Akademik Arşiv Sistemine Hoş Geldiniz

Ankara Ünivrsitesi Akademik Arşiv Sistemi:

  • Üniversitemiz Akademik ve Kültürel Mirasını toplama, saklama ve geniş kitlere duyurmak amacını taşır
  • Üniversitemiz akademik çıktılarını uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar
  • Etkisini artırmak için telif haklarına uygun şekilde Açık Erişime sunar

Ayrıca Üniversitemiz Önlisans, Lisans ve Yüksek Lisans ders notlarına Açık Ders Malzemeleri sistemi üzerinden erişebilirsiniz.

Akademik Arşiv Sistemi birçok farklı bölümden oluşur:

  • Dergiler = Bu kategoride Ünivrsitemizde yayınlanan dergilere ulaşabilirsiniz
  • Kitaplar= Üniversitemizde yayınlanan kitapları bu kategoride bulabilirsiniz.
  • Gazeteler= Geçmişten günümüze bazı gazetelerin, bazı sayıları sizi tarihte bir yolculuğa çıkarıcak.
  • Tezler= Yüksek Lisans, Doktora ve Uzmanlık Tezleri bu kategori altında yer almaktadır.
  • ve daha binlerce kaynak; açık, ücretsiz, bir tık yakınızda...
  • Communities in DSpace

    Select a community to browse its collections.

    Now showing 1 - 5 of 8

    Recent Submissions

    • Item type:Item,
      Koagülaz negatif stafilokoklarda biyofilm oluşumunun çeşitli kongo kırmızısı besiyerlerinde değerlendirimi
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2021) Öcal, Duygu; Tekeli, Alper; Dolapçı, Eştar
      Amaç: Bu çalışmada koagülaz negatif stafilokok (KNS) izolatlarının biyofilm oluşturma özelliklerinin saptanmasında kullanılan Kongo kırmızısı agar (KKA) besiyeri ve modifikasyonlarının performanslarının mikroplak yöntemi ile karşılaştırılarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 24’ü (%30) kateter kolonizanı, 13’ü (%16,25) kan dolaşım enfeksiyonu (KDE) etkeni, 20’si (%25) kateter ilişkili kan dolaşım enfeksiyonu (KİKDE) etkeni ve 23’ü (%28,75) hastane çalışanlarının burun boşluklarından elde edilen olmak üzere toplam 80 KNS izolatı değerlendirilmiştir. Biyofilm özelliklerinin incelenmesinde KKA besiyerleri [KKA G (%2 glukoz ilaveli), KKA GN (%2 glukoz ve %1,5 NaCl ilaveli), KKA GNV (%2 glukoz, %1,5 NaCl 0,5 µg/mL vankomisin ilaveli)] ve mikroplak yöntemi kullanılmıştır. Mikroplak yöntemi ile kıyaslanarak KKA besiyerleri için duyarlılık, özgüllük, pozitif ve negatif prediktif değerleri hesaplanmıştır. Bulgular: İzolatların %36,25’i Staphylococcus hominis, %35’i Staphylococcus epidermidis, %13,75’i Staphylococcus haemolyticus, %11,25’i Staphylococcus capitis, %2,5’i Staphylococcus saprophyticus ve %1,25’i Staphylococcus warnerii olarak tiplendirilmiştir. KKA yöntemi ile 34’ü (%42,5), mikroplak yöntemi ile 57’si (%71,25) [18’i (%22,5) zayıf, 24’ü (%30) orta kuvvette ve 15’i (%18,75) kuvvetli], biyofilm pozitif olarak saptanmıştır. KDE etkeni olan KNS’lerin 6’sı (%7,5), KİKDE etkeni olan KNS’lerin 20’si (%25), kateter kolonizanı olanların 18’i (%22,5), burun boşluklarından izole edilenlerin 13’ü (%16,25) çeşitli kuvvetlerde biyofilm oluşturmuştur. KKA, KKA G ve KKA GN ve KKA GNV yöntemlerinin duyarlılıkları sırasıyla %59,6, %59,6, %59,6 ve %58,2, özgüllükleri ise %100’dür. Sonuç: Stafilokok türlerinde biyofilm oluşumu çeşitli çevresel koşullardan ve besiyeri içeriğinden etkilenmektedir. Çalışmamızda stafilokok izolatlarında biyofilm oluşumunu değerlendirmek için, modifiye KKA besiyerlerinin orijinal KKA besiyerine göre üstünlüğü saptanmamıştır. Biyofilm üreten bakterilerin saptanmasında KKA ve modifiye formlarına kıyasla, mikroplak yönteminin kullanılması daha uygundur. Objectives: In this study, it was aimed to evaluate the performance of different Congo red agar (CRA) media and its modifications in comparison with the microplate method in the demonstration of biofilm formation in coagulase negative staphylococcus (CoNS) isolates. Materials and Methods: A total of 80 CoNS isolates, including 24 (30%) catheter colonizers, 13 (16.3%) bloodstream infection (BSI) agents, 20 (25%) catheter-related bloodstream infection (CR-BSI) agents and 23 (28.8%) obtained from the nasal cavities of hospital staff, were evaluated in the study. In the determination of biofilm formation, CRA mediums (CRA G (2% glucose added), CRA GN (2% glucose and 1.5% NaCl added), CRA GNV (2% glucose, 1.5% NaCl 0.5 µg/mL vancomycin added) and microplate method were used. Sensitivity, specificity, positive predictive and negative predictive values were calculated by comparing with the microplate method. Results: Staphylococcus hominis was the most frequently detected species (36.25%), followed by Staphylococcus epidermidis (35%), Staphylococcus haemolyticus (13.75%), Staphylococcus capitis (11.25%), Staphylococcus saprophyticus (2.5%), and Staphylococcus warneri (1.25%). Thirty-four (42.5%) isolates were detected by CRA method, 57 (71.25%) [18 (22.5%) weak, 24 (30%) medium strength, 15 (18.75%) strong biofilm] isolates were detected by microplate method. Six (7.5%) of CoNS agents of BSI, 20 (25%) of CoNS agents of CRBSI, 18 (22.5%) of those with catheter colonization, 13 (16.3%) of those isolated from nasal cavities formed a biofilm of varying strengths. The sensitivities of the CRA, CRA G, CRA GN and CRA GNV methods were 59.6%, 59.6%, 59.6% and 58.2%, and their specificities were 100%, respectively. Conclusion: Biofilm formation in staphylococcal species is affected by various environmental conditions and media content. To assess biofilm formation in all staphylococcal isolates, no superiority of modified CRA media was found over the original CRA. Microplate method can be recommended as a general screening method for the detection of biofilm-producing bacteria, compared to CRA and its modified forms.
    • Item type:Item,
      Ultrasonography use in emergency health services
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2021) Gülünay, Behnan; Günsoy, Ertuğ
      Ultrasonography (US) technology, which is currently used to facilitate the diagnosis and treatment of myriad conditions, was introduced into the field of medicine in 1940s. US has been increasingly spreading to nearly all branches of medicine in proportion to the developments in US technology. Therefore, pre-hospital emergency healthcare providers routinely use small size portable devices, even in ambulances, during the transfer of patients from the field to the hospital, which reduces the diagnosis and triage time of the patients and increases the survival rates relatively. However, due to the lack of necessary training activities, proper use of US devices constitutes a professional challenge for pre-hospital emergency healthcare providers. Although there are some in-service training programs targeting the use of US, a more functional and ideal approach should be to integrate both the theoretical and practical knowledge pertaining to US into the educational curricula of the related departments in the universities. A possible program should be mainly pragmatic by focusing on the life-threatening conditions in the pre-hospital area. Halen sayısız durumun teşhis ve tedavisini kolaylaştırmak için kullanılan ultrasonografi (US) teknolojisi, 1940’larda tıp alanına girmiştir. US teknolojisindeki gelişmelerle orantılı olarak tıbbın neredeyse tüm branşlarında giderek yaygınlaşmaktadır. Bu nedenle, hastane öncesi acil sağlık hizmeti sağlayıcıları, hastaların alandan hastaneye nakledilmesi sırasında ambulanslarda bile çoğunlukla küçük boyutlu taşınabilir cihazları rutin olarak kullanmakta, bu da hastaların teşhis ve triyaj süresini azaltıp, hayatta kalma oranlarını nispeten artırmaktadır. Bununla birlikte, gerekli eğitim faaliyetlerinin eksikliğinden dolayı, US cihazlarının uygun şekilde kullanılması, hastane öncesi acil sağlık hizmeti sağlayıcıları için profesyonel bir zorluk teşkil etmektedir. US kullanımını hedefleyen bazı hizmet içi eğitim programları olmasına rağmen, daha işlevsel ve ideal bir yaklaşım, US alanında hem teorik hem de pratik bilgilerin üniversitelerdeki ilgili bölümlerin eğitim müfredatlarına entegre edilmesi olmalıdır. Hastane öncesi alandaki yaşamı tehdit eden koşullara odaklanması beklenen bu türde hazırlanacak olası bir program esas olarak pragmatik olmalıdır.
    • Item type:Item,
      Congenital absence of portal vein presenting with macroscopic hematuria: a case report with a brief review of the literature
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2021) Yılmaz, Cavit Hüseyin; Karaca, Can Avni
      Congenital absence of the portal vein is a rare clinical entity in which portal blood flow is partially or totally diverted to the systemic circulation. This condition causes a myriad of clinical symptoms and is associated with other congenital abnormalities mostly of cardiac and vascular origin. A 14-year-old male patient with type IB Abernethy malformation who presented with macroscopic hematuria was treated with live donor liver transplantation. The medical recordings of the patient were retrospectively reviewed, and the case was presented with a brief review of the literature. The patient had associating nut-cracker syndrome and liver masses that were revealed to be focal nodular hyperplasia. The patient is doing well in the postoperative course. Liver transplantation offers a safe and radical treatment for this very rare anatomic malformation. It not only corrects aberrant portal flow but also prevents other life-threatening complications such as hepatopulmonary syndrome and possible liver malignancies. Portal venin konjenital yokluğu, portal kan akışının kısmen veya tamamen sistemik dolaşıma yönlendirildiği nadir bir klinik tablodur. Bu durum, sayısız klinik semptomlara neden olur ve çoğunlukla kardiyak ve vasküler kaynaklı diğer konjenital anormalliklerle ilişkilidir. Burada makroskopik hematüri ile başvuran tip IB Abernethy malformasyonlu 14 yaşında erkek hasta sunulmuş olup, olgu canlı donör karaciğer transplantasyonu ile tedavi edilmiştir. Hastanın tıbbi kayıtları geriye dönük olarak gözden geçirilerek olgu, literatürün kısa bir gözden geçirmesi ile birlikte sunulmuştur. Hastada fokal nodüler hiperplaziye ait karaciğer kitleleri ile birlikte nutcracker sendromu da mevcuttu. Hasta postoperatif dönemde sorunsuz seyretmiştir. Karaciğer nakli, bu çok nadir görülen anatomik malformasyon için güvenli ve radikal bir tedavi sunar. Sadece anormal portal akışı düzeltmekle kalmaz, aynı zamanda hepatopulmoner sendrom ve diğer olası karaciğer maligniteleri gibi diğer yaşamı tehdit eden komplikasyonları da önler.
    • Item type:Item,
      Management of a rare case: transverse testicular ectopia associated with persistent mullerian duct syndrome
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2021) Demirtaş, Mehmet Semih; Tuşat, Mustafa
      Transvers testiküler ektopi (TTE), her iki testisin de aynı hemiskrotuma veya inguinal bölgeye migrasyonu ile karakterize erkek çocuklarda nadir görülen bir konjenital anomalidir. TTE olgularına, müllerian kanal yapılarının varlığı ile birlikte fenotipik olarak erkek olan, karakterize kalıcı müllerian kanal sendromu eşlik eder. Persistan Müllerian kanal sendromu, anti-müllerian hormonun veya reseptörünün genetik kusurundan kaynaklanır. Bu olguda, sağ kasıkta şişlik ve palpe edilemeyen sol testis ile başvuran 12 yaşında bir erkek çocukta persistent müllerian duktus sendromu ile ilişkili bir transvers testis ektopisi bildirdik. Hasta fıtık kesesinin yüksek ligasyonu, müllerian yapıların eksizyonu ve transseptal orşiopeksi ile tedavi edildi. Olguların cerrahi yaklaşımında, testislere ve diğer komşu yapılara zarar vermeden, müllerian yapıların mümkün olduğunca çıkarılması ve testislerin palpe edilebilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Transverse testicular ectopia (TTE) is a rare congenital anomaly in boys, which is characterized by the migrate of both testicles towards the same hemiscrotum or inguinal region. TTE cases are accompanied by the characterized persistent mullerian duct syndrome, which is phenotypically male, with the presence of mullerian duct structures. Persistent Müllerian duct syndrome is caused either by the genetic defect of the anti-mullerian hormone or its receptor. In this case, we reported a TTE associated with persis-tent mullerian duct syndrome in a 12-year-old boy who presented with swelling in the right groin and non-palpable left testis. The patient was treated with high ligation of the hernia sac, excision of mullerian structures and transseptal orchiopexy. In the surgical approach of the cases, we think that removing the mullerian structures as much as possible and making the testicles palpable without damaging the testicles and other adjacent structures are important.
    • Item type:Item,
      İmmün sağlam bireyde hhv-7 i̇lişkili geçici splenial lezyon ile birlikte hafif ensefalit/ensefalopati (mers), olgu sunumu ve literatür taraması
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2021) Demirkıran, Burcu Çalışkan; Yalçı, Aysun; Filiz, Mine; Artuk, Cumhur; Bulut, Cemal; Avcı, İsmail Yaşar
      Bilinen kronik hastalığı olmayan 26 yaşında erkek hasta ateş, baş ağrısı ve diplopi şikayetleri ile hastaneye başvurdu. Nörolojik muayenesi doğaldı ve meningeal irritasyon bulgusu yoktu. Beyin manyetik rezonans görüntülemede (MRG) korpus kallozum splenial bölgede hafif geçici sitotoksik lezyon (MERS-tip 1) görüldü. Beyin omurilik sıvısı (BOS) incelemesinde mononükleer pleositoz, artmış protein düzeyi ve insan herpes virüs-7 (HHV-7) DNA pozitifliği tespit edildi. BOS bulguları ile HSV-1 ensefalitine yönelik ampirik başlanan asiklovir tedavisi almaktayken klinik iyileşme gözlendi. Bu olguyu, immün sağlam bireyde hafif geçici splenial lezyon ile seyreden HHV-7 ensefaliti olgusu olduğu için sunmaya değer bulduk. A 26-year-old male without any chronic disease was admitted to the hospital with fever, headache and diplopia. Neurological examination was normal and there were no signs and symptoms of meningeal irritation. On brain magnetic resonance imaging (MRI), a mild transient cytotoxic lesion (MERS-type 1) was observed in the splenial region of the corpus callosum. Mononuclear pleocytosis, increased protein level and HHV-7 DNA positivity were detected in the cerebrospinal fluid (CSF) examination. Clinical improvement was observed while receiving empirical acyclovir treatment for HSV-1 encephalitis with CSF findings. We found this case worth presenting because there was an HHV-7 encephalitis case with mild transient splenial lesion in an immunocompetent individual.