Akademik Arşiv Sistemine Hoş Geldiniz

Ankara Ünivrsitesi Akademik Arşiv Sistemi:

  • Üniversitemiz Akademik ve Kültürel Mirasını toplama, saklama ve geniş kitlere duyurmak amacını taşır
  • Üniversitemiz akademik çıktılarını uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar
  • Etkisini artırmak için telif haklarına uygun şekilde Açık Erişime sunar

Ayrıca Üniversitemiz Önlisans, Lisans ve Yüksek Lisans ders notlarına Açık Ders Malzemeleri sistemi üzerinden erişebilirsiniz.

Akademik Arşiv Sistemi birçok farklı bölümden oluşur:

  • Dergiler = Bu kategoride Ünivrsitemizde yayınlanan dergilere ulaşabilirsiniz
  • Kitaplar= Üniversitemizde yayınlanan kitapları bu kategoride bulabilirsiniz.
  • Gazeteler= Geçmişten günümüze bazı gazetelerin, bazı sayıları sizi tarihte bir yolculuğa çıkarıcak.
  • Tezler= Yüksek Lisans, Doktora ve Uzmanlık Tezleri bu kategori altında yer almaktadır.
  • ve daha binlerce kaynak; açık, ücretsiz, bir tık yakınızda...
  • Communities in DSpace

    Select a community to browse its collections.

    Now showing 1 - 5 of 8

    Recent Submissions

    • Item type:Item,
      T regulatory cells in children with atopic dermatitis
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2018) Çiftçi, Ömer; Haskoloğlu, Zehra Şule; Güloğlu, Deniz; Çipe, Funda; Çiftçi, Aylin; Köse, Kenan; Doğu, Figen; İkincioğulları, Aydan
      The aim of this study was to examine peripheral blood CD4+CD25high+FOXP3+ regulatory T (Treg) cell levels in children with atopic dermatitis (AD) and to evaluate their effects on the pathogenesis of the disease. Forty one patients (age between 1-60 months) satisfied the criteria for AD (Hanifin and Rajka criteria) and 20 healthy children were included into the study. Intracytoplasmic FOXP3 expression in CD4+CD25+ cells was measured by flow cytometry (Beckman Coulter FC500, USA, Software CXP 1.2). The change in mean fluorescence intensity (MFI) of the FOXP3 molecule relative to the MFI of the isotypic control was based on evaluation. Children with atopic dermatitis have significantly lower levels of peripheral blood CD4+CD25high+FOXP3+ regulatory T cells and higher levels of CD4+CD25high+FOXP3+ regulatory T cell MFI than the control group (p<0.001). Low levels of CD4+CD25high+FOXP3+Treg cells in atopic dermatitis might be due to the accumulation of these cells on the skin. While the CD4+CD25high+FOXP3+Treg cell levels were low, the high MFI levels of these cells suggests an attempt by Treg cells to regulate the immune response. Therefore, CD4+CD25high+FOXP3+Treg cells might play a role in the pathogenesis of atopic dermatitis. Bu çalışmanın amacı, atopik dermatitli (AD) çocuklarda periferik kanda CD4+CD25high+FOXP3+ regülatör T (Treg) hücreleri ve bu hücrelerin hastalığın patogenezi üzerine etkilerini değerlendirmektir. AD kriterlerini (Hanifin ve Rajka kriterlerini) karşılayan 41 AD’li hasta (yaş aralığı: 1-60 ay) ve 20 sağlıklı çocuk çalışmaya dahil edildi. CD4+CD25 + hücrelerde intrasitoplazmik FOXP3 ekspresyonu akım sitometrisi (Beckman Coulter FC500, USA, Software CXP 1.2) ile ölçüldü. Değerlendirmede FOXP3 molekülünün ortalama floresan yoğunluğunun (MFI) izotipik kontrolün MFI’ya göre değişimi esas alındı. AD’li çocukların kontrol grubuna göre; periferik kan Treg hücre seviyeleri düşük ve CD4+CD25high+FOXP3+Treg hücre MFI’ı daha yüksek bulundu (p<0,001). AD’de düşük CD4+CD25high+FOXP3+Treg hücre seviyeleri, bu hücrelerin deride birikmesine bağlı olabilir. CD4+CD25high+FOXP3+Treg hücre sayıları düşük iken, bu hücrelerin yüksek MFI seviyelerinin olması Treg hücrelerinin immün yanıtlarını düzenlemek için bir girişim olduğunu düşündürmektedir. Bu nedenle CD4+CD25high+FOXP3+Treg hücreleri AD patogenezinde rol oynayabilir.
    • Item type:Item,
      Sistemik hastalıkların benign paroksismal pozisyonel vertigo ataklarına etkisi
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2018) Akkoca, Özlem; Tüzüner, Arzu; Ünlü, Ceren Ersöz; Aydın, Emine; Arslan, Necmi
      Bu çalışmanın amacı en sık gördüğümüz periferik vertigo nedeni olan posterior kanal benign paroksismal pozisyonel vertigo (Pc BPPV) hastalığının yaş ve cinsiyetlere göre dağılımını belirlemektir. Ayrıca bu hasta grubunda sistemik hastalıkların görülme sıklığı ve bu risk gruplarının tekrarlayan ataklar üzerine etkisini ortaya koymaktır. Gereç ve Çalışmamızı kliniğimize baş dönmesi şikayeti ile başvuran 21-83 yaş arası Dix-Hallpike testi ile Pc BPPV’si tanısı konulan toplam 72 hasta ile gerçekleştirdik. Hastalığın yaş ve cinsiyetlere göre dağılımı, hastalığın başlangıç zamanı son 30 gün içerisinde olanlar ve 30 günden daha uzun olanlar, tek atak geçirenler ve birden fazla atak geçirenler, geçirilmiş kafa travması ve eşlik eden sistemik hastalık öyküsü olanlar kaydedildi. Hastalığın kadınlarda %68,1 erkeklerde ise %31,9, 40 yaş üzerinde %76,4, 40 yaş altında ise %23,6 oranında görüldüğü bulundu. Birden fazla atak geçiren hastalarda eşlik eden hipertansiyon öyküsünün tek atak geçirenlere oranla daha fazla görüldüğü ve bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu (p=0,002). Bununla birlikte diyabet ve diğer eşlik eden diğer hastalıklar açısından anlamlı fark bulunamadı. Pc BPPV semisirküler kanalları etkileyen, periferik vertigonun en sık görülen nedenidir. Hastalık 40 yaş üzerinde ve kadınlarda daha sık olarak görülmektedir. Sağ kulak tutulumu sol tarafa göre daha yaygındır. Çalışmamız Pc BPPV’si tanısı alan hastalarda hipertanisyonu olan olgularda tekrarlayan atakların daha sık olduğunu göstermiştir. The aim of this study was to investigate the distribution of posterior canal benign paroxysmal positional vertigo (Pc BPPV) according to age and genders, which is the most common cause of peripheric vertigo. And also, to reveal the frequency of accompanying systemic diseases in this patient group and the any relationship of these systemic diseases on recurrent attacks. he present study is performed with 72 patients aged 21-83 years who applied to our clinic complain of peripheric vertigo and diagnosed as Pc BPPV with Dix-Hallpike maneuver. Age and gender distribution, time onset of the disease regarding less than thirty days and longer than thirty days, number of vertigo attacks regarding one attack and more than one attacks, history of head trauma and accompanying systemic disorders were recorded. We determined that Pc BPPV was seen at the rate of 68.1% in females, 31.9% in males, 76.4% under the age of 40, and 23.6% over the age of 40. History of accompanying hypertension was found more frequent in patients with multiple attacks than patients with single attack, and this difference was statistically significant (p=0.002). However, there were statistically difference was not found with diabetes mellitus and other systemic diseases. Pc BPPV is the most common cause of peripheric vertigo which effects semicircular canals. It is more common in females and the age over forty years. Right ear is affected more than left side. The present study showed that cases with hypertensive patients more prone to recurrent attacks who diagnosed with Pc BPPV.
    • Item type:Item,
      Laparoskopik sleeve gastrektominin helicobacter pylori enfeksiyonuna etkisi
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2018) Doğan, Uğur; Ensari, Cemal Özben; Çöpelci, Yaşar; Öner, Osman Zekai; Oruç, Mehmet Tahir; Bülbüller, Nurullah
      Helicobacter pylori, birçok benign veya malign hastalığa neden olabilen çok yaygın bir patojendir. H. pylori tarafından kolonize edilen bireylerin çoğunluğu asemptomatiktir. H. pylori, obez hastalarda da yaygın şekilde saptanmıştır. Laparoskopik sleeve gastrektomi (LSG), obezitenin tedavisinde en çok tercih edilen cerrahi seçeneklerden biridir. Bu çalışmada obez hastalarda LSG’nin H. pylori enfeksiyonuna etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya morbid obezite nedeniyle LSG planlanan ve operasyon öncesinde Karbon-14 üre nefes testi (ÜNT) ile H. pylori pozitifliği tesbit edilen toplam 36 hasta dahil edildi. Tüm hastalar postoperatif üçüncü ayda tekrar ÜNT yapılarak değerlendirildi. Hastaların asemptomatik olması sebebiyle ve de oluşabilecek yanlış negatif sonuçların önlenmesi amacıyla hiçbir hastaya hem preoperatif hem de postoperatif dönemde antibiyotik ve proton pompası inhibitörü (PPİ) tedavisi verilmedi. Hastaların 29’u (%80) kadın, 7’si (%20) erkekti. Ortalama yaş 36 ve ortalama preoperatif vücut kitle indeksi 44 idi. Otuz altı hastanın postoperatif ÜNT değerlendirmesi sonucunda 20 (%55) hastada H. pylori negatif bulundu. Bunlardan 4’ü erkek, 16’sı kadındı. Tüm hastalar H. pylori enfeksiyonu açısından postoperatif dönemde de asemptomatik seyretti. Hem obezite hem de H. pylori enfeksiyonu genel olarak halk sağlığını etkilemektedir ve ilgili komorbiditeleri önlemek için tedavi gereklidir. Bu çalışmada, LSG öncesi H. pylori enfeksiyonu olan 36 hastanın %55’inin postoperatif üçüncü ayda H. pylori enfeksiyonu açısından negatif olduğunu gördük. Sonuç olarak, LSG’nin H. pylori enfeksiyonunun tedavisinde etkili olduğu düşünülmektedir. Helicobacter pylori is a very common pathogen that can causes many benign or malign diseases. The majority of individuals colonized by H. pylori are asymptomatic although they have gastritis. H. pylori is also commonly detected in obese patients. Laparoscopic sleeve gastrectomy (LSG) is one of the most preferred surgical option in treatment of obesity. In this study, we aimed to evaluate the effect of LSG on H. pylori infection in obese patients. Totally 36 patients were included who were asymptomatic and had diagnosed with H. pylori infection positive by using Carbon-14 urea breathing test (UBT) before undergoing LSG. All of the patients were evaluated again by using same test in the postoperative third month. To prevent false negative results, and because the patients are asymptomatic, no antibiotics and proton pump inhibitors were given both in preoperative and postoperative period. Twenty nine patients (80%) were female where 7 (20%) were male. Mean age was 36 and mean preoperative body mass index was Postoperative UBT was negative in 20 of 36 patients (55%). Four of these were male and 16 of these were female. Where 7 (20%) were male. All of the patients maintained asymptomatic postoperatively in terms of H. pylori infection. Both obesity and H. pylori infection commonly affect public health and should be treated in order to prevent related comorbidities. In this study we have seen that 55% of 36 patients that had H. pylori infection before LSG, became negative in terms of H. pylori infection in postoperative third month. In conclusion, LSG is thought to be effective in the treatment of H. pylori infection.
    • Item type:Item,
      Comparision of chest tube and intrapleural catheter applied for benign pleural effusions
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2018) Sarıçam, Murat
      The aim of our current study was to compare the chest tube and intrapleural catheter applied for non-malignant pleural effusions. Between March 2016 and April 2017, 33 patients with pleural effusion but bearing no history of malignancy were accepted to the study. After pathological examination of the effusions, the cases diagnosed as malignant pleural effusion were excluded. Twenty eight French chest tubes and 8 French intrapleural catheters (B. Braun, Melsungen, Germany) were applied for drainage. The patients were evaluated in terms of age, gender, the etiology of the effusion, the side of the procedure, the amount of drainage, length of in-hospital stay, the level of pain and complications. The pain level was calculated using Visual Analogue scale (VAS). The data was evaluated statistically by Mann-Whitney U test. A p value <0.05 was accepted as being statistically significant. Among 20 male (61%) and 13 female (39%) patients, we applied chest tube in 14 (42%) and intrapleural catheter in 19 (58%) cases. Mean age of our patients was calculated as 66.8 (range: 28-93) years. The procedures were performed at right side in 20 (61%) and at left side in 13 (39%) cases. The mean drainage amount was calculated as 2219 (range: 500-4700) mL. Fourteen cases (42%) had parapneumonic effusions while the cause of the effusions were heart failure in 15 (45%) and renal failure in 4 (13%) cases. The mean duration of in-hospital stay was 4.93 days after chest tube application and 3.05 days for the patients treated with intrapleural catheter. The mean pain level calculated by VAS was 6.21 in chest tube group and 3.94 in intrapleural catheter group, respectively. One patient treated with chest tube suffered intercostal artery injury. When two groups were statistically analysed, significant difference was calculated for time of in-hospital stay (p=0.0013) and level of pain (p<0.00001) in favour of pleural catheters. The application of intrapleural catheter is may be preferred as a safe and comfortable treatment method in benign pleural effusions because it causes less pain and shortens in-hospital stay. Çalışmamızın amacı malign olmayan plevral efüzyonlarda uygulanan göğüs tüpü ve intraplevral kataterlerin karşılaştırılmasıdır. Mart 2016 ve Nisan 2017 tarihleri arasında yapılan çalışmaya plevral efüzyon tanısı olan ancak öncesinde malignite hikayesi bulunmayan 33 hasta kabul edildi. Plevral efüzyonlarının patolojik incelemesi malign plevral efüzyon olarak raporlanan hastalar çalışmadan çıkartıldı. Drenaj amacıyla 28 French göğüs tüpleri ve 8 French intraplevral kataterler (B. Braun, Melsungen, Almanya) kullanıldı. Çalışmaya katılan hastalar yaş, cinsiyet, efüzyonun etiyolojisi, işlem uygulanan taraf, drenaj miktarı, hastanede kalış süresi, ağrı düzeyi ve komplikasyonlar açısından değerlendirildi. Ağrı düzeyi Visual Analog skala (VAS) ile hesaplandı. Elde edilen veriler istatistiksel olarak Mann-Whitney U testi ile değerlendirildi. 0,05 sayısından küçük olan p değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Toplam 20 erkek (%61) ve 13 kadın (%39) hastadan 14 tanesine (%42) göğüs tüpü, 19 tanesine (%58) intraplevral katater takıldı. Hastaların yaş ortalaması 66,8 (28-93) yıl olarak hesaplandı. İşlemler 20 hastada (%61) sağ, 13 hastada (%39) ise sol taraftan uygulandı. Ortalama drenaj miktarı 2219 (500-4700) mL olarak ölçüldü. On dört olguda (%42) parapnömonik efüzyon saptanırken, plevral efüzyonun nedeni 15 hastada (%45) kalp yetmezliği ve 4 hastada (%13) ise böbrek yetmezliği idi. Hastanede ortalama kalış süresi göğüs tüpü takılan hastalarda 4,93 gün iken intraplevral katater ile tedavi edilen hastalarda bu değer 3,94 gün olarak hesaplandı. Sadece göğüs tüpü takılan bir hastada interkostal arter yaralanması gelişti. İki grup istatistiksel olarak analiz edildiğinde hastanede kalış süresi (p=0,0013) ve ağrı düzeyi (p<0,00001) açısından anlamlı fark saptandı. İntraplevral kataterler, benign plevral efüzyonlarda, daha az ağrıya sebep olması ve hastanede kalış süresini azaltması nedeniyle güvenli ve konforlu bir tedavi yöntemi olarak tercih edilebilir.
    • Item type:Item,
      Total diz artroplastisinde cerrahi süresince pnömatik turnike kullanımı ile çimentolama sırasında pnömatik turnike kullanılmasının erken dönem kan kaybı üzerinde etkisi
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2018) Kocaoğlu, Hakan; Kalem, Mahmut; Özbek, Anıl; Başarır, Kerem; Erdemli, Bülent
      Total diz protezi (TDP) cerrahisi sırasında turnike kullanımı intraoperatif kan kaybını ve cerrahi saha görünümünü artırmak için kullanılmaktadır. Ancak güncel literatürde turnike kullanım teknikleri ile değişik sonuçlar bulunmaktadır. Retrospektif olarak planladığımız çalışmamızın amacı; TDP cerrahisi süresi boyunca turnike kullanılmış hastalar ile, yalnızca çimentolama esnasında turnike kullanılmış hastaların postoperatif kan kaybı ve kan transfüzyon ihtiyaçlarını belirleyerek intraoperatif turnike kullanım süresinin postoperatif kan kaybına etkisini irdelemektir. Çalışmamıza 407 hasta dahil edilmiş olup 153 hastanın (grup 1) tüm TDP cerrahisi süresinde turnike kullanılmış, 254 hastanın ise cerrahi içerisinde sadece çimentolama aşamasında turnike kullanılmıştır. Hastaların preoperatif ve postoperatif hemoglobin (Hb), hemotokrit (Htc), trombosit (Plt), beyaz küre ve postoperatif kan transfüzyon ihtiyaçları karşılaştırılmıştır. Çalışmamız sonucunda her iki grup içinde postoperatif Hb, Htc, Plt değerleri açısından anlamlı düşüş saptanır (p<0,05) iken iki grup arasında istatistiksel anlamlı fark saptanmamıştır (p>0,05). Benzer şekilde, iki grup arasında postoperatif kan transfüzyon ihtiyacı açısından da istatistiksel anlamlı fark saptanmamıştır. Çalışmamız sonucunda elde ettiğimiz veriler ışığında; intraoperatif kullanılan transamin ve diğer kanama azaltıcı yöntemler ile beraber sadece çimentolama sırasında kullanılan turnike uygulaması postoperatif kan kaybı ve kan transfüzyon ihtiyacı için, tüm cerrahi süresince kullanılan turnike yöntemi kadar etkili bir yöntemdir. Buna ek olarak turnike bağlı gelişen postoperatif komplikasyonları azaltıcı bir yöntem olduğu düşünülmektedir. Tourniquet is used at total knee arthroplasty (TKA) for decreasing intra-operative blood loss and to provide a blood free exposure. However, there are many discrepancies for the ideal tourniquet technique. Our study aims to compare two tourniquet using techniques, throughout the surgery vs. only at the time of cementing components, by means of early blood loss retrospectively at TKA. Four hundred and seven patients were enrolled to our study where 153 of them were operated with tourniquet inflated for all the TKA surgery while 254 of them operated with the tourniquet inflated only at the time of cementation. Hemoglobin (Hb), hematocrit (Htc), platelet (Plt), white blood cell counts for pre-operative and postoperative period and early postoperative need for blood transfusion data were extracted. Results revealed that for both groups Hb, Htc and Plt levels drop postoperatively while the there was no difference in-between groups. Also, the need for blood transfusion was not significantly different. Our results confirm with the help of supplementary measures like tranexamic acid and hypotensive anesthesia tourniquet use for only cementing the components is effective as prolonged usage of tourniquet by means of early blood loss at TKA. We also believe this kind of tourniquet regimen will reduce complications.