Akademik Arşiv Sistemine Hoş Geldiniz

Ankara Ünivrsitesi Akademik Arşiv Sistemi:

  • Üniversitemiz Akademik ve Kültürel Mirasını toplama, saklama ve geniş kitlere duyurmak amacını taşır
  • Üniversitemiz akademik çıktılarını uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar
  • Etkisini artırmak için telif haklarına uygun şekilde Açık Erişime sunar

Ayrıca Üniversitemiz Önlisans, Lisans ve Yüksek Lisans ders notlarına Açık Ders Malzemeleri sistemi üzerinden erişebilirsiniz.

Akademik Arşiv Sistemi birçok farklı bölümden oluşur:

  • Dergiler = Bu kategoride Ünivrsitemizde yayınlanan dergilere ulaşabilirsiniz
  • Kitaplar= Üniversitemizde yayınlanan kitapları bu kategoride bulabilirsiniz.
  • Gazeteler= Geçmişten günümüze bazı gazetelerin, bazı sayıları sizi tarihte bir yolculuğa çıkarıcak.
  • Tezler= Yüksek Lisans, Doktora ve Uzmanlık Tezleri bu kategori altında yer almaktadır.
  • ve daha binlerce kaynak; açık, ücretsiz, bir tık yakınızda...
  • Communities in DSpace

    Select a community to browse its collections.

    Now showing 1 - 5 of 8

    Recent Submissions

    • Item type:Item,
      Is there a correlation between the cycle threshold of sars-cov-2 rt-pcr and the clinical course of covid-19?
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2022) Yalçın, Tuğba Yanık; Erol, Çiğdem; Aydın, Saliha; Sarı, Nuran; Yüce, Gülbahar Darılmaz; Azap, Özlem Kurt; Arslan, Hande
      Objectives: Many parameters are studied in coronavirus disease-2019 (COVID-19) to predict the progress of the disease. One of these parameters is the clinical significance of the reverse transcriptase-polymerase chain reaction (RT-PCR) cycle threshold (CT) value used in diagnostic tests. In this study, we evaluated the relationship between RT-PCR CT values and the clinical course of COVID-19. Materials and Methods: Symptomatic patients over the age of 18 years, who had positive severe acute respiratory syndrome-coronavirus-2 RT-PCR test results between June 1, 2020 and December 1, 2020, were screened retrospectively. Patients’ CT values and other data were collected from the hospital’s information management system. Results: The study included the data of 880 patients. The median age was 63 years, and 47% (415) were female. The severity of COVID-19 was mild in 69.7% (614), moderate in 20.4% (180), and severe/critical in 9.7% (86). There was no significant difference between median CT (mCT) levels of disease severity (mCT=22 in mild group; mCT=23 in moderate group; mCT=22 in severe/critical group, p=0.882). The results showed no correlation between these CT values and COVID-19’s severity, prognosis, or laboratory values. Conclusion: Although there are some reports that propose a relationship between CT values and viral load, we believe that these test results cannot be considered quantitative and cannot be generalized because of the many factors known to affect CT values. Amaç: Hastalığın progresyonunu tahmin etmek için koronavirüs hastalığı-2019’da (COVID-19) birçok parametre incelenmektedir. Bu parametrelerden biri, tanısal testlerde kullanılan ters transkriptaz-polimeraz zincir reaksiyonu (RT-PCR) döngü eşiği (CT) değerinin klinik önemidir. Bu çalışmada RTPCR CT değerleri ile COVID-19’un klinik seyri arasındaki ilişkiyi değerlendirdik. Gereç ve Yöntem: 1 Haziran 2020 ile 1 Aralık 2020 tarihleri arasında şiddetli akut solunum sendromu-koronavirüs-2 RT-PCR testi pozitif çıkan 18 yaş üstü ve semptomatik hastalar geriye dönük olarak tarandı. Hastaların CT değerleri ve diğer verileri hastanenin bilgi yönetim sisteminden toplandı. Bulgular: Çalışmaya 880 hastanın verileri dahil edildi. Hastaların yaş ortancası 63 idi ve %47’si (415) kadındı. COVID-19 hastalığının şiddeti hastaların %69,7’sinde (614) hafif, %20,4’ünde (180) orta ve %9,7’sinde (86) şiddetli/kritik idi. Medyan CT (mCT) değerleri ile hastalık şiddeti arasında anlamlı bir fark yoktu (hafif hastalık grubunda mCT=22; orta hastalık grubunda mCT=23; şiddetli/kritik hastalık grubunda mCT=22, p=0,882). Çalışmamızın sonuçları, CT değerleri ile COVID-19’un şiddeti, prognozu veya laboratuvar değerleri arasında bir ilişki olmadığını gösterdi. Sonuç: Pratikte CT değerleri ile viral yük arasında göreceli bir ilişki olmasına rağmen, CT değerlerini etkilediği bilinen birçok analitik ve klinik faktör nedeniyle bu test sonuçlarının nicel olarak kabul edilemeyeceğine ve genellenemeyeceğine inanmaktayız.
    • Item type:Item,
      Evaluation of the epidemiology, risk factors, predictors and fatality associated with extremely drug-resistant infections in burn patients
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2022) Erol, Çiğdem; Demirkaya, Melike Hamiyet; Gedik, Ender; Aydoğan, Cem; Arslan, Ayşe Hande; Haberal, Mehmet
      Objectives: Hospital-acquired infections are the leading causes of mortality in burn injuries following the initial resuscitation phase. Studies on healthcare associated antimicrobial-resistant infections in burn patients are limited. In this study, we aimed to evaluate the main risk factors and predictors of extremely drug-resistant infections in burn patients to highlight the need for optimal infection control approaches and antimicrobial stewardship. Materials and Methods: This retrospective case-control study enrolled 92 adult patients with burn injuries admitted to the burn care department of our hospital from January 2015 to December 2018. Results: Infection was observed in 47.8% of the burn patients (44/92), with 84 infection episodes noted among these patients. For the prediction of infection, only C-reactive protein/albumin ratio cut-off value was found to be a predictor after logistic regression analysis. Extremely drugresistant infections accounted for 27% (23/84) of the episodes in 14 patients. The most common site of these infections was the lower respiratory tract. Extremely drug-resistant bacteria were isolated from nearly 80% of the respiratory samples. Broad spectrum and multiple antimicrobial usage were independent risk factors for the development of extremely drug-resistant infections and the presence of the resistant infection was the only independent risk factor for fatality (p=0.001; odds ratio 10.4; 95% confidence interval 1,923-56,359). Conclusion: This study showed that extremely drug resistance was the major risk factor for fatality in burn patients. Infection control and antimicrobial stewardship programmes, which are crucial for limiting the development and spread of antimicrobial resistance, may decrease fatality in burn patients. We are able to cope with most of these factors with the infection control procedures. Amaç: Hastane kaynaklı enfeksiyonlar, ilk resüsitasyon evresini takiben yanık yaralanmalarında önde gelen ölüm nedenidir. Yanık hastalarında sağlık bakımıyla ilişkili antimikrobiyallere dirençli enfeksiyonlarla ilgili çalışmalar sınırlıdır. Bu çalışmada, optimal enfeksiyon kontrol yaklaşımları ve antimikrobiyal yönetim ihtiyacını vurgulamak amacıyla yanık hastalarında çok ilaca dirençli enfeksiyonların ana risk faktörlerini ve predikte ettiren faktörleri değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif olgu-kontrol çalışmasına Ocak 2015 ile Aralık 2018 tarihleri arasında hastanemizin yanık bakım bölümüne başvuran yanık yaralanmalı 92 erişkin hasta dahil edildi. Bulgular: Yanık hastalarının %47,8’inde (44/92) enfeksiyon geliştiği gözlendi ve bu 44 hastada 84 enfeksiyon epizodu kaydedildi. Lojistik regresyon analizi sonrası değerlendirilen parametreler içerisinde sadece C-reaktif protein/albümin oranının enfeksiyon varlığı için anlamlı olduğu bulundu. En sık Gram-pozitif mikroorganizmalar izole edilirken (42/84, %50), Gram-negatifler ikinci sıklıkta saptandı (39/84, %46). Çok ilaca dirençli enfeksiyonlar, 14 hastada atakların %27’sini (23/84) oluşturuyordu. Bu enfeksiyonların en sık görüldüğü yer alt solunum yoluydu. Dirençli bakteriler, solunum örneklerinin yaklaşık %80’inden izole edildi. Geniş spektrumlu ve çoklu antimikrobiyal kullanımı, çok ilaca dirençli enfeksiyonların gelişimi için bağımsız risk faktörleri olarak bulundu ve dirençli enfeksiyonun varlığı ölüm için tek bağımsız risk faktörü olarak saptandı (p=0,001; odds oranı 10,4; %95 güven aralığı 1.923-56.359). Sonuç: Bu çalışma, çoklu ilaç direncinin yanık hastalarında ölüm için bağımsız risk faktörü olduğunu göstermektedir. Antimikrobiyal direncin gelişimini ve yayılımını sınırlamada en etkili yol olan enfeksiyon kontrolü önlemlerine sıkı uyum ve etkin antimikrobiyal yönetim programları, yanık hastalarında ölüm oranını azaltabilecek temel yaklaşımdır.
    • Item type:Item,
      COVID-19 Disease in Patients with Hematological Disease-Single Center Data
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2022) Can, Ferda; Dilek, İmdat; Akıncı, Sema; Güney, Tekin
      Objectives: Coronavirus disease-2019 (COVID-19) is a pandemic that has been the main issue of the healthcare since December 2019. There are difficulties in treatment and follow-up for hematology patients. In this study, we aimed to share data about the disease and mortality of patients diagnosed with COVID-19. Materials and Methods: The patients diagnosed with COVID-19 between March 2020 and February 2021 were included. Patients were retrospectively analyzed. Results: Forty-nine patients were evaluated. Twenty-one were female, 28 were male, the median age was 64 (19-84) years. Nineteen patients had no comorbidities. Thirty patients had 1-4 comorbid diagnoses. Forty-one (83%) patients had malignant hematological diagnosis, 33 (67%) of them were receiving active chemotherapy. Sixteen (33%) patients were in the cytopenic period. Six patients were asymptomatic at the time of diagnosis. Nineteen (38.8%) of the patients had mild illness, 6 (12.2%) had moderate COVID-19, 24 (49%) had severe disease. Fourteen (29%) patients were followed up at home, while 35 (71%) patients were hospitalized. Twenty-one (60%) of the inpatients were followed up in the intensive care unit. Totally 17 patients (34.6%) died from COVID-19 infection. Being diagnosed with COVID-19 during hospitalization for the hematological causes, hematological disease status, cytopenia on the day of COVID-19 diagnosis, hospitalization for COVID-19 treatment, lung involvement, accompanying extrapulmonary organ involvement, decreased hemoglobin level and thrombocyte count, systemic inflammatory response syndrome development, intensive care admission, intubation and secondary infection during hospitalization were the factors associated with higher mortality. Conclusion: In this study, we observed that COVID-19 had a higher morbidity and mortality in hematological patients. More attention should be paid to hematological patient groups in the era of COVID-19 to protect them from the disease. Amaç: Koronavirüs hastalığı-2019 (COVID-19), Aralık 2019’dan bu yana sağlık hizmetlerinin ana uğraşı haline gelmiş bir hastalıktır. Hematoloji hastalarının COVID-19 tedavi ve takiplerinde zorluklar yaşanmaktadır. Bu çalışmada COVID-19 tanısı alan hematolojik hastaların hastalık seyri ve ölüm oranlarına ilişkin verileri paylaşmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Mart 2020 ile Şubat 2021 arasında COVID-19 tanısı konulan hastalar çalışmaya dahil edildi. Hastalar retrospektif olarak incelendi. Bulgular: Kırk dokuz hasta değerlendirildi. Yirmi biri kadın, 28’i erkek idi, ortanca yaş 64 (19-84) idi. On dokuz hastada komorbidite yoktu. Otuz hastada 1-4 ek tanı vardı. Kırk bir (%83) hastada malign hematolojik tanı saptandı, 33’ü (%67) aktif kemoterapi alıyordu. On altı (%33) hasta sitopenik dönemdeydi. Altı hasta tanı anında asemptomatikti. Hastaların 19’u (%38,8) hafif, 6’sı (%12,2) orta derecede COVID-19, 24’ü (%49) ağır hastalığa sahipti. On dört (%29) hasta evde takip edilirken, 35 (%71) hasta hastaneye yatırıldı. Yatan hastaların 21’i (%60) yoğun bakımda takip edildi. Toplam 17 hasta (%34,6) COVID-19 enfeksiyonundan öldü. Hematolojik nedenlerle hastanede yatışı sırasında COVID-19 tanısı almış olmak, hematolojik hastalık durumu, COVID-19 tedavisi için yatış, akciğer tutulumu, eşlik eden ekstrapulmoner organ tutulumu, anemi, trombositopeni, sistemik enflamatuvar yanıt sendromu gelişimi, yoğun bakıma yatış, entübasyon ve sekonder enfeksiyon gelişimi daha yüksek mortalite ile ilişkili bulundu. Sonuç: Bu çalışmada, hematolojik hastalarda COVID-19’un daha yüksek morbidite ve mortaliteye sahip olduğunu gözlemledik. Bu nedenle hematolojik hasta gruplarını COVID-19 döneminde hastalıktan korumak için daha fazla özen gösterilmelidir.
    • Item type:Item,
      Platelet indices in determination of marsh classification in new diagnosed celiac patients
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2022) Kalkan, Emra Asrufoğlu
      Objectives: Celiac disease is an autoimmune and inflammatory disease induced by dietary gluten in genetically susceptible individuals. The most important diagnostic method in celiac disease is histopathological examination, and Marsh classification. It is known that in some inflammatory diseases, systemic inflammatory response markers such as mean platelet volume (MPV), plateletcrit (PCT) and platelet/lymphocyte ratio (PLR) and neutrophil/lymphocyte ratio (NLR) are of diagnostic importance. Our aim in this study is to investigate the importance of systemic inflammatory response markers in determining the Marsh classification Materials and Methods: Two hundred and fifty patients with gluten sensitive enteropathy were investigated by using MPV, PCT, PLR, and NLR. Patients were stratified into five groups; Group I: Marsh type 1, Group II: Marsh type 2, Group III: Marsh type 3, Group IV: increased intraepithelial lymphocytes, and also one group involving control group (Group V). Results: 250 newly diagnosed celiac patients were divided into 3 groups as Group I (Marsh type 1, n=109), Group II (type 2, n=11) and Group III (type 3, n=130) according to the Marsh classification. Fifty patients with increased intraepithelial lymphocytes (Group IV) and 150 patients with normal duodenal biopsy were taken as the control group (Group V). Patients and control groups were compared in terms of MPV, PCT, PLR, and NLR values. Conclusion: MPV (8.7±1.07 vs 8.7±1.2 fL, p=0.922), PCT (0.24±0.06 vs 0.22±0.07, p=0.145) and PLR (144.28±61.54 vs 148.59±89.71, p=0.711) values did not differ compared to the controls. As a result, it is not appropriate to use MPV, PCT, PLR, and NLR in determining the Marsh classification. Amaç: Çölyak hastalığı, genetik olarak duyarlı bireylerde, diyetteki gluten tarafından uyarılan otoimmün ve enflamatuvar bir hastalıktır. Çölyak hastalığı tanısında en önemli tanı yöntemi histopatolojik inceleme ve Marsh sınıflamasıdır. Bazı enflamatuvar hastalıklarda ortalama trombosit hacmi (OTH), plateletkrit (PCT) ve trombosit/lenfosit oranı (TLO) ve nötrofil/lenfosit oranı (NLO) gibi sistemik enflamatuvar yanıt belirteçlerinin tanısal önemi olduğu bilinmektedir. Bu araştırmada amacımız, sistemik enflamatuvar yanıt belirteçlerinin Marsh sınıflamasını belirlemekteki önemini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Gluten sensitif enteropatisi olan 250 hasta OTH, PCT, TLO ve NLO kullanılarak değerlendirildi. Hastalar 5 gruba sınıflandırıldı. Grup I: Marsh tip 1, Grup II: Marsh tip 2, Grup III: Marsh tip 3, Grup IV: artmış intraepitelial lenfosit, ayrıca bir grup kontrol grubu olarak belirlendi (Grup: V). Bulgular: Yeni tanı almış 250 çölyak hastası Marsh sınıflandırmasına göre Grup I (Marsh tip 1, n=109), Grup II (tip 2, n=11) ve Grup III (tip 3, n=130) olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Ayrıca intraepitelyal lenfosit artışı olan 50 hasta (Grup IV) ile duodenum biyopsisi normal olan 150 hasta kontrol grubu olarak alındı (Grup V). Hastalar ve kontrol grubu OTH, PCT, TLO ve NLO değerleri yönünden karşılaştırıldı. Sonuç: OTH (8,7±1,07 vs 8,7±1,2 fL, p=0,922), PCT (0,24±0,06 vs 0,22±0,07, p=0,145) ve TLO (144,28±61,54 vs 148,59±89,71, p=0,711) değerleri, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında farklılık göstermemektedir. Bu araştırmanın sonuçlarına göre, OTH, PCT, TLO, NLO’nun Marsh sınıflandırmasının belirlenmesinde kullanılması uygun değildir.
    • Item type:Item,
      Kan dolaşımı enfeksiyonlarında etken mikroorganizma ile akut faz reaktanları arasındaki i̇lişkinin i̇ncelenmesi
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2022) Demirkıran, Burcu Çalışkan; Filiz, Mine; Köşger, Sümeyye; Yalçı, Aysun; Karacaer, Zehra; Artuk, Cumhur; Yağmurdur, Hatice; Coşar, Ahmet; Tekin, Kemal; Ağıllı, Mehmet; Avcı, İsmail Yaşar
      Amaç: Kan dolaşımı enfeksiyonlarında erken tanı ve hedefe yönelik tedavi mortalite üzerinde belirleyici faktörlerdir. Kan kültürleri sonuçlanana kadar geçen zamanda uygun tedavinin kararında C-reaktif protein (CRP) ve prokalsitonin (PCT) katkı sağlayabilmektedir. Bu çalışmada kan kültüründe üreyen etkenlerin gram özelliklerine göre CRP ve PCT arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Haziran 2017-Aralık 2019 tarihleri arasında yoğun bakım ünitesinde kan dolaşımı enfeksiyonu tanısıyla takip edilen hastaların kan kültürü üremeleri ve kültür alımından 24 saat öncesi veya sonrasına ait CRP ve PCT değerleri retrospektif olarak incelendi. Etken mikroorganizmalar gram özelliklerine göre ayrılarak CRP ve PCT değerleri kıyaslandı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 123 hastada 348 kan kültüründe etken mikroorganizma üremesi incelendi. Gram-negatif etkenlerde ortanca CRP 136 mg/L iken Gram-pozitif etkenlerde ortanca CRP 109,5 mg/L olarak saptandı (p=0,024). Yine Gram-negatif etkenlerde ortanca PCT 1,4 ng/mL iken Gram-pozitif etkenlerde 0,81 ng/mL olarak saptandı (p=0,041). Sonuç: Çalışmamızda Gram-negatif etkenlerin neden olduğu kan dolaşımı enfeksiyonlarında Gram-pozitif etkenlere kıyasla daha yüksek CRP ve PCT düzeyleri saptanmıştır. Kültür üremesi sonuçlanana kadar geçen zamanda enflamatuvar belirteçlerle etken mikroorganizmanın öngörülmesi ve uygun ampirik tedavinin başlanması düşünülebilir. Objectives: Early diagnosis and targeted therapy are the determinants of mortality in bloodstream infections. In the time until the blood cultures are finalized, C-reactive protein (CRP) and procalcitonin (PCT) can contribute to the decision of the appropriate treatment. In this study, it was aimed to evaluate the relationship between CRP and PCT according to gram characteristics of factors grown in blood culture. Materials and Methods: Blood culture results, CRP and PCT values of the patients who were followed up with the diagnosis of bloodstream infection in the intensive care unit between June 2017 and December 2019, 24 hours before or after the culture collection, were retrospectively analyzed. Causative microorganisms were separated according to their gram characteristics and their CRP and PCT values were compared. Results: Causative microorganisms in 348 blood cultures of 123 patients included in the study were examined. While the median CRP was 136 mg/L in Gram-negative agents, the median CRP was found as 109.5 mg/L in Gram-positive agents (p=0.024). While the median PCT was 1.4 ng/mL in Gram-negative agents, it was found to be 0.81 ng/mL in Gram-positive agents (p=0.041). Conclusion: Higher CRP and PCT levels were found in bloodstream infections caused by Gram-negative agents compared to Gram-positive agents in our study. Prediction of the causative microorganism with inflammatory markers and initiation of appropriate empirical treatment may be considered in the period until the culture results is completed.