Akademik Arşiv Sistemine Hoş Geldiniz
Ankara Ünivrsitesi Akademik Arşiv Sistemi:
- Üniversitemiz Akademik ve Kültürel Mirasını toplama, saklama ve geniş kitlere duyurmak amacını taşır
- Üniversitemiz akademik çıktılarını uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar
- Etkisini artırmak için telif haklarına uygun şekilde Açık Erişime sunar
Ayrıca Üniversitemiz Önlisans, Lisans ve Yüksek Lisans ders notlarına Açık Ders Malzemeleri sistemi üzerinden erişebilirsiniz.
Akademik Arşiv Sistemi birçok farklı bölümden oluşur:
- Dergiler = Bu kategoride Ünivrsitemizde yayınlanan dergilere ulaşabilirsiniz
- Kitaplar= Üniversitemizde yayınlanan kitapları bu kategoride bulabilirsiniz.
- Gazeteler= Geçmişten günümüze bazı gazetelerin, bazı sayıları sizi tarihte bir yolculuğa çıkarıcak.
- Tezler= Yüksek Lisans, Doktora ve Uzmanlık Tezleri bu kategori altında yer almaktadır.

Recent Submissions
Item type:Item, Hukuk Eğitiminde Yöntem Sempozyumu Genişletilmiş Bildiri Özetleri Kitabı(ANKARA ÜNİVERSİTESİ, 2026) Bektaş, İbrahim; Özelci, Yasin Barış; Özkan, Zeynep Gamze; Aydın, İsmailBu çalışma iki temel soruyu cevaplandırmakla ilgilidir: İlk olarak etik temelde hukuk eğitimi neden gereklidir? İkincisi ise bu eğitim nasıl mümkün olur? Öncelikle bu soruyu cevaplandırmak için ilk adımda ahlâk ve etik ayrımının farkında olmak gerekir. Bununla ilgili olarak herkes ahlâkı bilir veya bildiği varsayılır. Evde, okulda ve başka yerlerde bir çeşit ahlâkla ilgili gereklilikler karşımıza çıkar. Bu cümlenin tam zıttı ise etik için geçerlidir. Herkes etiği bilmez ve herkesin etiği bildiği varsayım konusu bile olamaz. Çalışma etik ve ahlâk farkını belirttikten sonra hukuk eğitiminde etiğin neden gerekli olduğunu belirtmeye odaklanmaktadır. Burada sorunun görülmesi için bir tür absürde indirgemenin yapılmasının doğru olacağını düşünüyorum. Bu şekilde hareket edildiğinde, yani sorunun tam aksinden gittiğimizde hukuk eğitiminde etiğe yer vermezsek karşımıza neler çıkar sorusu sorulur. Öncelikle bu tür bir indirgeme hukukun ne için olduğunun unutulmasına yol açar. Bunun en bariz sonucu ise hukukun insandan bağımsız olarak görülmesi ve insanın unutulmasıdır. Oysa insani bir kurum olan hukuk insan içindir. Bununla ilgili temel savım ise her tek durumda adaletsizliğin görülmemesine yol açmasıdır. Adaletsizliğin görülmemesi ise sadece etikle ilgili değil, epistemolojiyle de ilgili bir sorundur; hatta başlıca bilgi felsefesi konusudur. Adaletsizliği görmek hukuk normları ve hukuk uygulaması bakımından söz konusudur. Bunların farkında olmamak hukuku salt kurallar ve kurumlar bütünü olarak anlamak, bir teknik hukukçu gibi çıkarımda bulunmak demektir. Peki böyle bir çıkarımda bulunmak mümkün müdür? Böyle bir çıkarım şekli belirli ölçülerde mümkün gibi görünse de belirli ölçülerde değildir. Böyle etiğe yer vermeyen bir eğitim hukuk öğrencisine ne kazandırır? - Amacından kopuk olarak hukukun anlaşılmasına, - düşünememe halinin, eleştirel düşünme yeteneğinin geliştirilmemesine, - hukuki akıl yürütme ve hukukta yorum - argümantasyonun farkında olunmamasına, hukuk normlarında yer alan belirli temel değerlerin ve ilkelerin anlaşılmamasına yol açar. Bunların bilinmemesi de hukuk mesleğinde Anayasa ve uluslararası sözleşmelerde yer alan adalet, tarafsızlık, bağımsızlık gibi temel değer ve ilkelerin meslek yaşamına geçirilmesini engeller. Bunlar meslek yaşamında yerleşmez ise her türlü keyfiliğin hukuk olarak karşımıza çıkma olasılığı söz konusudur. Örneğin Anayasa’da yer alan hakimlerin bağımsız ve tarafsız olması neden önemlidir? Çünkü bunlar olmaz ise bilgi temelinde bir durumu değerlendirmek mümkün değildir. Bu bağlantıyı tam olarak görebilmek için hukukun bilgiyle ilişkisinin farkında olmak gerekir. Yani adaletsizliği görmek, bilgi temelinde mümkündür. Bunu belirtirken hukuk öğrencisinin konumlandırıldığı yerin de farkında olmak gerekir. Bu yer öncelikle bilginin olmadığı veya diğer bir ifadeyle önyargı ile bilgi arasında ayrımın yapılmadığı ve önyargının bilgi sayıldığı yer olma özelliğiyle karşımıza çıkar. Bu önyargılar da daha çok toplumda baskın veya avantajlı konumda olanın ön yargılarını temsil eder. Bu önyargılar dünyası diyeceğimiz şey, kendi içinde birbiriyle çelişen ön yargıları da içerir. Ancak bu dünyanın özelliği içinde barındırdığı çelişkilerin de farkında olunmamasını sağlamak, adeta doğal zorunluluk olarak kabul edilmelerine yol açmaktır. Öğrencinin konumlandırıldığı yerde içinde bulunduğu çevreler (aile, arkadaş, iş ve diğer gruplar) bu ön yargıların beslenmesine yol açan başlıca nedenler arasında yer alır. Bu bağlamda önyargı-bilgi ayrımı önem taşır. Bu ayrım neden önemlidir? Zira bu ayrımın farkında olunmaması hukukta epistemik problemlere ve bunun da başlıca örneği olan epistemik adaletsizliğe yol açar. Epistemik adaletsizlik bilgi yönünden yapılan hatanın hak ihlallerine yol açması demektir. Başta sorduğum ikinci soruyla ilgili olarak, hukukta epistemik adaletsizliği önlemenin temel yolunun epistemik adalet değerlerinin hukuk eğitiminde yer alması ve öğrencide epistemik fail olmak bilinci ve sorumluluğunun yaratılması olduğunu ileri sürüyorum. Epistemik adalet değerlerinin hukuk eğitiminde yer alması da bir görme yolunun inşasıyla mümkündür. Epistemik adalet değerlerinin görme yoluyla ilişkisini de tanımlıyorum. Bu değerlerin başında da dertlenerek ilgilenmek erdeminin geldiğini ileri sürüyorum. Görme yolunda birbiriyle ilişkili iki farkındalık gerekir ki bunlar da dertlenerek ilgilenmek erdeminin başlıca gerekleridir. Bunlar bilgi farkındalığı ve etik farkındalıktır. Bunlar biriyle iç içe olup, bilgi farkındalığı etik farkındalığın başlıca koşuludur. Görme yolunun inşasında da sadece teorik bilgi yeterli değildir. Uygulamayla ilişkiye geçilmesi, belirli adaletsizliklerin farkındalığı çalışmalarının yapılması gerekir. Bu çalışmaların yapılmasını ise hukuk klinikleri sağlar. Adaletsizliği görmek için, adaletsizlik konusu olan şeye dokunulması, onunla bire bir ilişkiye geçilmesi gerekmektedir. Öğrencilerimin belirttiği ifadeyle, işin içinde olmak gerekir. Yani işin içinde olmadan adaletsizlik görülemez. Hukuk klinikleri, dertlenerek ilgilenme yolunu gösterdiği için önemlidir; bu, izlenmesi gereken bir yoldur ve yapa yapa gerçekleştirilecek bir yoldur. Bu bağlamda hukuk klinikleri yani bizim Ankara Hukuk’ta yaptığımız hukuk klinikleri yapa yapa edinilen erdemleri göstermek için izlenilen bir yol olarak düşünülmelidir. Bu şekilde, öğrenciler işin içinde olmakta, adaletsizliğe dokunmakta ve ardından “Bunu gidermek için ne yapmalıyım?” sorusunu sormaktadırlar. Bu yolda kendi ön yargılarıyla hesaplaşmakta ve onların üstesinden gelerek veya gelmeye çalışarak hareket etmeye çalışmaktadırlar. Ki, bu ön yargılar bildiğimiz gibi, hâkimlik, savcılık için çok önemlidir. Örneğin tarafsızlık en önemli ilkelerden biridir. Tarafsız olmanın başlıca şartı da ön yargısız olmaktır. Dertlenerek ilgilenmek, adaletsizliğin farkında olmak demektir. Bunun için de hukuk uygulayıcılarının zarar görenlerin sesini duymayı öğrenmeleri gerekmektedir. Bu tür ses duymada da en önemli şey, farkında olmaktır. Etik farkındalığı kazandırmak bakımından hukuk kliniğinin önemi yadsınamaz. Ama dediğim gibi, hukuk kliniği dersi bunu tek başına yapamaz. Bunun için önceden temel bilgilendirme yapılmalı, yani teorik eğitim verilmeli, ardından uygulamayla veya deneyimle Aristotelesçi anlamda bir tür aklı başındalık kazandırma eğitimine yer verilmelidir. Dolayısıyla teorik ve uygulamayla ilgili eğitimin bir arada verilmesi gerekmektedir. Öte yandan görme yolunun inşasında öğrencileri yalnız olarak değil, içinde bulundukları kurumla birlikte düşünmek gerekir. Bu bağlamda ön yargılı olmamak, eşitliğe aykırı davranmamak gibi hususların kurumsal kapasitede ön plana çıkarılması ve kurumun etik anlayışının ortaya konması yapısal anlamda eşitsizliği ve adaletsizliği önlemede önem taşır. Kurumun ethosu, bir anlamda varlık nedeni, ona yol göstermeli ve asli değerleri içermelidir. Bu bağlamda hukukla ilgili epistemik süreçlerin, kurumun ethosu eşliğinde yapılması önem taşır. Bu şekilde kurumun ethosu doğru değerlendirmenin içinde yapılacağı ortamı hazırlamak bakımdan önemlidir. Epistemik fail bu kurumun bir parçası olarak hareket ederek kendi yapıp etmelerinde de bu değerleri ortaya çıkarır. Sonuçta epistemik süreç kolektif bir süreç ise bu süreci ortaya çıkaracak olan da kurumsal ethostur. Bu bağlamda, başlıca değer olan adalet kurumun ethosunu ortaya koymak bakımından önemli olup, görme yolu içinde bulunulan kurumla birlikte düşünülmelidir. Hukuk bizim yapıp etmelerimizden bağımsız değildir. Bunun farkındalığı erdemden geçer. Erdem sahibi olunmadan hukukçu olunmaz ama bunun için de erdemin anlamının iyi bilinmesi gerekir. Bu nedenle de etiğe dayalı bir hukuk eğitimi gereklidir.Item type:Item, İklim değişikliği senaryolarında porsuk havzası'ndaki olası kuraklıkların belirlenmesi ve değerlendirilmesi(Ankara Üniversitesi, 2025) Türker, Selma Nurİklim değişikliğinin su döngüsü üzerindeki etkileri, kuraklık olaylarının sıklığını ve şiddetini artırarak özellikle tarım ve su kaynakları yönetimi için önemli riskler doğurmaktadır. Bu çalışma, Porsuk Havzası'nda 2024–2100 dönemine yönelik meteorolojik (SPI) ve hidrolojik (SRI) kuraklık koşullarını değerlendirmek amacıyla hazırlanmıştır. Farklı zaman ölçeklerinde yürütülen analizlerde iki ayrı iklim senaryosu (RCP4.5 ve RCP8.5) kullanılmış; hidrolojik modelleme ise HEC-HMS aracılığıyla, 1980–2012 dönemine ait kalibrasyon ve doğrulama süreçleri tamamlanarak gerçekleştirilmiştir. Projeksiyon sonuçları, havzanın yıllık akım potansiyelinde RCP4.5 altında yaklaşık %17, RCP8.5 altında ise %23 düzeyinde azalma öngörmektedir. Meteorolojik kuraklık analizleri özellikle RCP8.5 senaryosunda 2060 sonrası için çok şiddetli kuraklıkların belirgin biçimde arttığını göstermektedir. Hidrolojik kuraklık, RCP4.5 senaryosunda daha sınırlı olmakla birlikte 2075–2099 döneminde şiddetli düzeylere ulaşmaktadır. Dönemsel incelemeler, 2024–2050 arasında orta şiddette kuraklıkların ağırlıkta olduğunu; yüzyılın son çeyreğinde ise şiddetli ve çok şiddetli kuraklıkların bölgesel ölçekte yaygınlaştığını ortaya koymaktadır. Haziran–Eylül döneminde 6 ve 9 aylık SPI/SRI analizlerinin en yüksek riskleri göstermesi, tarımsal faaliyetlerin kırılganlığını artırmaktadır. Mekânsal dağılım sonuçları, Eskişehir (Tepebaşı, Odunpazarı) ve Kütahya'nın bazı ilçelerinde yüksek kuraklık riski bulunduğunu; Porsuk HES ve Kütahya Sulaması gibi altyapıların da etkilenebileceğini göstermektedir. Yağışa bağımlı ürünlerin meteorolojik, sulama ihtiyacı yüksek ürünlerin ise hidrolojik kuraklığa duyarlılığı, üretim planlamasında riskleri artırmaktadır. Genel olarak bulgular, özellikle RCP8.5 senaryosunda 2060 sonrası dönemin havza için kritik bir eşiğe işaret ettiğini, kuraklık sıklığı ve şiddetindeki artışın entegre su yönetimi, sulama planlaması ve uyum stratejilerinin birlikte ele alınmasını zorunlu kıldığını göstermektedir.Item type:Item, Parazitoit encarsia berlesei (Howard) (hymenoptera: Aphelinidae) ile dut kabuklubiti pseudaulacaspis pentagona (Targioni-Tozzetti) (hemiptera: diaspididae) arasındaki bazı biyolojik ilişkiler ve salım çalışmaları üzerinde araştırmalar(Ankara Üniversitesi, 2025) Öntepeli, FilizBu çalışmada meyve, süs ve orman bitkilerinin önemli bir zararlısı olan Dut Kabuklubiti, Pseudaulacaspis pentagona (Targioni-Tozzetti) (Hemiptera: Diaspididae) ile parazitoiti Encarsia berlesei (Howard) (Hymenoptera: Aphelinidae)'nin biyolojik ilişkileri, parazitoitin yaşam çizelgesi parametreleri ve parazitoitin zararlı üzerine salım dozları araştırılmıştır. Dut Kabuklubiti ve parazitoitin yetiştirilmesi 26±1°C sıcaklık, sabit ışıklanma rejimi (16:8 saat) ve %60 ±5 orantılı nem koşullarındaki iklim kabininde patates yumruları üzerinde yapılmıştır. Çalışma sonucunda E. berlesei'nin P. pentagona'nın genç dişilerine göre, ikinci nimf dönemindeki bireylerini daha fazla parazitlediği, gelişmesini daha hızlı tamamladığı tespit edilmiştir. E. berlesei'nin kabuklubitin ikinci nimf ve genç dişi dönemlerinde sırası ile kalıtsal üreme yeteneği (r) 0.0662±0.001 gün-1ve 0.0453±0.0008gün-1, artış oranı sınırı (λ) 1.068±0.0008 gün-1 ve 1.046±0.001 gün-1, net üreme gücü (R0) 6.980±0.177 ♀/♀/döl ve 4.320±0.156 ♀/♀/döl, ortalama döl süresi (T) 29.336±0.018 gün ve 32.277±0.027 gün, ergin parazitoit ömrü 2.33±0,05 gün ve 2.02±0,05 gün, günlük parazitleme oranı 7.399±0,197 adet ve 3.341±0,26 adet kabuklubit olarak saptanmıştır. Laboratuvarda değişik sıcaklık ve konukçu yoğunluğunda parazitleme kapasitesi incelenmiş, konukçu sayısı arttıkça parazitleme oranı düşmüş, sıcaklık arttıkça parazitleme oranı artmıştır. P. pentagona'nın ikinci nimf dönemine karşı yapılan salımlarda optimum sıcaklığın 26,5 °C olduğu ortamlarda parazitoitin daha fazla etkinlik gösterdiğini ortaya koymuştur. Çalışma sonucunda E. berlesei'nin dut kabuklubitinde etkili parazitoit olduğu görülmüştür.Item type:Item, Alman hamam böceği (Blattella germanica)Ankara popülasyonlarında permetrin direncinin moleküler karakterizasyonu(Ankara Üniversitesi, 2023) Arıkan, Zeynep YaşarBu tez çalışmasında Alman hamam böceği (Blattella germanica) Ankara popülasyonlarında bir piretroid grubu insektisit olan permetrine karşı direnç düzeyinin belirlenmesi amaçlandı. Çalışmada laboratuvarda yetiştirilen duyarlı popülasyon ile Ankara'nın 4 farklı noktasından toplanan yerel popülasyonlar (Altındağ, Etimesgut, Hacettepe, Keçiören) kullanıldı. Biyoassay çalışmaları permetrinin farklı dozları ve aynı miktardaki permetrinin etkinliğini arttırmak için piperonil bütoksit (PBO) eklenerek tarsal kontakt metoduyla geçekleştirildi. Böceklerdeki kdr (knock down resistance) mutasyonu varlığı duyarlı, Altındağ ve Hacettepe popülasyonlarına ait 110 örnekte PZR, jel elektroforezi ve sekanslama çalışmalarıyla araştırıldı. Biyoassay çalışmaları sonuçlarına göre yerel popülasyonların permetrin aktif maddesine karşı duyarlı popülasyona göre dirençli olduğu belirlendi. Yerel popülasyonlardaki LD50 düzeyinde direnç seviyelerinin duyarlı popülasyona göre Altındağ popülasyonunun 26,03 kat, Etimesgut popülasyonunda 13,89 kat, Hacettepe popülasyonunda 5 kat ve Keçiören popülasyonunda 11,58 kat yüksek olduğu görüldü. Uygulama dozuna PBO eklenmesinin Alman hamamböceği popülasyonlarında permetrin direnç katsayılarını LD50 düzeyinde Altındağ popülasyonunda 7,74 kat, Etimesgut popülasyonunda 6,82 kat, Hacettepe popülasyonunda 7,12 kat, Keçiören popülasyonunda 7,01 kat düşürdüğü görüldü. Duyarlı popülasyonda kdr genine rastlanmazken, Altındağ popülasyonunda 5 bireyde (%16.6), Hacettepe popülasyonunda 2 bireyde (%5) bu mutasyonun olduğu belirlendi. Yapılan çalışmada Türkiye'de ilk defa Alman hamam böceklerinde kdr mutasyonunun olduğu ortaya konuldu. Çalışma sonuçları ileride hamam böceklerine karşı insektisit dozlarında belirlenmesinde kdr mutasyonunun varlığı çalışmalarına temel kaynak olacağı ve literatürdeki bilgi eksikliğini tamamlayabileceği düşünüldü.Item type:Item, Bodur elma bahçesinde konvansiyonel ve kule tip pülverizatörlerin ilaç uygulama etkinliklerinin karşılaştırılması(Ankara Üniversitesi, 2025) Arslan, Süleyman SafaBu çalışmada, bodur elma bahçelerinde kullanılan konvansiyonel aksiyal fanlı ve kule tip pülverizatörlerin ilaçlama performansları incelenmiştir. Uygulamalarda, konvansiyonel (Albuz ATR, Lechler TR) ve düşük sürüklenmeli (Albuz TVI ISO, Lechler ITR) konik hüzmeli memeler üç farklı hava akım hızı (12.6, 17.7, 22.3 m/s) ve ilerleme hızında (4.5, 7.36, 10.32 km/h) denenmiştir. Etkinlik değerlendirmeleri; yaprak yüzeyinde biriken kalıntı miktarı, taç içi dağılımın düzgünlüğü, kaplama oranları ve ilaç kayıpları üzerinden yapılmıştır. Kalıntı ve kayıpların ölçümü için filtre kâğıtları, kaplama oranlarının belirlenmesi için ise suya duyarlı kartlar kullanılmıştır. İlaç yerine suda çözünebilen Tartrazine (E102) gıda boyası uygulanmış; filtre kağıtlarındaki kalıntı kolorimetrik yöntemle, kartlardaki kaplama ise ImageJ yazılımı ile analiz edilmiştir. Araştırma bulguları, düşük sürüklenmeli memelerin bodur elma ağaçlarında konvansiyonel memelere kıyasla daha yüksek kalıntı sağladığını ortaya koymuştur. Hava akımı hızına bağlı olarak, düşük sürüklenmeli memelerle elde edilen yaprak kalıntı miktarları konvansiyonel memelere göre %26 ile %32,1 oranında daha yüksek bulunmuştur. Tüm meme tiplerinde, hava akımı ve ilerleme hızındaki artış, yapraklarda ortalama kalıntı miktarının artmasına neden olmuştur. İlerleme hızındaki artışın etkisi konvansiyonel Albuz ATR memede %26,04, Lechler TR memede %22,30, düşük sürüklenmeli Albuz TVI ISO memede %8 ve Lechler ITR memede %13,92 oranında kalıntı artışı olarak belirlenmiştir. Bununla birlikte hem konvansiyonel hem de düşük sürüklenmeli memelerde hava akımı ve ilerleme hızının artışı, toprak yüzeyinde oluşan kalıntı miktarını artırmıştır. Ayrıca, düşük sürüklenmeli memelerin toprak kayıpları konvansiyonel memelere kıyasla daha yüksek bulunmuştur. İlerleme hızı ve hava akım hızı artışına bağlı olarak tüm pülverizatör ve meme tiplerinde toprağa olan kayıplar artış göstermiştir. Benzer şekilde, hava akımı ve ilerleme hızındaki artış konvansiyonel pülverizatörde her meme tipinde havaya sürüklenme miktarını artırmıştır. Kule tip pülverizatörde iki hava hızında elde edilen sonuçlar, konvansiyonel pülverizatör ile benzerlik göstermiş ve ilerleme hızı arttıkça sürüklenme miktarı da yükselmiştir. Öte yandan, hava akımı hızının artmasıyla hem konvansiyonel hem de düşük sürüklenmeli memelerle yaprak yüzeylerinde kaplama oranlarının arttığı; ilerleme hızının artmasıyla ise hem konvansiyonel hem de kule tip pülverizatörlerde kaplama oranlarının azaldığı belirlenmiştir. Genel olarak, konvansiyonel memeler yaprak yüzeylerinde düşük sürüklenmeli memelere kıyasla daha yüksek kaplama oranı sağlamıştır.
