Akademik Arşiv Sistemine Hoş Geldiniz

Ankara Ünivrsitesi Akademik Arşiv Sistemi:

  • Üniversitemiz Akademik ve Kültürel Mirasını toplama, saklama ve geniş kitlere duyurmak amacını taşır
  • Üniversitemiz akademik çıktılarını uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar
  • Etkisini artırmak için telif haklarına uygun şekilde Açık Erişime sunar

Ayrıca Üniversitemiz Önlisans, Lisans ve Yüksek Lisans ders notlarına Açık Ders Malzemeleri sistemi üzerinden erişebilirsiniz.

Akademik Arşiv Sistemi birçok farklı bölümden oluşur:

  • Dergiler = Bu kategoride Ünivrsitemizde yayınlanan dergilere ulaşabilirsiniz
  • Kitaplar= Üniversitemizde yayınlanan kitapları bu kategoride bulabilirsiniz.
  • Gazeteler= Geçmişten günümüze bazı gazetelerin, bazı sayıları sizi tarihte bir yolculuğa çıkarıcak.
  • Tezler= Yüksek Lisans, Doktora ve Uzmanlık Tezleri bu kategori altında yer almaktadır.
  • ve daha binlerce kaynak; açık, ücretsiz, bir tık yakınızda...
  • Communities in DSpace

    Select a community to browse its collections.

    Now showing 1 - 5 of 8

    Recent Submissions

    • Item type:Item,
      3 Tesla mr cihazında beyin diffüzyon değerlerinde hemisferik farklılıklar
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2019) Peker, Elif; Çoruh, Ayşegül Gürsoy; Erden, İlhan
      Bu çalışmanın amacı, beynin farklı anatomik bölgelerindeki diffüzyon değerlerinin değişkenliğinin ortaya konmasıdır. 3 Tesla MR cihazında beyin görüntülemesi yapılan 190 hastanın diffüzyon MR görüntüleri değerlendirilmiştir. Hastalar 20- 29, 30-39, 40-49, 50-59, 60-69 yaşları arasında gruplara ayrılmışlardır. ROIler frontal, temporal, oksipital, paryetal loblara, her iki serebelluma ve talamuslara her iki hemisferde eşit boyutta olacak şekilde yerleştirilmiştir. Elde edilen ADC değerleri ventrikülden elde edilen ADC değerlerine bölünerek standardize edilmiştir. Çalışmaya yaşları 20 ile 69 arasında değişen 97 erkek, 93 kadın olmak üzere, 190 hasta dahil edilmiştir. ADC değerlerinin ortalaması frontal lobda=726,8x10-3 mm2 /sn (532-945x10-3 mm2 /sn), serebellumda=680x10-3 mm2 /sn (586-816x10-3 mm2 /sn), talamusta=725,8x10-3 mm2 /sn (609-996x10-3 mm2 /sn), temporal lobda=791,2x10-3 mm2 /sn (448-945x10-3 mm2 /sn), paryetalde: 789,9x10-3 mm2 / sn (671-935x10-3 mm2 /sn), oksipitalde=790,6x10-3 mm2 /sn (690-973 x10-3 mm2 /sn) olarak bulunmuştur. Tüm beyin değerlendirildiğinde parankim/ ventrikül ADC değerleri talamus, paryetal ve oksipital loblarda sağ ve sol lob arasında anlamlı fark izlenmezken (sırasıyla p=0,600, p=0,430, p=0,227), frontal, temporal loblarda ve serebellumda anlamlı fark saptanmıştır (sırasıyla p=0,011, p=0,000, p=0,000). Tüm loblar için yaş grupları arasında anlamlı fark izlenmiştir. Frontal lob, serebellum, talamus, temporal, paryetal ve oksipital lob değerlendirildiğinde en yüksek ADC değerleri 60- 69 yaşları arasında elde edilmiştir (748±44x10-3 mm2 /sn, 689±34x10-3 mm2 /sn, 731± 41x10-3 mm2 /sn, 827±41x10-3 mm2 /sn, 809±56x10-3 mm2 /sn, 821±56x10-3 mm2 /sn). Beynin farklı anatomik bölgelerinde, aynı anatomik bölgede olsa da farklı yaş gruplarında diffüzyon değerleri değişmektedir. The purpose of this study is to demonstrate the variability of the diffusion values in different anatomical regions of the brain. 3T diffusion MR images of 190 patients underwent brain imaging were evaluated. Patients were divided into groups according to ages: 20-29, 30-39, 40-49, 50-59, 60-69. The ROIs were placed in the frontal, temporal, occipital, parietal lobes, cerebellum, thalamus, to be of equal size in both hemispheres. The ADC values obtained were standardized by dividing by the ADC values obtained from the ventricle. One hundred and ninety patients, 97 men and 93 women, aged between 20 and 69 years, were included in the study. The mean ADC values were: frontal lobe=726,8x10-3 mm2 /sec (532-945x10-3 mm2 /sec), cerebellum=680x10-3 mm2 /sec (586-816x10-3 mm2 /(609- 996x10-3 mm2 /sec) in the temporal lobe=791,2x10-3 mm2 /sec (448-945x10-3 mm2 /sec), parietal=789,9x10-3 mm2 /sec (671-935 x10-3 mm2 /sec) and in the occipital=790,6x10-3 mm2 /sec (690-973x10-3 mm2 /sec). Significant differences were found in the frontal, temporal lobes and cerebellum (p=0.600, p=0.430, p=0.227, respectively) in the thalamus, parietal and occipital lobes when the whole brain was evaluated. 0.011, p=0.000, p=0.000). There was a significant difference between all age groups for all lobes. When the frontal lobe, cerebellum, thalamus, temporal, parietal and occipital lobes were evaluated, the highest ADC values were obtained between ages 60-69 (748±44×10-3 mm2 /sec, 689±34×10-3 mm2 /sec, 731±41x10-3 mm2 /sec, 827+41x10-3 mm2 /sec, 809+56x10-3 mm2 /sec, 821+56x10-3 mm2 /sec). In different anatomical regions of brain, diffusion values are different.
    • Item type:Item,
      Orbita lezyonlarının diffüzyon manyetik rezonans görüntüleme ile ayrımı
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2019) Öztürk, Halis Harun; Peker, Elif; Gülpınar, Başak; Erden, İlhan Memet
      Bu çalışmanın amacı farklı orbita kitlelerinin ADC değerlerinin ortaya konması, benign ve malign kitlelerin ayrımı için eşik ADC değerinin hesaplanmasıdır. Bu çalışma için orbita ve çevresinde yerleşimli 43 lezyonun ADC değerleri lezyonun görülebildiği her kesitte, lezyonun tümünü içerecek şekilde ölçüldü. Elde edilen ADC değerlerinin ortalaması alındı. Çalışmaya dahil olan 43 hastanın yaş ortalaması: 49,3±16,6 (min-maks=17-76) olup, hastaların 26’sı (%60) kadın, 17’si (%40) erkekti. Çalışmaya 28’i benign, 15’i malign olmak üzere 43 lezyon dahil edildi. Benign lezyonların ADC değerlerinin ortalaması: 1304,8±636,2 x 10-6 mm2 /s (min-maks: 423-2709 x10-6 mm2 /s) olup, malign lezyonların ADC değerlerinin ortalaması: 785,6±264,1 x 10-6 mm2 /s (min-maks= 420-1357x10-6 mm2 /s) idi. Benign ve malign lezyonların ADC değerlerinin ortalaması arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p=0,006). ROC analizinde eğri altında kalan alan 0,776 (p=0,006) olarak hesaplandı. Malignite için eşik değer: 841,25x10-6 mm2 /s (sensitivite: %75, spesifisite: %77) olarak bulundu. Malign lezyonların hiçbirinde kistik alan izlenmedi. Hemanjiyomların ortalama ADC değeri menenjiyomlara göre anlamlı derecede yüksek bulundu (1197,6±44,4 10-3 mm2 /s vs 982,8±129,8 10-3 mm2 /s; p=0.021). Lösemi ve lenfoma tutulumunda elde edilen ADC değerleri ile abselerden elde edilen ADC değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark izlenmedi (746±12,9 10-3 mm2 /s vs. 452,6±29,3 10-3 mm2 /s, p=0,083). Orbitanın benign ve malign lezyonlarının ayrımında eşik değer literatürde tartışmalı olup, ADC değerleri çakışmaktadır. Bizim çalışmamızda elde edilen eşik değere ait sensitifite ve spesifisite değerleri de düşük bulunmuştur. Bu sebeple orbita kitleleri değerlendirilirken diffüzyon görüntüleri, klinik bulgular ve diğer görüntüleme bulguları ile korele değerlendirilmelidir. The aim of this study was to determinate the ADC values of different orbital masses and to calculate the threshold ADC value for differentiation of benign and malignant masses. For this study, ADC values of 43 lesions located in and around the orbita were measured. The obtained ADC values were averaged. The mean age of the 43 patients included in the study was 49.3±16.6 (min-max= 17-76). Twenty-six (60%) of the patients were female and 17 (40%) were male. Forty-three lesions (28 benign and 15 malignant) were included in the study. The mean ADC values of benign lesions were 1304.8±636.2x10-6 mm2 /s (min-max= 423-2709 x10-6 mm2 /s), and the mean ADC values of malignant lesions were 785.6±264.1x10-6 mm2 /s (min-max= 420-1357x10-6 mm2 /s). The difference between the mean ADC values of benign and malignant lesions was statistically significant (p=0.006). The area under the curve in the ROC analysis was 0.776 (p=0.006). The cut-off value for malignancy was 841.25x10-6 mm2 /s (sensitivity: 75%, specificity: 77%). No cystic area was observed in any of the malignant lesions. The mean ADC value of hemangiomas was significantly higher than meningiomas (1197.6±44.4 10-3 mm2 /s vs 982.8±129.8 10-3 mm2 /s; p=0.021). There was no statistically significant difference between ADC values obtained from leukemia/lymphoma involvement and abscesses (746±12.9 10-3 mm2 /s vs 452.6±29.3 10-3 mm2 /s, p=0.083). In the literature, the threshold value in the differentiation of benign and malignant lesions of the orbita is controversial. In our study, the sensitivity and specificity values were found to be low. Therefore, diffusion images should be correlated with clinical and other imaging findings.
    • Item type:Item,
      Akut bakteriyel sinüzit tanısı konulan çocukların değerlendirilmesi: tek merkez deneyimi
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2019) İlarslan, Nisa Eda Çullas; Günay, Fatih; Özer, Emine Çiğdem; Çelik, Dilara Beşli; Taşkın, Esra Çakmak; Özdemir, Halil; İnce, Erdal; Çiftçi, Ergin
      Akut bakteriyel sinüzit (ABS) çocukluk çağının sık görülen enfeksiyonlarındandır. Tanısı komplikasyon şüphesi olmadıkça klinik olarak konulmaktadır. Bu çalışmanın amacı çocuk hekimlerinin ABS konusunda klinik yaklaşımlarının değerlendirilmesidir. Bu retrospektif çalışmada Haziran 2015-Haziran 2018 arasında hastanemiz genel polikliniğinde ABS tanısı alan hastaların tanı, tedavi ve komplikasyon verileri araştırılmıştır. Çalışma grubunu 536 hasta [kız/erkek 235/301 (%43,8/%56,2)] oluşturdu. Yaş ortancası 6,6 (7 ay-17,9 yıl) yıldı. Ortanca yakınma süresi 7 (1-46) gündü. Başlıca yakınmalar öksürük (n=379, %70,7), burun akıntısı (n=234, %43,7) ve ateş yüksekliği (n=168, %31,3) idi. Yakınma süresi kaydedilen 468 hastanın 198’inde (%42,3) uzamış (>10 gün) üst solunum yolu enfeksiyonu (ÜSYE), 8’inde (%1,7) şiddetli ÜSYE mevcuttu. Kötüleşen ÜSYE olan hasta sayısı kayıt yetersizliği nedeniyle belirlenemedi. Yetmiş altı (%16,2) hastanın yakınma süresi 3 günden kısaydı. Fizik incelemede postnazal akıntı (n=393, %73,3), başın öne eğilmesiyle alında ağrı (n=26, %4,9) ve sinüslere basıyla hassasiyet (n=25, %4,7) mevcuttu. Waters sinüs grafisi 38 hastada (%7,1) çekilmişti. En sık tercih edilen antibiyotikler amoksisilin-klavulonat 167 (%78,4), klaritromisin 18 (%8,5) ve sefdinir 13 (%6,1) idi. Semptomatik tedaviler nadiren reçete edilmişti [nazal dekonjestan (n=38, %17,8), sistemik antihistaminik (n=23, %10,8]. Tedavi süresi ortancası 10 (3-30) gün idi. Beş hasta (%0,9) komplikasyon nedeniyle hospitalize edilmişti [preseptal selülit (n=4), fasiyal selülite ikincil frontal kemik osteomiyeliti, subdural apse (n=1)]. Preseptal selülit tanısı alan hastalar parenteral ampisilin-sulbaktam, frontal osteomiyelit ve apsesi olan hasta apse drenajı sonrası seftriakson, vankomisin ve metronidazol tedavisi almıştı. Çalışmamızda ABS tanısında güncel kılavuzlarda önerilen klinik tanımlamalara uyum tam olmasa da tanının büyük oranda klinik olarak konulduğu ve antibiyotik tedavi planının sıklıkla doğru olduğu görülmüştür. Bununla birlikte nadiren de olsa tanı amaçlı ek incelemelerin yapıldığı ve/veya semptomatik tedavilerin reçete edildiği dikkati çekmiştir. Klinisyenlerin hasta kayıtlarının eksiksiz olması ve güncel kılavuzlara uyum konusunda desteklenmesi gerektiği vurgulanmak istenmiştir. Acute bacterial sinusitis (ABS) is among frequent infections in children. Its diagnosis is clinical unless a suspicion of complication exists. This study aimed to evaluate pediatricians’ clinical approaches to ABS. This retrospective study analyzed diagnosis, treatment and complication data of patients diagnosed with ABS between June 2015 and June 2018 in our pediatric primary care unit. The study group consisted of 536 patients [female/male 235/301 (43.8%/56.2%)]. The median age was 6.6 (7 months-17.9 years) years. Median duration of symptoms was 7 (1-46) days. Major complaints were cough (n=379, 70.7%), nasal discharge (n=234, 43.7%) and fever (n=168, 31.3%). Among 468 patients with available data, persistent (>10 days) upper respiratory tract infection (URTI) was present in 198 (42.3%) while 8 (1.7%) had severe URTI. Worsening URTI data could not be defined because of inadequate records. Duration of symptoms was <3 days in 26 (16.2%) patients. Physical examination revealed postnasal discharge (n=393, 73.3%), frontal pain (n=26, 4.9%) and sinus tenderness when pressure was applied (n=25, 4.7%). Water’s paranasal sinus radiograph was performed in 38 (7.1%) patients. Most preferred antibiotics were amoxicillinclavulanate 167 (78.4%), clarithromycin 18 (8.5%) and cefdinir 13 (6.1%). Symptomatic treatment was rarely prescribed [nasal decongestant (n=38, 17.8%), systemic antihistamines (n=23, 10.8%]. The median treatment period was 10 (3-30) days. Five patients (0.9%) were hospitalized for complications [preseptal cellulitis (n=4), frontal bone osteomyelitis and subdural abscess secondary to facial cellulitis (n=1)]. Patients with preseptal cellulitis were treated with parenteral ampicillin-sulbactam and the patient with osteomyelitis and abscess received ceftriaxone, vancomycin and metronidazole treatment following abscess drainage. Our results indicate that the diagnosis was substantially based on clinical evaluation even though complete compliance to clinical definitions recommended by current guidelines was lacking, and antibiotic treatment plans were often correct. Moreover, although rare, performance of further investigations and/or prescription of symptomatic treatment were observed. It was aimed to emphasize that clinicians should be encouraged for complete patient records and compliance to current guidelines.
    • Item type:Item,
      Evrişimsel sinir ağları tabanlı su altı akustik hedef tanıma
      (Ankara Üniversitesi, 2026) Akbulut, Kadir
      Su altı akustik hedef tanıma geleneksel olarak sonar operatörlerinin düşük frekans analizi ve kaydı (LOFAR – Low Frequency Analysis and Recording) ve gürültü zarf modülasyonu tespiti (DEMON – Detection of Envelope Modulation on Noise) spektrumlarını yorumlamasına dayanır. Ancak operatör başarımının psikofizyolojik etkenlere duyarlılığı bu yaklaşımı sınırlar. Bu operatör bağımlılığını azaltmak amacıyla, spektrogram girdileriyle çalışan evrişimsel sinir ağları tabanlı otomatik bir sınıflandırma sistemi geliştirilmiştir. Başarım üzerinde etkili olan iki tasarım değişkeni olan segment uzunluğu ve Gauss gürültüsü ekleme rejimi, faktöriyel bir deney tasarımı kapsamında birlikte incelenmiştir. ShipsEar veri seti beş sınıfta (dört gemi sınıfı ve ortam gürültüsü) gruplandırılmış; kayıtlar 16 kHz'e yeniden örneklenip kareler ortalamasının karekökü normalizasyonundan geçirilmiş, kısa zamanlı Fourier dönüşümü ile spektrogramlara dönüştürülmüş ve sabit global desibel değerleriyle ölçeklenmiştir. Segment uzunluğu dört düzeyde (10, 5, 3 ve 1 saniye), gürültü rejimi iki düzeyde [N(0, 5²), N(3, 5²)] ele alınarak sekiz ana deney ve gürültü eklenmemiş 5 saniyelik bir kontrol deneyi oluşturulmuş; ImageNet üzerinde önceden eğitilmiş EfficientNetB1 modeli transfer öğrenmeyle uyarlanıp tabakalı 10 katlı çapraz doğrulama ile değerlendirilmiştir. Doğruluk segment uzunluğuyla monoton olarak değişmemiş, her iki rejimde de 3 saniyelik segment uzunluğunda en yüksek değere ulaşmıştır. İki rejim arasındaki fark tüm segment uzunluklarında 7-8 yüzde puanı düzeyinde sabit kalmış; bu durum, segment uzunluğu ile gürültü rejiminin başarım üzerindeki etkilerinin birbirinden bağımsız olduğuna işaret etmektedir. 5 saniyelik segment uzunluğunda, gürültü eklenmemiş kontrole (%82,37) kıyasla N(0, 5²) rejimi doğruluğu %86,69'a yükseltmiş, N(3, 5²) rejimi ise kontrol değerinin altına, %79,67'ye düşürmüştür. En yüksek başarım (%88,52 ± %1,39; makro F1 0,8887) 3 saniyelik segment uzunluğunda ve N(0, 5²) rejiminde elde edilmiştir. Bulgular, segment uzunluğunun yalnızca bir veri artırma parametresi değil, aynı zamanda fiziksel olarak anlamlı akustik bağlamı koruyan bir optimizasyon parametresi olduğunu göstermektedir.
    • Item type:Item,
      Normal bireylerde böbrek volümü ile vücut parametreleri arasındaki i̇lişki
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2019) Gülpınar, Başak; Çoruh, Ayşegül Gürsoy; Aytaç, Suat Kemal
      Böbrek boyutlarının ve volümünün değerlendirilmesi böbrek hastalıklarının tanı, tedavi ve takiplerinde oldukça önemlidir. Böbrek hastalıklarının takiplerinde ultrasonografi (US) diğer görüntüleme yöntemlerine üstündür. Biz bu çalışmamızda US ile, böbrek volümünün normal bireylerdeki değer aralıklarını ortaya koymayı ve fiziksel özelliklerden hangisi ile daha bağlantılı olduğunu bulmayı hedefledik. Haziran 2005 ile Aralık 2008 tarihleri arasında bölümümüzde rutin abdominopelvik US istenen 177 kişi çalışmaya alındı. Böbrekte kitle, hidronefroz ve nefrolitiazis saptanan 16 kişi çalışma dışı bırakıldı. Vücut parametreleri [boy, kilo, Vücut kitle indeksi (VKİ) ve yaş] inceleme öncesinde kaydedildi. Böbrek boyutlarının değerlendirilmesi, lateral dekübitis pozisyonunda, lomber bölgeden yapıldı. Böbrek boyutları longitudinal ve transvers plandan ölçüldü. Renal volümün hesaplanmasında ellipsoid formülü kullanıldı. Vücut yüzey alanı ve vücut kütle indeksi hesaplandı. Çalışmaya 69 (%42,8) erkek, 92 (%57,5) kadın toplam 161 kişi dahil edildi. Kadınlarda sağ böbrek ortalama volümü 125 mL; sol böbrek ortalama volümü 134 mL olarak saptandı. Erkekler için bu değerler sağ böbrek ortalama volümü 149 mL; sol böbrek ortalama volümü 155 mL olarak saptandı. Sağ ve sol böbrek volümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı. (p<0,05). Erkeklerde sağ böbrek volümü, sol böbrek volümü, sağ böbrek parankim kalınlığı ve sol böbrek parankim kalınlığı kadınlara göre daha yüksekti ve bu fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). Ortalama böbrek volümü ile olguların boyları arasında anlamlı ve pozitif korelasyon saptandı. Ortalama böbrek volümü ile kilo, VKİ ve VYA arasında da pozitif ilişki vardı ancak bu oran boy ile olan korelasyona göre daha zayıftı. Vücut parametreleri arasında saptanan pozitif korelasyon arasındaki en kuvvetli olanı hastanın boyu ile böbrek volümü arasındaki olarak belirlendi. Böbrek fonksiyonunu değerlendirirken böbrek uzunluğunun önemli bir belirteç olduğunu ancak tek başına uzunluk ölçümünün yeterli olmadığını düşünmekteyiz. Özellikle klinik ve radyolojik olarak rezidüel renal kapasitesi hakkında kesin kanıya varılamayan vakalarda böbrek volümünün hesaplanması uygun olacaktır. Böbrek volümü değerlendirilirken böbrek volümünün vücut kitle indeksi, boy, kilo, VYA, ve yaşa bağlı olarak farklılık gösterebileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Evaluation of kidney size and volume is very important in the diagnosis, treatment and follow-up of kidney diseases. Ultrasonography is the preferred imaging modality which provides a safe, reliable and affordable way of imaging the kidneys in the follow up of kidney diseases..In this study, we aimed to determine the kidney volume in normal adults and try to find out which of the physical features are more related with kidney volume. Between June 2005 and December 2008 177 patients referred for routine abdominopelvic ultrasonography (US) were included in the study. 16 patients who had renal masses, hydronephrosis and nephrolithiasis were excluded. Height, weight, body surface area (BSA) and body mass index (BMI) of the patients were recorded. Renal ultrasonography was performed and kidney sizes were evaluated in lateral decubitis position. Kidney sizes were measured on longitudinal and transverse scan. Ellipsoid formula was used to determine the kidney volume. A total of 161 patients 69 (42,8%) male, 92 (57,5%) female were enrolled in the study. Mean kidney volume for right kidney was 125 mL and 134 mL for left kidney in women whereas it was 149 mL for right kidney and 155 mL for left kidney in men. There was a significant difference between right and left kidney volumes (p<0.05). Right and left kidney volume, right and left renal parenchymal thickness were ssignificantly higher in males than females (p<0.05). There was a positive correlation between kidney volume and height, weight, BMI and BSA Abstract but the strongest positive correlation was between height and kidney volume. Although kidney length is an important diagnostic marker for evaluating renal function; measurement of kidney lengtfh alone might not be sufficient. In cases where clinical and radiological residual renal capacity cannot be finalized, it is appropriate to calculate the renal volume. When evaluating the renal volume, it should be considered that the renal volume may differ depending on the body mass index, height, weight, BMI, and age.