Akademik Arşiv Sistemine Hoş Geldiniz
Ankara Ünivrsitesi Akademik Arşiv Sistemi:
- Üniversitemiz Akademik ve Kültürel Mirasını toplama, saklama ve geniş kitlere duyurmak amacını taşır
- Üniversitemiz akademik çıktılarını uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar
- Etkisini artırmak için telif haklarına uygun şekilde Açık Erişime sunar
Ayrıca Üniversitemiz Önlisans, Lisans ve Yüksek Lisans ders notlarına Açık Ders Malzemeleri sistemi üzerinden erişebilirsiniz.
Akademik Arşiv Sistemi birçok farklı bölümden oluşur:
- Dergiler = Bu kategoride Ünivrsitemizde yayınlanan dergilere ulaşabilirsiniz
- Kitaplar= Üniversitemizde yayınlanan kitapları bu kategoride bulabilirsiniz.
- Gazeteler= Geçmişten günümüze bazı gazetelerin, bazı sayıları sizi tarihte bir yolculuğa çıkarıcak.
- Tezler= Yüksek Lisans, Doktora ve Uzmanlık Tezleri bu kategori altında yer almaktadır.

Recent Submissions
Item type:Item, Pankreas psödokistini taklit eden mide duplikasyonu: olgu sunumu(Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2023) Gördü, Bilge; Gümüş, Ersin; Soyer, TutkuGastrointestinal duplikasyonlar ağız boşluğundan anüse kadar gastrointestinal sistemin herhangi bir kısmında görülebilir. Yerleşim yerlerine göre duplikasyon kistleri (DK) farklı klinik bulgular gösterebilir ve diğer kistik lezyonlarla karışabilir. Karın ağrısı ve kusma şikayeti ile başvuran 10 yaşında erkek hastanın, epigastrik bölgede ele gelen kitle ve yüksek serum amilaz seviyeleri nedeni ile yapılan ultrasonografi ve bilgisayarlı tomografi görüntülemesinde pankreas korpus-kuyruk anterioru komşuluğunda 9x15 cm boyutunda internal ekolar barındıran yoğun içerikli kistik lezyon saptandı. İlaç kullanımı, travma ve daha önce geçirilmiş pankreatit atağı öyküsü bulunmayan hasta pankreas psödokisti ekarte edilerek mide duplikasyonu ön tanısı ile opere edildi. Cerrahi incelemesinde mide posteriorundan köken alan DK tespit edilerek eksize edildi. Bu olgu sunumunda pankreas psödokisti ile karışan ve pankreasa bası yaparak pankreatik enzimlerde artışa neden olan bir mide DK olgusu klinik özellikler ve cerrahi seçenekler açısından tartışılmıştır. Gastrointestinal duplications can occur in any part of the gastrointestinal tract from the mouth to the anus. Duplication cysts (DC) may present with various clinical findings according to their location and may be confused with other cystic lesions. A 10-year-old male patient referred to our hospital with abdominal pain and vomiting. Abdominal examination revealed a palpable mass in the epigastric region. Laboratory tests indicated elevated levels of serum amylase. Ultrasonography and computed tomography imaging revealed 9x15 cm dense cystic lesion with internal echoes in the anterior vicinity of the pancreatic corpus-tail. The patient, who had no history of medication use, trauma, or previous episodes of pancreatitis, underwent surgery with the preliminary diagnosis of gastric duplication, after exclusion of pancreatic pseudocyst. In the surgical examination, DC originating from the posterior wall of stomach was detected and excised. In this case report, a gastric DC that mimicked pancreatic pseudocyst, causing an increase in pancreatic enzymes by exerting pressure on the pancreas, has been discussed in terms of clinical features and surgical options.Item type:Item, Nadir görülen düşük ayak nedeni: yaban domuzu ısırığı(Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2023) Zaimoğlu, Murat; Mete, Emre Bahir; Bayatlı, Eyüp; Güner, Yahya Efe; Özdemir, Arda; Büyüktepe, Murat; Eroğlu, ÜmitDerin ve yüzeyel dalları olan peroneal sinirin derin dalı bacak ön kompartmanında bulunan ayak ana dorsifleksörlerini inerve etmektedir. Bu nedenle peroneal sinir hasarına bağlı olarak düşük ayak tablosu meydana gelebilmektedir. Peroneal sinir hasarı nedenleri arasında künt ya da delici travmalar, kompresyon, traksiyon ve fokal iskemi bulunmakta nadir görülen bir diğer neden ise hayvan ısırıklarıdır. Literatürde kedi, köpek, fok ısırığı nedenli izole düşük ayak tablosu mevcut olmasına rağmen yaban domuzu saldırısına bağlı düşük ayak tablosu daha önce bildirilmemiştir. Bu olgu sunumunda kliniğimize domuz ısırması nedeni ile başvuran ve düşük ayak tanısı alan nadir bir olgu anlatılmaktadır. The deep branch of the common peroneal nerve, which has both deep and superficial branches, innervates the main dorsiflexors of the foot located in the anterior compartment of the leg. Therefore, a drop foot condition may occur due to peroneal nerve damage. The causes of peroneal nerve damage include blunt or penetrating trauma, compression, traction, and focal ischemia. Another rare cause is animal bites, although isolated cases of drop foot due to cat, dog, and seal bites have been reported in the literature, wild boar bites have not been reported before. This case report describes a rare case of a patient who presented to our clinic with a diagnosis of drop foot due to a wild boar bite.Item type:Item, Lipoma arborescens: a rare cause of synovial mass of the knee at pediatric age with 10 year follow-up(Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2023) Karaca, Mustafa Onur; Gezer, Mehmet Can; Yıldız, Hüseyin YusufLipoma arborescens (LA) is a benign lesion that occurs in the synovial joints and consists of villous lipomatous proliferation of mature fat cells in the subsynovial tissue, often involving the knee joint. In addition to the knee joint, shoulder, elbow, and hip joint involvements have also been reported in the literature. The most common site of involvement in the knee joint is the suprapatellar pouch. Patients usually present with painless joint range of motion and swelling. Laboratory parameters are within normal limits. LA can be divided into two subtypes as primary and secondary according to the age of the patient or the underlying rheumatological diseases. The primary type is mostly seen in pediatric patients and there is no underlying chronic inflammation. In the secondary type, there is underlying chronic inflammation or trauma. In this case study, we described the operation process and 10-year follow-up of an 8-year-old pediatric patient who applied to our clinic with knee swelling. Lipoma arboresans (LA), sinovyal eklemlerde görülen ve sıklıkla diz ekleminin tutan olgun yağ hücrelerinin subsinovyal dokuda villöz lipomatöz proliferasyonundan oluşan iyi huylu bir lezyondur. Diz eklemi dışında omuz, dirsek kalça eklem tutulumları da literatürde bildirilmiştir. Diz ekleminde en sık tutulan yer subrapatellar bursadır. Hastalar genellikle ağrısız eklem hareket kısıtlılığı ve şişlik ile başvurular. Laboratuvar parametreleri sıklıkla normaldir. LA hastanın yaşına ya da alta yatan romatolojik hastalıklara primer ve sekonder olarak 2 tipe ayrılabilir. Primer tip daha çok genç hastalarda görülür ve alta yatan kronik bir enflamasyon yoktur. Sekonder tipte ise alta yatan kronik enflamasyon veya travma vardır. Biz bu olgu çalışmamızda, kliniğimize dizde şişlik nedeniyle başvuran 8 yaşındaki pediatrik hastanın operasyon sürecini ve 10 yıllık takibini anlattık.Item type:Item, The corpus callosum and bilateral choroid plexus lipoma: a case report(Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2023) Eroğlu, Ümit; Al-Beyati, Eyyub S M; Erdoğan, Koral; Uğur, Hasan ÇağlarCorpus callosum (CC) lipomas are a rare congenital malformation associated with varying grades of CC dysgenesis. The extension of such a lipoma into the lateral ventricle is rarer. CC lipomas are typically asymptomatic, but they may present epilepsy, hemiplegia, dementia, or simple headaches. Computed tomography and magnetic resonance imaging may aid in their diagnosis. Herein, we present a case of a 32-year-old female who was diagnosed with bilateral lateral ventricle choroid plexus and CC lipoma. Korpus kallozum (KK) lipomları değişen KK disgenezisi evreleriyle ilişkili olabilen çok nadir konjenital malformasyonlardır. Söz konusu lipomların lateral ventriküle uzanımı ise ayrıca nadirdir. KK lipomları tipik olarak asemptomatik, ancak epilepsy, hemipleji, demans veya basit baş ağrısı yakınmaları ile ortaya çıkabilirler. Bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntüleme tanıda yardımcı olabilir. Burada, bilateral lateral ventrikül koroid Pleksus ve KK lipomu tanısı ile izlenen 32 yaşında erkek hasta sunulmuştur.Item type:Item, Papiller tiroid kanserinde profilaktik santral lenf nodu diseksiyonu kararında kılavuzlara uymalı mıyız?(Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2023) Konca, CanAmaç: Bu çalışmanın amacı tedavi kılavuzlarına göre profilaktik santral lenf nodu diseksiyonu (pSLND) önerilmeyen hastalarda uygulanan SLND’nin tedaviye etkisi ve komplikasyon oranını ortaya çıkarmak ve uygulanabilirliğini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya tek bir kurumda ve tek bir cerrah tarafından yapılan tiroid cerrahisine ek olarak SLND uygulanan papiller tiroid kanseri tanılı 91 hasta dahil edilmiştir. Hastalar kılavuz önerilerine göre SLND önerilen ve pSLND önerilmeyen olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Gruplar kendi aralarında ve ayrıca preoperatif ve postoperatif değerlendirme sonuçları açısından karşılaştırılmıştır. Bu sonuçlar üzerinden hastalarda, pSLND önerilmeyen grupta atlanma ihtimali olan bulgular incelenmiştir. Bulgular: Kılavuz önerilerine göre SLND önerilen (n=42) ve pSLND önerilmeyen (n=49) hastaların verileri birbirleri ile karşılaştırıldığında, hastaların preoperatif değerlendirmesinde SLND önerisinde etkisi olan faktörlerin büyük bir kısmında anlamlı farklılık izlenirken (p<0,05), postoperatif değerlendirmede hastaların ekstratiroidal invazyon (ETE) ve kapsül invazyonu karşılaştırmalarında fark gözlenmedi. Ayrıca SLND önerilen grubun geçici hipoparatiroidi oranı pSLND önerilmeyen gruba göre anlamlı yüksek saptandı (p=0,032). Tüm hastaların preoperatif ve postoperatif değerlendirme sonuçları karşılaştırıldığında ise multisentrisite, kapsül ve ETE ile birlikte metastatik lenf nodu sayıları arasında anlamlı fark olduğu gözlendi (p<0,05). Preoperatif incelemeye göre pSLND önerilmeyen hastalarda saptanan santral lenf nodu metastazı oranı %34,7 olarak gözlendi. Ayrıca tüm hastaların %17,9’unda postoperatif değerlendirmede preoperatif döneme göre SLND endikasyonu değişimi olduğu gözlendi. Sonuç: Sonuç olarak, tedavi kılavuzu önerilerinin merkezlerin volümüne ve cerrahi tecrübe ile paralel olarak değerlendirilmesi gerektiği ve bu şekilde cN0 tiroid kanserli hastalarda pSLND’nin daha fazla uygulanması ile benzer komplikasyon oranları ile daha iyi lokorejyonel rekürrens kontrolü ve dolayısıyla daha iyi hastalıksız sağkalım ve hayat kalitesi sağlanabileceği düşünülmektedir. Objectives: The study aimed to investigate the effectiveness and complication rate of central lymph node dissection in patients with papillary thyroid cancer for whom prophylactic central lymph node dissection (pSLND) is not recommended according to treatment guidelines. Materials and Methods: Ninety-one patients with papillary thyroid cancer who underwent SLND in addition to thyroid surgery performed in a single institution and by a single surgeon were included in the study. The patients were divided into two groups according to the guideline recommendations as SLND recommended (n=42) and pSLND not recommended (n=49). The groups were compared among themselves and also in terms of preoperative and postoperative evaluation results. Results: The findings indicated that patients for whom pSLND was not recommended had a 34.7% rate of central lymph node metastasis. Additionally, 17.9% of all patients had a change in SLND indication in the postoperative evaluation. There was no significant difference in the rate of extrathyroidal extension or capsule invasion between the groups. However, the rate of transient hypoparathyroidism was significantly higher in the SLND recommended group (p=0.032). When the preoperative and postoperative evaluation results of all patients were compared, it was observed that there was a significant difference between multicentricity, capsule and extrathyroidal invasion, and metastatic lymph node counts (p<0.05). Conclusion: In conclusion, it is thought that treatment guideline recommendations should be evaluated in parallel with the volume of centers and surgical experience, so that more pSLND can be applied in patients with cN0 thyroid cancer, with similar complication rates, better locoregional recurrence control, and therefore better disease-free survival and quality of life.
