Akademik Arşiv Sistemine Hoş Geldiniz
Ankara Ünivrsitesi Akademik Arşiv Sistemi:
- Üniversitemiz Akademik ve Kültürel Mirasını toplama, saklama ve geniş kitlere duyurmak amacını taşır
- Üniversitemiz akademik çıktılarını uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar
- Etkisini artırmak için telif haklarına uygun şekilde Açık Erişime sunar
Ayrıca Üniversitemiz Önlisans, Lisans ve Yüksek Lisans ders notlarına Açık Ders Malzemeleri sistemi üzerinden erişebilirsiniz.
Akademik Arşiv Sistemi birçok farklı bölümden oluşur:
- Dergiler = Bu kategoride Ünivrsitemizde yayınlanan dergilere ulaşabilirsiniz
- Kitaplar= Üniversitemizde yayınlanan kitapları bu kategoride bulabilirsiniz.
- Gazeteler= Geçmişten günümüze bazı gazetelerin, bazı sayıları sizi tarihte bir yolculuğa çıkarıcak.
- Tezler= Yüksek Lisans, Doktora ve Uzmanlık Tezleri bu kategori altında yer almaktadır.

Recent Submissions
Item type:Item, Fransız Devrimi’ne farklı bakış açıları(Ankara Üniversitesi, 2026) Bakır, Yasemin KöksalFransız Devrimi kaleme alınan her yeni çalışmayla yeniden tartışılan ve değerlendirilen bir tarihsel süreç olarak öne çıkar. Yalnızca Fransa'nın değil, dünya tarihinin gidişatını kökten değiştiren bu olay, kritik bir dönüm noktasıdır ve mali kriz, toplumsal eşitsizlikler ve Aydınlanma düşüncelerinin bir araya geldiği koşullarda ortaya çıkmıştır. İnsan haklarının gelişimine katkısı ve tüm insanlığa miras bıraktığı değerleriyle bu büyük olay, mutlak monarşileri temelinden sarstığı gibi ulus devletlerin doğuşuna ve modern demokrasinin biçimlenmesine zemin hazırlamıştır. Bu çalışmada dönemin sosyo-ekonomik yapısı ve devrimin ortaya çıkış koşullarını içeren Fransız Devrimi’nin tarihsel arka planına yer verilirken geçmişten bu yana farklı perspektiflerce nasıl yorumlandığı incelenmiştir. Fransız Devrimi üzerinden iki asırdan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen anlamı ve mirası üzerine süregelen tartışmalarla her dönem güncelliğini koruyan tarihsel bir olaydır. Devrim her dönemin ve ideolojinin kendi sorularını yönelttiği, bu sorular aracılığıyla yeni anlamlar ürettiği dinamik bir kaynaktır. Kimine göre modern özgürlüklerin doğuşu, kimine göre bir burjuva düzeni inşa etme projesi, kimine göre azınlık bir grubun komplosu, kimine göre ise kanlı bir terör dönemi olarak görülmüştür. Bu çalışmada da Fransız Devrimi üzerine geliştirilen, devrimi yorumlamada başat rol oynayan ve pek çok tarihçi tarafından benimsenen bakış açılarının yanında, devrime ilişkin ortaya koyduğu iddialarla dikkat çeken bakış açıları ele alınmıştır. Üzerine sayısız eser yazılan bu olaya ilişkin sayısız yorumun da bulunabileceği bir gerçektir. Tarihin akışını kökten değiştiren devrim, gelecekte de farklı sorulara, değerlendirmelere ve yorumlara konu olmaya devam ederek tarihsel önemini korumaya devam edecektir.Item type:Item, Gaziantep/Tahtaköprü Barajı Kurtarma Kazılarından ele geçen iskeletlerin dental analizi(Ankara Üniversitesi, 2024) Gökkurt, Sevgi TuğçeEski insan topluluklarının çene ve diş hastalıklarının çalışılmasıyla, bu insanların beslenmeleri, besin hazırlama teknikleri, ağız hijyeni, gelişimsel stres dönemleri gibi geçmiş toplulukların yaşamlarını yeniden yapılandırmaya yönelik oldukça önemli sonuçlar elde edilmektedir. Çalışmanın materyalini oluşturan Hamaç Orta Çağ iskeletleri çene ve diş hastalıkları açısından incelenerek, Orta Çağ'da yaşadığı bölgede oldukça az bilinen eski insan topluluklarının verilerine katkı sağlanmaya çalışılmıştır. Osteoarkeolojik ve tahribatsız yöntemler kullanılarak, analiz edilen çene ve diş patolojileri sonucu toplulukta gözlenen diş çürüğü ve diş çürüğüne bağlı gelişen periapikal lezyon ve ölüm öncesi diş kayıpları yoğun tarımsal gıdalarla beslendiğini, diş aşınma derecelerinin oldukça hafif düzeyde kalması tüketilen besinlerin hazırlık aşamasında iyi öğütüldüğünü göstermektedir. Diş taşı çağdaşı olan topluluklarla kıyaslandığında oldukça düşük oranlarda kalmıştır ancak diş taşının etiyolojisine bakıldığında diş taşı oluşumuna sebep olan faktörler için çok daha detaylı analizler yapılması gerektiği açıktır. Çene ve diş hastalıkları açısından cinsiyetlere göre anlamlı farklılıklar gözlenmemiştir. Bu durum topluluktaki bireylerin özellikle beslenmesinde cinsiyete dayalı sosyal eşitsizlik olmadığını düşündürmektedir. Yaşa bağlı olarak artan bakteri kökenli lezyonlar ve aşınma arasındaki ilişki beklendik şekilde yaşa bağlı olarak artma ve şiddetlenme eğilimindedir. Mine kusurları kapsamında bakıldığında mine hipoplazisi de yaşa bağlı olarak artma eğilimindedir. Bu durum, özellikle bebek ve çocuklarda ölüm sıklığıyla ilişkili olabilir. 1-2 ve 3-4 yaşlarında bebek-çocuk ölümleri artmaktadır. Hayatta kalan bireylerde gözlenen veriler doğrultusunda da topluluktaki stres dönemlerinin 4,5-4,9 yaş aralığında arttığını görmekteyiz. Bu durum bebeklerin katı gıdaya geçişiyle muhtemelen besin kalitesindeki düşüşe bağlı olarak yetersiz beslenmenin bağışıklık sistemlerini zayıflatmasıyla açıklanabilir. Aynı zamanda hipoplazilerin oluştuğu yaş aralığına bakıldığında çocukların yaşadığı çevrede sosyalleşmesi, daha hareketli ve meraklı oldukları yaş aralığını işaret etmektedir. Yani yaşadığı çevredeki hijyenik olmayan ortamlara doğrudan temas etmeleri de bu durumu tetikleyen faktörlerden olmalıdır. Anahtar Kelimeler: Diş ve Çene Patolojileri, Beslenme, Besin Hazırlama Teknikleri, Orta Çağ, Anadolu, Gelişimsel DefektlerItem type:Item, Mo Yan'ın yaşam ve ölüm yorgunu romanında Çin hikâye anlatıcılığı geleneği(Ankara Üniversitesi, 2026) Kurtuldu, ErdemHer kültürün uzun bir geçmişe sahip sözlü anlatım geleneği vardır. Bu gelenekler sonraki dönemlerin yazılı edebiyatına sızarak yeni bir toprağın üzerinde türlü biçimlerde çiçek açmıştır. "Mo Yan'ın Yaşam ve Ölüm Yorgunu Romanında Çin Hikâye Anlatıcılığı Geleneği" başlıklı bu çalışmada 2012 yılında Nobel ödülünü kazandığında Hikâye Anlatıcısı başlıklı bir konuşma yapan ve kendini bir yazardan çok bir hikâye anlatıcısı olarak gören Mo Yan'ın eserleri Çin sözlü kültürü ve edebiyatında önemli bir figür olan hikâye anlatıcısı ve hikâye anlatıcılığı geleneği üzerinden incelenmiş, yazarın bu sözlü gelenekten nasıl etkilendiği ve onu eserlerinde nasıl işlediğini ortaya konmaya çalışılmıştır. Mo Yan, Çin uygarlığının mitolojiyle başlayan, öznel hayal gücüne dayanan ve klasik edebiyat dışında bırakılıp halk arasında aktarılan anlatı geleneğini devralır. Bu gelenek Altı Hanedan dönemi zhiguai hikâyelerini, Tang dönemi chuanqi hikâyelerini, Song dönemi huaben hikâyelerini, Yuan dönemi tiyatrolarını, Ming-Qing döneminde konuşma diliyle yazılan fantastik romanları, halk tiyatrosunu ve hikâye anlatıcılığı sanatını kapsar. Çalışmada sözlü kültür ve sözlü edebiyatın türleri tanımlanmış, Çin ve dünya edebiyatından örnekler verilmiş, Mo Yan'ın hikâye anlatıcılığının serüveni yazarın edebiyat dünyasına yeni adım attığı dönemdeki temkinli taklit çabalarından, bilinçli bir başkaldırıyla giriştiği anlatı arayışına, bir anlatıcı olarak aydınlanma, uyanış ve ilham süreçleriyle kendi hikâyelerini anlatma yolunu bulmasına ve sonunda özgürce anlatma bilincine ulaşarak özgün bir anlatı estetiği kurmasına kadar uzanan bir gelişim çizgisinde değerlendirilmiştir.Item type:Item, Türkiye’de sıcaklık terselmesinin zamansal ve mekânsal dağılışı(Ankara Üniversitesi, 2026) Zobu, ZeynepNormal şartlar altında yerden yükseldikçe azalması beklenen sıcaklığın, tam tersine artması olarak tanımlanan sıcaklık terselmesi, bir yerin yerel jeomorfolojik ve klimatolojik özelliklerine bağlı olarak çeşitli özelliklerde meydana gelmektedir. Esasında normal bir atmosferik olay olan sıcaklık terselmesi, hava kirliliğinin etkisini arttıran, meyve ağaçlarının çiçek açma döneminde dona veya sis gibi doğa olaylarına sebebiyet vererek gündelik hayatı önemli ölçüde etkileyen bir duruma da dönüşebilir. Bu nedenle sıcaklık terselmesinin zamanı ve görüldüğü sahaların bilinmesi önemlidir Sıcaklık terselmesi özellikle Türkiye’de yapılan klimatoloji çalışmalarında yeterince incelenmemiş, çoğunlukla hava kirliliği çalışmalarında konuya etki eden bir faktör olarak kısaca ele alınmıştır. Bu çalışmada Türkiye’nin farklı bölgelerinden seçilen 89 istasyon çifti analiz edilmiş ve buna göre sıcaklık terselmesinin meydana geldiği çok sayıda alan, geniş bir zaman ölçeğinde incelenerek sıcaklık terselmesinin varlığı ortaya konmaya çalışılmıştır. Çalışma sonucunda Türkiye’de en fazla terselmenin soğuk dönemde, sonbahar mevsiminde ve kasım ayında, en az terselmenin ise sıcak dönemde, yaz mevsiminde ve haziran ayında yaşandığı görülmüştür. Sıcak dönemde terselme sıklığı daha fazla olan çiftler incelendiğinde, 13 çiftin 8 tanesinin alçak istasyonunun bir baraj veya göl çevresinde kurulmuş olduğu, 4 çiftin ise denizel etki alanında olduğu görülmüştür. Sıcak dönem terselme sıklıkları üzerinde kondüksiyon etkisinin veya sürekli sulanan alanların varlığının bir etkisi olduğu düşünülmektedir. Ayrıca su kütlelerin diğer iklim elemanlarına bağlı olarak sıcaklık terselmesini farklı ölçülerde etkileyebileceği öngörülmüştür. İstasyon çiftlerinin terselme sıklıkları incelendiğinde terselme sıklığı %30’dan fazla olan 7 istasyon çifti tespit edilmiş, bunlar içerisinde en yüksek orana sahip çiftin %48,13 ile Iğdır-Iğdır Üniversitesi çifti olduğu, gerek sıcak dönemde gerekse soğuk dönemde en çok sıcaklık terselmesinin bu sahada yaşandığı görülmüştür. Genel olarak Türkiye’de en fazla terselme sonbaharda ve geceleri yaşansa da Karadeniz Bölgesi’nde denizelliğin sonucu olarak ilkbaharda ve gündüzleri daha fazla terselme yaşandığı, ayrıca istasyon çiftlerinin farklı mevsimlerde farklı terselme karakterleri sergilediği görülmüştür. Türkiye için 7 farklı sıcaklık terselmesi rejim sınıfı oluşturulmuş ve 43 istasyon çifti ile Türkiye’de en fazla görülen rejimin Sonbahar Zirveli Rejim olduğu, bu çiftlerden 40’ının kış veya ilkbahar aylarında az da olsa yükselme eğilimde olduğu görülmüştür.Item type:Item, Kentsel dönüşümün gündelik hayat üzerindeki etkileri vetoplumsal rızanın üretimi: Konya – Sedirler mahallesi örneği(Ankara Üniversitesi, 2026) Eseroğlu, İbrahimBu tez, Türkiye'de 1980 sonrası neoliberal yeniden yapılanma sürecinin yerel düzeydeki tezahürü olan kentsel dönüşüm rejimini, Konya-Sedirler Mahallesi örneği üzerinden, gündelik hayat ve toplumsal rızanın üretimi bağlamında incelemektedir. Çalışmanın temel araştırma sorusu, Sedirler Mahallesi'nde kentsel dönüşüm süreci ilerlerken neden görünür, örgütlü ve süreklilik arz eden bir direnişin ortaya çıkmadığı; buna karşılık gündelik pratikler düzeyinde ne tür taktikler, uyum biçimleri ve mikro-direnç örüntülerinin geliştiğidir. Tez, bu soruyu yanıtlarken, kentsel dönüşümü yalnızca fiziksel yenileme ya da konut üretimi olarak değil, gündelik hayatın ritimlerinin, mekânla kurulan ilişkilerin ve habitusun dönüşümü olarak kavramsallaştırmaktadır. Kuramsal çerçeve, Henri Lefebvre'in gündelik hayatın eleştirisi, mekânın üretimi ve ritimanaliz yaklaşımı; Michel de Certeau'nun strateji/taktik ayrımı ve gündelik "yapma sanatları"; Pierre Bourdieu'nün habitus, alan, sermaye ve simgesel şiddet kavramları etrafında kurulmuştur. Bu üç düşünürden hareketle mekân, taktik ve habitus/alan eksenlerini bir araya getiren üçlü bir analitik çerçeve geliştirilmiş; Foucault'nun yönetimsellik ve iktidar anlayışı ile Gramsci'nin hegemonya ve rıza kavrayışı bu çerçeveyi tamamlayıcı biçimde kullanılmıştır. Çalışma, nitel bir vaka incelemesine dayanmaktadır. Sedirler Mahallesi'nde farklı kuşaklardan ve toplumsal konumlardan katılımcılarla derinlemesine görüşmeler yapılmış; mahallede gözlemler yürütülmüş; hukuki belgeler, imar planları, proje dokümanları ve görsel materyaller analiz edilmiştir. Elde edilen veriler, tematik içerik analiziyle "gündelik ritimlerin dönüşümü", "habitus krizi", "taktikler ve mikro-direnç", "toplumsal rızanın üretimi ve çatlakları" gibi üst temalar altında çözümlenmiştir. Bulgular, Konya'daki kentsel dönüşüm rejiminin risk, afet, sağlıksız yapılaşma ve modernleşme söylemleri üzerinden meşrulaştığını; Sedirler Mahallesi'ni öncelikle hukuki ve teknik düzeyde "sorunlu" ve "dönüşmesi gereken" bir alan olarak kodladığını ortaya koymaktadır. Bu süreç, Lefebvre'in soyut mekân kavrayışıyla uyumlu biçimde, mahallenin önce plan, harita ve projeler düzeyinde dönüştürülmesi anlamına gelmektedir. Saha verileri ise kentsel dönüşümün, Sedirler'de tanışıklığa, sokak kamusallığına, kapı önü pratiklerine ve güçlü komşuluk ilişkilerine dayalı gündelik ritimleri kırdığını; ev–sokak–mahalle hattı yerine ev–blok–site kurgusunu yerleştirdiğini göstermektedir. Tez, görünür bir kolektif direnişin yokluğuna rağmen, mahalle sakinlerinin kentsel dönüşüm stratejilerine Certeaucu anlamda taktiklerle yanıt verdiğini saptamaktadır. Bürokratik süreçleri geciktirme, imza ve pazarlık süreçlerini esnetme, bloklarda "eski mahalleyi yeniden icat etme" çabaları, gündelik taktik repertuarın örnekleridir. Öte yandan rıza, deprem ve risk söylemi, "modern ve şehre yakışır" konut arzusu, çocukların geleceğine yapılan vurgu ve dinsel/ahlaki referansların birleşimiyle üretilmekte; ancak artan borçluluk, mahalle kaybı, yalnızlaşma ve aidiyet kırılması gibi deneyimlerle çatlamaktadır. Sonuç olarak tez, kentsel dönüşümün Sedirler Mahallesi'nde yalnızca yapılı çevreyi değil, gündelik hayatın ritimlerini ve toplumsal rızanın üretim biçimlerini dönüştüren bir kentsel rejim olarak işlediğini; rızanın ise yekpare bir kabulleniş değil, taktikler ve mikro-dirençlerle iç içe geçmiş, kırılgan ve müzakereye açık bir süreç olduğunu ileri sürmektedir. Bu çalışma, Lefebvre–Certeau–Bourdieu üçgeninde kurduğu kuramsal çerçeveyle, kentsel dönüşüm tartışmalarına gündelik hayat ve rıza ekseninden özgün bir katkı sunmayı amaçlamaktadır.
