Akademik Arşiv Sistemine Hoş Geldiniz

Ankara Ünivrsitesi Akademik Arşiv Sistemi:

  • Üniversitemiz Akademik ve Kültürel Mirasını toplama, saklama ve geniş kitlere duyurmak amacını taşır
  • Üniversitemiz akademik çıktılarını uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar
  • Etkisini artırmak için telif haklarına uygun şekilde Açık Erişime sunar

Ayrıca Üniversitemiz Önlisans, Lisans ve Yüksek Lisans ders notlarına Açık Ders Malzemeleri sistemi üzerinden erişebilirsiniz.

Akademik Arşiv Sistemi birçok farklı bölümden oluşur:

  • Dergiler = Bu kategoride Ünivrsitemizde yayınlanan dergilere ulaşabilirsiniz
  • Kitaplar= Üniversitemizde yayınlanan kitapları bu kategoride bulabilirsiniz.
  • Gazeteler= Geçmişten günümüze bazı gazetelerin, bazı sayıları sizi tarihte bir yolculuğa çıkarıcak.
  • Tezler= Yüksek Lisans, Doktora ve Uzmanlık Tezleri bu kategori altında yer almaktadır.
  • ve daha binlerce kaynak; açık, ücretsiz, bir tık yakınızda...
  • Recent Submissions

    • Item type:Item,
      Irvin D. Yalom ve Mevlana'da ölüm ve varoluşsal yalıtım
      (ANKARA ÜNİVERSİTESİ, 2026) Çanga, Vildan
      Bu çalışmada, modern varoluşçu psikoterapinin önemli temsilcilerinden Irvin D. Yalom ile tasavvuf düşüncesinin kurucu şahsiyetlerinden Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin, ölüm ve varoluşsal yalıtım kavramlarına yaklaşımları karşılaştırmalı olarak ele alınmaktadır. Araştırmanın temel amacı; insanın en derin varoluşsal problemleri arasında yer alan ölüm gerçeği ve yalıtım deneyiminin, biri modern psikoloji, diğeri tasavvuf geleneği içerisinde şekillenmiş iki farklı düşünce sistemi bağlamında nasıl anlamlandırıldığını ortaya koymaktır. Bu doğrultuda çalışma, modern psikoterapi ile tasavvuf düşüncesi arasında indirgemeci olmayan bir karşılaştırma zemini kurmayı hedeflemektedir. Çalışmada karşılaştırmalı ve disiplinlerarası bir yöntem benimsenmiştir. Her bölümde öncelikle Yalom'un ölüm ve varoluşsal yalıtım konularına ilişkin varoluşçu psikoterapi çerçevesindeki görüşleri ele alınmış, ardından Mevlânâ'nın aynı meseleleri tasavvufî bağlamda nasıl ele aldığı incelenmiş ve son aşamada iki düşünürün yaklaşımları karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Birinci bölümde ölüm kavramı, ölüm kaygısının , ölüm–anksiyete ilişkisi ve ölüm farkındalığının terapötik işlevi Yalom'un görüşleri doğrultusunda ele alınmış; Mevlânâ'da ise ölümle yüzleşme, anlam arayışı, nefs, tevekkül ve ilahî güven bağlamında değerlendirilmiştir. İkinci bölümde varoluşsal yalıtım, özgürlük ve sorumluluk kavramları Yalom'un düşüncesi çerçevesinde incelenmiş; Mevlânâ'da yalıtım Allah ile ilişki, ilahî mahrumiyet ve birlik anlayışı ekseninde ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise Yalom'un varoluşçu psikoterapi ilkeleri ile Mevlânâ'nın manevi dönüşüm anlayışı karşılaştırmalı bir diyalog içerisinde değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda, Yalom'un ölüm ve yalıtım olgusunu insanın varoluşsal kaygılarının temel kaynağı olarak ele aldığı ve bu kaygılarla yüzleşmeyi terapötik bir dönüşüm imkânı olarak değerlendirdiği tespit edilmiştir. Mevlânâ'nın ise ölüm ve yalıtımı aşk, teslimiyet ve ilahî birlik perspektifiyle ele alarak bu varoluşsal problemleri ontolojik düzeyde dönüştüren bir anlam zemini sunduğu görülmüştür. Bu çalışma, tasavvuf düşüncesinin modern psikoloji ile verimli bir diyalog kurabilecek güçlü bir teorik çerçeve sunduğunu ortaya koymaktadır.
    • Item type:Item,
      Karikatürlerde Aranan Erkeklik İmgesi: Akbaba Dergisi Örneği
      (ANKARA ÜNİVERSİTESİ, 2024) Kartal, Burak
      Bu çalışmada Türkiye’de yayınlanmış mizah dergileri arasında önemli bir yeri olan Akbaba Dergisinin siyasi karikatürlerindeki erkeklik imgelerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Karikatür, mizah sanatında kullanılan yaygın bir tür ve gülmece içeren eleştirel bir araç olması nedeni ile okuruna mesajını kolayca iletebilmektedir. Karikatür ve çizerlerinin günceli takip etmesi, kamuoyu oluşturması ve karikatürün bir propaganda aracı olarak kullanılması gibi nedenlerden dolayı siyaset ile yakından ilişkilidir. Çalışmada karikatür sanatının siyaset ve politika ile olan ilişkisi Türkiye karikatür tarihinin farklılaşan dönemleri ile ele alınarak, okura sunulmuş karikatür imgeleri ataerkil kültür, toplumsal cinsiyet, erkeklik, babacılık ve siyaset gibi kavramlarla değerlendirilmiştir. Çalışma için seçilen teorik ve kavramsal çerçeve ile karikatür sanatının gelişimi içerisinde farklılaşan erkeklik imgesinin takibi yapılmıştır. Değerlendirme Akbaba Mizah Dergisinin tanık olduğu ve Türkiye siyaseti için önemli bir değişim anı olan çok partili döneme geçiş (1946) ile Demokrat Parti iktidarının olduğu 1950-1960 yılları arasını kapsamaktadır. Sonuç olarak, Akbaba Dergisi’nde, siyasetle ilişkili karikatürlerinde cinsiyetçi stereotiplere yer verildiği ve siyasi liderleri “kadınsılaştırma/erkeklikten dışlama” yoluyla temsil etmenin bir muhalefet etme aracı olarak kullanıldığı görülmüştür.
    • Item type:Item,
      Kiralik kasa sözleşmesi
      (ANKARA ÜNİVERSİTESİ, 2026) Özcan, Aysu
      Kiralık kasa sözleşmesi, yapısı itibarıyla klasik sözleşme tiplerinden herhangi biriyle birebir örtüşmeyen; kira, saklama ile vekalet sözleşmesine özgü unsurların bir arada bulunduğu karma nitelikte bir sözleşmedir. Bu sözleşme kapsamında banka, müşteriye kasayı kullanma imkânı sağlamanın yanı sıra kasaya erişimi temin etme, kasanın güvenliğini sağlama ve gizliliği koruma borçlarını sadakat ve özen yükümlülüğü bağlamında, kasa kiralama faaliyetini meslek edinmiş basiretli bir bankadan beklenen davranış ölçütüne uygun olarak yerine getirmekle yükümlüdür. Müşteri, kararlaştırılan bedeli ve depozitoyu ödemekle yükümlü olup, ödeme borcunun ihlali hâlinde banka, borçlunun temerrüdüne ilişkin hükümlere dayanarak yazılı süre vererek sözleşmeyi feshedebilmektedir. Ayrıca müşterinin kasayı sözleşmeye aykırı ve özensiz şekilde kullanması durumunda bankanın, önceden ihtarda bulunmaksızın sözleşmeyi derhal sona erdirmesi de mümkündür.
    • Item type:Item,
      Hukuk Eğitiminde Yöntem Sempozyumu Genişletilmiş Bildiri Özetleri Kitabı
      (ANKARA ÜNİVERSİTESİ, 2026) Bektaş, İbrahim; Özelci, Yasin Barış; Özkan, Zeynep Gamze; Aydın, İsmail
      Bu çalışma iki temel soruyu cevaplandırmakla ilgilidir: İlk olarak etik temelde hukuk eğitimi neden gereklidir? İkincisi ise bu eğitim nasıl mümkün olur? Öncelikle bu soruyu cevaplandırmak için ilk adımda ahlâk ve etik ayrımının farkında olmak gerekir. Bununla ilgili olarak herkes ahlâkı bilir veya bildiği varsayılır. Evde, okulda ve başka yerlerde bir çeşit ahlâkla ilgili gereklilikler karşımıza çıkar. Bu cümlenin tam zıttı ise etik için geçerlidir. Herkes etiği bilmez ve herkesin etiği bildiği varsayım konusu bile olamaz. Çalışma etik ve ahlâk farkını belirttikten sonra hukuk eğitiminde etiğin neden gerekli olduğunu belirtmeye odaklanmaktadır. Burada sorunun görülmesi için bir tür absürde indirgemenin yapılmasının doğru olacağını düşünüyorum. Bu şekilde hareket edildiğinde, yani sorunun tam aksinden gittiğimizde hukuk eğitiminde etiğe yer vermezsek karşımıza neler çıkar sorusu sorulur. Öncelikle bu tür bir indirgeme hukukun ne için olduğunun unutulmasına yol açar. Bunun en bariz sonucu ise hukukun insandan bağımsız olarak görülmesi ve insanın unutulmasıdır. Oysa insani bir kurum olan hukuk insan içindir. Bununla ilgili temel savım ise her tek durumda adaletsizliğin görülmemesine yol açmasıdır. Adaletsizliğin görülmemesi ise sadece etikle ilgili değil, epistemolojiyle de ilgili bir sorundur; hatta başlıca bilgi felsefesi konusudur. Adaletsizliği görmek hukuk normları ve hukuk uygulaması bakımından söz konusudur. Bunların farkında olmamak hukuku salt kurallar ve kurumlar bütünü olarak anlamak, bir teknik hukukçu gibi çıkarımda bulunmak demektir. Peki böyle bir çıkarımda bulunmak mümkün müdür? Böyle bir çıkarım şekli belirli ölçülerde mümkün gibi görünse de belirli ölçülerde değildir. Böyle etiğe yer vermeyen bir eğitim hukuk öğrencisine ne kazandırır? - Amacından kopuk olarak hukukun anlaşılmasına, - düşünememe halinin, eleştirel düşünme yeteneğinin geliştirilmemesine, - hukuki akıl yürütme ve hukukta yorum - argümantasyonun farkında olunmamasına, hukuk normlarında yer alan belirli temel değerlerin ve ilkelerin anlaşılmamasına yol açar. Bunların bilinmemesi de hukuk mesleğinde Anayasa ve uluslararası sözleşmelerde yer alan adalet, tarafsızlık, bağımsızlık gibi temel değer ve ilkelerin meslek yaşamına geçirilmesini engeller. Bunlar meslek yaşamında yerleşmez ise her türlü keyfiliğin hukuk olarak karşımıza çıkma olasılığı söz konusudur. Örneğin Anayasa’da yer alan hakimlerin bağımsız ve tarafsız olması neden önemlidir? Çünkü bunlar olmaz ise bilgi temelinde bir durumu değerlendirmek mümkün değildir. Bu bağlantıyı tam olarak görebilmek için hukukun bilgiyle ilişkisinin farkında olmak gerekir. Yani adaletsizliği görmek, bilgi temelinde mümkündür. Bunu belirtirken hukuk öğrencisinin konumlandırıldığı yerin de farkında olmak gerekir. Bu yer öncelikle bilginin olmadığı veya diğer bir ifadeyle önyargı ile bilgi arasında ayrımın yapılmadığı ve önyargının bilgi sayıldığı yer olma özelliğiyle karşımıza çıkar. Bu önyargılar da daha çok toplumda baskın veya avantajlı konumda olanın ön yargılarını temsil eder. Bu önyargılar dünyası diyeceğimiz şey, kendi içinde birbiriyle çelişen ön yargıları da içerir. Ancak bu dünyanın özelliği içinde barındırdığı çelişkilerin de farkında olunmamasını sağlamak, adeta doğal zorunluluk olarak kabul edilmelerine yol açmaktır. Öğrencinin konumlandırıldığı yerde içinde bulunduğu çevreler (aile, arkadaş, iş ve diğer gruplar) bu ön yargıların beslenmesine yol açan başlıca nedenler arasında yer alır. Bu bağlamda önyargı-bilgi ayrımı önem taşır. Bu ayrım neden önemlidir? Zira bu ayrımın farkında olunmaması hukukta epistemik problemlere ve bunun da başlıca örneği olan epistemik adaletsizliğe yol açar. Epistemik adaletsizlik bilgi yönünden yapılan hatanın hak ihlallerine yol açması demektir. Başta sorduğum ikinci soruyla ilgili olarak, hukukta epistemik adaletsizliği önlemenin temel yolunun epistemik adalet değerlerinin hukuk eğitiminde yer alması ve öğrencide epistemik fail olmak bilinci ve sorumluluğunun yaratılması olduğunu ileri sürüyorum. Epistemik adalet değerlerinin hukuk eğitiminde yer alması da bir görme yolunun inşasıyla mümkündür. Epistemik adalet değerlerinin görme yoluyla ilişkisini de tanımlıyorum. Bu değerlerin başında da dertlenerek ilgilenmek erdeminin geldiğini ileri sürüyorum. Görme yolunda birbiriyle ilişkili iki farkındalık gerekir ki bunlar da dertlenerek ilgilenmek erdeminin başlıca gerekleridir. Bunlar bilgi farkındalığı ve etik farkındalıktır. Bunlar biriyle iç içe olup, bilgi farkındalığı etik farkındalığın başlıca koşuludur. Görme yolunun inşasında da sadece teorik bilgi yeterli değildir. Uygulamayla ilişkiye geçilmesi, belirli adaletsizliklerin farkındalığı çalışmalarının yapılması gerekir. Bu çalışmaların yapılmasını ise hukuk klinikleri sağlar. Adaletsizliği görmek için, adaletsizlik konusu olan şeye dokunulması, onunla bire bir ilişkiye geçilmesi gerekmektedir. Öğrencilerimin belirttiği ifadeyle, işin içinde olmak gerekir. Yani işin içinde olmadan adaletsizlik görülemez. Hukuk klinikleri, dertlenerek ilgilenme yolunu gösterdiği için önemlidir; bu, izlenmesi gereken bir yoldur ve yapa yapa gerçekleştirilecek bir yoldur. Bu bağlamda hukuk klinikleri yani bizim Ankara Hukuk’ta yaptığımız hukuk klinikleri yapa yapa edinilen erdemleri göstermek için izlenilen bir yol olarak düşünülmelidir. Bu şekilde, öğrenciler işin içinde olmakta, adaletsizliğe dokunmakta ve ardından “Bunu gidermek için ne yapmalıyım?” sorusunu sormaktadırlar. Bu yolda kendi ön yargılarıyla hesaplaşmakta ve onların üstesinden gelerek veya gelmeye çalışarak hareket etmeye çalışmaktadırlar. Ki, bu ön yargılar bildiğimiz gibi, hâkimlik, savcılık için çok önemlidir. Örneğin tarafsızlık en önemli ilkelerden biridir. Tarafsız olmanın başlıca şartı da ön yargısız olmaktır. Dertlenerek ilgilenmek, adaletsizliğin farkında olmak demektir. Bunun için de hukuk uygulayıcılarının zarar görenlerin sesini duymayı öğrenmeleri gerekmektedir. Bu tür ses duymada da en önemli şey, farkında olmaktır. Etik farkındalığı kazandırmak bakımından hukuk kliniğinin önemi yadsınamaz. Ama dediğim gibi, hukuk kliniği dersi bunu tek başına yapamaz. Bunun için önceden temel bilgilendirme yapılmalı, yani teorik eğitim verilmeli, ardından uygulamayla veya deneyimle Aristotelesçi anlamda bir tür aklı başındalık kazandırma eğitimine yer verilmelidir. Dolayısıyla teorik ve uygulamayla ilgili eğitimin bir arada verilmesi gerekmektedir. Öte yandan görme yolunun inşasında öğrencileri yalnız olarak değil, içinde bulundukları kurumla birlikte düşünmek gerekir. Bu bağlamda ön yargılı olmamak, eşitliğe aykırı davranmamak gibi hususların kurumsal kapasitede ön plana çıkarılması ve kurumun etik anlayışının ortaya konması yapısal anlamda eşitsizliği ve adaletsizliği önlemede önem taşır. Kurumun ethosu, bir anlamda varlık nedeni, ona yol göstermeli ve asli değerleri içermelidir. Bu bağlamda hukukla ilgili epistemik süreçlerin, kurumun ethosu eşliğinde yapılması önem taşır. Bu şekilde kurumun ethosu doğru değerlendirmenin içinde yapılacağı ortamı hazırlamak bakımdan önemlidir. Epistemik fail bu kurumun bir parçası olarak hareket ederek kendi yapıp etmelerinde de bu değerleri ortaya çıkarır. Sonuçta epistemik süreç kolektif bir süreç ise bu süreci ortaya çıkaracak olan da kurumsal ethostur. Bu bağlamda, başlıca değer olan adalet kurumun ethosunu ortaya koymak bakımından önemli olup, görme yolu içinde bulunulan kurumla birlikte düşünülmelidir. Hukuk bizim yapıp etmelerimizden bağımsız değildir. Bunun farkındalığı erdemden geçer. Erdem sahibi olunmadan hukukçu olunmaz ama bunun için de erdemin anlamının iyi bilinmesi gerekir. Bu nedenle de etiğe dayalı bir hukuk eğitimi gereklidir.
    • Item type:Item,
      İklim değişikliği senaryolarında porsuk havzası'ndaki olası kuraklıkların belirlenmesi ve değerlendirilmesi
      (Ankara Üniversitesi, 2025) Türker, Selma Nur
      İklim değişikliğinin su döngüsü üzerindeki etkileri, kuraklık olaylarının sıklığını ve şiddetini artırarak özellikle tarım ve su kaynakları yönetimi için önemli riskler doğurmaktadır. Bu çalışma, Porsuk Havzası'nda 2024–2100 dönemine yönelik meteorolojik (SPI) ve hidrolojik (SRI) kuraklık koşullarını değerlendirmek amacıyla hazırlanmıştır. Farklı zaman ölçeklerinde yürütülen analizlerde iki ayrı iklim senaryosu (RCP4.5 ve RCP8.5) kullanılmış; hidrolojik modelleme ise HEC-HMS aracılığıyla, 1980–2012 dönemine ait kalibrasyon ve doğrulama süreçleri tamamlanarak gerçekleştirilmiştir. Projeksiyon sonuçları, havzanın yıllık akım potansiyelinde RCP4.5 altında yaklaşık %17, RCP8.5 altında ise %23 düzeyinde azalma öngörmektedir. Meteorolojik kuraklık analizleri özellikle RCP8.5 senaryosunda 2060 sonrası için çok şiddetli kuraklıkların belirgin biçimde arttığını göstermektedir. Hidrolojik kuraklık, RCP4.5 senaryosunda daha sınırlı olmakla birlikte 2075–2099 döneminde şiddetli düzeylere ulaşmaktadır. Dönemsel incelemeler, 2024–2050 arasında orta şiddette kuraklıkların ağırlıkta olduğunu; yüzyılın son çeyreğinde ise şiddetli ve çok şiddetli kuraklıkların bölgesel ölçekte yaygınlaştığını ortaya koymaktadır. Haziran–Eylül döneminde 6 ve 9 aylık SPI/SRI analizlerinin en yüksek riskleri göstermesi, tarımsal faaliyetlerin kırılganlığını artırmaktadır. Mekânsal dağılım sonuçları, Eskişehir (Tepebaşı, Odunpazarı) ve Kütahya'nın bazı ilçelerinde yüksek kuraklık riski bulunduğunu; Porsuk HES ve Kütahya Sulaması gibi altyapıların da etkilenebileceğini göstermektedir. Yağışa bağımlı ürünlerin meteorolojik, sulama ihtiyacı yüksek ürünlerin ise hidrolojik kuraklığa duyarlılığı, üretim planlamasında riskleri artırmaktadır. Genel olarak bulgular, özellikle RCP8.5 senaryosunda 2060 sonrası dönemin havza için kritik bir eşiğe işaret ettiğini, kuraklık sıklığı ve şiddetindeki artışın entegre su yönetimi, sulama planlaması ve uyum stratejilerinin birlikte ele alınmasını zorunlu kıldığını göstermektedir.