Akademik Arşiv Sistemine Hoş Geldiniz

Ankara Ünivrsitesi Akademik Arşiv Sistemi:

  • Üniversitemiz Akademik ve Kültürel Mirasını toplama, saklama ve geniş kitlere duyurmak amacını taşır
  • Üniversitemiz akademik çıktılarını uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar
  • Etkisini artırmak için telif haklarına uygun şekilde Açık Erişime sunar

Ayrıca Üniversitemiz Önlisans, Lisans ve Yüksek Lisans ders notlarına Açık Ders Malzemeleri sistemi üzerinden erişebilirsiniz.

Akademik Arşiv Sistemi birçok farklı bölümden oluşur:

  • Dergiler = Bu kategoride Ünivrsitemizde yayınlanan dergilere ulaşabilirsiniz
  • Kitaplar= Üniversitemizde yayınlanan kitapları bu kategoride bulabilirsiniz.
  • Gazeteler= Geçmişten günümüze bazı gazetelerin, bazı sayıları sizi tarihte bir yolculuğa çıkarıcak.
  • Tezler= Yüksek Lisans, Doktora ve Uzmanlık Tezleri bu kategori altında yer almaktadır.
  • ve daha binlerce kaynak; açık, ücretsiz, bir tık yakınızda...
  • Communities in DSpace

    Select a community to browse its collections.

    Now showing 1 - 5 of 8

    Recent Submissions

    • Item type:Item,
      Fokal Nodüler Hiperplazide Cerrahiye Karar Verme: On Yedi Erişkin Olgu ile Tek-Merkez Deneyimi
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2022) Kırımker, Elvan Onur; Yılmaz, Mehmet Emre
      Fokal nodüler hiperplazi (FNH) genellikle opere edilmez. Tanısal zorluklar ve semptomatik lezyonlar cerrahi için yaygın endikasyonlardır. Bu çalışma, karaciğer ameliyatları sonrası patoloji sonucu FNH olarak raporlanan olgularda ameliyat endikasyon ve sonuçlarının incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Ekim 2009-Mart 2018 tarihleri arasında Ankara Üniversitesi Hastaneleri’nde opere edilen ve patolojisi FNH olarak raporlanan hastalar incelendi. Hastaların 12’sinde bazı karın semptomları vardı, dördünde ise herhangi bir semptom rapor edilmedi. Tüm hastalara bilgisayarlı tomografi, ultrasonografi veya manyetik rezonans görüntülemeden en az bir görüntüleme yöntemi uygulandı. Sadece üç hastaya kesin FNH tanısı konuldu ve bu hastalar aynı zamanda semptomatikti. Ameliyat öncesi grupta sarılık görülmedi. Sadece bir hastada ameliyat öncesi hafif yüksek karaciğer enzim seviyeleri görüldü. Pankreatoduodenektomi ve kolesistektomi gibi ek prosedürler uygulanan iki hasta dışında tüm hastalara çeşitli tiplerde hepatektomi uygulandı. Hastaların sadece üçünde intraabdominal apse, safra kaçağı ve pulmoner emboli gibi postoperatif komplikasyonlar gelişti. Mortalite izlenmedi. FNH olgularında cerrahi nadiren gereklidir. Ancak lezyonun FNH dışında bir lezyon olduğundan şüphelenildiğinde ve hasta semptomatikse genellikle cerrahi yaklaşım tercih edilir Surgery is rarely a necessity for the removal of focal nodular hyperplasia (FNH) lesions. Diagnostic challenges and symptomatic lesions are common indications for surgery. This study was conducted for the purposes of analyzing the indications and results of liver surgeries, revealing FNH in further examinations from specimens sent to pathology. The patients that were operated for liver lesions revealed as FNH at pathological examinations at Ankara University Hospitals between October 2009 and March 2018 were included in this study. Twelve of the patients had some abdominal symptoms, with the remaining four having no reported symptoms. All patients were subjected to at least one imaging modality from computed tomography, ultrasonography or magnetic resonance imaging. Only three patients were diagnosed with certain FNH and were also symptomatic. No jaundice was observed in the group before surgery. Only one patient demonstrated mildly elevated preoperative liver enzyme levels. All patients underwent several types of hepatectomies except for two patients undergoing additional procedures such as pancreatoduodenectomy and cholecystectomy. Only three of the patients had postoperative complications including intraabdominal abscess, biliary leak and pulmonary embolism. No mortality occurred among the group. Surgery is rarely a necessity in the cases of FNH. However, surgical approach is generally preferred when the lesion is suspected to be a lesion other than FNH.
    • Item type:Item,
      Demir eksikliği tespit edilip anemi tespit edilmeyen hastalar ile yaş uyumlu sağlıklı kontroller arasındaki enflamasyon ve oksidatif durumu gösteren hematolojik ve biyokimyasal parametrelerin karşılaştırılması
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2022) Ertem, Şeyma; Ensari, Cüneyt; Erel, Özcan
      Amaç: Anemi olmadan demir eksikliği olan hastalar ile oksidatif durumu etkileyen tiyol disülfid dengesi arasındaki ilişkinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Pediatri polikliniğinde başvuran 5-15 yaş aralığı demir eksikliği (n=35) olan grup ile yaş ve cinsiyet uyumlu sağlıklı kontrol grubunun (n=36) oluşturduğu toplam 71 olgu çalışmaya dahil edildi. Demir eksikliği tanısı, yaş ve cinsiyete göre normal hemoglobin seviyesine sahip olup, ferritin değeri <12 ng/mL altında olan hastalara konuldu. Bulgular: Demir eksikliği grubunda ferritin düzeyi 11,01±0,89 ng/mL iken, kontrol grubunda ise 25,27±2,57 ng/mL idi (p<0,001). Demir eksikliği grubunda nativ tiyol ve total tiyol değerleri anlamlı olarak düşükken (p<0,001 ve p<0,001, sırasıyla), disülfid, disülfid/nativ tiyol ve disülfid/total tiyol değerleri anlamlı olarak yüksekti (p<0,001, p<0,001 ve p<0,001, sırasıyla). Ferritin düzeyi ile sadece total tiyol düzeyi arasında pozitif korelasyon mevcuttu (r=0,330, p=0,049). Sonuç: Bu çalışmada anemi olmadan da demir eksikliğinin oksidatif strese neden olduğu izlendi. Objectives: We aimed to investigate the relationship between iron deficiency without anemia and thiol disulphide homeostasis, which effected oxidative status. Materials and Methods: A total of 71 cases, including the 5-15 age group with iron deficiency (n=35) and age- and gender-matched healthy control group (n=36), who applied to the pediatric outpatient clinic, were enrolled in the study. The diagnosis of iron deficiency was established for the patients who had normal hemoglobin levels considering age and gender, and whose ferritin value was <12 ng/mL. Results: Ferritin levels were 11.01±0.89 ng/mL in patients with iron deficiency and 25.27±2.57 ng/mL in healthy controls (p<0.001). In patients with iron deficiency, native thiol and total thiol levels were significantly lower (p<0.001 and p<0.001, respectively), and disulphide, disulphide/native thiol ratio and disulphide/total thiol ratio were significantly higher (p<0.001, p<0.001 and p<0.001, respectively). Only total thiol levels had positive correlation with ferritin levels (r=0.330, p=0.049). Conclusion: In this study, we showed that iron deficiency has effect on oxidative stress.
    • Item type:Item,
      Work characteristics and axial spondyloarthritis: evaluation from a broad perspective with clinical, laboratory, radiography and ultrasonography
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2022) Gülgönül, Nuray; Umay, Ebru Karaca; Kesikburun, Bilge; Şahin, Fatma Hülya; Sökmen, Rabia
      Objectives: The aim of this study is to investigate the effect of work conditions that require physical performance on axial spondyloarthritis with clinical, laboratory and radiological measurements. In addition, the performance of ultrasonographic examination in showing the effect of work characteristics on enthesopathy was evaluated. Materials and Methods: The present study is a single-center cross-sectional analysis conducted on 51 axial spondyloarthritis (axSpA) patients who were diagnosed according to the Assessment of Spondyloarthritis International Society criteria between October 2020 and December 2020 (24 females, 27 males, mean age: 46.98±9.30 years, 15 ankylosing spondylitis patients, 36 nr-axSpA). Demographic and clinical characteristics, along with disease related laboratory data of the patients, were recorded. Results: Work duration was found to be positively correlated with Maastricht ankylosing spondylitis enthesitis score (MASES), foot deformity, and erythrocyte sedimentation rate (ESR), while negatively correlated with thoracal Schober. Physical activity level at work was positively correlated with the Bath ankylosing spondylitis metrology index, Bath ankylosing spondylitis disease activity index, ankylosing spondylitis disease activity score-ESR, MASES, foot deformity and ESR, while it was negatively correlated with thoracal Schober. Leisure activity level was only positively correlated with foot deformity. In the findings in radiological parameters, it was measured that the work duration was positively correlated with the thickness of the distal patellar and Achilles tendon. The level of physical activity at work positively correlates with distal patellar tendon thickness, Achilles tendon thickness, and plantar fascia thickness. It was seen that the activity level in leisure time was only positively correlated with distal patellar tendon thickness. Conclusion: Physical activity level at work in axSpA patients is related to the severity of disease activity and decreased spinal mobility. In particular, increase of mechanical workload causes acute inflammation at the lower extremity and all enthesopathy points, independently from radiological progression and disease activity. The addition of ultrasonographical examination may supply a better evaluation of the effects of physical activity level at work on patients. Amaç: Bu çalışmanın amacı, fiziksel performans gerektiren iş koşullarının aksiyel spondiloartrite etkisini klinik, laboratuvar ve radyolojik ölçümler ile araştırmaktır. Ayrıca, ultrasonografik incelemenin iş karakteristiğinin entesopatiye etkisini göstermedeki performansı değerlendirilmiştir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, tek merkezli kesitsel bir analiz olarak yürütüldü. Ekim 2020-Aralık 2020 tarihleri arasında, Uluslararası Spondiloartrit Değerlendirme Derneği kriterlerine göre tanı konulan, 51 aksiyal spondiloartrit (axSpA) hastası (24 kadın, 27 erkek, ortalama yaş: 46,98±9,30 yıl, 15 ankilozan spondilit hastası, 36 nr-axSpA) çalışmaya alındı. Hastaların demografik ve klinik özellikleri, hastalıkla ilgili laboratuvar, radyolojik ve ultrasonografi ölçümleri kaydedildi. Bulgular: İşteki çalışma süresi Maastricht ankylosing spondylitis enthesitis score (MASES), ayak deformitesi ve eritrosit sedimantasyon hızı (ESR) pozitif korelasyon içinde iken torakal Schober ile negatif korelasyonludur. İşteki fiziksel aktivite seviyesi ise Bath ankilozan spondilit metroloji indeksi, Bath ankilozan spondilit hastalık aktivite indeksi, ankilozan spondilit hastalık aktivite skoru-ESR, MASES, ayak deformitesi ve ESR ile pozitif olarak korelasyon içinde iken yine torakal Schober ile negatif korelasyonlu bulunmuştur. Boş zamandaki aktivite seviyesi ise yalnızca ayak deformitesi ile pozitif korelasyonludur. Radyolojik parametrelerdeki bulgularda ise işteki çalışma süresinin, distal patellar ve aşil tendon kalınlığı ile pozitif korele olduğu ölçülmüştür. İşteki fiziksel aktivite seviyesi, distal patellar tendon kalınlığı, aşil tendon kalınlığı ve plantar fasya kalınlığı ile pozitif koreledir. Boş zamandaki aktivite seviyesinin ise yalnızca distal patellar tendon kalınlığı ile pozitif korele olduğu görülmüştür. Sonuç: AxSpA hastalarının işyerindeki fiziksel aktivite seviyesi, hastalık aktivitesinin şiddeti ve spinal hareketliliğin azalması ile ilgilidir. Özellikle mekanik iş yükünün artması, alt ekstremitede ve tüm entezopati noktalarında, radyolojik progresyon ve hastalık aktivitesinden bağımsız olarak akut enflamasyona neden olur. Ultrasonografik ölçüm, iş yerinde fiziksel aktivite düzeyinin hastalar üzerindeki etkilerinin daha iyi değerlendirilmesini sağlayabilir.
    • Item type:Item,
      Determinants of fear of childbirth in pregnant women with a history of cesarean delivery
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2022) Eroğlu, Elçin Özçelik; Yıldız, M. İrem; Şahin, Dilek
      Objectives: In this study, it was aimed to examine the fear of childbirth (FOC) and the factors associated with FOC in pregnant women who had a history of cesarean section in their previous pregnancies. Materials and Methods: The study included pregnant women who were followed up in the pregnant outpatient clinic, had a history of previous cesarean section, and were between the 24th and 40th weeks of their current pregnancies. A sociodemographic and clinical information form, which included information about age, education level, current pregnancy and previous pregnancies, psychiatric and internal disease history, and sexual functions, was filled in for all pregnant women in the study. All pregnant women completed the Beck depression inventory (BDI) and Beck anxiety inventory (BAI). Results: One hundred and thirty-one pregnant women were included in the study and 74.4% of them declared that they experienced significant FOC. It was determined that the pregnant women with FOC experienced statistically significantly more fear during vaginal examination, reported pain/contraction during sexual intercourse, expressed fear that they would experience pain/contraction during sexual intercourse and higher scores of BDI, BAI. In logistic regression analysis, it was found that education level, fear in vaginal examination, and fear of pain during sexual intercourse predicted the FOC. Conclusion: A high rate of FOC is also seen in pregnant women with a history of cesarean section, and vaginismus is an important risk factor for FOC in these women. Questioning vaginismus in all pregnant women will contribute to both pregnancy follow-ups and decreasing the rates of elective cesarean section. Amaç: Bu çalışmada önceki gebeliklerinde sezaryen doğum öyküsü olan gebelerdeki doğum korkusu ve doğum korkusu ile ilişkili etkenlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya gebe polikliniğinde takip edilen, daha önce sezaryen doğum öyküsü olan ve şimdiki gebeliklerinin 24.-40. haftaları arasında olan gebeler dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen tüm gebeler için yaş, eğitim düzeyi, şimdiki gebelik ve önceki gebelikler ile ilgili bilgiler, psikiyatrik ve dahili hastalık öyküsü, cinsel işlevlerle ilgili bilgilerin olduğu sosyodemografik bilgi formu dolduruldu ve klinik bilgileri kaydedildi. Tüm gebeler Beck depresyon ölçeği (BDÖ), Beck anksiyete ölçeğini (BAÖ) doldurdular. Bulgular: Çalışmaya 131 gebe dahil edildi ve %74,4’ü doğum korkusu yaşadıklarını beyan etti. Doğum korkusu yaşayan gebelerin istatistiksel olarak anlamlı oranda daha fazla vajinal muayene sırasında korku yaşadığı, cinsel ilişki sırasında ağrı/kasılma bildirdiği ve cinsel ilişki sırasında ağrı/kasılma yaşayacağına dair korku ifade ettiği; BDÖ ve BAÖ puanlarının daha yüksek olduğu saptandı. Lojistik regresyon analizinde eğitim düzeyi, vajinal muayenede korku, cinsel ilişki sırasındaki ağrı korkusunun doğum korkusunu predikte ettiği bulundu. Sonuç: Sezaryen öyküsü olan gebelerde de yüksek oranda doğum görülmektedir ve bu gebelerde vajinismus doğum korkusu açısından önemli bir risk faktörüdür. Vajinismusun tüm gebelerde sorgulanması hem gebelik takipleri hem de elektif sezaryen oranlarının düşürülmesine katkıda bulunacaktır.
    • Item type:Item,
      Acil serviste ayak ve ayak bileği travmalarının klinik özelliklerinin ve maliyetinin değerlendirilmesi
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2022) Genç, Sinan; Çatal, Yaşar; Şen, Muhammedcan; Oğuz, Ahmet Burak; Koca, Ayça; Eneyli, Müge Günalp; Polat, Onur
      Amaç: Ayak ve ayak bileği yaralanmaları travma hastalarında en sık görülen yaralanmalar arasındadır. Bu çalışmanın amacı, acil servise ayak ve ayak bileği yaralanması nedeniyle başvuran hastaların klinik özelliklerini ve bu hastalardaki sağlık bakım giderlerini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Bir üniversite hastanesi acil servisine ayak ve ayak bileği travması nedeniyle başvuran, 18 yaş ve üzeri erişkin hastalar geriye dönük olarak incelendi. Hastaların yaşı, cinsiyeti, travma mekanizması, kemik kırığı varlığı, kırık bölgesi, kırık tipi, uygulanan tedavi yöntemi ve hastane içi maliyeti incelendi. Değişkenlerin gruplar arasında karşılaştırmaları ki-kare testi, Kruskal-Wallis ve Mann-Whitney testleri ile yapıldı. İstatistiksel olarak p<0,05 değeri anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmada 523 hastanın verileri incelendi ve hastaların %55,4’ü (n=290) erkekti. Hastalarda en sık görülen travma mekanizması düşme (%68,8) olarak saptandı. Hastaların %16,1’inde kemik kırığı olduğu ve en sık kırık bölgesinin falankslar (%36,9) olduğu görüldü. Hasta başına düşen ortalama maliyet 123,22±505,114 Türk Lirası (TL) idi ve en yüksek maliyetin cerrahi tedavi uygulanan hastalarda (2172,11±1767,376 TL) olduğu saptandı. Sonuç: Bu çalışmada hasta başına ortalama maliyetin 123,22 TL olduğu ve dolaylı mali etkilenmeler de dikkate alındığında ayak ve ayak bileği travmalarına bağlı sağlık bakım giderlerinin ekonomik açıdan önemli bir yük oluşturduğu söylenebilir. Ayak ve ayak bileği travmasına bağlı sağlık bakım giderlerinin azaltılması için düşme ve diğer yaralanma mekanizmalarına karşı koruyucu önlemlerin alınması gerekmektedir. Objectives: Foot and ankle injuries are among the most common injuries in trauma patients. The aim of this study is to evaluate the clinical characteristics of patients who applied to the emergency department with foot and ankle traumas and the healthcare costs in these patients. Materials and Methods: Adult patients aged 18 years and over, who applied to the emergency department of a university hospital due to foot and ankle trauma, were retrospectively analyzed. Patients’ age, gender, trauma mechanism, presence of bone fracture, fracture location, fracture type, treatment method, and in-hospital cost were examined. Comparisons of variables between the groups were performed with the chi-square test, Kruskal-Wallis, and the Mann-Whitney test. Statistically, p<0.05 was considered significant. Results: A total of 523 patients were analyzed in the study, and 55.4% (n=290) of them were male. The most common trauma mechanism in the patients was ground-level fall (68.8%). It was observed that 16.1% of the patients had bone fractures and the most common fracture location was the phalanges (36.9%). The average cost per patient was found to be 123.22±505.114 Turkish Liras (TL) and the highest cost was in the patients who underwent surgical treatment (2172.11±1767,376 TL). Conclusion: Health care expenses due to foot and ankle traumas constitute an important economic burden considering that the average cost per patient in this study was 123.22 TL and indirect financial effects. Protective measures should be taken against falls and other injury mechanisms in order to reduce health care costs related to foot and ankle traumas.