Hukuk Eğitiminde Yöntem Sempozyumu Genişletilmiş Bildiri Özetleri Kitabı
Loading...
Date
Journal Title
Journal ISSN
Volume Title
Publisher
ANKARA ÜNİVERSİTESİ
Abstract
Bu çalışma iki temel soruyu cevaplandırmakla ilgilidir: İlk olarak etik temelde hukuk
eğitimi neden gereklidir? İkincisi ise bu eğitim nasıl mümkün olur? Öncelikle bu soruyu
cevaplandırmak için ilk adımda ahlâk ve etik ayrımının farkında olmak gerekir. Bununla
ilgili olarak herkes ahlâkı bilir veya bildiği varsayılır. Evde, okulda ve başka yerlerde bir
çeşit ahlâkla ilgili gereklilikler karşımıza çıkar. Bu cümlenin tam zıttı ise etik için
geçerlidir. Herkes etiği bilmez ve herkesin etiği bildiği varsayım konusu bile olamaz.
Çalışma etik ve ahlâk farkını belirttikten sonra hukuk eğitiminde etiğin neden gerekli
olduğunu belirtmeye odaklanmaktadır. Burada sorunun görülmesi için bir tür absürde
indirgemenin yapılmasının doğru olacağını düşünüyorum. Bu şekilde hareket edildiğinde,
yani sorunun tam aksinden gittiğimizde hukuk eğitiminde etiğe yer vermezsek karşımıza
neler çıkar sorusu sorulur. Öncelikle bu tür bir indirgeme hukukun ne için olduğunun
unutulmasına yol açar. Bunun en bariz sonucu ise hukukun insandan bağımsız olarak
görülmesi ve insanın unutulmasıdır. Oysa insani bir kurum olan hukuk insan içindir.
Bununla ilgili temel savım ise her tek durumda adaletsizliğin görülmemesine yol açmasıdır.
Adaletsizliğin görülmemesi ise sadece etikle ilgili değil, epistemolojiyle de ilgili bir
sorundur; hatta başlıca bilgi felsefesi konusudur.
Adaletsizliği görmek hukuk normları ve hukuk uygulaması bakımından söz
konusudur. Bunların farkında olmamak hukuku salt kurallar ve kurumlar bütünü olarak
anlamak, bir teknik hukukçu gibi çıkarımda bulunmak demektir. Peki böyle bir çıkarımda
bulunmak mümkün müdür? Böyle bir çıkarım şekli belirli ölçülerde mümkün gibi görünse
de belirli ölçülerde değildir.
Böyle etiğe yer vermeyen bir eğitim hukuk öğrencisine ne kazandırır? - Amacından kopuk olarak hukukun anlaşılmasına, - düşünememe halinin, eleştirel düşünme yeteneğinin geliştirilmemesine, - hukuki akıl yürütme ve hukukta yorum - argümantasyonun farkında
olunmamasına, hukuk normlarında yer alan belirli temel değerlerin ve ilkelerin
anlaşılmamasına yol açar.
Bunların bilinmemesi de hukuk mesleğinde Anayasa ve uluslararası sözleşmelerde
yer alan adalet, tarafsızlık, bağımsızlık gibi temel değer ve ilkelerin meslek yaşamına
geçirilmesini engeller. Bunlar meslek yaşamında yerleşmez ise her türlü keyfiliğin hukuk
olarak karşımıza çıkma olasılığı söz konusudur. Örneğin Anayasa’da yer alan hakimlerin
bağımsız ve tarafsız olması neden önemlidir? Çünkü bunlar olmaz ise bilgi temelinde bir
durumu değerlendirmek mümkün değildir. Bu bağlantıyı tam olarak görebilmek için
hukukun bilgiyle ilişkisinin farkında olmak gerekir. Yani adaletsizliği görmek, bilgi
temelinde mümkündür.
Bunu belirtirken hukuk öğrencisinin konumlandırıldığı yerin de farkında olmak
gerekir. Bu yer öncelikle bilginin olmadığı veya diğer bir ifadeyle önyargı ile bilgi arasında
ayrımın yapılmadığı ve önyargının bilgi sayıldığı yer olma özelliğiyle karşımıza çıkar. Bu
önyargılar da daha çok toplumda baskın veya avantajlı konumda olanın ön yargılarını
temsil eder. Bu önyargılar dünyası diyeceğimiz şey, kendi içinde birbiriyle çelişen ön
yargıları da içerir. Ancak bu dünyanın özelliği içinde barındırdığı çelişkilerin de farkında
olunmamasını sağlamak, adeta doğal zorunluluk olarak kabul edilmelerine yol açmaktır.
Öğrencinin konumlandırıldığı yerde içinde bulunduğu çevreler (aile, arkadaş, iş ve diğer
gruplar) bu ön yargıların beslenmesine yol açan başlıca nedenler arasında yer alır. Bu
bağlamda önyargı-bilgi ayrımı önem taşır.
Bu ayrım neden önemlidir? Zira bu ayrımın farkında olunmaması hukukta epistemik
problemlere ve bunun da başlıca örneği olan epistemik adaletsizliğe yol açar. Epistemik
adaletsizlik bilgi yönünden yapılan hatanın hak ihlallerine yol açması demektir.
Başta sorduğum ikinci soruyla ilgili olarak, hukukta epistemik adaletsizliği
önlemenin temel yolunun epistemik adalet değerlerinin hukuk eğitiminde yer alması ve
öğrencide epistemik fail olmak bilinci ve sorumluluğunun yaratılması olduğunu ileri
sürüyorum. Epistemik adalet değerlerinin hukuk eğitiminde yer alması da bir görme
yolunun inşasıyla mümkündür.
Epistemik adalet değerlerinin görme yoluyla ilişkisini de tanımlıyorum. Bu
değerlerin başında da dertlenerek ilgilenmek erdeminin geldiğini ileri sürüyorum. Görme
yolunda birbiriyle ilişkili iki farkındalık gerekir ki bunlar da dertlenerek ilgilenmek
erdeminin başlıca gerekleridir. Bunlar bilgi farkındalığı ve etik farkındalıktır. Bunlar
biriyle iç içe olup, bilgi farkındalığı etik farkındalığın başlıca koşuludur.
Görme yolunun inşasında da sadece teorik bilgi yeterli değildir. Uygulamayla
ilişkiye geçilmesi, belirli adaletsizliklerin farkındalığı çalışmalarının yapılması gerekir. Bu
çalışmaların yapılmasını ise hukuk klinikleri sağlar. Adaletsizliği görmek için, adaletsizlik
konusu olan şeye dokunulması, onunla bire bir ilişkiye geçilmesi gerekmektedir. Öğrencilerimin belirttiği ifadeyle, işin içinde olmak gerekir. Yani işin içinde olmadan
adaletsizlik görülemez. Hukuk klinikleri, dertlenerek ilgilenme yolunu gösterdiği için
önemlidir; bu, izlenmesi gereken bir yoldur ve yapa yapa gerçekleştirilecek bir yoldur. Bu
bağlamda hukuk klinikleri yani bizim Ankara Hukuk’ta yaptığımız hukuk klinikleri yapa
yapa edinilen erdemleri göstermek için izlenilen bir yol olarak düşünülmelidir. Bu şekilde,
öğrenciler işin içinde olmakta, adaletsizliğe dokunmakta ve ardından “Bunu gidermek için
ne yapmalıyım?” sorusunu sormaktadırlar. Bu yolda kendi ön yargılarıyla hesaplaşmakta
ve onların üstesinden gelerek veya gelmeye çalışarak hareket etmeye çalışmaktadırlar. Ki,
bu ön yargılar bildiğimiz gibi, hâkimlik, savcılık için çok önemlidir. Örneğin tarafsızlık en
önemli ilkelerden biridir. Tarafsız olmanın başlıca şartı da ön yargısız olmaktır.
Dertlenerek ilgilenmek, adaletsizliğin farkında olmak demektir. Bunun için de
hukuk uygulayıcılarının zarar görenlerin sesini duymayı öğrenmeleri gerekmektedir. Bu
tür ses duymada da en önemli şey, farkında olmaktır. Etik farkındalığı kazandırmak
bakımından hukuk kliniğinin önemi yadsınamaz. Ama dediğim gibi, hukuk kliniği dersi
bunu tek başına yapamaz. Bunun için önceden temel bilgilendirme yapılmalı, yani teorik
eğitim verilmeli, ardından uygulamayla veya deneyimle Aristotelesçi anlamda bir tür aklı
başındalık kazandırma eğitimine yer verilmelidir. Dolayısıyla teorik ve uygulamayla ilgili
eğitimin bir arada verilmesi gerekmektedir.
Öte yandan görme yolunun inşasında öğrencileri yalnız olarak değil, içinde
bulundukları kurumla birlikte düşünmek gerekir. Bu bağlamda ön yargılı olmamak, eşitliğe
aykırı davranmamak gibi hususların kurumsal kapasitede ön plana çıkarılması ve kurumun
etik anlayışının ortaya konması yapısal anlamda eşitsizliği ve adaletsizliği önlemede önem
taşır. Kurumun ethosu, bir anlamda varlık nedeni, ona yol göstermeli ve asli değerleri
içermelidir. Bu bağlamda hukukla ilgili epistemik süreçlerin, kurumun ethosu eşliğinde
yapılması önem taşır. Bu şekilde kurumun ethosu doğru değerlendirmenin içinde
yapılacağı ortamı hazırlamak bakımdan önemlidir. Epistemik fail bu kurumun bir parçası
olarak hareket ederek kendi yapıp etmelerinde de bu değerleri ortaya çıkarır. Sonuçta
epistemik süreç kolektif bir süreç ise bu süreci ortaya çıkaracak olan da kurumsal ethostur.
Bu bağlamda, başlıca değer olan adalet kurumun ethosunu ortaya koymak bakımından
önemli olup, görme yolu içinde bulunulan kurumla birlikte düşünülmelidir.
Hukuk bizim yapıp etmelerimizden bağımsız değildir. Bunun farkındalığı erdemden
geçer. Erdem sahibi olunmadan hukukçu olunmaz ama bunun için de erdemin anlamının
iyi bilinmesi gerekir. Bu nedenle de etiğe dayalı bir hukuk eğitimi gereklidir.
