenin haftalık baskısında yer alan bilgi, XVII. yüzyılda
ortalama bir insanın yaşam boyu edinebileceği bilgiden daha fazladır. Bunu
olanaklı kılan bilgi alt yapısı ise; temelde yüksek hız ve büyük bant genişliği
ve geniş etki alanına sahip bir iletişim sistemi temeli üzerine oturan ve
erişebildiği her noktaya ulaşan bir bilgi ve iletişim ağıdır. Farklı yazılımlar,
uç donanımları ve başta internet ile etkileşimli multimedia olmak üzere çeşitli
uygulamalar, mevcut sosyal ve ekonomik ilişkileri temelden etkileyerek “Bilgi
Toplumu”nun oluşumu yönünde belirgin bir dönüşüm başlatmıştır (Akata,
2001: 12).
Yazının bulunmasıyla başlayan tarih
devirlerinde toplumlar, çeşitli etkenlerin belirlediği birbirinden farklı ancak
birbirini bütünleyen dönemler geçirmişlerdir. Bu dönemleri çağlara ya da
toplumun özelliklerini ve üretim biçimlerini tanımlayan periyotlara ayırmak
mümkündür. Literatür gözden geçirildiğinde toplumları sınıflamak için en çok kullanılan
ayrım; ilkel toplum, tarım toplumu, sanayi toplumu ve bilgi toplumu ya da
sanayi sonrası toplum olarak yapılmaktadır. Alvin Toffler de buna benzer bir
ayrımı tarım, sanayi ve bilişim toplumları şeklinde yapmaktadır. Sözü edilen bu
dört toplum yapısı içerisinde bilgi her zaman vardı ve kullanılıyordu. Sözlü
iletişimin gerçekleştirildiği ilkel toplum hariç diğer üç toplum yapısında
doğadan gözlem yoluyla elde edilen ve yeni bilgi üretimi için kullanılan bilgi
çeşitli yöntemlerle sınıflandırılmış, kaydedilmiş ve saklanmıştır. Bilginin
saklandığı en eski mekanlar olan arşivler ve kütüphaneler de yazının
bulunmasıyla birlikte başlayan ilkçağdan beri bilginin saklanması ve
korunmasının yanı sıra yeniden kullanıma açıldığı kurumlar olarak varlıklarını
ve görevlerini sürdürmektedirler.
Özellikle sanayi ve bilgi toplumu
dönemlerinde üretim biçimine bağlı olarak meydana gelen ekonomik, politik,
teknolojik ve kültürel dönüşüm, bilim dallarının genişlemesine, uzmanlaşmanın ve
yayın sayısının artmasına; dolayısıyla da bilgi üretiminin çeşitlenmesine neden
olmuştur. Bilgi artışı, bilginin depolandığı ve halkın tüm kesimlerinin
kullanımına sunulduğu çeşitli türdeki kütüphanelerin de hem sayısal hem de
dermeleri (materyal türü) açısından çoğalarak, gelişmesine ön ayak olmuştur. Bilgi
toplumunun içinde bulunduğu ve bilgi çağı olarak adlandırılan dönemde, bilgi
toplumunu oluşturan bireylerin bilgi gereksinimlerini karşılayan bir başka deyişle
bilgilenmesini sağlayan kurumlar olan kütüphanelerin rolü gözden
kaçırılmamalıdır. Kütüphaneler bu görevlerinin yanı sıra; üretilen bilginin
paylaşılmasına da aracılık eden ve halkla sürekli etkileşim halinde bulunan sosyal
kurumlardır. Çünkü bilgi toplumunda bilgi herkes için gereklidir.
Bilgi Toplumunun Özellikleri
Bilgi toplumunun özellikleri ve diğer
toplum yapılarından ayırt edici karakteristiklerine geçmeden önce bilgi
toplumunun tanımını hatırlatmak ve temel altyapı unsurlarının ne olduğunu
belirtmekte yarar vardır. Bilgi toplumu, bilginin sermaye, hammadde, enerji ve
insangücü gibi üretim unsurlarından biri haline dönüştüğü, ekonomide hammadde ve
ürün olarak kullanıldığı, herkes tarafından paylaşıldığı ve toplum içerisinde kültürel
bir değer olarak kabul edildiği ve bilgi-iletişim teknolojisinin her alanda
kullanılmaya başladığı toplum yapısı olarak tanımlanabilir (Erkan, 1993:
96-101; Çoban, 1997: 12, 32-36; Tekeli, 1994: 52-58; Alakuş, 1991: 10-14). Bilgi
toplumunu meydana getiren altyapı unsurları da tanım ile bağlantılı olarak; yeni
bilgi üretilmesi, yeni bilgi üretimi için gereksinim duyulan bilginin toplanması
(elde edilmesi), kullanılmak üzere bilginin işlenmesi ve bilgi gereksinimi olan
kişi ve kurumlara dağıtılması (aktarılması) şeklinde belirlenebilir (Dura ve
Atik, 2002: 175-176; Bilgi Toplumu…, 2004; Aktan ve Tunç, 1998: 120-122, Aslan,
1990: 11; Temiz, 1990: 152-157).
Bilgi toplumu, üretim faktörlerinin,
kamu ve özel kurumların, bireylerin ve devletin teknolojik gelişmeler
karşısında kendilerini yeniden yapılandırmalarını zorunlu kılan bir ortamı da
beraberinde getirmiştir. Bu yapılanmayı gündeme getiren olgu ise; bilgi
birikiminin gereksinimleri karşılayacak biçimde somutlaştırılması olan
teknolojidir. Sözü edilen unsurlar ve teknoloji, bir toplumu meydana getiren ve
o toplumun dinamiklerini belirleyen alanlar içerisinde gerçekleştirilmeli ve
uygulanmalıdır. Bilgi toplumunun gelişim süreci içerisindeki etki alanları
temel olarak dört bölümde ele alınmaktadır. Bunlar; ekonomik, sosyal, politik ve
kültürel alanlardır (Erkan, 1993: 92-94; Çoban, 1997: 51-64; Masuda, 1990:
57-66; Gültan, 2003: 47-60).
Teknolojinin topluma etkisi belirli
bir sıra içerisinde gerçekleşmektedir. Bu etki sırası bilgi toplumunun da oluşmasını
sağlayan temel niteliklerden biridir. Bilgi toplumunun gelişim sürecinde etki
ettiği ilk alan ekonomik alandır. Bu alanın bilgi toplumu içerisinde göstermiş
olduğu değişimin özellikleri; bilginin, üretimin temel unsurlarından biri
olarak kullanılması, bilgi tabanlı yeni iş kollarını ortaya çıkarması, bilginin
katma değerli (value added) bir ürün (çıktı) / kişisel ve kurumsal bir kaynak
(hammadde) olarak kullanılması ve bu unsurlara bağlı olarak bilgi hizmetleri
sektörünün ve iş gücünün ortaya çıkması şeklinde ifade edilebilir. Bilgi
toplumunda ekonomi, bilgi ve insan sermayesini ön planda tutmaktadır. Böylelikle
bilgi toplumunda yeni meslek yapıları, yeni üretim şekilleri ve sosyal yapıları
ile yoğun olarak bilginin üretildiği bir ekonomik yapı ortaya çıkmıştır. Bu
ekonomik yapı, bilgiye dayalı, emek ve bilgi yoğun üretim biçimlerini de içinde
barındırmaktadır (Martin, 1988: 61-62; Çoban, 1997: 57-58).
Bilgi toplumunda bilgi ve teknolojinin
etkilediği ikinci alan sosyal alandır. Sosyal alanda bilgi, yaşamın niteliğini
zenginleştiren temel öğe olarak kabul edilmektedir. Bilgi ve teknolojinin
toplumun sosyal yaşamı içerisine girmesi ile daha önce de sözü edildiği gibi
yeni iş ve hizmet kolları ortaya çıkmış buna paralel olarak da bilgi sektörü
oluşmuştur (Dura, 1990: 138-139; Erkan, 1993: 92-94). Bu iş kolları ve bilgi
sektörü, bilgi toplumunda yaygın olan bilgi bilincini ön plana çıkarmakta
(bilgiye gereksinim duyma ve ona ulaşma isteği) ve nitelikli bilgi
kullanıcılarının yani bilgi toplumunun bilinçli tüketicilerinin bilgi
gereksinimlerine etkin ve yeterli bir biçimde erişebilmesini sağlamaktadır. Bilgi
gereksinimi de teknolojinin sağladığı tüm olanaklar çerçevesinde kütüphaneler
başta olmak üzere çeşitli bilgi merkezlerinden sağlanmaktadır. Bu da bilgi profesyonelleri
olarak nitelendirilen kütüphaneciler, arşivciler, enformasyon uzmanları vb. meslek
gruplarının özlük hakları ve toplum içindeki yönlendirici konumlarını ön plana
çıkarmaktadır. Oluşan yeni iş kolları özellikle eğitim, bilgi araştırma
hizmetleri, boş zaman değerlendirme, eğlence ve dinlenmeye yönelik hizmet veren
sektörler olacak ve bilgi kaynaklarına verilen değer artacaktır.
Yeni iş kollarının ortaya çıkması ve
bazı iş kollarının toplum üzerindeki etkilerinin artması ile birlikte sözü
edilen iş kolları ve meslekler toplum içerisinde kendi ağırlıklarını
hissettirme çabası içerisine gireceklerdir. Toplum içerisinde daha güçlü olma
çabası yeni gelişen ve varlıklarını daha geniş kitlelere duyurmaya çalışan
grupların politik mücadeleleri anlamına gelmektedir. Politik alan, bilgi ve
teknoloji yönünden köklü yenilenmenin toplumu etkilediği üçüncü alandır. Politik
alandaki etkinin ön plana çıktığı noktalar; bilgi toplumunun temel göstergelerinden
biri olan herkesin bilgiye gereksinim duyduğu gerçeğinden hareketle bilgiye
erişim ve bilgi edinme özgürlüklerinin gerçekleştirilmesi için gereken
işlemlerin tamamlanması, idari ve ekonomik faaliyetlerin bilgi tabanlı bir yapıya
kavuşturulmasını sağlamaktır (Yurdadoğ, 1990: 543; Alakuş, 1991: 12; Çoban,
1997: 55-56).
Ekonomik, sosyal ve politik alandan
sonra gelişim ve dönüşümün etkilediği dördüncü ve son alan kültürel alandır. Gelişim
ve dönüşüme neden olan teknoloji ve bilgi yoğun üretim teknikleri, ulusal ve
kişisel gelişimi sağlamak amacıyla bilgi ile ilgili değerlerin yüceltilmesi ve
bu yolla da bilginin toplumsal yapı içerisindeki kültürel değerinin kabul
edilmesi hedeflenmektedir. Genel olarak, bilgi yoğun toplumlarda görülen değişiklikler,
işgücü dağılımında endüstri alanından hizmet alanına doğru yönelme, bilgi
kaynaklarına verilen değerin artması, bilgisayar ve bilgisayara dayalı iletişim
teknolojilerin kullanılması şeklinde gerçekleşmektedir. Teknoloji ve bilgi
tabanlı üretimin etkilediği bu dört alandan sonra bilgi toplumunun özellikleri
şu şekilde belirtilebilir:
·
Bilgi
yoğun üretimin gelişmesi ile bilgi sektörünün ortaya çıkması,
·
Herkesin
gereksinim duyduğu ve erişim hakkının olduğu bilgiye; daha hızlı erişim için
bilgi ağları, veri bankaları ve iletişim ağlarının kurulması,
·
İnsanlık
tarihinin her döneminde var olan problemlerin değişime uğraması. Sanayileşme
ile ortaya çıkan maddi düzendeki işsizlik, savaş ve diktatörlük endişelerinin
bilgi toplumunda yerini gelişmelere ayak uyduramama, gelecek korkusu, özel
hayatın gizliliğine gerçekleştirilen tecavüz korkularına bırakması,
·
Kas
ve makine gücünün yerini akıl ve düşünce gücünün alması,
·
Bilgi
toplumundaki demografik yapının öncelikle nitelikli ve bilgili insana duyulan
gereksinimler temelinde şekillenmesi,
·
Sürekli
eğitimin ön plana çıkması,
·
Sürekli
yeni bilgilerin ve buna bağlı olarak fazla miktarda ve nitelikli yayınların
üretilmesi,
·
İletişimde
ve bilgi erişimde zaman ve mekan sınırlılıklarının ortadan kalkması ile
küreselleşmenin genişlemesi (Bilgi Toplumu…, 2004; Erkan, 1993: 111-112; Avcı,
1999: 76-79; Çoban, 1997: 37-48).
Bu açıklamalar ışığında bilgi toplumu
şu şekilde tanımlanabilir:
Bilgisayar ve bilgisayara dayalı
olarak çalışan araçların kullanıldığı; bireysel ve kitle iletişiminin sınırlar
ötesine geçtiği; temel ekonomik faaliyetlerin bilgi üzerine kurulduğu; üretici
ve tüketicileri bir araya getiren hizmet türünün bilgi hizmetleri olarak
şekillendiği; insan sermayesinin ön plan çıktığı; eğitimin süresizleştiği, her
türlü bilgi kaynağının ve bilgi merkezinin önem kazandığı; bilginin kontrolü ve
sahipliği için uluslar üstü örgütlerin kurumlaştığı bir toplum biçimidir.
Toplumun Bilgilenmesinde Kütüphanelerin Rolü
Bilgiye dayalı bir dönüşüm sürecinin
hakim olduğu, sürekli eğitimin ön plana çıktığı, bilgi teknolojilerinin günlük
yaşamın parçası haline geldiği bilgi toplumunda, ekonomik imkanları sınırlı
bireylerin bu yeni dünya düzenine adapte edilebilmeleri ve onun bir parçası
haline gelebilmeleri için kendilerine bir takım olanaklar sunulmalıdır. Bilgi
toplumunda demokratik düzenin sağlıklı biçimde sürdürülebilmesi bir
zorunluluktur. 25 Haziran 1998’de Gençlik ve Medya Komitesi’nin Avrupa
Parlamentosu’na sunduğu “Modern Dünyada Kütüphanelerin Rolü” başlıklı raporun
eklerinden birinde ifade edildiği gibi “kütüphanelere yatırım yapmak,
demokrasiye ve eşitliğe yatırım yapmaktır.”(Aslan, 2000: 213-214).
Bilgi toplumu, öncelikle geleneksel
kütüphaneleri ve diğer bilgi merkezlerini kitap ve diğer belgeleri saklayıp
hizmete sunan kurumlar olmaktan çıkararak farklı bir konuma taşımıştır. Doğal
olarak tek bir gerçek kütüphaneye bağlı kalmanın dışında birden fazla ağın bir
araya getirdiği hizmetler ve kaynakların bileşimi olan sanal, dijital ve elektronik
kütüphanelerdeki bilgi kaynaklarının nerede ve hangi formatta olduğuna
bakılmaksızın, söz konusu kaynakların tanımlanması, yerinin belirlenmesi ve
kullanılmasını sağlayan sözü edilen kütüphanelerde çalışan kütüphanecilerin
rolü de bu değişimden önemli ölçüde etkilenmiştir (Karakaş, 1996: 339).
Daha önce de belirtildiği gibi bilgi
toplumunun en belirgin özelliklerinden biri işgücü ve meslek gruplarındaki
değişimdir. Bilgi toplumunda bilgi tabanlı üretim, bilgi hizmetleri sektörünü
ve buna bağlı olarak bilgi hizmetleri görevlilerinin üstlendikleri görev ve
toplum içerisindeki dağılım oranını da önemli ölçüde etkilemiştir. Bilgi
toplumunun görev, önem ve rollerini değiştirdiği meslek grupları bilgisayar
programcıları, çözümleyiciler, yayıncılar, kütüphaneciler, danışmanlar, halkla
ilişkiler uzmanları, sosyal bilimciler ve bürokratlardır. Bu meslek gruplarının
ortak özellikleri bilgi üretmeleri, düzenlemeleri ve bilginin yayımını
gerçekleştirmeleridir.
Yukarıda sözü edilen meslek grupları
içerisinde yer alan kütüphaneci ve bilgi uzmanları hizmet verdikleri kuruluşa
gerekli olan iç ve dış bilgi kaynaklarını sağlamakla görevlidirler. Kütüphaneci
ve bilgi uzmanları kuruluşların günlük işlemleri ve geleceğe yönelik kararları
için gerekli bilgileri saptayarak bu bilgileri derlemek, düzenlemek, depolamak
ve gerektiği anda kullanıcıların hizmetine sunmak gibi bir dizi stratejik
görevi yerine getirmekle yükümlüdürler. Kütüphaneciler bilgiye erişimde aracı
konumda bulunan meslek grubu içerisinde yer almaları nedeniyle bilgi toplumunun
getirmiş olduğu değişiklikler açısından tekrar gözden geçirilmesi ve
yenilenmesi gereken bir meslek grubudur. Yayın sayısı ve materyal türündeki
artış, bilgi erişim ve aktarımında bilgi teknolojilerinin yoğun olarak kullanılması,
karmaşıklaşan bilgi dizgeleri ve ağlarında farklı alanlarda eğitim almış
kütüphanecilere gereksinimi gündeme getirmektedir. Bilgi toplumunda
kütüphanecilerin sorumluluk ve görevleri, gelişen teknoloji ve yeni toplumsal
yaşam bağlamında değişime uğrarken bilgi merkezleri arasında önemli bir yere
sahip olan ve bilgi toplumuna giden yolda en önemli faktörlerden biri olan
kütüphanelerde de bir takım değişimler gözlenecektir (Alakuş, 1990: 47-48;
Aslan, 1990: 13-14).
Bilimsel ve teknolojik gelişmenin
yarattığı yeni ortamda kütüphanelerden beklenen değişiklik çok daha köklü
olacağa benzemektedir. Bu değişiklikler aşağıdaki gibi maddelenebilir:
·
Kütüphaneler
bir kavram değişikliğiyle karşı karşıya kalmışlardır. Bu kavram değişikliği
mekanı ve mesleği ifade eden bir değişikliktir. Önceki dönemlerde yalnızca
araştırma kütüphaneleri için geçerli olan bu değişiklik, bilgi toplumu
içerisinde tüm kütüphane türleri için geçerli bir durumdur.
·
Tüm
kütüphane türlerinde kullanılmakta olan bilgi ve iletişim teknolojileri kütüphanelerin
sadece kendi dermelerini kullanma sınırlamasından kurtulmalarını da berberinde
getirmiştir. Daha önceden de kütüphaneler arasında süregelen ödünç verme ve
diğer işbirliği çalışmaları genişlemiş ve hızlanmıştır. Kütüphaneler açısından
bu durum, bireysel kalamama, sistemin bir parçası olma zorunluluğunu
getirmiştir. Kütüphaneler kendi aralarında ağlar ve konsorsiyumlar kurarak
çeşitli oluşumlar içinde ortak projeler geliştirmekte ve sorunlarını tartışarak
çözüm aramaktadırlar.
·
Kütüphane
materyali de sürekli olarak artmakta ve çeşitlenmektedir. Bu artış ve
çeşitlenme kütüphanelerin hizmet politikalarını da etkilemekte, performans
değerlendirme, etkinlik ve verimlilik, toplam kalite yönetimi, yönetim bilgi
sistemleri gibi kavram ve uygulamaların da kütüphane bünyesine girmesini
sağlamaktadır.
·
Herkesin
bilgi gereksinimi ve bilgiye erişim hakkı olduğu bilgi toplumunda özellikle
halk kütüphaneleri toplumun hiçbir kesimine ayırım gözetmeden bütün bireylere
ve kurumlara hizmet vermeyi sürdürmelidir. Bu nedenle halk kütüphaneleri, ekonomik
güçsüzlük ve teknolojik yetersizlik gibi olumsuzluklara sahip birey ve
kurumların bilgiye erişimlerini sağlamalıdır. 2004 yılının Nisan ayında
yürürlüğe giren “Bilgi Edinme Hakkı Kanunu” da bu amacı destekleyen önemli
gelişmelerden biri olarak göze çarpmaktadır. Bunun yanı sıra telif hakları
kanunu ve derleme kanununda yapılacak yeni düzenlemelerle derleme kaçakları önlenmeli
ve yayıncıların hakları korunmalıdır.
·
Kütüphane
hizmetlerinin geliştirilmesinde üniversiteler, enstitüler ve diğer araştırma
kurumlarının yanı sıra sivil toplum örgütleri ile de işbirliğine yönelik
girişimlerde bulunulmalıdır. Mesleki derneklerin, kütüphanelerin her türlü
hizmet, işlem ve uygulamalarında katkılarını artırmaları da gerekmektedir.
·
Kütüphanecilerin
özellikle enformasyon okur yazarlığı konusunda hizmet içi eğitime daha fazla
önem vermeleri gerekmektedir.
·
Kütüphanecilerin
özlük hakları iyileştirilmelidir.
·
Kütüphaneler,
bilgi teknolojisi tabanlı öğrenim ortamları oluşturmak ve bu ortamları eğitim,
iş yaşamı ve ekonomiye destek vermek amacıyla kullanılmak üzere çeşitli ve
yeterli donanıma sahip olmalıdır. Ancak Türkiye’de merkezi yönetimin sağladığı
mali kaynak kütüphanelerde bu düzeyde bir donanımın sağlanması için yeterli
düzeyde değildir. Bilgi toplumunda kütüphanelerin rolü ve etkinliği göz önüne
alınarak kütüphanelere ayrılan mali kaynak artırılmalıdır. Bu mali kaynaklar
milli piyango, sayısal loto vb. kaynaklardan sağlanabilir.
·
Kullanıcıların
bilgi gereksinimlerini yeterli düzeyde karşılamak amacıyla kütüphaneler, mevcut
kaynaklarının envanterini çıkarmalı ve ulusal bibliyografik denetim çalışmaları
için sorumlu bakanlık, yayıncılar, üniversiteler ve diğer aracı kurumlar ile
işbirliği içerisinde olmalıdır.
·
Kütüphaneler
bünyesinde halkın devlet tarafından sunulan bilgilere erişmesine ve hükümetle
iletişim kurabilmesine yardımcı olacak terminaller oluşturulmalıdır (Bilgi
Edinme Hakkı Kanunu’nun uygulanması).
·
Hizmet
verdiği çevrenin yerel tarihi ve kültürel dermesini elektronik ortama aktararak
ve bu kaynak ve kütüphane hizmetlerinin reklam, basın vb. yollarla tanıtılması
ile tüm ulusun hizmetine sunmalıdır.
·
Günümüzde
okul kütüphaneleri sadece ders çalışılan ve ödevlerin yapıldığı hikaye, roman
ve diğer eserlerin okunduğu bilgi merkezleri olarak değerlendirilmemelidir. Bu
kütüphaneler, bilgi toplumunun bireyi olan öğrencilerin yeni teknolojileri tanımaları
ve kullanmalarına imkan sağlayacak mekanlar şeklinde geliştirilmelidir.
·
Bilgi
toplumunu şekillendirecek olan kütüphane ve kütüphaneciler öncelikle bilgi
teknolojilerini kuramsal amaçlarına ulaşmak için bir araç olarak kullanmak
üzere kendisini geliştirmeli, eğitmeli ve bu eğitimi sürekli kılmalıdır.
·
Kütüphanelerin
bilgi erişim ve iletimi görevlerinin yanı sıra toplumun kültürel yönden
gelişimine de katkısı olduğu göz ardı edilmeden bu etkinliğin vurgulanması ve
tanıtımının yapılması gerekmektedir (Karakaş, 1996: 346; Turgut, 1996: 43; Bilgi
Toplumuna…, 2003: 111-112; Yurdadoğ, 1990: 554-555).
Bilgi
toplumuna geçiş sürecinde ülkemizde olduğu kadar gelişmiş birçok ülkede de
kütüphaneler ve kütüphanecilerin yeniden yapılanma sürecine adaptasyon
sorunları yaşadığı görülmektedir. Bu adaptasyon sürecinde kütüphanelerde meydana
gelecek en önemli değişim; elektronik kitap ve dergilerin kullanımının artması ile
tam metin veri tabanlarının yaygınlaşması nedeniyle basılı kaynakların zamanla
ortadan kalkması, bilgi ağları aracılığıyla elektronik belge aktarımlarının
gerçekleşmesi sonucu kütüphanelerin dermeye dayalı hizmet ve politikalardan
erişime dayalı hizmet ve politikalara yönelmeleri biçiminde gerçekleşebilir. Bilgi
çağı, teknolojinin gerekleri doğrultusunda şekillenen ve onun kuralları
çerçevesinde kendini yenileme çabalarının yoğunlaştığı bir çağdır. Bu çağ;
teknolojisiyle, endüstrisiyle, gereksinimleriyle bilgiye dayalı olarak sürekli
gelişim içerisindedir. Kütüphaneler ve kütüphaneciler de bu sürekli değişimin
yaşandığı toplum yapısı içerisinde yaşanan köklü ve hızlı değişime ayak
uydurarak etkinliklerini sürdürmelidirler. Kütüphaneler toplumun her alanında
gerçekleşen yeniliklere uyum sağlayamadıkları takdirde toplumun
bilgilenmesindeki işlevlerini günden güne yitirebilecek, kütüphaneciler ise
mesleklerini -özellikle bilgi teknolojileri alanındaki uzmanlara- kaptırabileceklerdir.
Kaynakça
Akata, Emin. (2001).
“Bilgi’den Bilişim’e”. 21. Yüzyıla Girerken Enformasyon Olgusu Ulusal Sempozyum Bildirileri 19-20 Nisan 2001
Hatay içinde (9-15). Yayl. Hazl.: Tülay Fenerci ve Oya Gürdal. Ankara:
Türk Kütüphaneciler Derneği.
Aktan, C. Can ve Mehtap
Tunç. (1998). “Bilgi Toplumu ve Türkiye”. Yeni Türkiye (Ocak-Şubat 1998):
118-134.
Alakuş, Meral. (1991). Bilgi
Toplumu. Ankara: Kültür Bakanlığı.
Aslan, Selma. (2000).
“21. Yüzyıl Toplumunda Kütüphanelerin Rolü.” Türk Kütüphaneciliği 14
(2): 213-219.
Aslan, Selma. (1990). “Bilgi
Toplumu ve Kütüphaneler”. Türk Kütüphaneciler Derneği 40. Yıl
Kütüphanecilik Kurultayı 30 Kasım – 1Aralık 1989 Ankara: Bildiriler
içinde (11-14). Yayl. Hazl. Doğan Atılgan ve Fahrettin Özdemirci. Ankara: Türk
Kütüphaneciler Derneği.
Avcı, Nabi. (1999). Enformatik
Cehalet. İstanbul: Kitabevi.
“Bilgi Toplumu ve Özellikleri”.
(2004). [Çevrimiçi] Elektronik Adres: http://www.canaktan.org/yeni-trendler/bilgi-toplumu/bilgi_toplumu-ozellik.htm
[03.03.2004].
Bilgi Toplumuna Doğru
Halk Kütüphaneleri: Pulman XT Türkiye Ulusal Toplantısı Sonuç Raporu 16-19
Kasım 2002 Milli Kütüphane. (2003). Hazl: Bülent Yılmaz. Ankara: ANKOS, Türk
Kütüphanecileri Derneği.
Çoban, Hasan. (1997).
Bilgi Toplumuna Planlı Geçiş: Gelecekten Kaçılamaz: Bilgi Toplumuna Planlı
Geçiş İçin Stratejik Planlama ve Yönetim Bilgi Sistemi Uygulaması.
İstanbul: İnkılap Kitabevi.
Dura, Cihan ve Hayriye
Atik. (2002). Bilgi Toplumu, Bilgi Ekonomisi ve Türkiye. İstanbul: Literatür
Yayıncılık.
Dura, Cihan. (1990). Bilgi
Toplumu. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları.
Erkan, Hüsnü. (1993). Bilgi
Toplumu ve Ekonomik Gelişme. Ankara: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
Gültan, Seçkin. (2003). Bilgi
Toplumu Sürecinde Avrupa Birliği ve Türkiye. Ankara: Ankara
Üniversitesi Avrupa Toplulukları Araştırma ve Uygulama Merkezi.
Karakaş, Sekine. (1996).
“Enformasyon Devrimi Sürecinde Kütüphanecinin Rolü”. Türk Kütüphaneciliği 10
(4): 339-349.
Martin, William J.
(1988). The Information Society. London: ASLIB.
Masuda, Yoneji. (1990). Managing
in the Information Society: Releasing Synergy Japanese Style. Oxford:
Basil Blackwell.
Tekeli, Hasan. (1994). Bilgi
Çağı: Bilgi Çağının Sosyal, Kültürel ve Ekonomik Etkileri. İstanbul:
Simavi Yayınları.
Temiz, Mustafa. (1990). Bilgi
Toplumu: Çağı Nasıl Atlayacağız. İstanbul; Ankara: Seha Neşriyat.
Turgut, Bekir. (1996). “
Değişen Dünyada Eğitimin ve Kütüphanelerin Önemi.” Türkiye’de Bilgi Merkezlerinin
Yönetimi ve Sorunları Sempozyumu 7 Mart 1996 Perşembe: Bildiriler
içinde (42-45). Yayl. Hazl: Doğan Atılgan ve Sacit Arslantekin. Ankara: Ankara
Üniversitesi Rektörlüğü.
Yurdadoğ, Berin U.
(1990). “Enformasyon Çağında Kütüphaneler ve Kütüphanecilik”. Ankara
Üniversitesi Dil ve Tarih – Coğrafya Fakültesi Dergisi 32 (1-2):
539-556.