Akademik Arşiv Sistemine Hoş Geldiniz
Ankara Ünivrsitesi Akademik Arşiv Sistemi:
- Üniversitemiz Akademik ve Kültürel Mirasını toplama, saklama ve geniş kitlere duyurmak amacını taşır
- Üniversitemiz akademik çıktılarını uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar
- Etkisini artırmak için telif haklarına uygun şekilde Açık Erişime sunar
Ayrıca Üniversitemiz Önlisans, Lisans ve Yüksek Lisans ders notlarına Açık Ders Malzemeleri sistemi üzerinden erişebilirsiniz.
Akademik Arşiv Sistemi birçok farklı bölümden oluşur:
- Dergiler = Bu kategoride Ünivrsitemizde yayınlanan dergilere ulaşabilirsiniz
- Kitaplar= Üniversitemizde yayınlanan kitapları bu kategoride bulabilirsiniz.
- Gazeteler= Geçmişten günümüze bazı gazetelerin, bazı sayıları sizi tarihte bir yolculuğa çıkarıcak.
- Tezler= Yüksek Lisans, Doktora ve Uzmanlık Tezleri bu kategori altında yer almaktadır.

Recent Submissions
Item type:Item, Psödotümör serebri sendromu’nda klinik özellikler: 60 hastanın retrospektif değerlendirilmesi(Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2019) Eren, YaseminPsödotümör serebri sendromu (PTSS) tanısı ile izlenen hastaların demografik, klinik ve radyolojik özelliklerinin değerlendirmektir. 2014-2018 yılları arasında, baş ağrısı polikliniğinde takip edilen altmış olgunun etiyolojik, semptom, oftalmolojik, radyolojik ve tedavi verileri retrospektif olarak incelendi. Çalışmaya yaş ortalaması 33,70±9,17 olan 54 kadın, 36,50±12,37 olan 6 erkek hasta alındı. Ortalama hastalık süresi 8,91±12,73 ay ve ortalama vücut kitle indeksi değeri 30,43±5,27 idi. Etiyolojik olarak %73,3’ü primer, %26,7’si sekonder nedenli idi. Hastaların %91,7’nde baş ağrısı, %65’de tinnitus, %16,7’nde diplopi ve tamamında papil ödem vardı. Manyetik rezonans görüntülemede 26 hastada perioptik subaraknoid boşluğun genişlemesi, 3 hastada posterior globda düzleşme, 1 hastada Arnold-Chiari malformasyonu, 9 hastada empty sella izlendi. Tedavide 43 hasta asetozolamid, 13 hasta asetozolamid ve topiramat, 2 hasta asetozolamid,furosemid ve topiramat, 1 hasta topiramat kullandı. Bir hastaya optik sinir fenestrasyonu yapıldı. Klinik ve nörogörüntüleme bulgularının güncellenmesi, PTSS tanısına daha kapsamlı bir yaklaşım getirmiştir. Ancak PTSS’nun patofizyolojisi halen tam olarak aydınlatılamamıştır. Bu konuda yapılacak araştırmalar, daha etkin tanı ve tedavi yöntemlerinin geliştirilmesini sağlayacaktır. To evaluate the demographic, clinical and radiological characteristics of the patients who are followed up with the diagnosis of pseudotumour cerebri syndrome (PTCS). The etiological, symptomatic, ophtalmologic, radiological and treatment data of sixty cases that were followed up at the outpatient headache clinic between 2014 and 2018 were retrospectively analyzed. Fifty-four female patients having an average age of (36.50±12.37) and 6 male patients having an average age of (33.70±9.17) were included in the study. Mean disease period was 8.91±12.73 months and mean body mass index value was 30.43±5.27. Etiologically, it was due to primary (73.3%) or secondary (26.7%) causes. Headache was present in 91.7% of the patients, tinnitus in 65%, diplopia in 16.7% and papiloedema was present in all the patients. In magnetic resonance imaging, extension of the perioptic subarachnoid space was observed in 26 patients, flattening in the posterior globe in 3 patients, Arnold-Chiari malformation in 1 patient, and empty sella in 9 patients. In the treatment, 43 patients used acetazolamide, 13 patients used acetazolamide and topiramate, 2 patients used acetazolamide, furosemide and topiramate, and 1 patient used topiramate. Optic nerve fenestration was applied to 1 patient. Update of the clinical and neuroimaging findings has brought a more detailed approach for the PTCS diagnosis. However, the pathophysiology of PTSS remains unclear. Researches on this regard will enable the development of more effective diagnosis and treatment methods.Item type:Item, Repolarization parameters in patients with premature coronary artery disease(Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2019) Ekizler, Firdevs Ayşenur; Tak, Bahar Tekin; Çay, Serkan; Kafes, Habibe; Özeke, Özcan; Özcan, Fırat; Aras, Dursun; Topaloğlu, SerkanCoronary artery disease (CAD) in young adults is relatively rare. Few data on CAD in young adults are available in the literature. In the current study, repolarization parameters were evaluated in patients with newly diagnosed premature CAD. A total of 200 patients [128 male, 38.0 (29.3-42.0) years] were included and 100 cases with newly diagnosed premature coronary heart disease (aged ≤45 years) formed the study group. Remaining 100 cases were well-matched controls. Repolarization parameters including QTc interval, Tp-e interval and Tp-e∕QTc in leads DII, V2 and V6 were compared between the two groups. Results: The median QTc interval (430.3 ms vs 405.3 ms, p<0.001) in lead D2, (433.8 ms vs 404.7 ms, p<0.001) in lead V2 and (430.2 ms vs 401.7 ms, p<0.001) in lead V6; the median Tp-e interval (80 ms vs 64 ms, p<0.001) in lead D2, (82 ms vs 74 ms, p<0.001) in lead V2 and (88 ms vs 72 ms, p<0.001) in lead V6; and the median Tp-e/QTc (0.188 vs 0.158, p<0.001) in lead D2, (0.190 vs 0.181, p=0.022) in lead V2 and (0.196 vs 0.183, p<0.001) in lead V6 were significantly higher in patients with premature CAD compared controls, respectively. In conclusion, premature coronary heart disease may be related to abnormal dispersion of repolarization and subsequent arrhythmic risk. Genç bireylerde koroner arter hastalığı nispeten nadir görülür. Literatürde genç yaşta koroner arter hastalığı ile ilgili sınırlı veri mevcuttur. Bu çalışmada yeni tanı almış prematür koroner arter hastalığı olanlarda repolarizasyon parametreleri değerlendirildi. Çalışmaya toplam 200 hasta [128 erkek, 38,0 (29,3-42,0) yaş] dahil edildi ve bunlardan 100’ü yeni tanı prematür koroner arter hastalığı (yaş ≤45) olan çalışma grubunu oluşturdu. Kalan 100 hasta iyi eşleştirilmiş kontrol grubunu oluşturdu. İki grup arasında DII, V2 ve V6 derivasyonlarında ölçülen, QTc intervali, Tp-e intervali ve Tp-e∕QTc den oluşan repolarizasyon parametreleri karşılaştırıldı. Median QTc intervali D2 derivasyonunda (430,3 ms ve 405,3 ms, p<0,001),V2 derivasyonunda (433,8 ms ve 404,7 ms, p<0,001) V6 derivasyonunda (430,2 ms ve 401,7 ms, p<0,001); median Tp-e intervali D2 derivasyonunda (80 ms ve 64 ms, p<0,001), V2 derivasyonunda (82 ms ve 74 ms, p<0,001), V6 derivasyonunda (88 ms ve 72 ms, p<0,001); ve median Tp-e/QTc oranı; D2 derivasyonunda (0,188 ve 0,158, p<0,001), V2 derivasyonunda (0,190 ve 0,181, p=0,022) ve V6 derivasyonunda (0,196 ve 0,183, p<0,001) olmak üzere sırasıyla prematür koroner arter hastalığı olanlarda kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek saptandı. Sonuç olarak, prematür koroner arter hastalığı anormal repolarizasyon dispersiyonu ve dolayısıyla aritmik risk ile ilişkili olabilir.Item type:Item, Enhancing mental health text classification on social media; a comparative analysis of traditional methods and deberta-v3-large fine-tunning(Ankara Üniversitesi, 2026) Orhan, SerkanRuh sağlığı sorunları giderek artan bir halk sağlığı endişesi olup, bu sorunların erken teşhisine ilişkin metinlerin önemli bir kısmı artık sosyal medya platformlarından elde edilmektedir.Ancak kullanıcı tarafından üretilen metinlerin anlamsal belirsizliği, otomatik sınıflandırmayı zorlaştırmaktadır. Bu tez, ince ayar yapılmış bir Transformer modelinin ruh sağlığı metin sınıflandırmasında klasik ve hibrit referans modelleri geçip geçemediğini incelemektedir. Çalışmada, Reddit ve Twitter gönderilerini yedi ruh sağlığı etiketi altında toplayan, halka açık "Sentiment Analysis for Mental Health" adlı Kaggle veri seti kullanılmıştır. Referans çalışmayı (Aksoy, 2025) takiben veri seti, en kalabalık üç sınıfa (Normal, Depression, Suicidal) ve türetilmiş ikili bir varyanta (Normal, Depression/Suicidal) indirgenmiş, 80/10/10 katmanlı bölme uygulanmıştır. İlk aşamada, referans çalışmadaki TF-IDF tabanlı SVC, SGD ve Random Forest sınıflandırıcıları ile USE+BiLSTM hibrit modeli yeniden uygulanmış ve yayımlanmış değerlerin bir yüzde puanı içinde sonuçlar elde edilmiştir. İkinci aşamada DeBERTa-v3-Large modeli aynı veri bölmesi üzerinde ince ayar yapılmıştır. Önerilen model, üç sınıflı görevde %88.35 doğruluk ve 0.8712 makro F1, ikili görevde ise %98.97 doğruluk ve 0.9892 makro F1 elde etmiş; bu, en güçlü referans modelin yaklaşık 7-8 makro F1 puanı üzerindedir. Sonuçların sağlamlığı, önerilen yapılandırma üzerinde anlamlı bir iyileşme üretmeyen Optuna hiperparametre araması ve test makro F1 standart sapmasını 0.003'ün altında tutan beş katlı çapraz doğrulama ile teyit edilmiştir. Hata analizi, modelin örtük intihar düşüncesi içeren ifadelerin çoğunu doğru yakaladığını ancak kalan hatalarının Depression-Suicidal ekseninde toplandığını ortaya koymuştur. Mental health issues are a growing public health concern, and a substantial amount of text relevant to their early detection is now sourced from social media platforms. The semantic ambiguity of user-generated text, however, makes automated classification difficult. This thesis examines whether a fine-tuned Transformer can outperform classical and hybrid baselines on a mental-health text classification task. The study uses the publicly available Kaggle dataset "Sentiment Analysis for Mental Health," which aggregates Reddit and Twitter posts under seven mental-health labels. Following the reference study (Aksoy, 2025), the corpus is restricted to its three most populated classes (Normal, Depression, Suicidal) and a derived binary variant (Normal, Depression/ Suicidal), with an 80/10/10 stratified split. In the first stage, the TF-IDF based SVC, SGD, and Random Forest classifiers and the USE+BiLSTM hybrid from the reference study are re-implemented; the reproduced models score within one accuracy point of the published values. In the second stage, DeBERTa-v3-Large is fine-tuned on the same data partition. The proposed model reaches 88.35% accuracy and 0.8712 macro F1 on the three-class task and 98.97% accuracy and 0.9892 macro F1 on the binary task, an improvement of about 7 to 8 macro F1 points over the strongest baseline. An Optuna hyperparameter search produced no further gain, and a five-fold cross-validation confirmed stability (test macro F1 std. below 0.003). An error analysis shows that the model recovers most implicit suicidal expressions while its remaining errors lie along the Depression-Suicidal axis.Item type:Item, Hemodiyaliz hastalarında kronik hepatit c virüs enfeksiyonu: tedavi sonuçları ve i̇laç-i̇laç etkileşimleri yöneti(Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2019) Erdoğmuş, ŞiyarBu çalışmanın amacı kronik hepatit C virüs (HCV) pozitif hemodiyaliz hastalarında paritaprevir/ritonavir/ombitasvir/dasabuvir (PROD), ledipasvir/sofosbuvir (LDV/SOF) ve peginterferon (Peg-IFN) alfa-2a tedavilerinin HCV enfeksiyonu eliminasyonundaki başarısının ve direkt etkili antiviral (DEA) alan hastaların eş zamanlı ilaç-ilaç etkileşimleri yönetiminin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. HCV genotip 1 ile enfekte 10 hastanın demografik özellikleri, komorbid hastalıkları, laboratuvar verileri ve aldıkları tedavi rejimi ve süreleri hastane kayıt sisteminden retrospektif taranarak kaydedildi. Hastalar aldıkları tedavi rejimine göre 3 gruba ayrıldı: PROD, LDV/SOF ve Peg-IFN. Tedavi süresince ve sonrasında virolojik yanıt, yan etkiler, biyokimyasal ve hematolojik parametreler ile ilgili veriler analiz edildi. Ayrıca DEA tedavi rejimi alan hastalarda eş zamanlı ilaç kullanımı ve etkileşimi değerlendirildi. Ortanca yaş 48 (aralık, 21-74) yıl, hastaların 5’i (%50) kadındı. Hastaların 2’si (%20) LED/SOF, 5’i (%50) PROD ve 3’ü (%30) Peg-IFN tedavisi aldı. Hastaların 6’sı (%60) daha önce tedavi deneyimli olup Peg-IFN tedavisine yanıtsızlardı. Tüm hastalar kalıcı virolojik yanıt elde etti (%100). Bir yıllık takip süresi sonunda hastaların hiçbirinde HCV reaktivasyonu gerçekleşmedi ve böylece HCV hemodiyaliz ünitemizden elimine edildi. Hiçbir hasta tedavi süresince ilacın kesilmesine yol açan ciddi bir olumsuz olay yaşamadı. İlaç-ilaç etkileşimleri, DEA alan 7 hastanın 2’sinde tedavi başlangıcı ile birlikte modifiye edildi. Hemodiyaliz hastalarındaki çoklu ilaç kullanımı ve komorbiditeler göz önüne alındığında nefrolog liderliğindeki multidisipliner yaklaşım tedaviye erişimin artması ve hastaların daha etkin yönetimini için çok önemlidir. The aim of this study was to evaluate the success of the paritaprevir/ritonavir/ombitasvir/dasabuvir (PROD), ledipasvir/sofosbuvir (LDV/ SOF) and peginterferon (Peg-IFN) alfa-2a in the elimination of chronic hepatitis C virus (HCV) infection in HCV positive hemodialysis patients, and to assess the management of concomitant drug-drug interactions in patients receiving direct acting antiviral (DAA). The demographical characteristics, comorbid diseases, laboratory data, and treatment regimen and duration of 10 patients who were infected with HCV genotype 1 were retrospectively screened from the electronic hospital records. The patients were divided into 3 groups according to treatment regimen: PROD, LDV/SOF and Peg-IFN. Data on virologic response, adverse events, and biochemical and hematological parameters during and after therapy were analyzed. Also, concomitant drug use and drug-drug interactions were evaluated in patients receiving DAA regimen. The median age was 48 (21-74) years, 5 (50%) of patients were female. 2 patients (20%) received LDV/SOF, 5 (50%) PROD and 3 (30%) PegIFN. Six of patients (60%) were HCV treatment-experienced and were failed to previous Peg-IFN therapy. All patients achieved sustained virologic response (100%). At the end of the one-year follow-up period, none of patients presented with HCV reactivation, and thus HCV was eliminated from our hemodialysis unit. No patient experienced serious adverse event leading to medication discontinuation during the course of treatment. Drug-drug interactions had to be modified with the treatment initiation in 2 out of 7 patients who received DAA. When multidrug use and comorbidities in hemodialysis patients are considered, multidisciplinary approach led by nephrologist are very important for increased access to treatment and more effective management of patients.Item type:Item, Meme kanseri ve hepatosellüler karsinom hücre dizilerinde serum starvasyonu ve hipoksik ortam koşullarının metabolik yolak protein ekspresyonlarına etkisinin i̇ncelenmesi(Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2019) Günaydın, Gürcan; Gedik, Mustafa EmreAdenozin monofosfat (AMP) aktive edici protein kinaz (AMPK), hücrenin çeşitli metabolik stres durumlarında aktive olarak hücredeki enerji homeostazını sağlayan önemli bir serin/treonin protein kinazdır. Besin azlığı ve hipoksi gibi stres koşullarında organizmadaki enerji miktarının düşük olduğu veya enerji tüketiminin yüksek olduğu durumlarda hücresel AMP miktarı artmakta ve AMPK aktivasyonu ile birlikte yağ asidi oksidasyonu ve glikolizis gibi katabolik reaksiyonlar indüklenmektedir. Kanser hücrelerinin tümör mikro çevresinde en çok maruz kaldığı durumların oksijen ve besin yetersizliği olduğu raporlanmıştır. Bu çalışmada, kanser hücrelerinin çeşitli stres koşullarında AMPK regülasyonu sayesinde bu stres koşullarına karşı geliştirdiği epitelyal-mezenkimal-dönüşüm epitelial mezenkimal geçiş ve metastaz gibi adaptasyon mekanizmaları ile sağkalım avantajı sağlamasının araştırılması amaçlanmıştır. Meme kanseri (SKBR-3, MDA-MB-453) ve hepatosellüler karsinom (HepG2, Huh-7) hücre hatlarının serum starvasyon koşulunda p-AMPK, total AMPK; hipoksik ortam koşullarında HIF-1α, E-kadherin, p-AMPK ve total AMPK ekspresyonları Western-blot yöntemi ile tespit edilmiştir. Stres koşullarının kanser hücrelerinde metabolik yolak ve invazyonla ilişkili protein regülasyonlarına etkisi incelenmiştir. Bu sayede, in vivo tümör mikroçevresi stres koşullarının simülasyonu aracılığıyla bu stres faktörlerinin in vitro deneysel koşullardaki etkileri araştırılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgular, starvasyon ve hipoksi koşullarının hem kanser hücresi metabolik regülasyonu hem de tümör progresyonu üzerinde belirgin ve istatistiksel olarak anlamlı etki yaratabileceğini göstermektedir. AMPK gen ekspresyonu yüksek olan hücrelerde (Huh7, SKBR-3), hücresel stres ile birlikte AMPK’nin regüle olduğu ve bu regülasyonun hücreye adaptasyon avantajı sağladı sonucuna ulaşılmıştır. Bu çalışmanın sonuçları, kanser hücre stres mekanizmalarına ve AMPK’ye yönelik terapötik stratejilerin belirlenebilmesine katkı sağlamakta ve ileride yapılacak in vivo araştırmalar için temel oluşturarak literatüre katkı sağlamaktadır. Adenosine monophosphate (AMP) activating-protein-kinase (AMPK) is a crucial serine/threonine protein kinase that is activated in cellular metabolic stress conditions to maintain cellular energy-homeostasis. Under conditions of stress such as starvation and hypoxia, when the amount of energy in the organism is low or energy consumption is increased, the amount of cellular AMP increases and catabolic reactions such as fatty acid oxidation and glycolysis are induced due to AMPK activation. The most common conditions that cancer cells face in tumormicroenvironment were reported to be nutrient deficiency and lack of oxygen. This study aims to investigate whether cancer cells bear survival advantages with mechanisms of adaptation such as epithelial-mesenchymal-transition and metastasis by the regulation of AMPK under various stress conditions. p-AMPK, total-AMPK protein expression levels of breast (SKBR-3, MDA-MB-453) and hepatocellular cancer (HepG2, Huh-7) cell lines under conditions of serum starvation were determined by Western-blot method. In addition, HIF-1α, E-cadherin, p-AMPK and total-AMPK protein expression levels under conditions of hypoxia were also determined by Western-blot method. The effects of stress conditions on regulation of proteins associated with metabolic pathway and invasion in cancer cells were investigated. As a result, the in vitro effects of stress factors which are observed in tumor-microenvironment in vivo were experimentally investigated by this simulation approach. Our findings demonstrate that conditions of starvation and hypoxia may show prominent and statistically significant effects on both cancer cell metabolic regulation and tumor progression. AMPK was shown to be regulated as a result of cellular stress in cancer cells (Huh7, SKBR3) with high AMPK gene expression. Such a regulation seems to provide an adaptive advantage to those cells. Our results will contribute to determining therapeutic strategies targeting cancer cell stress mechanisms and AMPK. In addition, the results will pave the way for future in vivo studies; thus, will contribute to the literature.
