Akademik Arşiv Sistemine Hoş Geldiniz

Ankara Ünivrsitesi Akademik Arşiv Sistemi:

  • Üniversitemiz Akademik ve Kültürel Mirasını toplama, saklama ve geniş kitlere duyurmak amacını taşır
  • Üniversitemiz akademik çıktılarını uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar
  • Etkisini artırmak için telif haklarına uygun şekilde Açık Erişime sunar

Ayrıca Üniversitemiz Önlisans, Lisans ve Yüksek Lisans ders notlarına Açık Ders Malzemeleri sistemi üzerinden erişebilirsiniz.

Akademik Arşiv Sistemi birçok farklı bölümden oluşur:

  • Dergiler = Bu kategoride Ünivrsitemizde yayınlanan dergilere ulaşabilirsiniz
  • Kitaplar= Üniversitemizde yayınlanan kitapları bu kategoride bulabilirsiniz.
  • Gazeteler= Geçmişten günümüze bazı gazetelerin, bazı sayıları sizi tarihte bir yolculuğa çıkarıcak.
  • Tezler= Yüksek Lisans, Doktora ve Uzmanlık Tezleri bu kategori altında yer almaktadır.
  • ve daha binlerce kaynak; açık, ücretsiz, bir tık yakınızda...
  • Communities in DSpace

    Select a community to browse its collections.

    Now showing 1 - 5 of 8

    Recent Submissions

    • Item type:Item,
      Akut miyokardit hastalarında monosit/hdl kolestrol oranı ile klinik sonlanımlar arasındaki i̇lişki
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2021) Karaaslan, Özge Çakmak; Ekizler, Firdevs Ayşenur; Özilhan, Murat Oğuz; Çoteli, Cem; Ünal, Sefa; Maden, Orhan
      Amaç: Miyokardit, kalp kasının enflamatuvar bir hastalığıdır. Enflamasyon ve oksidatif stresin miyokardit patogenezinde önemli bir rol oynadığı bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı akut miyokardit hastalarında klinik sonlanım noktaları ile monosit/yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL) oranı arasında ilişkininin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Mart 2009-Mart 2017 yılları arasında, akut miyokardit tanısı ile kardiyak manyetik rezonans çekilen ardışık 156 hasta çalışmaya alındı. Hastalar klinik sonlanım noktalarına göre ikiye ayrıldı. Klinik sonlanım noktası malign aritmi, takip süresince kardiyovasküler ölüm gerçekleşmesi ve yeni başlangıçlı kalp yetmezliği olarak tanımlandı. Bulgular: Klinik sonlanım izlenen hastalarda yüksek C-reaktif protein seviyesi, düşük yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterol ve glukoz değerleri, azalmış ejeksiyon fraksiyonu izlendi (hepsi için p<0,05). Gruplar arası monosit sayımı, nötrofil sayımı ve monosit/HDL oranı (MHO) klinik sonlanım izlenen grupta anlamlı oranda yüksek bulundu (hepsi için p<0,05). Çok değişkenli lojistik regresyon analizinde yüksek monosit/HDL oranının (Olasılık oranı=1,213, güven aralığı %95=1,039-1,417, p=0,015) akut miyokarditte klinik sonlanımın bağımsız öngördürüsü olduğu saptanmıştır. Sonuç: Bu parametreyi akut miyokarditli hastalarda prognozu ve olumsuz sonuçları tahmin etmek için kullanılabilir. Objectives: Myocarditis is an inflammatory disease of the heart muscle. Inflammation and oxidative stress are known to play an important role in myocarditis pathogenesis. The aim of this study is to evaluate the relationship between clinical endpoints and monocyte/high-density lipoprotein (HDL) ratio in acute myocarditis patients. Materials and Methods: Between March 2009 and March 2017, 156 consecutive patients who underwent cardiac magnetic resonance with the diagnosis of acute myocarditis were included in the study. The patients were divided into two groups according to clinical endpoints. The clinical endpoint was defined as malignant arrhythmia, cardiovascular death during follow-up, and new-onset heart failure. Results: High C-reactive protein level, low high density lipoprotein cholesterol and glucose levels, and low ejection fraction were found in patients with clinical endpoints. (p<0.05 for all). Monocyte count, neutrophil count and the monocyte/HDL ratio (MHR) were significantly higher in the clinical endpoints group (p<0.05 for all). In multivariate logistic regression analysis, higher monocyte/HDL ratio (Odds ratio=1.213, confidence interval 95%=1.039-1.417, p=0.015) was found to be an independent predictor of clinical outcome in acute myocarditis. Conclusion: Consequently, this parameter can be used to predict prognosis and clinical outcomes with acute myocarditis patients.
    • Item type:Item,
      Tiroid nodülü olan çocuklarda laboratuvar, radyolojik ve sitopatolojik değerlendirmelerin histopatolojik sonuçlarla i̇lişkisi
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2021) Çamtosun, Emine; Akıncı, Ayşehan; Çiftçi, Nurdan; Gökçe, Hasan; Kayaş, Leman
      Amaç: Çocuklarda, tiroid nodüllerinde malignite saptanma sıklığı erişkinlerden daha yüksektir. Çalışmamızda tiroid nodülü olan çocuklarda malign nodülleri saptamada etkili faktörlerin belirlenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız retrospektif, tek merkezli bir çalışmadır. Tiroid ince iğne aspirasyon biyopsisi (İİAB) uygulanan <19 yaş 92 hastanın yaş, cinsiyet, laboratuvar, görüntüleme, sitopatoloji ve cerrahi patoloji verileri kaydedildi. Sitopatolojisi benign olan hastalar benign dışı (Bethesda 3-6) olanlarla ve patolojisi malign olan hastalar benign olanlarla yaş, cinsiyet, laboratuvar ve ultrasonografi bulguları açılarından karşılaştırıldı. Bulgular: İİAB sonuçları %14,1 (13/92) tanısal olmayan, %67,4 (62/92) benign, %7,6 (7/92) önemi belirsiz atipi veya folliküler lezyon, %7,6 (7/92) folliküler tümör veya şüphesi, %2,2 (2/92) malignite şüphesi ve %1,1 (1/92) malign şeklindeydi. Benign dışı sitolojisi olanlarda nötrofil/lenfosit oranı (NLO) ve solid nodül sıklığı daha yüksekti (sırasıyla p=0,042, p=0,014). Patolojik incelemesi olan hastaların (n=21) 5’inde karsinom, 2’sinde malignite potansiyeli belirsiz tümör, 14’ünde benign durumlar saptandı. Tüm hastalar içinde malignite sıklığı %5,4 olarak saptandı. Malign patoloji saptananlarda tanı yaşı ortalaması daha düşük, NLO ve solid nodül sıklığı ise daha yüksek bulundu (sırasıyla p=0,042; p=0,016; p=0,026). İİAB’nin malign nodülü saptamadaki duyarlılığı %100, özgüllüğü %53,8, tanısal değeri %66,7 olarak belirlendi. Sonuç: NLO yüksekliği ve nodülün solid oluşu İİAB’de benign dışı sonuçlara ve histopatolojide maligniteye işaret edebilir. Tanı yaşı küçük olgularda malignite riski daha yüksek olabilir. İİAB, çocuklarda malign nodülleri saptamada yüksek hassasiyettedir, ancak özgüllüğü artırmaya yönelik çalışmalara ihtiyaç vardır. Objectives: In children, the frequency of malignancy in thyroid nodules is higher than in adults. The aim of our study was to determine the effective factors in assigning malignant nodules in children with thyroid nodule. Materials and Methods: This is a retrospective, single-center study. Age, gender, laboratory, radiological, cytopathological and pathological data of 92 patients who were <19 years old and who underwent fine needle aspiration biopsy (FNAB) were recorded. Patients with benign and nonbenign (Bethesda 3-6) cytopathologies, and also patients with malign and benign pathologies were compared in terms of age, gender, laboratory and radiological findings. Results: FNAB cytopathologies were reported as 14.1% (13/92) non-diagnostic, 67.4% (62/92) benign, 7.6% (7/92) atypia or follicular lesion of undetermined significance, 7.6% (7/92) follicular neoplasia or its suspicion, 2.2% (2/92) suspected malignancy, and 1.1% (1/92) malignant. Neutrophil/lymphocyte ratio (NLR) and the frequency of solid nodules were higher in patients with non-benign cytology (p=0.042, p=0.014, respectively). Pathological examinations (n=21) revealed five carcinomas, two neoplasias with undetermined malignant potential, and 14 benign conditions. The frequency of overall malignancy was 5.4%. The mean age at diagnosis was lower; NLR and the frequency of solid nodules were higher in those with malignant pathology (p=0.042; p=0.016; p=0.026, respectively). The sensitivity of FNAB in detecting malignant nodule was 100%, specificity was 53.8%, and its diagnostic value was 66.7%. Conclusion: High NLR and solid nodule may indicate non-benign results in FNAB and malignant histopathology. The risk of malignancy may be higher in cases of younger age at diagnosis. FNAB has high sensitivity in detecting malignant nodules in children; however, studies are needed to increase specificity.
    • Item type:Item,
      Yüz doksan yedi behçet hastasının klinik ve demografik özellikleri
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2021) Rota, Didem Dinçer; Tanacan, Efsun; İbiş, Oğulcan; Gündüz, Özge; Erdoğan, Fatma Gülru; Gürler, Aysel
      Amaç: Bu çalışmada Behçet hastalığı (BH) ile ilgili son on dört yıl içerisindeki verilerimizi (hastaların demografik, klinik özellikleri) paylaşmayı, ülkemizde yapılmış benzer araştırmaların sonuçları ile karşılaştırarak BH ile ilgili bilgilerimizi güncellemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Ocak 2006-Ocak 2020 yılları arasında Ufuk Üniversitesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Polikliniği’ne başvuran ve Uluslararası BH Çalışma Grubu (UBÇG) kriterlerine göre BH tanısı konularak BH merkezimizde takip sistemine alınan 111’i kadın, 86’sı erkek toplam 197 hastanın klinik ve demografik özellikleri incelenerek yapılan retrospektif bir çalışmadır. Bulgular: Çalışmaya 16-65 yaş arası 111 kadın ve 86 erkek hasta dahil edildi. Hastalardaki 10 erkek/kadın oranı 0,77 idi. Hastaların başvuru anındaki yaş ortalaması 37,38±13,91, ortalama hastalık başlangıç yaşı 27,07±9,77 olarak saptandı. Hastaların %100’ünde UBÇG kriterleri kullanıldığı için oral aft gözlendi. Aile öyküsü %20,8’inde pozitifti. Genital ülser %71, eritema nodozum %43,6 ve papülopüstüler lezyonlar %54,3 hastada saptandı. Hastaların %42,6’sında paterji testi pozitifti. Hastaların %38,8’inde göz, %21,3’ünde artiküler, %7,6’sında vasküler, %0,5’inde gastarointestinal ve %1,5’inde pulmoner tutulum saptandı. Sonuç: BH erken tanı ve tedavi ile morbiditesi azaltılabilen ve mortalitesi önlenebilen multisistemik bir hastalıktır. Ülkemizde görülme sıklığının yüksek olması ve multidispliner yaklaşım gerektiren bir hastalık olması nedeni ile hastalığı her yönü ile ele alacak deneyimli merkezlerin sayılarının artırılması gerekmektedir. Objectives: We aimed to share our data on Behçet’s disease (BD) collected in the last fourteen years (demographic and clinical characteristics of the patients) and to update our knowledge on BD by comparing it with the results of similar studies conducted in our country. Materials and Methods: This is a retrospective study conducted by examining the clinical and demographic characteristics of a total 197 patients, including 111 females and 86 males, who were admitted to the Ufuk University Dermatology and Venereal Diseases Polyclinic between January 2006 and January 2020 and who were diagnosed with BD according to the International BD Study Group Criteria (IBSG) and taken into the follow-up system in our BD Center. Results: One hundred eleven female and eighty-six male patients between the ages of 16 and 65 years were included in the study. The ratio of 10 men/women in patients was 0.77. The mean age of the patients at the time of presentation was 37.38±13.91 years, and the mean age at onset of disease was 27.07±9.77 years. Oral aphthae were observed in 100% of the patients because the IBSG criteria were used. Family history was positive in 20.8%. Genital ulcer was detected in 71%, erythema nodosum in 43.6% and papulopustular lesions in 54.3%. Pathergy test was positive in 42.6% of the patients. Eye involvement was detected in 38.8% of the patients, articular in 21.3%, vascular in 7.6%, gastrointestinal in 0.5% and pulmonary in 1.5%. Conclusion: BD is a multisystemic disease, morbidity of which can be reduced and mortality of which can be prevented with early diagnosis and treatment. Due to the high prevalence in our country and the fact that it is a disease that requires a multidisciplinary approach, the number of experienced centers that will deal with the disease in every aspect should be increased.
    • Item type:Item,
      Antifosfolipid sendromlu hastaların klinik özellikleri ve tekrarlayan trombozu olan hastaların farklılıkları, tek merkezli retrospektif bir çalışma
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2021) Yayla, Müçteba Enes; Yüksel, Merve; Şahin, Didem; Torgutalp, Murat; Sezer, Serdar; Dinçer, Ayşe Bahar Keleşoğlu; Gülöksüz, Emine Gözde Aydemir; Yüksel, Mehmet Levent; Ateş, Aşkın; Turgay, Tahsin Murat; Kınıklı, Günay
      Amaç: Bu çalışma üçüncü basamak sağlık hizmeti veren bir merkezde takip edilen antifosfolipid sendromu (AFAS) tanılı hastaların klinik, laboratuvar ve serolojik özelliklerini tanımlamayı ve tekrarlayan trombozu olan hastaların olası farklılıklarını ortaya koymayı amaçlamıştır. Gereç ve Yöntem: Ocak 2010-Ocak 2019 tarihleri arasında takip edilen 43 AFAS hastası geriye dönük olarak incelendi. Hastaların klinik, laboratuvar ve serolojik özellikleri kayıt altına alındı. Takibinde tekrarlayan trombozu olan ve olmayan hastalar karşılaştırıldı. P değerinin 0,05’in altında olduğu durumlar istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Kırk üç hastanın 33’ü (%76,6) kadındı. On dört (%32,6) hasta primer AFAS, 29 (%67,4) hasta ise sekonder AFAS olarak sınıflandırıldı. AFAS sınıflandırma kriterlerinde olmayan en sık görülen klinik bulgular arasında akut kutanöz lupus bulguları (%53,5), livedo retikülaris (%18,6), raynaud fenomeni (%18,6) ve trombositopeni (%30,2) ön plana çıkmaktaydı. Kadın hastaların %45,5’inde gebelik komplikasyonu tespit edildi. Kırk (%93) hastada tromboz öyküsü mevcuttu. Trombozların %76,7’si venöz %32,6’sı arteryel trombozdu. Antikoagülan tedavi altında olan 9 (20,9) hasta da dahil olmak üzere toplam 20 hastada (%50) tekrarlayan tromboz olduğu saptandı. Tekrarlayan trombozu olan hastalarda hastalık süresi daha uzun iken (p=0,004), arteryel tromboz varlığı (p=0,023) ve düşük serum C4 düzeyleri (p=0,025) daha sıktı. Sonuç: Bu çalışmada tekrarlayan tromboz ile takipli AFAS hastalarında hastalık sürelerinin daha uzun, arteryel tromboz öyküsünün daha fazla ve düşük serum C4 düzey varlığının daha sık olduğu gösterilmiştir. Objectives: The study aimed to reveal the clinical, laboratory and serological features of patients with antiphospholipid syndrome (APS) followed in a referral center and to demonstrate the possible differences of the patients with recurrent thrombosis. Materials and Methods: The data of 43 patients with APS, who applied to our center between January 2010 and January 2019, were scrutinized retrospectively. Clinical, laboratory and serological features of the patients were recorded. The patients with and without recurrent thrombosis were compared. P-value <0.05 was considered as statistically significant. Results: Thirty-three out of 43 patients (76.6%) were female. Fourteen (32.6%) patients were classified as primary APS and 29 (67.4%) patients as secondary APS. Acute cutaneous lupus findings (53.5%), livedo reticularis (18.6%), Raynaud’s phenomenon (18.6%), and thrombocytopenia (30.2%) were the most common clinical findings, which were not included in the classification criteria. Among the females with APS, pregnancy complications occurred in 45.5%. Arterial and/or venous thrombotic events were observed in 40 (93.0%) patients. Venous and arterial thrombosis were found in 76.7% and 32.6% of the patients, respectively. Recurrent thrombosis was detected in 20 (50.0%) of the patients with thrombosis, nine of whom (20.9%) were under anticoagulant treatment. In patients with recurrent thrombosis, the disease duration was longer (p=0.004), arterial thrombosis (p=0.023) and low serum C4 levels (p=0.025) were more frequent. Conclusion: In this cohort of the patients with APS, we showed that the disease duration was longer, the history of arterial thrombosis and low serum C4 levels were more frequent in the patients with recurrent thrombosis than in the patients without recurrent thrombosis.
    • Item type:Item,
      Acil servise başvuran hastaların direkt ve endirekt maliyet analizi
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2021) Kır, Pınar; Oğuz, Ahmet Burak; Polat, Onur; Haliloğlu, Ebru Yüksel; Eneyli, Müge Günalp; Genç, Sinan; Koca, Ayça
      Amaç: Acil serviste (AS) hasta fiili işlem süresinde kaynak ve iş gücü kullanımının belirlenerek triyaj seviyelerine göre toplam maliyetlerin ve toplam maliyete etki eden faktörlerin saptanmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışma, üçüncü basamak bir hastanenin AS’sine başvuran 45.443 hasta arasından, beşli triyaj sisteminde başvuru sıklığına göre belirlenen tanılara sahip 1,171 hastanın katılımıyla gerçekleştirilen prospektif kesitsel gözlemsel bir araştırmadır. Klinik kararın verilme zamanına kadar geçen süre fiili işlem süresi olarak belirlenmiştir. Bu sürede hasta için kullanılan işçilik dahil tüm kaynaklar ve bu kaynaklara ait giderler kaydedilerek fiili maliyet ölçülmüş ve her bir triyaj seviyesi için ortalama kişi başı maliyet hesaplanmıştır. Bulgular: AS’ye gelen hastalar triyaj seviyelerine göre gruplandırıldığında, bu gruplar için toplam hasta maliyetinin faturalandırılan fiyatları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı. Toplam maliyetlere etki eden faktörler incelendiğinde triyaj seviyeleri arasında toplam maliyetlerin anlamlı derecede farklı olduğu gözlendi. Yaş ile toplam maliyet arasında yapılan korelasyon analizinde yaş arttıkça toplam maliyet miktarının arttığı gözlendi. Sonuç: Çok değişkenli analizlerde cinsiyet, yaş, triyaj seviyesi ve geliş tipinin toplam maliyet ile ilişkili olduğu gözlendi. Çok ciddi gelir gider döngüsü olan AS’lerde maliyet sisteminin oturmuş olması ve etkin maliyet yönetiminin uygulanması, hastanelerde gerek yönetimin başarısı gerekse kurumun veya birimin sürekliliği açısından büyük öneme sahiptir. Bu çalışmada, ortaya konulan bulgular neticesinde, faaliyet tabanlı maliyetlendirme yöntemi kullanılarak daha doğru/güvenilir sonuçlara ulaşılacağı gösterilmiştir. Objectives: To determine the use of resources and workforce in the actual procedure time of the patient in the emergency department (ED), and to determine the total costs according to the triage levels and the factors affecting the total cost. Materials and Methods: This study is a prospective cross-sectional observational study conducted with the participation of 1,171 patients with diagnoses determined according to the frequency of presentation in the five-level triage system among 45,443 patients who applied to the ED of a tertiary hospital. The time until the clinical decision is made was determined as the actual processing time. During this period, the actual cost was measured by recording all the resources used for the patient, including workforce and the expenses of these resources, and the average per-person cost for each triage level was calculated. Results: When patients coming to the ED were grouped according to their triage levels, a statistically significant difference was found between the invoiced prices of the total patient cost for these groups. When the factors affecting the total costs were examined, it was observed that the total costs were significantly different among the triage levels. In the correlation analysis made between age and total cost, it was observed that the amount of total cost increased with increasing age. Conclusion: In multivariate analyzes, it was observed that gender, age, triage level, and type of arrival were associated with total cost. The establishment of the cost system and the implementation of effective cost management in EDs, which have a very serious income and expense cycle, are of great importance in terms of both the success of the management and the continuity of the institution or unit in hospitals. In this study, as a result of the findings revealed, it has been shown that more accurate/reliable results can be achieved by using an activity-based costing system.