Akademik Arşiv Sistemine Hoş Geldiniz

Ankara Ünivrsitesi Akademik Arşiv Sistemi:

  • Üniversitemiz Akademik ve Kültürel Mirasını toplama, saklama ve geniş kitlere duyurmak amacını taşır
  • Üniversitemiz akademik çıktılarını uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar
  • Etkisini artırmak için telif haklarına uygun şekilde Açık Erişime sunar

Ayrıca Üniversitemiz Önlisans, Lisans ve Yüksek Lisans ders notlarına Açık Ders Malzemeleri sistemi üzerinden erişebilirsiniz.

Akademik Arşiv Sistemi birçok farklı bölümden oluşur:

  • Dergiler = Bu kategoride Ünivrsitemizde yayınlanan dergilere ulaşabilirsiniz
  • Kitaplar= Üniversitemizde yayınlanan kitapları bu kategoride bulabilirsiniz.
  • Gazeteler= Geçmişten günümüze bazı gazetelerin, bazı sayıları sizi tarihte bir yolculuğa çıkarıcak.
  • Tezler= Yüksek Lisans, Doktora ve Uzmanlık Tezleri bu kategori altında yer almaktadır.
  • ve daha binlerce kaynak; açık, ücretsiz, bir tık yakınızda...
  • Recent Submissions

    • Item type:Item,
      Tarihsel Türk dilinden Başkurt Türkçesine Türk dilinde kişisizleştirme stratejileri ve kişisizleştirmenin edilgenlikle ilişkisi
      (Ankara Üniversitesi, 2026) Aydın, Tülay Karakaya
      Bu tezde, Türk dilinin Oguz dalının Eski Türkçe döneminden Erken Modern Türkçe dönemine uzanan bir hatta yazılı külliyatı ile İdil-Ural Kıpçak Türk lehçesi Başkurt Türkçesini kapsayan bir bütünce üzerinden etken ve edilgen çatılarda görülen kişisiz kuruluşlar art zamanlı ve karşılaştırmalı bir yaklaşımla incelenmiştir. Türk dilinin Oguz dalına ait ve en erken 7. yy.’a tarihlenebilen metinlerden Erken Modern ve Çağdaş Modern Başkurt Türkçesine uzanan dil sürekliliği ve yazılı külliyatın tür çeşitliliği dikkate alınarak bu kuruluşların tarihsel gelişimi açıklanmıştır. Tez Giriş; 1. Bölüm: Kişisiz Kuruluşlar, Kişisizleştirme, Edilgenlik ve Edilgenliğin Kişisizleştirme ile İlişkisi: Teorik Bir Bakış; 2. Bölüm: Tarihsel Türk Dilinden Başkurt Türkçesine Kişisizleştirme Stratejileri ve Kişisiz Kuruluşlar; 3. Bölüm: Tarihsel Türk Dilinden Başkurt Türkçesine Edilgenliğin Kişisizleştirme ile İlişkisi ve Sonuç bölümlerinden oluşmaktadır. Tezin ‘Giriş’ bölümünde tezin konusu ve amacı, tezin sınırları ve kullanılan yöntem açıklanmıştır. Tezin Birinci Bölümde kişisiz kuruluşlar, kişisizleştirme, edilgenlik ve edilgenliğin kişisizleştirme konusunun kuramsal çerçevesi çizilmiş, alan bilim yazını değerlendirilmiştir. Kişisizlik kavramı söz dizimsel, anlamsal ve biçim birimsel bakış açılarıyla ele alındığı için, bu tezde söz konusu kuramsal yaklaşımların tümü dikkate alınmış; bu doğrultuda kişisizleştirme stratejileri ile bu stratejilerin belirlenmesinde kullanılan kriterler ortaya konmuştur. Kişisizleştirme stratejileri söz dizimsel açıdan öznenin varlığı ya da yokluğu; anlamsal açıdan ise eyleyicinin bulunup bulunmaması ölçütleri temel alınarak değerlendirilmiştir. Bu değerlendirme sonucunda ortaya çıkan terimsel sınıflandırma, özneli eyleyicisiz, öznesiz eyleyicisiz ve özneli eyleyicili gibi kategorileri içermektedir. Tezin İkinci Bölümünde, Tarihsel Türk Dili ve Başkurt Türkçesinde kişisizleştirme stratejileri ve kriterleri, özneli eyleyicisiz veya öznesiz eyleyicisiz kişisizleştirme stratejileri ile eyleyicili kişisizleştirme stratejileri temelinde sınıflandırılmıştır. Buna göre TTD ve Bşk.’deki kişisiz kuruluşlar, tanıklanan örnekler üzerinden incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Tezin Üçüncü Bölümünde, Tarihsel Türk Dili ve Başkurt Türkçesindeki edilgen kuruluşlar incelenmiştir. Bu bölümde, etken kişisiz kuruluşlar ile kişisiz edilgen kuruluşlar arasındaki ilişkinin daha iyi anlaşılması amacıyla, özellikle kişili edilgen kuruluşlara da yer verilmiş ve buna göre kişili ve kişisiz edilgen ayrımı daha somut veriler ışığında açıklanmıştır. Tezin Sonuç Bölümünde, TTD ve Bşk’deki etken kişisiz ve özellikle kişisiz edilgen kuruluşlar hakkında genel bir değerlendirme sunulmuştur. Ayrıca, TTD ve Bşk’de kişisizlik ve edilgenliğin düz yazı veya şiir metinlerindeki kullanım yeri/bağlamı ile sözlü ve yazılı edebiyat türlerinde bu ifadelerin kullanım sıklığı ve işlevine dair somut veriler ortaya konulmuştur.
    • Item type:Item,
      Insulation-tipped knife as an endoscopic treatment method for benign anastomotic stricture after low anterior resection
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2022) İbiş, Mehmet; Ergin, Mustafa
      Benign anastomotic strictures are one of the most common complications after low anterior resection. While endoscopic treatments such as balloon dilation can be applied to these strictures, some patients may require surgical treatment. We present a 65-year-old patient who developed benign anastomotic stenosis after low anterior resection, and the stenosis did not heal despite recurrent balloon dilatation, and we performed an incision with an Insulation-Tipped (IT) knife. After the incision with the IT knife, the patient is followed up asymptomatically. Benign anastomoz darlıkları, low anterior rezeksiyon sonrası en sık görülen komplikasyonlardan biridir. Bu darlıklara balon dilatasyonu gibi endoskopik tedaviler uygulanabilirken bazı hastalarda cerrahi tedavi gerekebilir. Low anterior rezeksiyon sonrası semptomatik benign anastomoz darlığı gelişen ve tekrarlayan balon dilatasyonlarına rağmen darlığı iyileşmeyen, Insulation-Tipped (IT) knife ile insizyon yaptığımız 65 yaşında bir hastayı sunduk. IT knife ile yapılan tedavinin ardından hasta asemptomatik olarak takip edilmektedir.
    • Item type:Item,
      Trichosporon asahii superinfection in a patient with covid-19
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2022) Budak, Serdar; Yılmaz, Gülseren; Kaya, Ebru; Altunbay, Ramazan Ahmet; Bayer, Tuğçe; Cinel, Gizem; Kahraman, Emirhan; Kölgeli, Okan; Şahin, Ayça Sultan; Topal, Ümmühan; Salihoğlu, Ziya
      The use of immunosuppressant drugs to treat immunological storms in patients with severe coronavirus disease-2019 (COVID-19) infection has increased considerations concerning fungal infections. In this patient subset with immune compromise, Trichosporon Asahii (T. asahii) may cause significant mortality. In this case report, a 60-year-old patient who developed T. Asahii fungemia while being followed in the intensive care unit due to COVID-19 pneumonia was presented. Şiddetli koronavirüs hastalığı-2019 (COVID-19) enfeksiyonu olan hastalarda immünolojik fırtınaları tedavi etmek için immünosüpresan ilaçların kullanılması, mantar enfeksiyonlarına ilişkin endişeleri artırmıştır. Trichosporon Asahii (T. asahii), özellikle kritik hastalarda ve bağışıklığı baskılanmış bireylerde önemli mortaliteye sahip, oldukça dirençli bir patojendir. Bu olgu sunumunda, COVID-19 pnömonisi nedeniyle yoğun bakım ünitesinde takip edilirken T. Asahii fungemisi gelişen 60 yaşında bir hasta sunulmaktadır.
    • Item type:Item,
      Fokal Nodüler Hiperplazide Cerrahiye Karar Verme: On Yedi Erişkin Olgu ile Tek-Merkez Deneyimi
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2022) Kırımker, Elvan Onur; Yılmaz, Mehmet Emre
      Fokal nodüler hiperplazi (FNH) genellikle opere edilmez. Tanısal zorluklar ve semptomatik lezyonlar cerrahi için yaygın endikasyonlardır. Bu çalışma, karaciğer ameliyatları sonrası patoloji sonucu FNH olarak raporlanan olgularda ameliyat endikasyon ve sonuçlarının incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Ekim 2009-Mart 2018 tarihleri arasında Ankara Üniversitesi Hastaneleri’nde opere edilen ve patolojisi FNH olarak raporlanan hastalar incelendi. Hastaların 12’sinde bazı karın semptomları vardı, dördünde ise herhangi bir semptom rapor edilmedi. Tüm hastalara bilgisayarlı tomografi, ultrasonografi veya manyetik rezonans görüntülemeden en az bir görüntüleme yöntemi uygulandı. Sadece üç hastaya kesin FNH tanısı konuldu ve bu hastalar aynı zamanda semptomatikti. Ameliyat öncesi grupta sarılık görülmedi. Sadece bir hastada ameliyat öncesi hafif yüksek karaciğer enzim seviyeleri görüldü. Pankreatoduodenektomi ve kolesistektomi gibi ek prosedürler uygulanan iki hasta dışında tüm hastalara çeşitli tiplerde hepatektomi uygulandı. Hastaların sadece üçünde intraabdominal apse, safra kaçağı ve pulmoner emboli gibi postoperatif komplikasyonlar gelişti. Mortalite izlenmedi. FNH olgularında cerrahi nadiren gereklidir. Ancak lezyonun FNH dışında bir lezyon olduğundan şüphelenildiğinde ve hasta semptomatikse genellikle cerrahi yaklaşım tercih edilir Surgery is rarely a necessity for the removal of focal nodular hyperplasia (FNH) lesions. Diagnostic challenges and symptomatic lesions are common indications for surgery. This study was conducted for the purposes of analyzing the indications and results of liver surgeries, revealing FNH in further examinations from specimens sent to pathology. The patients that were operated for liver lesions revealed as FNH at pathological examinations at Ankara University Hospitals between October 2009 and March 2018 were included in this study. Twelve of the patients had some abdominal symptoms, with the remaining four having no reported symptoms. All patients were subjected to at least one imaging modality from computed tomography, ultrasonography or magnetic resonance imaging. Only three patients were diagnosed with certain FNH and were also symptomatic. No jaundice was observed in the group before surgery. Only one patient demonstrated mildly elevated preoperative liver enzyme levels. All patients underwent several types of hepatectomies except for two patients undergoing additional procedures such as pancreatoduodenectomy and cholecystectomy. Only three of the patients had postoperative complications including intraabdominal abscess, biliary leak and pulmonary embolism. No mortality occurred among the group. Surgery is rarely a necessity in the cases of FNH. However, surgical approach is generally preferred when the lesion is suspected to be a lesion other than FNH.
    • Item type:Item,
      Demir eksikliği tespit edilip anemi tespit edilmeyen hastalar ile yaş uyumlu sağlıklı kontroller arasındaki enflamasyon ve oksidatif durumu gösteren hematolojik ve biyokimyasal parametrelerin karşılaştırılması
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2022) Ertem, Şeyma; Ensari, Cüneyt; Erel, Özcan
      Amaç: Anemi olmadan demir eksikliği olan hastalar ile oksidatif durumu etkileyen tiyol disülfid dengesi arasındaki ilişkinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Pediatri polikliniğinde başvuran 5-15 yaş aralığı demir eksikliği (n=35) olan grup ile yaş ve cinsiyet uyumlu sağlıklı kontrol grubunun (n=36) oluşturduğu toplam 71 olgu çalışmaya dahil edildi. Demir eksikliği tanısı, yaş ve cinsiyete göre normal hemoglobin seviyesine sahip olup, ferritin değeri <12 ng/mL altında olan hastalara konuldu. Bulgular: Demir eksikliği grubunda ferritin düzeyi 11,01±0,89 ng/mL iken, kontrol grubunda ise 25,27±2,57 ng/mL idi (p<0,001). Demir eksikliği grubunda nativ tiyol ve total tiyol değerleri anlamlı olarak düşükken (p<0,001 ve p<0,001, sırasıyla), disülfid, disülfid/nativ tiyol ve disülfid/total tiyol değerleri anlamlı olarak yüksekti (p<0,001, p<0,001 ve p<0,001, sırasıyla). Ferritin düzeyi ile sadece total tiyol düzeyi arasında pozitif korelasyon mevcuttu (r=0,330, p=0,049). Sonuç: Bu çalışmada anemi olmadan da demir eksikliğinin oksidatif strese neden olduğu izlendi. Objectives: We aimed to investigate the relationship between iron deficiency without anemia and thiol disulphide homeostasis, which effected oxidative status. Materials and Methods: A total of 71 cases, including the 5-15 age group with iron deficiency (n=35) and age- and gender-matched healthy control group (n=36), who applied to the pediatric outpatient clinic, were enrolled in the study. The diagnosis of iron deficiency was established for the patients who had normal hemoglobin levels considering age and gender, and whose ferritin value was <12 ng/mL. Results: Ferritin levels were 11.01±0.89 ng/mL in patients with iron deficiency and 25.27±2.57 ng/mL in healthy controls (p<0.001). In patients with iron deficiency, native thiol and total thiol levels were significantly lower (p<0.001 and p<0.001, respectively), and disulphide, disulphide/native thiol ratio and disulphide/total thiol ratio were significantly higher (p<0.001, p<0.001 and p<0.001, respectively). Only total thiol levels had positive correlation with ferritin levels (r=0.330, p=0.049). Conclusion: In this study, we showed that iron deficiency has effect on oxidative stress.