Akademik Arşiv Sistemine Hoş Geldiniz

Ankara Ünivrsitesi Akademik Arşiv Sistemi:

  • Üniversitemiz Akademik ve Kültürel Mirasını toplama, saklama ve geniş kitlere duyurmak amacını taşır
  • Üniversitemiz akademik çıktılarını uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar
  • Etkisini artırmak için telif haklarına uygun şekilde Açık Erişime sunar

Ayrıca Üniversitemiz Önlisans, Lisans ve Yüksek Lisans ders notlarına Açık Ders Malzemeleri sistemi üzerinden erişebilirsiniz.

Akademik Arşiv Sistemi birçok farklı bölümden oluşur:

  • Dergiler = Bu kategoride Ünivrsitemizde yayınlanan dergilere ulaşabilirsiniz
  • Kitaplar= Üniversitemizde yayınlanan kitapları bu kategoride bulabilirsiniz.
  • Gazeteler= Geçmişten günümüze bazı gazetelerin, bazı sayıları sizi tarihte bir yolculuğa çıkarıcak.
  • Tezler= Yüksek Lisans, Doktora ve Uzmanlık Tezleri bu kategori altında yer almaktadır.
  • ve daha binlerce kaynak; açık, ücretsiz, bir tık yakınızda...
  • Communities in DSpace

    Select a community to browse its collections.

    Now showing 1 - 5 of 8

    Recent Submissions

    • Item type:Item,
      Primary cardiac tumors and long-term results of surgery: a 38-year experience in 81 patients
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2019) Kumbasar, Ulaş; Aydın, Ahmet; Sabuncu, Timuçin; Güvener, Murat; Yılmaz, Mustafa; Doğan, Rıza; Demircin, Metin
      In this study, we examined our 38 years of institutional experience with 81 patients operated for primary cardiac tumor. Among the 81 patients included, 95% (n=77) had benign tumors and 5% (n=4) had malignant tumors. Benign tumors were myxomas (n=66, 81.5%), rhabdomyomas (n=9, 11.1%) and papillary fibroelastomas (n=2, 2.5). Malignant tumors included angiosarcomas (n=2, 2.5%) and rhabdomyosarcomas (n=2, 2.5%). Common symptoms of admission were dyspnea (49.4%), palpitation (30.9%) and systemic embolization (14.8%). Tumors originated from the left atrium in 61 cases (75.3%), right atrium in 12 cases (14.8%), right ventricle in 5 cases (6.2%) and left ventricle in 3 cases (3.7%). The surgical method was uniatrial in 47 patients (58%). Bilateral atriotomy was performed in 26 patients (32%). The incidence of postoperative complication was 14.8% (n=12). In-hospital (30 day) mortality was 4.9% (n=4). The survival of other benign tumors and malignant tumors were poorer than the patients with myxomas. Surgical resection of primary cardiac tumors with negative margins have excellent long-term survival which are similar to general population. Bu tek merkezli çalışmada, kurumumuzun primer kardiyak tümörler nedeniyle opere edilmiş 81 hastadaki 38 yıllık tecrübesini gözden geçirdik. Bu çalışmaya dahil edilen 81 hastanın %95’inde (n=77) benign %5’inde (n=4) ise malign tümörler bulunmaktaydı. Benign tümörler, miksomaları (n=66, %81,5), rabdomyomaları (n=9, %11,1) ve papiller fibroelastomaları (n=2, %2,5) içeriyordu. Malign tümörler ise anjiosarkomaları (n=2, %2,5) ve rabdomyosarkomaları (n=2, %2,5) kapsamaktaydı. Başvuru sırasında en sık görülen semptomlar disepne (%49,4), çarpıntı (%30,9) ve sistemik embolizasyondu (%14,8). Tümörler, 61 olguda (%75,3) sol atriumdan, 12 olguda (%14,8) sağ atriumdan 5 olguda (%6,2) sağ ventrikülden ve 3 olguda (%3,7) sol ventrikülden köken alıyordu. Cerrahi yaklaşım, 47 olguda (%58) uniatriyaldi. Bilateral atriyotomi 26 hastada (%32) uygulandı. Postoperatif komplikasyon insidansı %14,8 (n=12) olarak tespit edildi. Hastane içi ölüm (30 günlük), %4,9’du (n=4). Miksomalarla karşılaştırıldığında, diğer benign ve malign tümörlerin sürvilerinin karakteristiklerinin daha kötü olduğu görüldü.Primer kardiyak tümörlerin, negatif sınırlar ile cerrahi rezeksiyonu, çok iyi uzun dönem sağkalım sağlamaktadır; kardiyak miksomalı hastaların sağkalım karakteristikleri genel popülasyon ile benzerlik göstermektedir.
    • Item type:Item,
      Kulak burun boğaz hastalıkları kliniğinde akut dispne ile yatan hastaların klinik özellikleri, tanı, tedavi yaklaşımları
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2019) Akyıldız, Hatice Seçil; Büyükatalay, Zahide Çiller; Dursun, Gürsel
      Kulak burun boğaz hastalıkları kliniğine, üst hava yolu problemine bağlı akut dispne ile yatırılarak tedavisi yapılan hastaların klinik özellikleri, tetkik ve tedavi yaklaşımlarımlarımızı araştırmayı amaçladık. Kulak burun boğaz hastalıkları kliniğinde, 2011-2017 yılları arasında akut dispne tanısı nedeniyle yatırılarak tetkik ve tedavi edilen 66 (%1,82) hastanın verileri retrospektif olarak incelendi. Akut dispne ile kulak burun boğaz hastalıkları kliniğinde takip edilen hastaların çoğunluğunu, gelişen cerrahi teknikler ve nöromonitorizasyona rağmen halen tiroid cerrahisine bağlı vokal fold paralizisi (VFP) oluşturmaktadır. Ardından enfeksiyöz ve kitlesel nedenler yer almaktadır. 2 hasta (%3,1) medikal tedavi ve gözlem ile takip edildi ve 64 hasta (%96,9) cerrahi yöntemle tedavi edildi. Hastaların %11 kadarına tanısal ve tedavi amaçlı direkt laringoskopi ve/veya bronkoskopi ile trakeotomi yapıldı. VFP ile takip edilen hastaların 7’si (%22,5) trakeotomi, 24’ü (%77,5) karbondioksit (CO2 ) lazer ile posterior kordotomi, 1’i (%3,2) posterior kordotomi + trakeotomi ile tedavi edildi. Akut dispne ile başvuran hastalara tanı ve tedavi yaklaşımında, hastanın klinik durum takibi önemlidir. Bu bulgular ışığında yapılan minimal invaziv yöntemlerle tedavi seçenekleri değerlendirilmelidir. In this study, we investigated the clinical features, examination and treatment approaches of patients with acute dyspnea who were hospitalized and treated at otorhinolaryngology department. The data of 66 (1.82%) patients with acute dyspnea were retrospectively studied between 2011 and 2017 at otorhinolaryngology department. Vocal fold paralysis due to thyroid surgery is still the leading cause for majority of acute dyspnea patients presenting to otolaryngologydespite despite improved surgical techniques and neuromonitorisation. Infections and masses are other causes. Two patients (3.1%) were treated with medical treatment and observation and 64 patients (96.9%) were treated surgically. 11% of patients were treated with tracheotomy and direct laryngoscopy and/or bronchoscopy for diagnostic and therapeutic purposes. Seven patients (22.5%) were treated with tracheotomy, 24 patients (77.5%) were treated with posterior cordotomy and 1 patient (3.2%) was treated with posterior cordotomy and tracheotomy. It is important to follow the clinical situation in the diagnosis and treatment approach of the patients with acute dyspnea. These findings assess the options of treatment with least invasive methods of remission.
    • Item type:Item,
      Obstrüktif uyku apnesi sendromu araştırılan hastalarda fizik muayenenin önemi
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2019) Mülazımoğlu, Selçuk; Başak, Hazan; İsayev, Nurlan; Beton, Süha; Anadolu, Yücel
      Obstrüktif uyku apnesi sendromu (OUAS) araştırılan hastalarda, fizik muayene bulguları ve Epworth Uykululuk Skalası (EUS)’nun apnehipopne indeksi (AHİ) ile korelasyonuna bakılması amaçlandı. Horlama, tanıklı apne, gündüz uykululuk şikayeti ile başvuran, OUAS araştırılan ve nokturnal polisomnografi (PSG) yapılan hastalar çalışmaya dahil edildi. Hastaların fizik muayene bulguları, EUS skorları, AHİ değerleri, minimum oksijen satürasyonları (minimum: SpO2 ) kayıt edildi. Çalışmaya dahil olan 120 hastanın %44,2’si (n=53) basit horlama, %18,3’si (n=22) hafif OUAS, %14,2’si (n=17) orta OUAS, %23,3’sü (n=28) ağır OUAS tanısı aldı. AHİ ile vücut kitle indeksi (VKİ) ve boyun çevresi arasındaki pozitif korelasyon kuruldu (Sırasıyla r=0,238, p=0,009; r=0,484, p<0,001). Ağır OUAS tanılı hastaların boyun çevreleri, basit horlama tanılı hastaların boyun çevrelerinden anlamlı yüksek bulundu (p=0,006). AHİ ile minimum SpO2 arasında negatif korelasyon kuruldu (r=-0,666, p<0,001). EUS ile AHİ ve OUAS tanısı almaları arasında ilişki kurulamadı. AHİ ile Friedman evreleri ve damak pozisyonları arasında ilişki kurulamadı. VKİ 29,3 ve üzerindeyken hastanın OUAS tanısı alması için tahmini rölatif risk (odds ratio) 3,13 (1,4-6,67) bulundu. OUAS riski taşıyan bireylerin belirlenmesinde, PSG için hasta seçiminde ve OUAS şiddetinin belirlenmesinde ayrıntılı fizik muayene büyük önem taşımaktadır. AHİ ile korelasyonu yüksek olan boyun çevresi ölçülmesi ve VKİ hesaplaması rutin fizik muayeneye dahil edilmelidir. EUS çalışma popülasyonunda AHİ ile uyumlu bulunmamasına rağmen hastaların semptomlarını fark etmeleri açısından önemini korumaktadır. To correlate the physical examination findings, Epworth Sleepiness Scale (ESS) and apnea-hypopnea index (AHI) in patients investigated for obstructive sleep apnea syndrome (OSAS). Patients who are investigated with a nocturnal polysomnography (PSG) for OSAS due to snoring, witnessed apnea, daytime sleepiness symptoms included in this study. Physical examination findings, ESS scores, AHI and minimum oxygen saturations (min: SpO2 ) were noted. One-hundred-twenty patients were diagnosed; simple snoring (44.2%, n=53), mild OSAS (18.3%, n=22), moderate OSAS (14.2%, n=17) and severe OSAS (23.3%, n=28). We found a positive correlation between body mass index (BMI), neck circumference and AHI (r=0.238, p=0.009; r=0.484, p<0.001 respectively). Neck circumference of severe OSAS patients were significantly higher than simple snoring patients (p=0.006). There was a negative correlation between AHI and min SpO2 (r=-0.666, p<0.001). There was no correlation between AHI, OSAS diagnosis and ESS. There was no correlation between Friedman stages, palate positions and AHI. When the BMI is over 29.3, odds ratio was 3.13 (1.4-6.67) for OSAS diagnosis. Detailed physical examination is essential to patient selection for OSAS investigation and PSG as well as determining the severity of OSAS. BMI and neck circumference should be included in the routine physical examination since they are highly correlated with AHI. Although ESS was not correlated with AHI in our study population, it had helped patients realize their symptoms.
    • Item type:Item,
      Akut taşlı kolesistiti olan yaşlı hastalarda perkütan kolesistostomi
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2019) Çakır, Volkan; Ballı, Ömür
      Akut taşlı kolesistiti (ATK) olan yaşlı hastalarda, perkütan kolesistostominin (PK) etkinliğini, güvenilirliğini, rekürrens oranlarını ve yeniden girişim ihtiyacını araştırmaktır. Ağustos 2013 ile Nisan 2017 tarihleri arasında ATK tanısı alan ve kliniğimizde PK işlemi yapılan 65 yaş üstü hastaların verileri hastane kayıt sistemi taranarak incelenmiştir. Toplam 53 ATK hastasına PK işlemi yapılmıştır. Hastaların 49 (%92,4) tanesi 48-72 saat içerisinde klinik olarak rahatlamıştır. PK işlemine bağlı 30 günlük mortalite oranı %7,5 olarak gerçekleşmiştir. 2 (%3,8) hastada işlem sonrası pnömoni gelişmiş, 4 (%7,5) hastada ise kateter dislokasyonu olmuştur. Hastaların 17 (%32) tanesine elektif kolesistektomi, 8 (%15) tanesine de acil kolesistektomi yapılmıştır. PK işlemi ATK’sı bulunan, yüksek riskli yaşlı hastalarda efektif bir tedavi yöntemidir. Acil bir durumdan, elektif cerrahiye geçişte köprü görevi görebilir. To investigate the efficacy, safety, recurrence and reintervention rates of percutaneous cholecystostomy (PC) in elderly patients with acute calculous cholecystitis (ACC). The data of the patients over 65 years of age who were diagnosed with ACC and between August 2013 and April 2017 were obtained by means of the hospital registry system. A total of 53 ACC patients were treated with PC. 49 (92.4%) of the patients were clinically relieved within 48-72 hours. The 30-day mortality rate associated with PC was 7.5%. 2 (3.8%) patients had postoperative pneumonia and 4 (7.5%) patients had catheter dislocation. Seventeen (32%) patients underwent elective cholecystectomy and 8 (15%) patients underwent emergency cholecystectomy. PC is an effective treatment in high risk elderly patients. It can act as a “bridge treatment” from an emergency to elective surgery.
    • Item type:Item,
      Malign biliyer tıkanıklıklarda perkütan metalik stentleme: tek merkez deneyimi
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2019) Durmaz, Hasan Ali; Güreşçi, Kürşat; Ergun, Onur; Birgi, Erdem; Hekimoğlu, Baki
      Bu çalışmada malign biliyer tıkanıklığı olan hastalarda perkütan metalik stentleme işlemi sonuçlarını ve deneyimlerimizi aktarmayı amaçladık. Haziran 2013 ile Ağustos 2017 arasında perkütan kendiliğinden açılabilir kapsız metalik stentler ile tedavi edilmiş malign biliyer tıkanıklığı mevcut 40 hasta (21 kadın, 19 erkek) retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların demografik verileri, tanıları, işlem sayısı ve tipi, işlemin teknik ve klinik başarısı, biliyer sisteme ilk kateter yerleştirilmesinden stentlemeye kadar geçen süre, sağkalım süresi, 30 günlük mortalite, stent patensisi ve komplikasyonlar değerlendirildi. Çalışmaya dahil edilen hastaların ortalama yaşı 65 idi (aralık: 40-90 yıl). Hastaların tanıları pankreas kanseri (n=21), kolanjioselüler kanser (n=7), mide kanseri (n=5), metastatik kanser (n=3), duodenum kanseri (n=2) ve hepatoselüler kanser (n=2) şeklindeydi. Toplam 66 stent başarılı bir şekilde biliyer sisteme yerleştirildi. İşlemlerin teknik başarısı %95, birinci haftada klinik başarısı %88 ve birinci ayda klinik başarısı %85 olarak hesaplandı. Hastaların sağkalım süresi ortalama 5,3 ay (aralık: 1,5-9,5 ay) ve otuz günlük mortalite oranı %27,5 idi. Stent patensisi ortalama 3,7 ay (aralık: 1,5-6,5 ay), ilk ay içinde biliyer sisteme kateter yerleştirilmesinden stentlemeye kadar geçen ortalama süre 10 gün (aralık: 1-22 gün) ve tüm hastalarda ortalama 30 gündü (aralık: 1-210 gün). Malign biliyer tıkanıklığı olan hastalarda cerrahi ve endoskopik tedaviye uygun olmayan veya endoskopik tedavinin başarısız olduğu durumlarda perkütan kendiliğinden açılabilir kapsız metalik stentleme işlemi palyatif tedavi olarak güvenilir ve etkili bir yöntemdir. In this study, we aimed to present our results and experience in percutaneous metallic stenting in patients with malignant biliary obstruction. Between June 2013 and August 2017, 40 patients (21 female, 19 male) with malignant biliary obstruction treated with percutaneous self-expandable uncovered metallic stents were retrospectively evaluated. Demographic data, diagnoses, number and type of procedure, technical and clinical success rates, time from placement of the first catheter into the biliary system to stenting, survival time, 30-day mortality, stent patency and complications were evaluated. The mean age of the patients included in the study was 65 years (range: 40-90 years). The patients were diagnosed with pancreatic cancer (n=21), cholangiocellular cancer (n=7), gastric cancer (n=5), metastatic cancer (n=3), duodenum cancer (n=2) and hepatocellular cancer (n=2). A total of 66 stents were successfully implanted in the biliary system. The technical success, clinical success in the first week and in the first month of the procedures was 95%, 88% and 85% respectively. The survival time of the patients was 5.3 months (range: 1.5-9.5 months) and the 30-day mortality was 27.5%. Stent patency was 3.7 months (range: 1.5-6.5 months), the mean time from catheter insertion to stenting in the first month was 10 days (range: 1-22 days) and in all patients the average was 30 days (range: 1-210 days). Percutaneous self-expandable uncovered metallic stenting process in patients with malignant biliary obstruction who are not suitable for surgery and endoscopic treatment or endoscopic treatment is unsuccessful, is a reliable and effective method as palliative treatment.