Akademik Arşiv Sistemine Hoş Geldiniz
Ankara Ünivrsitesi Akademik Arşiv Sistemi:
- Üniversitemiz Akademik ve Kültürel Mirasını toplama, saklama ve geniş kitlere duyurmak amacını taşır
- Üniversitemiz akademik çıktılarını uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar
- Etkisini artırmak için telif haklarına uygun şekilde Açık Erişime sunar
Ayrıca Üniversitemiz Önlisans, Lisans ve Yüksek Lisans ders notlarına Açık Ders Malzemeleri sistemi üzerinden erişebilirsiniz.
Akademik Arşiv Sistemi birçok farklı bölümden oluşur:
- Dergiler = Bu kategoride Ünivrsitemizde yayınlanan dergilere ulaşabilirsiniz
- Kitaplar= Üniversitemizde yayınlanan kitapları bu kategoride bulabilirsiniz.
- Gazeteler= Geçmişten günümüze bazı gazetelerin, bazı sayıları sizi tarihte bir yolculuğa çıkarıcak.
- Tezler= Yüksek Lisans, Doktora ve Uzmanlık Tezleri bu kategori altında yer almaktadır.

Recent Submissions
Item type:Item, Does the addition of magnesium sulfate to continuous femoral block in knee arthroplasty decrease postoperative analgesic requirements?(Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2022) Kazbek, Baturay Kansu; Ekmekçi, Perihan; Bengisun, Züleyha Kazak; Süer, Arif HikmetObjectives: We aimed to determine the effect of magnesium infusion added to continuous femoral nerve block on postoperative opioid consumption and pain scores in total knee arthroplasty. Materials and Methods: Sixty-five American Society of Anesthesiologists I-II patients who were between 18 and 65 years of age, scheduled to undergo elective unilateral knee arthroplasty, were recruited and randomized into groups LM and L. All patients were given 30 mL 0.5% levobupivacaine and 1 mL 1:200.000 adrenaline through a femoral catheter. Arthroplasty was performed under spinal anesthesia using 10 mg hyperbaric bupivacaine. Patients in group LM (n=30) were given 40 mg MgSO4 in normal saline as intravenous infusion over 20 minutes intraoperatively and 12 mg MgSO4 in 240 mL 10 mL/h normal saline over 24 hours postoperatively. Patients in group L (n=30) were given 100 mL normal saline over 20 minutes intraoperatively and 240 mL normal saline 10 mL/h over 24 hours postoperatively. All patients were given 0.125% 10 mL/h levobupivacaine via the femoral catheter and morphine intravenous patient controlled anesthesia for 24 hours postoperatively in addition to acetaminophen 4x1 g and lornoxicam 2x8 mg. Hemodynamic parameters, opioid consumption and pain at rest and movement were recorded at 1, 2, 4, 6, 12, 24, 36 and 48th postoperative hours. Results: The patients in group LM had significantly lower resting visual analogue score (VAS) and verbal pain rating score (VPRS) scores at the postoperative 4, 6, 12 and 24th hours. VAS and VPRS scores during movement were significantly lower in group LM at postoperative 12 and 24th hours. Total opioid consumption was 11.6±4.6 mg in group L and 9.8±4.3 mg in group LM (p=0.032). Conclusion: Multimodal analgesia is necessary when the effects of postoperative pain on morbidity and mortality following total knee arthroplasties are considered and magnesium added to continuous femoral nerve block, intravenous morphine PCA, lornoxicam and acetaminophen provides effective pain control as a part of multimodal analgesia. Amaç: Total diz artroplastisi sonrasında sürekli femoral sinir bloğuna eklenen magnezyum infüzyonunun postoperatif opioid tüketimi ve ağrı skorları üzerine etkilerini incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Etik onay ve yazılı onam alınmasının ardından Amerikan Anesteziyologlar Derneği I-II, 18-65 yaş arası elektif unilateral diz artroplastisi planlanan toplam 65 hasta çalışmaya dahil edildi ve grup L ve grup LM olmak üzere iki gruba randomize edildi. Tüm hastalara femoral kateterden 30 mL %0,5 levobupivakain ve 1 mL 1:200.000 adrenalin verilmesini takiben 10 mg hiperbarik bupivakain ile spinal anestezi altında artroplasti operasyonu gerçekleştirildi. Grup LM’deki hastalara (n=30) intraoperatif dönemde 20 dakika içinde 40 mg/kg MgSO4 100 mL %0,9 salin intravenöz infüzyon olarak verildi. Postoperatif dönemde bu hastalara 12 mg MgSO4 240 mL salin içinde 10 mL/sa hızında infüzyon olarak verildi. Grup L’deki hastalara (n=30) ise intraoperatif dönemde 20 dakika içinde 100 mL salin postoperatif dönemde ise 240 mL salin intravenöz olarak verildi. Tüm hastalara postoperatif femoral kateterden %0,125 10 mL/sa levobupivakain ve morfin hasta kontrollü analjezi (HKA) 24 saat boyunca devam edildi. Tüm hastalara ek analjezik olarak asetaminofen 4x1 g ve lornoksikam 2x8 mg uygulandı. Hemodinamik parametreler, istirahat ve hareket sırasında ağrı skorları ile opioid tüketimi 1, 2, 4, 6, 12, 24, 36. ve 48. saatlerde kaydedildi. Bulgular: Grup LM’deki hastalarda postoperatif 4, 6, 12 ve 24. saatlerde daha düşük istirahat vizüel analog skor (VAS) ve sözel ağrı skoru (VPRS) skorları izlendi. Hareket sırasındaki VAS ve VPRS skorları da grup LM’deki hastalarda 12 ve 24. saatlerde anlamlı düşüktü. Toplam opioid tüketimi grup L’de 11,6±4,6 mg iken grup LM’de 9,8±4,3 mg idi (p=0,032). Sonuç: Total diz artroplastisi sonrasında postoperatif ağrının morbidite ve mortalite üzerine etkileri düşünüldüğünde multimodal analjezi gereklidir ve sürekli femoral sinir bloğu, intravenöz morfin HKA, lornoksikam ve asetaminofene eklenen magnezyum, multimodal analjezinin bir parçası olarak etkin ağrı kontrolü sağlamaktadır.Item type:Item, Birinci ve i̇kinci trimester tarama testlerinde kullanılan biyokimyasal belirteçlerin kötü obstetrik sonuçlarla i̇lişkisi(Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2022) Cellek, Merve; Çağlar, Ali TurhanAmaç: Fetal anöploidi tarama testleri biyokimyasal belirteçlerinin değerleri ile olumsuz maternal ve fetal sonuçların ilişkisinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Gebe polikliniğine ikili ve üçlü test için başvuran, çalışma kriterlerine uyan 503 gebe çalışmaya alındı. Anöploidi taraması serum belirteçleri ile kötü obstetrik sonuçlar ve yenidoğan sonuçları arasındaki ilişki araştırıldı. Regresyon analizinde düzeltilmiş odds oranı, %95 güven aralığı ve p-değerleri her bir belirteç için bulundu. Bulgular: Gebelikle ilişkili plazma protein-A Multiple of the Median (MoM) değeri preeklampsi/gestasyonel hipertansiyon izlenen gebelerde anlamlı olarak düşük izlenmiştir (0,63 vs 0,89, p=0,014). Yüksek serbest beta insan koryonik gonadotropin (hCG) MoM değerleri olan olguların intrauterin gelişme geriliği riski yüksektir (p=0,029). Alfa fetoprotein (AFP) MoM değerleri 10. persantil ve altında olan gebelerde 24. hafta ve sonrasında fetal kayıp riski 9 kat fazla bulunmuştur (p=0,036). Yüksek AFP değerlerinde ise düşük doğum ağırlığı oranları 5 kat yüksek olarak saptanmıştır (p=0,023). İkinci trimesterde düşük hCG değerlerinde intrauterin gelişme geriliği riski artmaktayken (p=0,011), yüksek hCG değerlerinde gebelikle indüklenen hipertansif hastalıkların riskinin belirgin olarak arttığı saptanmıştır (p=0,001). Ayrıca yüksek hCG saptandığında ablasyo plasenta riski de oldukça yüksek bulunmuştur (p=0,023). Düşük unkonjuge estriol (uE3) değerlerinde preeklampsi/gestasyonel hipertansiyon ve düşük doğum ağırlığı riskinin arttığı gözlenmiştir, uE3 değerleri düştükçe bu ilişki kuvvetlenmektedir. Yüksek hCG (%31 vs %6, p<0,001) ve düşük uE3 (%16,3 vs %6,2, p=0,025) değerlerinde yenidoğan yoğun bakım ihtiyacının arttığı görülmüştür. uE3’ün 10. persantil ve altında olduğu değerlerde doğum haftasının daha küçük olduğu saptanmıştır (38,4 vs 39, p=0,038). Sonuç: Birinci ve ikinci trimester tarama testlerinde kullanılan belirteçlerin anormal değerleriyle kötü obstetrik sonuçlar arasında ilişki bulunmuştur. Gebeliğe bağlı hipertansif hastalıkları öngörmede en iyi belirtecin üçlü tarama hCG olduğu saptanmıştır. Objectives: This study aims to determine the relationship between poor obstetric and perinatal outcomes and maternal serum aneuploidy markers of first and second trimesters. Materials and Methods: Five hundred three singleton pregnancies who underwent prenatal screening for aneuploidy were examined. The association between serum aneuploidy markers and poor obstetric and perinatal outcomes was investigated. In the regression analysis, adjusted odds ratio, 95% confidence interval and p-values were found for each marker. Results: The median Multiple of the Median (MoM) of pregnancy-associated plasma protein A was significantly lower in pregnancies with pregnancy induced hypertension (0.63 vs 0.89, p=0.014). Women with elevated free β human chorionic gonadotropin (hCG) MoM levels were more likely to experience intrauterine growth retardation (p=0.029). By examining low (≤10th percentile) alpha fetoprotein (AFP) MoM levels, we found a 9 fold increase in risk of fetal death at or after 24 weeks of gestation (p=0.036). In case of high AFP levels, 5 fold increase in risk of IUGR was observed (p=0.023). While decreased levels of second-trimester hCG were associated with IUGR (p=0.011), increased risk of pregnancy induced hypertension was significantly associated with elevated hCG levels (p=0.001). Increased risk of abruptio placentae was associated with elevated hCG levels (p=0.023). Low levels of unconjugated estriol (uE3) appeared to be associated with pregnancy induced hypertension and low birth weight, the risks of which increased as depressed levels of uE3 became more extreme. Elevated hCG (31% vs 6%, p<0.001) and low uE3 (16.3% vs 6.2%, p=0.025) levels were associated with more need for neonatal intensive care in newborns. Reduced uE3 levels (at or below 10th percentile) were correlated with lower gestational age at birth (38.4 vs 39, p=0.038). Conclusion: A relationship was found between abnormal values of markers used in first and second trimester screening tests and poor obstetric results. Triple screening hCG has been determined to be the best marker for predicting pregnancy induced hypertensive diseases.Item type:Item, Hukuki formalizm ve anayasa yargısı norm denetimi(Ankara Üniversitesi, 2026) Koçak, YiğitBu tez çalışması, hukuki formalizm teorisinin Anayasa yargısı norm denetimi açısından incelemektedir. Geçerli hukuk kaynaklarına dayanarak, mantıksal akıl yürütme ve yorumun mantıksal ilkelerinin kullanılmasıyla hukuki uyuşmazlığın çözüleceğine dair bir teori olan hukuki formalizm, Anayasa yargısı norm denetimi bağlamında tahlili eksik kalmaktadır. Bu eksiklikten hareketle tez çalışması, Anayasa yargısı norm denetiminin hukuki formalizm teorisi ile bağdaşır nitelikte olup olmadığı ve Anayasa Mahkemesi’nin norm denetiminde vermiş olduğu örnek kararlarının hukuki formalizm teorisiyle bağdaşıp bağdaşmadığı araştırılacaktır. Çalışmanın ilk bölümünde hukuki formalizmin kavramsal çerçevesi, temel tezleri, tarihsel gelişimi ve hukuki formalizme yönelik eleştiriler ele alınmıştır. İkinci bölümde hukuki formalizmin mantıksal akıl yürütme ve yorum teorisiyle olan ilişkisi incelenmiştir. Üçüncü bölümde Anayasa yargısı norm denetiminin hukuki formalizm teorisi ile olan ilişkisi açıklanacaktır ve Anayasa Mahkemesi’nin norm denetiminde vermiş olduğu örnek kararlar hukuki formalizm teorisi açısından analiz edilecektir. Araştırmanın sonucunda, hukuki formalizm teorisinin Anayasa yargısı norm denetimiyle olan ilişkisinde “yargısal sınırlılık” anlayışı ve Anayasa Mahkemesi’nin norm denetiminde vermiş olduğu kararlarının söz konusu anlayışa karşı tutumu gerekçelendirilmiştir.Item type:Item, In vitro fertilizasyon (ivf) yapılan polikistik over sendromlu kadınların gebelik komplikasyonlarının değerlendirilmesi(Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2022) Kılıç, Berna Şermin; Seyisoğlu, Hakan; Atakul, NilAmaç: Çalışmanın amacı polikistik over sendromlu (PKOS) kadınların gestasyonel diabetes mellitus (GDM) ve preeklampsi başta olmak üzere gebelik komplikasyonlarını normal gebe kadınlarda gelişen komplikasyonlar ile karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: PKOS’un gebelik komplikasyonları üzerine etkisini araştırmak için 2002 ile 2011 yılları arasında İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Tüp Bebek Merkezi’nde “intra cytoplasmic sperm injection” yöntemi kullanılarak gebe kalan, aynı yaş ve vücut kütle indeksine sahip PKOS tanısı olan gebe kadınlarla PKOS tanılı olmayan normal gebe kadınların gebelik komplikasyonları retrospektif olarak karşılaştırıldı. Bulgular: PKOS’lu hastalar ve kontrol grubu gebelik komplikasyonlarına göre karşılaştırıldığında erken gebelik kaybı ve GDM istatistiksel olarak anlamlı bulundu (sırasıyla p=0,005; p=0,013). Erken gebelik kaybı ve GDM ile yaş, vücut kütle indeksi, gebelik sırasındaki kilo alımı, açlık glukoz, açlık insülin ve Homeostasis Model Assessment (HOMA-IR) değeri etkileşimi Spearman korelasyon analizi ile incelendi. Erken gebelik kaybı için gebelik sırasındaki kilo alımı negatif korelasyon gösterirken, GDM için yaş, açlık glukoz, açlık insülin ve HOMA-IR’nin pozitif korelasyon gösterdiği bulundu (Erken gebelik kaybı için p=0,001: GDM için sırasıyla p=0,005, p=0,001, p=0,005, p=0,001). Sonuç: PKOS’da erken gebelik kaybı ve GDM sıklığı fazladır. PKOS’lu gebelerin erken gebelik kayıpları hastaların kan şeker regülasyon parametrelerinden bağımsız olarak yüksek bulunmuştur. Objectives: The aim of the study is to compare the pregnancy complications including particularly gestational diabetes mellitus (GDM) and preeclampsia of women having polycystic ovarian syndrome (PCOS), with normal pregnancy complications. Materials and Methods: To investigate the impact of PCOS on pregnancy complications, we retrospectively compared the pregnant patients (diagnosed with PCOS) with normal pregnant patients who became pregnant using the intra cytoplasmic sperm injection method, having same age and body mass index, at İstanbul University-Cerrahpaşa, Cerrahpaşa Faculty of Medicine, Department of Obstetrics and Gynecology, In Vitro Fertilization Unit between 2002 and 2011. Results: When the patients diagnosed with PCOS and control group were compared in terms of the pregnancy complications, early pregnancy loss and GDM were found to be statistically significant. (respectively p=0.005, p=0.013). The interaction between early pregnancy loss and gestational diabetes with age, body mass index, gestational weight gain, fasting glucose, fasting insulin and Homeostasis Model Assessment (HOMA-IR) values were investigated with the Spearman correlation analysis. While the gestational weight gain was negatively correlated with early pregnancy loss; age, fasting glucose, fasting insulin and HOMA-IR were positively correlated with gestational diabetes (p=0.001 for early pregnancy loss; p=0.005, p=0.001, p=0.005, p=0.001 respectively for GDM). Conclusion: Early pregnancy loss and GDM are seen more often in polycystic ovary syndrome. Early pregnancy loss of pregnant women with PCOS was found to be high independent of the blood sugar regulation parameters of the patients.Item type:Item, Biyopsi değerlendirilmesinde gleason (3+3) tanılı hastaların prostatlarında kribriform alan şüphesi. kısıtlı morfolojik görünüm hastaları takip grubuna almak için yeterli olmayabilir(Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2022) Kahraman, DevrimAmaç: Histolojik derece, prostat kanseri prognozunun en yararlı öngörücüsüdür. Gleason skorlaması, Dünya Sağlık Örgütü tarafından önerilen prostat karsinomu için tek derecelendirme yöntemidir. Gleason (3+3) 6 şu anda tanımlanan en düşük skordur. Radikal materyallerde tüm prostat bölgelerini görebilir ve temel skorlamaya kolayca karar verebiliriz. Ancak biyopside tümörün sadece bir kısmını görebiliriz ve tümörün tümünün histolojik derecesinden kesin emin olamayız. Tümörün kribriform yapılanma potansiyeli varsa biz bunu mevcut yöntemler ile tespit edemiyoruz. Bu çalışmada amacımız iyi diferansiye prostat kanserlerinde moleküler heterojenite saptayabilmektir. Gereç ve Yöntem: Prostat karsinomu Gleason (3+3) tanılı hastalara ait 26 adet prostat iğne biyopsisi Betakatenin, Siklin D1, Pax2 ve Pax8 immünohistokimyasal belirteçleri ile boyanıp incelenmiştir. Bulgular: Tümör yapılarında Betakatenin ile yoğun boyanma izlenmişken, Siklin D1, Pax2 ve Pax8 ile anlamlı bulgu tespit edilememiştir. Sonuç: Betakatenin, Siklin D1, Pax2 ve Pax8 günlük patoloji pratiğinde sıkça kullandığımız belirteçler olup ayrıca ürogenital sistem kanserogenezinde literatürde çalışmalara konu olmuştur. Ancak iyi diferansiye tümöral asiner yapılarda Betakatenin ile yoğun boyanma izlenmişken, Siklin D1, Pax2 ve Pax8 ile anlamlı bulgu tespit edilememiştir. Objectives: Histologic grade is the most useful predictor of prognosis of prostate cancer. The Gleason scoring is the only grading method for prostatic carcinoma, which is recommended by World Health Organization. The Gleason grading (3+3) 6 is the lowest score currently assigned. In radical materials, we can see all prostate areas and decide certain grading easily. However, in the biopsy, we can see only a part of the tumor and we cannot be sure of the histologic grade of the total tumor. If the tumor has a potential for cribriform formation, we cannot detect it with current methods. Our aim in this study was to detect molecular heterogeneity in well-differentiated prostate cancers. Materials and Methods: Twenty-six prostate needle biopsies from patients with prostate carcinoma Gleason (3+3) were stained and analyzed with immunohistochemical markers of Betacatenin, Cyclin D1, Pax2 and Pax8. Results: While intense staining was observed with Betacatenin in tumor, no significant findings were detected with Cyclin D1, Pax2 and Pax8. Conclusion: Betacatenin, Cyclin D1, Pax2 and Pax8 are the markers that we use frequently in daily pathology practice and have also been the subject of studies in the literature on urogenital system carcinogenesis. However, while intense staining was observed with Betacatenin in welldifferentiated tumoral acinar structures, no significant findings were detected with Cyclin D1, Pax2 and Pax8.
