Bilinç ve benlik: Sühreverdî ve John R. Searle'de zihin felsefesi
Loading...
Date
Authors
Journal Title
Journal ISSN
Volume Title
Publisher
Ankara Üniversitesi
Abstract
Bu çalışma, bilinç ve benlik problemini çağdaş zihin felsefesi ile klasik İslam düşüncesi arasında karşılaştırmalı bir çerçevede ele almaktadır. Temel amacı, fenomenal bilincin indirgenebilirliği tartışmasını aşarak bilincin ontolojik statüsünü yeniden değerlendirmektir. Modern literatürde "zor problem" başlığı altında formüle edilen açıklama boşluğu, fiziksel süreçlerin deneyimin "nasıllık" boyutunu açıklamada yetersiz kaldığını göstermektedir. Ancak bu çalışma, söz konusu güçlüğün epistemik olmakla birlikte ontolojik bir nitelik taşıdığını savunmaktadır. Tez, John R. Searle'ün biyolojik doğalcılığı ile Sühreverdî'nin ilm-i huzûrî temelli ontolojisini karşılaştırarak iki farklı temellendirme modeli ortaya koymaktadır. Searle, bilincin ontolojik olarak öznel ancak biyolojik süreçler içinde konumlanan bir gerçeklik olduğunu ileri sürer. Buna karşılık Sühreverdî, huzûrî bilgi anlayışı çerçevesinde bilinci temsil temelli bilginin önkoşulu olan doğrudan mevcudiyet olarak temellendirir. Bu karşılaştırma, indirgenemezlik meselesini "hangi şey indirgenemez?" sorusundan "ontolojik öncelik kime aittir?" sorusuna taşımaktadır. Ağrı ve renk deneyimleri üzerinden yapılan çözümlemeler, fenomenal içeriğin üçüncü şahıs betimlemelerine mantıksal olarak indirgenemediğini göstermektedir. Bununla birlikte çalışma, düalizme başvurmadan ve indirgemeci fizikselciliğe teslim olmadan alternatif bir çerçeve önermektedir. Bilinç, ne doğa dışı bir töz ne de salt işlevsel bir durumdur; birinci şahıs kipinde ortaya çıkan ontolojik bir mevcudiyet biçimidir. Tezin katkısı, indirgemeci olmayan bir doğalcılık ile dereceli bir ontolojiyi birlikte düşünme önerisidir. Biyolojik süreçler bilincin nedensel bağlamını aydınlatırken, huzûrî perspektif fenomenal tikelliğin metafizik zeminini görünür kılmaktadır. Böylece bilinç problemi, teknik bir açıklama sorunu olmaktan çıkarılarak ontolojik kategorilerin yeniden değerlendirilmesi gereken temel bir felsefî mesele olarak konumlandırılmaktadır.
