Akademik Arşiv Sistemine Hoş Geldiniz
Ankara Ünivrsitesi Akademik Arşiv Sistemi:
- Üniversitemiz Akademik ve Kültürel Mirasını toplama, saklama ve geniş kitlere duyurmak amacını taşır
- Üniversitemiz akademik çıktılarını uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar
- Etkisini artırmak için telif haklarına uygun şekilde Açık Erişime sunar
Ayrıca Üniversitemiz Önlisans, Lisans ve Yüksek Lisans ders notlarına Açık Ders Malzemeleri sistemi üzerinden erişebilirsiniz.
Akademik Arşiv Sistemi birçok farklı bölümden oluşur:
- Dergiler = Bu kategoride Ünivrsitemizde yayınlanan dergilere ulaşabilirsiniz
- Kitaplar= Üniversitemizde yayınlanan kitapları bu kategoride bulabilirsiniz.
- Gazeteler= Geçmişten günümüze bazı gazetelerin, bazı sayıları sizi tarihte bir yolculuğa çıkarıcak.
- Tezler= Yüksek Lisans, Doktora ve Uzmanlık Tezleri bu kategori altında yer almaktadır.

Recent Submissions
Item type:Item, A newborn with bilateral breast enlargement: neonatal mastauxe(Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2020) Sevinç, Selin; Almus, Eda; Okulu, Emel; Özsu, Elif; Erdeve, Ömer; Atasay, Begüm; Arsan, SaadetNeonatal breast enlargement is a common condition as a normal response to postnatally falling maternal hormones. It can be seen in the first weeks and usually progresses during the first 2 months of life. We herein report a male newborn who was admitted with bilateral breast enlargement, diagnosed as neonatal “giant” mastauxe, and followed up without treatment. “Neonatal mastauxe” is the term used for physiological breast enlargement. It is important to differentiate neonatal mastauxe from mastitis or abscess. The parents should be informed about that it resolves without treatment over a few weeks of period, and they should be warned to avoid squeezing the breast. The most adequate approach is to observe the regression of breast swelling. Yenidoğanda meme büyümesi, doğum sonrası düzeyi düşen maternal hormonlara normal bir yanıt olarak görülen yaygın bir durumdur. Doğumdan sonraki ilk haftalarda görülebilmekte ve genellikle 2 ay civarında gerilemektedir. Burada, iki taraflı meme büyümesi ile başvurup “dev” neonatal mastauxe tanısı konulan ve tedavisiz takip edilen bir erkek yenidoğan bebek sunulmaktadır. “Neonatal mastauxe” fizyolojik meme büyümesini ifade etmekte olup mastit veya apseden ayırt edilmesi önemlidir. Aileler memedeki şişliğin haftalar içinde tedavisiz gerilediği yönünde bilgilendirilmeli, memeyi ovmamaları ve sıkmamaları konusunda uyarılmalıdır. En uygun yaklaşım, memedeki şişliğin gerilemesini takip etmektir.Item type:Item, Spontaneous uterine rupture at the 13th weeks of gestation caused by placenta percreata: a case report(Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2020) Şeker, Erdal; Elçi, Evindar; Söğütçü, NilgünTo describe the management of a ruptured uterus caused by placenta percreta at the 13th week of gestation. Spontaneous rupture of the nonlaboring uterus is a relatively rare occurrence in obstetrics. It is associated with massive intra-peritoneal bleeding which can be mortal if not recognized. A 33-year-old patient presented with severe abdominal pain at the 13th week of gestation at the emergency service of Health Sciences University Gazi Yaşargil Training and Research Hospital, Diyarbakır, Turkey. The patient’s ultrasonography revealed free fluid in the abdomen, placenta previa and anomaly in the fetus. Magnetic resonance imaging (MRI) was performed for differential diagnosis of free fluid. MRI showed hematoma between the bladder and uterus. After the signs of hypovolemic shock developed, we performed an immediate laparotomy and a ruptured uterus was detected. The fetus was removed and a hysterectomy was performed. Pathology results showed placenta percreta. After a few days in hospital and transfusion of 5 liters of blood, the patient was discharged in a healthy condition. In a pregnant woman with severe abdominal pain, even in the 13th week of gestation, a placenta acreta has to be considered as a differential diagnosis. If there is no benefit of the other treatments, hysterectomy is a life-saving intervention. On üçüncü gebelik haftasında plasenta perkreatanın neden olduğu rüptüre uterusun tedavisini tartıştık. Spontan uterus rüptürü, obstetrikte nispeten nadir bir durumdur. Tanınmadığı takdirde ölümcül olabilen masif intra-peritoneal kanama ile ilişkilidir. Otuz üç yaşında bir hasta, 13. haftada, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi’ne şiddetli karın ağrısı ile başvurdu. Hastanın ultrasonografisinde karında serbest sıvı, plasenta previa ve fetüste anomali saptandı. Serbest sıvının ayırıcı tanısı için manyetik rezonans görüntüleme (MRG) yapıldı. MRG’de mesane ve uterus arasında hematom görüldü. Hipovolemik şok belirtileri geliştikten sonra hemen laparotomi yapıldı ve rüptüre uterus saptandı. Fetus çıkarıldı ve histerektomi yapıldı. Patoloji sonuçları plasenta perkreata olduğunu gösterdi. Hastanede birkaç gün kaldıktan ve 5 litre kan transfüzyonundan sonra hasta sağlıklı bir şekilde taburcu edildi. On üçüncü gebelik haftasında bile şiddetli karın ağrısı olan gebe bir kadında plasenta akreta ayırıcı tanı olarak düşünülmelidir. Diğer tedavilerin bir faydası yoksa, histerektomi hayat kurtarıcı bir müdahaledir.Item type:Item, Co-existence of laryngocele and laryngopyocele: a rare case report(Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2020) Gültekin, Göknil; Tuzuner, Arzu; Aydın, ErdinçLaryngocele is an air-filled sac which originates from the saccule of the ventricle. It is one of the rarest lesions of the larynx. Certain occupational and chronic inflammatory diseases may play role in the formation of laryngocele, but the etiology in the majority of them is unclear. When infected, the air inside of the laryngeal saccule replaced by purulent fluid and it becomes laryngopyocele. These lesions may lead to dysphagia, roughness, and dyspnea. There are limited number of cases in the literature. In the presented case here, laryngopyocele showed suspicious mass appearance in the radiological imaging and its diagnosis was confirmed by intraoperative direct laryngoscopy. Laryngoceles are clinically asymptomatic unless they reach large sizes. As internal laryngoceles and laryngopyoceles may also be related to tumors originated from laryngeal ventricles, it is highly important to evaluate the lesion borders before the operation. Laringosel, ventriküler sakkul kaynaklı bir hava keseciği olup larenksin çok nadir görülen iyi huylu lezyonlarından biridir. Laringosel oluşumunda belirli mesleki ve kronik enflamatuvar hastalıklar altta yatan neden olabilir, fakat büyük kısmında etiyoloji belirsizdir. Laringoseller enfekte olduklarında içerlerindeki havanın yerini pürülan mayi alır ve bu durumda laringopiyosel olarak tanımlanırlar. Bu lezyonlar disfaji, seste kabalaşma, dispne benzeri semptomlara yol açabilirler. Literatürde sınırlı sayıda tanımlanmıştır. Sunulan olguda laringopiyosel radyolojik görüntülemede şüpheli kitle olarak raporlanmış, intraoperatif direk laringoskopi ile tanısı kesinleştirilmiştir. Laringoseller büyük boyutlara ulaşmadıkça klinik olarak asemptomatiktirler. İnternal laringoseller ve laringopiyoseller, ventrikülden kaynaklanan tümörlere de bağlı olabileceğinden görüntüleme yöntemleriyle lezyon komşuluklarının preoperatif değerlendirilmesi büyük önem taşır.Item type:Item, Giant fibroadenomas in young women(Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2020) Kanat, Burhan Hakan; Kutluer, Nizamettin; Solmaz, Özgen Arslan; Bozdağ, Pınar GündoğanObjectives: In this study, we consider a fibroadenoma with a size >5 cm as a giant fibroadenoma (GFA). This definition is not universally accepted but has been used in several studies. We retrospectively presented fibroadenoma cases that were treated in our clinic, together with a review of the current literature. Materials and Methods: The GFA cases that were surgically treated in our clinic between January 2016 and December 2019 were retrospectively reviewed. The data were collected from patient files, discharge reports, surgical notes, pathology reports, patient follow-up forms, and digital records. Patients whose data were not fully available were excluded from the study. The patients were analyzed in terms of age, duration of symptom, macroscopically size of the mass and location. Results: Eight patients were analyzed. The mean age of the patients was 31.5±5.8 (23-41) years. The mean time of diagnosis before the operation was 36.75±14.49 (18-60) months. The lesion was in the left breast for five patients (62.5%) and in the right breast for three patients (37.5%). The mean size of fibroadenomas was 52.5±2 (50-56) mm. Conclusion: There is not a consensus in the ideal treatment protocol of GFAs. A careful physical examination and radiological examination are sufficient for diagnosis, but a biopsy will be beneficial in the context of a GFA. We think that excision should be done in the treatment of GFAs. Amaç: Bu çalışmada biz 5 cm ve üzeri boyutu olan fibroadenomları dev fibroadenom (DFA) olarak değerlendirdik. Her ne kadar bu tanımlama genel olarak kabul edilmese de birçok çalışmada bu şekilde tarif edilmiştir. Bu yazıda kliniğimizde tedavi ettiğimiz DFA tanılı hastaları literatür eşliğinde retrospektif olarak sunmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Kliniğimizde Ocak 2014 - Aralık 2019 tarihleri arasında DFA nedeni ile cerrahi tedavi uygulanan hastalar retrospektif olarak incelendi. Çalışma verileri hasta dosyalarından, epikrizlerden, ameliyat notlarından, patoloji raporlarından, hasta takip formlarından ve bilgisayar kayıtlarından elde edildi. Verilerine tam olarak ulaşılamayan hastalar çalışma dışına alındı. Hastalar; yaş, şikayet süresi, makroskopik olarak kitle boyutu ve yerleşim yeri açısından analiz edildi. Bulgular: Altı yıllık süreç içerisinde kliniğimizde DFA nedeni ile opere edilen dokuz hastadan bir tanesinin verilerine tam olarak ulaşılamayınca çalışma sekiz hasta üzerinden yapıldı. Hastaların yaş ortalaması 31,5±5,8 yıl olup yaş aralığı 23-41 yıl arasında değişmekteydi. Hastaların fibroadenomlarının farkındalık süreleri ortalama 36,75±14,49 ay (18-60) idi. Beş hastada (%62,5) lezyon sol memede iken üç (%37,5) hastada sağ memede idi. Fibroadenomların ortalama büyüklüğü 52,5±2 mm (50-56) idi. Sonuç: DFA’ların tedavisi konusunda henüz bir fikir birliği oluşmamıştır. Tanı için dikkatli bir fizik muayene ve radyolojik tetkikler yeterli olmakla birlikte DFA’larda biyopsi faydalıdır. Biz DFA’ların tedavisinde eksizyon yapılması gerektiğini düşünüyoruz.Item type:Item, Etiological and demographic characteristics of patients with vestibular symptoms, retrospective analysis(Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2020) Baydan, Mine; Avcı, Özge Selen; Yeğin, Seçil; Binay, Kübra; Hançer, Gülçin; Öztaş, Seher; Büyükatalay, Zahide Çiler; Yılmaz, SunaObjectives: Vertigo and dizziness are among the most common causes of medical consultation, with an estimated prevalence of 20% and 30%. Vertigo and/or dizziness are non-specific symptoms that can be caused by various disorders including central and peripheral disorders. The present study aimed to understand etiological and demographic characteristics of patients with vestibular symptoms. Materials and Methods: Retrospective analysis of medical profiles of patients who suffered from vertigo and/or dizziness and sought medical advice from Ankara University İbn-i Sina Hospital otorhinolaryngology Department, Hearing, Speaking and Balance Disorders Center between September 2018 and September 2019 was performed. Results: A total of 444 patients between the age of 6 and 89 years were included in the study. Disregarding age groups and underlying cause, it was observed that women were more frequently affected by vertigo/dizziness. The most frequent cause of vertigo/dizziness was benign paroxysmal positional vertigo (59.23%) followed by unilateral/bilateral vestibular hypofunction (20.72%), central pathologies (14.63%). Meniere’s disease (3.60%) and vestibular neuritis (1.80%). Central vestibular disorders were found to be the most common pathology in children (53.84%). Conclusion: The most common disorder was the peripheral vestibular disorder and the most common diagnosis was benign paroxysmal positional vertigo in adults. Central vestibular disorders were recorded as the most common pathology in children. Optimal diagnosis of vertigo/dizziness related disorders requires a multidisciplinary approach. Amaç: Baş dönmesi ve dengesizlik %20-30’luk yaygınlık oranı ile tıbbi konsültasyonun en yaygın nedenleri arasındadır. Baş dönmesi ve/veya dengesizlik spesifik olmayan semptomlardır, santral ve periferik bozukluklar da dahil olmak üzere çeşitli bozukluklardan kaynaklanabilir. Bu çalışmada vestibüler semptomları olan hastaların etiyolojik ve demografik özelliklerinin anlaşılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Eylül 2018-Eylül 2019 tarihleri arasında Ankara Üniversitesi İbn-i Sina Hastanesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı İşitme, Konuşma ve Denge Bozuklukları Merkezi’ne baş dönmesi ve/veya dengesizlik şikayeti ile başvuran hastaların tıbbi profilleri retrospektif olarak incelenmiştir. Bulgular: Çalışmaya 6 ila 89 yaş arası toplam 444 hasta dahil edilmiştir. Yaş grupları ve altta yatan neden göz ardı edildiğinde, kadınların baş dönmesi/dengesizlikten daha sık etkilendiği gözlenmiştir. Baş dönmesi/dengesizliğin en sık nedeni benign paroksismal pozisyonel vertigo (%59,23) ve ardından unilateral/bilateral vestibüler hipofonksiyon (%20,72), santral patolojiler (%14,63), Meniere hastalığı (%3,60) ve vestibüler nörinit (%1,80) olarak gözlenmiştir. Santral vestibüler bozukluklar çocuklarda en sık görülen patolojidir (%53,84). Sonuç: Yetişkinlerde en sık görülen rahatsızlık periferik vestibüler bozukluk ve en sık rastlanan tanı benign paroksismal pozisyonel vertigo idi. Santral vestibüler bozukluklar çocuklarda en sık görülen patoloji olarak kaydedildi. Baş dönmesi/dengesizlik ile ilişkili bozuklukların optimal tanısı için multidisipliner bir yaklaşım gerekmektedir.
