Akademik Arşiv Sistemine Hoş Geldiniz

Ankara Ünivrsitesi Akademik Arşiv Sistemi:

  • Üniversitemiz Akademik ve Kültürel Mirasını toplama, saklama ve geniş kitlere duyurmak amacını taşır
  • Üniversitemiz akademik çıktılarını uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar
  • Etkisini artırmak için telif haklarına uygun şekilde Açık Erişime sunar

Ayrıca Üniversitemiz Önlisans, Lisans ve Yüksek Lisans ders notlarına Açık Ders Malzemeleri sistemi üzerinden erişebilirsiniz.

Akademik Arşiv Sistemi birçok farklı bölümden oluşur:

  • Dergiler = Bu kategoride Ünivrsitemizde yayınlanan dergilere ulaşabilirsiniz
  • Kitaplar= Üniversitemizde yayınlanan kitapları bu kategoride bulabilirsiniz.
  • Gazeteler= Geçmişten günümüze bazı gazetelerin, bazı sayıları sizi tarihte bir yolculuğa çıkarıcak.
  • Tezler= Yüksek Lisans, Doktora ve Uzmanlık Tezleri bu kategori altında yer almaktadır.
  • ve daha binlerce kaynak; açık, ücretsiz, bir tık yakınızda...
  • Communities in DSpace

    Select a community to browse its collections.

    Now showing 1 - 5 of 8

    Recent Submissions

    • Item type:Item,
      Diagnostic value of mean platelet volume and platelet distrubition width for massive pulmonary embolism in emergency care
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2022) Oğuz, Didem; Zengin, Yağmur; Tunçay, Eylem
      Objectives: Massive pulmonary embolism is a life-threatening condition mostly seen in the emergency setting. Early diagnosis and treatment decrease the risk of mortality. Apart from imaging tests, increased blood levels of several parameters were shown to be helpful to identify these patients. We aimed to determine the diagnostic value of mean platelet volume and platelet distribution width for the diagnosis of acute massive pulmonary embolism. Materials and Methods: We retrospectively reviewed the medical records of patients who were admitted to the emergency department from January 2012 to January 2016. Patients who had a diagnosis of massive pulmonary embolism confirmed by computed tomography pulmonary angiography were included. Blood samples were drawn at admission. Transthoracic echocardiography was performed to evaluate right ventricular size and function. Age and sex matched patients who were admitted to the emergency department with any diagnosis other than pulmonary embolism were enrolled as a control group. Results: Eighty patients met the inclusion criteria and age and sex matched 80 patients were enrolled as a control group. The mean platelet volume and platelet distribution width were significantly higher in patients with massive pulmonary embolism compared to control group [10.1±0.1 fL vs 7.9±0.1 fL p<0.001, 17 (15.5-18.8) vs 13.6 (12.3-15.9) p<0.001 respectively]. Platelet distribution width had the most powerful diagnostic value among other parameters including the mean platelet volume, D-dimer and pro-BNP (area under the curve=0.998, p<0.001). Conclusion: Massive pulmonary embolism is a thromboembolic disease associated with high mortality. Platelet distribution width and mean platelet volume are simple parameters of complete blood count that can be used to increase predictive value of previously validated tests when used concomitantly. They may also help to select patients who will undergo imaging. Amaç: Masif pulmoner emboli çoğunlukla acil serviste karşılaşılan hayatı tehdit eden bir durumdur. Erken tanı ve tedavi ölüm riskini azaltır. Görüntüleme tetkikleri dışında artmış kan seviyesindeki bazı birkaç parametrenin bu hastaları ayırt etmede yardımcı olduğu gösterilmiştir. Biz çalışmamızda, masif pulmoner emboli tanısında trombosit dağılım genişliği ve ortalama trombosit hacminin tanısal değerini tespit etmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Ocak 2012 ile Ocak 2016 yılları arasında acil servise başvuran hastaların kayıtları geriye dönük olarak incelendi. Bilgisayarlı tomografi pulmoner anjiyografi ile tanısı doğrulanmış masif pulmoner emboli hastaları çalışmaya dahil edildi. Tam kan sayımı, D-dimer, pro-BNP ve troponin I testleri için kan örnekleri ilk başvuruda alındı. Sağ ventrikül boyutu ve fonksiyonunun değerlendirilmesi için hastalara ekokardiyografi yapıldı. Yaş ve cinsiyet eşleşmesi yöntemi ile kontrol grubu çalışmaya alındı. Bulgular: Toplam 80 hasta çalışma kriterlerine uydu ve bu hastalarla yaş ve cinsiyet olarak eşleşmiş 80 kontrol hastası ayrıca çalışmaya dahil edildi. Ortalama trombosit hacmi ve trombosit dağılım genişliği anlamlı olarak masif pulmoner emboli tanısı almış hastalarda kontrol grubuna göre yüksek bulundu [10,1±0,1 fL, 7,9±0,1 fL p<0,001, 17 (15,5-18,8) 13,6 (12,3-15,9) p<0,001 sırasıyla]. Trombosit dağılım genişliğinin ortalama trombosit hacmi, D-dimer, pro-BNP dahil parametreler içerisinde en güçlü tanısal değere sahip olduğu tespit edildi (eğri altında kalan alan=0,998, p<0,001). Sonuç: Masif pulmoner emboli, yüksek ölüm riski ile ilişkili bir tromboembolik hastalıktır. Trombosit dağılım genişliği ve ortalama trombosit hacmi, tam kan sayımının basit bir parçası olup daha önceden geçerliliği kabul edilmiş testlerle beraber kullanıldığında onların tanı koydurucu gücünü artırır. Görüntüleme testine gidecek hastaları tespit etmeye yardımcı olabilir.
    • Item type:Item,
      Clinical profile of late-infantile and juvenile metachromatic leukodystrophy: a retrospective study
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2022) Günbey, Ceren; Ardıçlı, Didem; Oğuz, Kader Karlı; Topçu, Meral
      Objectives: Metachromatic leukodystrophy (MLD) is a glycosphingolipid storage disease leading to demyelination and neurological impairment. Based on the age at onset, late-infantile, juvenile, and adult forms are defined. In this study, our aim was to define the clinical characteristics in late-infantile and juvenile forms. Materials and Methods: Twelve children with either late-infantile or juvenile form of MLD were enrolled. Patient records were retrospectively analyzed to gather demographic, clinical, laboratory, and imaging data. Results: Patients had a median age of 2 years (1.5-15) at the onset of symptom. Five (41.7%) patients had family history of MLD. Seven (58.3%) children were diagnosed as late-infantile form while 5 (41.7%) children were classified as juvenile form. In the late-infantile group, gait impairment (7/7, 100%) was the primary symptom, whereas behavioral/cognitive impairment (4/5, 80%) predominated the juvenile group. Eleven patients (91.7%) had cognitive impairment at the time of admission. Only one patient (8.3%) had epilepsy. While none of the patients in the juvenile group lost ambulation in follow-up, all late-infantile patients were non-ambulatory at their most recent visits. Conclusion: Our findings, along with those of other studies, support the diverse clinical picture of these two types of MLD. It is essential to recognize the age-specific signs to make an early diagnosis of MLD. Our findings suggest that MLD should be thoroughly investigated in children with a neurodegenerative course. Moreover, siblings of MLD patients should also be carefully evaluated. Amaç: Metakromatik lökodistrofi (MLD), demiyelinizasyona ve nörolojik etkilenmeye yol açan bir glikosfingolipid depo hastalığıdır. Semptomların başlangıç yaşına göre geç infantil, jüvenil ve yetişkin formlara ayrılır. Bu çalışmada geç infantil ve juvenil formların klinik özelliklerini değerlendirmek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Geç infantil veya juvenil MLD tanısını almış on iki çocuk bu çalışmaya dahil edildi. Demografik, klinik, laboratuvar ve görüntüleme verileri geriye dönük olarak incelendi. Bulgular: Hastaların semptom başlangıcında ortanca yaşı 2 (1,5-15) yıldı. Beş (%41,7) hastanın ailesinde MLD öyküsü vardı. Yedi (%58,3) çocuk geç infantil form, 5 (%41,7) çocuk ise juvenil form olarak sınıflandırıldı. Geç infantil grupta yürüme bozukluğu (7/7, %100) ana semptom iken, jüvenil grupta davranışsal/bilişsel bozukluk (4/5, %80) en yaygın semptomdu. Başvuru sırasında 11 hastada (%91,7) bilişsel etkilenme vardı. Bir hasta (%8,3) epilepsi tanısı aldı. Jüvenil gruptaki hastalar kontrollerde hala ambulatuvar iken, geç infantil gruptaki çocukların hiçbiri son kontrolde yürüyemiyordu. Sonuç: Literatürdeki diğer çalışmalara benzer şekilde çalışmamızın sonuçları geç infantil veya juvenil MLD formlarının birbirlerinden farklı bir klinik seyir izlediğini göstermiştir. Erken teşhis için yaşa özgü belirtileri tanımak önemlidir. Bulgularımız, nörodejeneratif seyirli hastalık gösteren çocuklarda MLD’nin kapsamlı bir şekilde araştırılması gerektiğini vurgulamaktadır. Ayrıca, MLD hastalarının kardeşleri de dikkatle değerlendirilmelidir.
    • Item type:Item,
      How important are cardiac electrical abnormalities in duchenne and becker muscular dystrophy?
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2022) Tunçer, Gökçen Öz; Şahin, İrfan Oğuz; Akça, Ünal; Aksoy, Ayşe
      Aim: Duchenne muscular dystrophy (DMD) and Becker muscular dystrophy (BMD) are neuromuscular diseases associated with progressive cardiac dysfunction. This study aims to determine the early markers of their cardiac involvement. Materials and Methods: This retrospective study was conducted with 26 boys with DMD-BMD (study group) diagnosed with genetic analysis. Healthy controls were 44 age-matched boys evaluated with electrocardiography (ECG), ambulatory Holter monitoring, and echocardiography (ECHO) to obtain a sport license. Heart rate variability (HRV) (SDNN, SDANN, SDNN index, Rmssd, pNN50), ECG (Heart rate, V1R/S, corrected QT, QRS-T angle, and parameters associated with ventricular repolarization heterogeneity) and ECHO parameters (ejection and shortening fraction, peak early and peak late diastolic velocities, tricuspid annular plane systolic excursion) of children with DMD and BMD were compared with healthy controls. The study group was also divided into “ambulatory” and “non-ambulatory” subgroups and differences in terms of cardiological parameters were evaluated between these subgroups. Results: ECG revealed shorter PR and higher V1R/S in the study group than in the control group (p<0.003 and p<0.01). Heart rate was higher in the study group with ambulatory Holter monitoring (p<0.01). There was no significant difference in ECHO parameters. Lower HRV values were found in the ambulatory subgroup than in the non-ambulatory subgroup (p<0.05). Conclusion: Significant alterations in ECG and HRV in dystrophinopathies were showed compared to healthy children of similar age. Thus, electrical abnormalities may be the earliest manifestation of the histopathological process conducive to the development of cardiac dysfunction. Amaç: Duchenne musküler distrofi (DMD) ve Becker musküler distrofi (BMD), ilerleyici kalp fonksiyon bozukluğunun da eşlik ettiği nöromusküler hastalıklardır. Bu çalışmada DMD ve BMD’de kardiyak tutulumun erken belirteçlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Moleküler genetik tanı yöntemleri ile distrofin geninde hastalık nedeni mutasyon tespit edilmiş 26 DMD-BMD hastası ve 44 sağlıklı kontrol çalışmaya dahil edildi. Yaş uyumlu sağlıklı kontroller rutin spor lisans muayenesi için başvuranlar arasından seçildi. Tüm katılımcıların elektrokardiyografi (EKG) (Kalp hızı, V1R/S, QT, QRS-T açısı, ventriküler repolarizasyon heterojenliği ile ilişkili parametreler), ekokardiyografi (EKO) (ejeksiyon fraksiyonu, fraksiyonel kısalma, erken ve geç diyastolik tepe velosite, tricuspid annular plane systolic excursion) ve mevcut kalp hızı değişkenliği (KHD) (SDNN, SDANN, SDNN index, Rmssd, pNN50) ölçümleri geriye dönük olarak kaydedilerek hasta ve kontrol grubu karşılaştırıldı. Ayrıca hasta grubu “ambulatuvar” ve “non-ambulatuvar” olarak yeniden gruplandırıldı ve kardiyak parametreler bu alt gruplar arasında da kıyaslandı. Bulgular: EKG verilerinden hasta grubunda kontrollere göre PR daha kısa, V1R/S yüksek bulundu (p<0,003, p<0,01). Kalp hızı, Holter monitorizasyonu ile hasta grubunda yüksek saptandı (p<0,01). EKO verilerinde her iki grup arasında fark saptanmadı. KHD verileri kıyaslandığında parametreler ambulatuar grupta non-ambulatuvar gruba kıyasla daha düşüktü (p<0,05). Sonuç: Bu çalışmada, distrofinopatilerde EKG ve KHD’de benzer yaştaki sağlıklı kontrollere göre anlamlı değişiklikler gösterilmiştir. Elektriksel anormallikler, kardiyak disfonksiyon gelişiminde histopatolojik sürecin en erken belirtisi olabilir.
    • Item type:Item,
      Cartilage specific mr sequences in assessment of lunate types and their impact on triangular fibrocartilage
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2022) Akkaya, Zehra; Peker, Elif; Gülpınar, Başak; Çoruh, Ayşegül Gürsoy; Ünal, Sena; Çelebi, Mehmet Mesut; Şahin, Gülden
      Objectives: Our purpose was to investigate the effects of different lunate morphologies on triangular fibrocartilage (TFC) using cartilage specific magnetic resonance imaging (MRI) sequences. Secondarily, we aimed to define better parameters to discriminate two lunate types on MRI and posteroanterior wrist radiographs. Materials and Methods: Wrist MRIs of 118 cases with neutral ulnar variance were retrospectively assessed for lunate types based on the presence of abutting articular cartilage between lunate and hamate on coronal 3D dual echo steady state and 2D multi-echo data image combination images. Posteroanterior radiographs were assessed separately. TFC and cartilage lesions on hamate and lunate were assessed on MRI. Lunate-hamate (L-H) and capitate-triquetrum (C-T) distances were measured on coronal MRI and radiographs. Relationship between lunate types and cartilage lesions were evaluated using X2, Fisher’s exact test, t-test or Mann-Whitney U test. ROC analysis was used to determine cut-off values to best discriminate the two lunate types. Results: Mean age was 38.5±13.4 (M:F=33:85). TFC or lunate cartilage lesions showed no correlation with lunate types. L-H/C-T ratio of 0.907 on MRI and 0.75 on radiographs yielded the highest sensitivity and specificity for discrimination of lunate types. Type 2 morphology was correlated with cartilage degeneration on hamate (p=0.003). Cartilage lesions on hamate, lunate and TFC were significantly correlated with age (p=0.008, p=0.003, p<0.001 respectively). Conclusion: Lunate types had no impact on degenerative changes of TFC or lunate-sided cartilage damage in wrists with neutral ulnar variance, however type 2 morphology was highly correlated with hamate-cartilage degeneration. Age was correlated with degenerative findings on all cartilage surfaces. Amaç: Amacımız, kıkırdağa özgün manyetik rezonans görüntüleme (MRG) sekansları kullanarak değişik lunat morfolojilerinin triangüler fibrokartilaj (TFK) üzerindeki etkilerini araştırmaktı. İkincil olarak MRG ve posteroanterior el bilek grafilerinde lunat tiplerini ayırmada daha iyi parametreler tanımlamayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Koronal 3B dual echo steady state ve 2D multi-echo data image combination MR görüntüleri kullanılarak 118 nötral varyanslı el bileği MR incelemesinde lunat ve hamat kemiklerin karşılıklı temas eden kıkırdak yüzeyi olup olmamasına göre lunat tiplendirmesi yapıldı. Ayrı bir seansta posteroanterior el bilek grafilerinde lunat tipleri değerlendirildi. MRG’de TFK, hamat ve lunat eklem kıkırdak lezyonları değerlendirildi. Koronal MRG ve grafilerden lunat-hamat (L-H) ve kapitat-trikuetrum (K-T) mesafeleri ölçüldü. Lunat tipleri ile kıkırdak lezyonları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesinde X2, Fisher’s exact test, t-test veya Mann-Whitney U testleri kullanıldı. İki lunat tipini ayırmada en iyi eşik değeri tespit etmede ROC eğrisi analizi kullanıldı. Bulgular: Ortalama yaş 38,5±13,4 (E:K=33:85) idi. TFC ve lunat kıkırdak lezyonları ile lunat tipleri arasında ilişki saptanmadı. MR’de L-H/K-T MR için 0,907, direct grafilerde 0,75 lunat tiplerini ayırmada en yüksek duyarlılık ve özgüllüğü gösterdi. Tip 2 morfoloji hamatta kıkırdak dejenerasyonu ile korele bulundu (p=0,003). Yaş, hamat, lunat ve TFC kıkırdak lezyonları ile ilişkili bulundu (sırasıyla p=0,008, p=0,003, p<0,001). Sonuç: Nötral varyanslı el bileklerinde lunat tiplerinin TFC ve lunat kıkırdak üzerinde etkisi gözlenmezken tip 2 lunat morfolojisi hamat kıkırdak dejenerasyonu ile korele bulundu. Yaş, her üç kıkıdak yüzeydeki dejeneratif değişiklikler ile koreleydi.
    • Item type:Item,
      Cartilage specific mr sequences in assessment of lunate types and their impact on triangular fibrocartilage
      (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2022) Akkaya, Zehra; Peker, Elif; Gülpınar, Başak; Çoruh, Ayşegül Gürsoy; Ünal, Sena; Çelebi, Mehmet Mesut; Şahin, Gülden
      Objectives: Our purpose was to investigate the effects of different lunate morphologies on triangular fibrocartilage (TFC) using cartilage specific magnetic resonance imaging (MRI) sequences. Secondarily, we aimed to define better parameters to discriminate two lunate types on MRI and posteroanterior wrist radiographs. Materials and Methods: Wrist MRIs of 118 cases with neutral ulnar variance were retrospectively assessed for lunate types based on the presence of abutting articular cartilage between lunate and hamate on coronal 3D dual echo steady state and 2D multi-echo data image combination images. Posteroanterior radiographs were assessed separately. TFC and cartilage lesions on hamate and lunate were assessed on MRI. Lunate-hamate (L-H) and capitate-triquetrum (C-T) distances were measured on coronal MRI and radiographs. Relationship between lunate types and cartilage lesions were evaluated using X2, Fisher’s exact test, t-test or Mann-Whitney U test. ROC analysis was used to determine cut-off values to best discriminate the two lunate types. Results: Mean age was 38.5±13.4 (M:F=33:85). TFC or lunate cartilage lesions showed no correlation with lunate types. L-H/C-T ratio of 0.907 on MRI and 0.75 on radiographs yielded the highest sensitivity and specificity for discrimination of lunate types. Type 2 morphology was correlated with cartilage degeneration on hamate (p=0.003). Cartilage lesions on hamate, lunate and TFC were significantly correlated with age (p=0.008, p=0.003, p<0.001 respectively). Conclusion: Lunate types had no impact on degenerative changes of TFC or lunate-sided cartilage damage in wrists with neutral ulnar variance, however type 2 morphology was highly correlated with hamate-cartilage degeneration. Age was correlated with degenerative findings on all cartilage surfaces. Amaç: Amacımız, kıkırdağa özgün manyetik rezonans görüntüleme (MRG) sekansları kullanarak değişik lunat morfolojilerinin triangüler fibrokartilaj (TFK) üzerindeki etkilerini araştırmaktı. İkincil olarak MRG ve posteroanterior el bilek grafilerinde lunat tiplerini ayırmada daha iyi parametreler tanımlamayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Koronal 3B dual echo steady state ve 2D multi-echo data image combination MR görüntüleri kullanılarak 118 nötral varyanslı el bileği MR incelemesinde lunat ve hamat kemiklerin karşılıklı temas eden kıkırdak yüzeyi olup olmamasına göre lunat tiplendirmesi yapıldı. Ayrı bir seansta posteroanterior el bilek grafilerinde lunat tipleri değerlendirildi. MRG’de TFK, hamat ve lunat eklem kıkırdak lezyonları değerlendirildi. Koronal MRG ve grafilerden lunat-hamat (L-H) ve kapitat-trikuetrum (K-T) mesafeleri ölçüldü. Lunat tipleri ile kıkırdak lezyonları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesinde X2, Fisher’s exact test, t-test veya Mann-Whitney U testleri kullanıldı. İki lunat tipini ayırmada en iyi eşik değeri tespit etmede ROC eğrisi analizi kullanıldı. Bulgular: Ortalama yaş 38,5±13,4 (E:K=33:85) idi. TFC ve lunat kıkırdak lezyonları ile lunat tipleri arasında ilişki saptanmadı. MR’de L-H/K-T MR için 0,907, direct grafilerde 0,75 lunat tiplerini ayırmada en yüksek duyarlılık ve özgüllüğü gösterdi. Tip 2 morfoloji hamatta kıkırdak dejenerasyonu ile korele bulundu (p=0,003). Yaş, hamat, lunat ve TFC kıkırdak lezyonları ile ilişkili bulundu (sırasıyla p=0,008, p=0,003, p<0,001). Sonuç: Nötral varyanslı el bileklerinde lunat tiplerinin TFC ve lunat kıkırdak üzerinde etkisi gözlenmezken tip 2 lunat morfolojisi hamat kıkırdak dejenerasyonu ile korele bulundu. Yaş, her üç kıkıdak yüzeydeki dejeneratif değişiklikler ile koreleydi.